![]() |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Dolmabahçeye Taşınan Bir Aralık Akşamı
Şair: Yılmaz Erdoğan Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe'de, çay tadında.... Divit ucuyla yazılmıs bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehmedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında.... Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının.. sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime.. Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum... Kadın, Beyoğlu'nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu.. Adam da.. Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam.. Kadının yüzünde bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük... Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti.. .. Soğuğun ve karanlığın vehameti! Hayatı, bir başkasının pantolunu gibi, küçültülmüş, daraltılmıs.. ilk sahibinin o pantolonla yaşadığı şeyler, yani pantolonu pantolon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar... Hepsi daraltılmış.. Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat! Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken.. Beni sevda yerimden vurdu yine zaman.. şimdi sana söylenecek tek cümle: Bende sana yetecek kadar ben kalmadı.. |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Ece Hanıma
Şair: Yılmaz Erdoğan O beni buldu. Bense sadece bulundum Adı Ece'ymiş öyle söyledi, Çok güzelmiş, çok alımlı, O beni buldu. Geldi... sadece... Geri koyacak sandım ama.. Beni aldı.. götürdü.. O beni buldu. Evinin en gizli köşesine koydu beni Kimsenin bilmediği en kuytu köşeye. Canım sıkılıyor.. yüreğim de.. Sanırım beni geri götürmeyecek. Ama kendi bilir Adı ece'ymiş ece dedim ya Soyadı mı? Bilmiyorum... |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Öyle Bakma Çünkü
Şair: Yılmaz Erdoğan Güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden dünyaya, hayretihasret ve biraz da bayat bayram şekeri kederiyle bakan, aklı canbaz,yanağı al, sesi çilek aroması bir çocuk oturuyor gözlerinde... |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Ey Halkım !
Şair: Yılmaz Erdoğan Sevidir öz türkçe Tüm belaların mümessili Her dilde aynı sızıyı hatırlatır Yalnızlık Bakma kemik sesidir sesimin içine sızan Kırılmaktadır sabah akşam Eklemlerim fire vermektedir ek yerlerinden Ruhumdaki Dikiş izleri belli olmaktadır Evet değirmende bir başak kederidir un Ama suyla hamur olacak bir şey değildi bu kördüğüm... Sen bir sokak oluyorsun bazı Bazı bir koku Birinin saçına sinen Sen bir şaka oluyorsun bazı Durup dururken aklıma gelen Sen bir çift göz oluyorsun bazı Bir tek sözü bile aklında tutamayan Herkes kötü davranıyor bana Sözüm kesiliyor Ve kanıyor en zayıf harfinden Saçım çekiliyor Yüzümden Herkes bana kötü davranıyor Yalnızlığım ki,yirmidört saat birlikteyiz Kendisiyle Bazı o bile uğramıyor Asıl gelmeyince gelen Bir ölüm haberi gibi Ağaçlarım sökülüyor sonra Başka yere ekilecekmiş süsü veriyor Kuru dallarımın pişmanlığına Ellerime yapraklar dökülüyor Hak edilmiş bir sonbahardan Herkes bana kötü davranıyor Uğradıklarında anlıyorum Görmezden geliyorlar Yol uzun vakit kalmıyor bana Ayaküstü kalbimi kırıp gidiyorlar Ağzımda kendi gözyaşım birikiyor İçin için bir tuz tadı İçin bu kayıplar içinizden geldiği gibi Üzülmeniz için Herkes sevsin istedim beni Suç işledim masa örtülerime Süs mahiyetinde Kimseyi sevemedim uluorta Suç işledim kayıtlara geçti Geçti gitti bir ömrün Henüz bilmiyorum ne kadarı Cezadır ey halkım Çekilir tenimden Tez elden hazırlanır doktora Kendini ele veren tezler Konumuz yoktur ey halkım Konuşmacınız yalnızlık illetinde Yazılarına bir süre zarar verecektir Kendisi yıllık gizinde Kar bile yağmaz Kış kendini tanımlamaz Akdenizin zedeli mevsimlerinde Seyrine buğu dayanmazdı oysa Çocukluğum Lapa lapa bir seyirliktir Komikliğimiz yoktur ey halkım Komiğiniz kar izindedir Kadındır Saçlarında birbirine karışır teller Sevgilinin tellerine bakışlar konar Herkes sevdiğine canım Böyle mi yazar? Aşkımız yoktur ey halkım Sevdalınız şıllık izindedir Yazımız yoktur ey salkım Üzümlerimiz üzünç içinde Şarap meylindedir Şiirimiz çoktur ey halkım Şairiniz acı çekmektedir. |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Gülüşün
Şair: Yılmaz Erdoğan Gülüşünde bir mana var, Saklayamazsın. Sarılışında ne düşler, Ne düşükler, Sakınamazsın. Aynı yolları, Kimsesiz mekanları, Birlikte özleme hasreti... Yalnızlığımın dert ortağı gastrit... Gülüşünde bir mana var, Saklayamazsın. Bütün iç savaşlarda, Rehin alındı bu yürek Kandıramazsın. Hangi çekilişin Büyük ikramiyesi bu, En uzak sevişmelerin Yeni yetme utancı. Lakin aşk, Biraz da utanmaktır yaşamaktan, Sakınamazsın... Yeni yetmelik işine gelince: O zaten hepimizin gizli öznesi Türkçede var. Bazı dillerde yok. Gülüşünde bir mana var, Saklayamazsın. Kime niyet kime felaket bu aşk, Anlayamazsın. Ödümüz patlıyor acı çekmekten Oysa; Biraz da acıdır, Aşkın mayası. Kaçınamazsın. Gülüşündeki manayı saklayamazsın. Tutunacak yerimiz yok, Resmi tutanaklarda. Gülüşünde bin yıllık hasret var, Saklayamazsın. .......................... Bu yazık karşılaşmanın Alnımıza çakılıyor anafikri: Aşka cesaretimiz yoksa Başka zaman görüşürüz! |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Hepsi Bu
Şair: Yılmaz Erdoğan Değişen ben değilim dönüşen savaş yaşlanmakla ıslanmak aynı şey: bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak şimdi ölüm bile yetmiyor acılarımızı tartmaya dostlar alıngan bir sahili pinekliyorlar bir merhabayı bıçaklar gibi artık selamlaşmalar değişen ben değilim dönüşen savaş artık zaman bile yetmiyor yaşadığımızı sanmaya yine de ışıklar bu kenti güzelmiş gibi gösteriyor geceleri... geceler... yani Ahmet Haşim in kafiyeleri... seni aklıma düşüren yerçekimi değil yalancı yıldızlar öyle uzaksın ki üflesem soğuyacaksın sarılsam okyanus bir aşka yetecek kadar ve anımsatacak kadar sebepsiz bir ölümü, acılarımız ve kafiyelerimiz var... işte hepsi bu kadar... |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Hoşçakal Anlatıcı
Şair: Yılmaz Erdoğan kolları kesiliyor takatten alt kattan sesler ve penceresinde kız çocuğu bir fesleğen kokusu inadından olacak evcil daralmaların kuş yüreğinin içinde bir kafes besler nefes almadan sadece vererek koşar boylu boyunca yaşamanın içine zira soyulunca anlaşılıyor asıl portakalın mucizesi hoşçakal tabiat sağol hatırlattığın için hoşçakal bilim elimde binlerce cevapsız kalmış ahize yüze kapatılmış yüzlerce telefon hoşçakal anlatıcı yerini bulamadım anavatanımın sesinin haritasında anlattığını anlayamadım beni affet doğduğum yer biraz sapa bilirsin iki kere hoşçakal der bütün romantikler hoşçakal anlatıcı hoşçakal! |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Karanfil Ölüleri
Şair: Yılmaz Erdoğan günler güz yanığı sonsuza giden raylarda gümüş kum susan çöller gibi yalana buyruk akıyor bıkıyor zaman... senin maviliğinden eser yok haki yeşil bir yaz ve tel örgülerde karanfil ölüleri... bazı salak kuşlar konduğu pencerelere tutsak yalan yanlış konmalara zemin haki yeşil bir yaz hasret mavisinde karanfil ölüleri önünden tren geçen hemzenin hayat duran zaman esneyen saatler amaçsız bir bit yarışı yürüdükçe uzayan koştukça beton yollar ve yollarda karanfil ölüleri... limanlarında denizsiz yaşanan ezan vakti küheylan kuşluk vakti beyinsiz bir şehir diken biriktiren bir koleksiyoncu ve gül kokumsuz çim bahçelerde karanfil ölüleri... bezgin çamurlarda nefsi müdafadır bir tozun direnişi kimsenin bikinisini çıkarmadığı haki yeşil bir yaz ve yarasına işeyen kırık haziran makamında erotik karanfil ölüleri... sormadan konuşan ahmak yalan değil gölge değil iz hiç değil sanal bir serinliğe sığınan çağıl çağıl bir nehir bile değil çağlayan diliyle ırmamak ve ırmaklarda karanfil ölüleri... yaprağına kırmızı kıvrımına şarkılar dallarına suskun bir hayat öpücüğü ve haki yeşil bir yaz içre yazılan sıkkın şiirlerde karanfil ölüleri.. |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Kasaba
Şair: Yılmaz Erdoğan astarı erken sarkmış kirasız kaygısız belki kefilsiz bile et kokusunda bir vitrin özlemiyle büyütülmüş bir kasabada ölmeliydim aslında on yıl geriden gelen afişli seks kokulu yazlık sinemaların birinde uyuyakalmalıydım sizi tanımadan hatta gazete bile okumadan konformist kahvaltılarda o kasabada o kendi delikli uykusundan bile habersiz karabasanda ölmeliydim adınız geçmiyor farkındasınız değil mi tek bir şarkıda bile nasıl kasabaların tek bir caddesi vardır mühim gerisi ara sokak yalnızlıkları kediler bile ıslık çalmadan geçer kaldırımları bir otobüs geçer "soğuk ve şehirler arası" bir uykuda içindekiler... ne kasaba karşılar otobüsü ne muavin irkilir kimse inmeyecektir çünkü kimse binmeyecektir... herşey bizzat hayata benzer: otobüsün kasabadan geçişi, bizim dünyadan geçişimiz... hiç meşhur olmayan şairler kalır bazı kasabaların otel odalarında beyaz kağıt ister vakitsiz resepsiyon uykuluğundan kasaba il olmak ister herşey bizzat hayata benzer otobüs geçer kasabanın gecesinden ara sokakta ıslıksız kediler bazısı yeni hayat'a yazılır olanların bazısı yazılamaz olmayan bir beyaz kağıda ıssızlığın da bir müziği vardır elbet konuşulamayan notaları vardır en dandik kasabaların bile kurulu düzenleri vardır sabahın sekizine herşey bizzat hayata benzer ıssız kasaba eskizlerinde... kasaba il olmak ister her şair intihar etmek ister bizzat kafiyeli cinaslı bir son peşindedir yoksa neden gecenin üçünde neden kediler bile mırıldanmazken en tutan şarkıları neden boktan bir kasabanın orta yerinde ışıksız bir vitrin seyri herşey hayata benzer bizzat iki sevdalı arasında... biri doğumdur hesapsız öteki ölüm şairce bazı kasabaların otel odalarında... |
Cevap: Yılmaz Erdoğan Şiirleri
Gürdal İle Konuşma
Şair: Yılmaz Erdoğan tam soruyordum “madem ölecektin niçin bu kadar güzeldin?” peçetedeki balığı gördüm ağlıyordu niçin ağlar peçetedeki balık diye sordum bir mendil niye kanarsa ondan dedi Gürdal. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:28. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.