![]() |
Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Akşamdır Şair: Yılmaz Odabaşı I suları boğdu dalgalar ... ses hoyrat sevinç yılgın şakaklarım sonbahar II "muhbiri çoğalmış sevdanın" yapışmış tenime ter elime kir sessizliğin ortasında bir deli rüzgar akşamdır avuçlarında marmara’nın akşamdır şiire karıştı sular sularda çoğalır sevdalar ellerim ah! ellerim nasıl anlatsam gece gece kokuyor çocuklar |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Aynı Göğün Ezgisi
Şair: Yılmaz Odabaşı Abdülselam Daha aşksız ve kitapsız lisede ipince esmer yürekli bir oğlan Bu yağmur nerden gelir: Sular bulanır Bu çığlık nasıl büyür: Yürek daralır Bu kavga ne de bıçkın Meydan aranır Aranır Abdülselam Bilmez bir oğlan Diyarbakır'ın göğsünde terli bir akşam Daralan sokaklarda bir yaşamı çaldılar Abdülselam kardeşimi arkasından vurdular ... Koştum kan mevsimine erken sarıldım Bir kanlı geçitte vuruldum kaldım |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Aşk Bize Küstü
Şair: Yılmaz Odabaşı I biz bu kentlere sığdık da bu kentler bize sığmadı âsiya ve bir çığlık gibi günlerin çarmıhında arttıkça yalnız, sustukça silik... ay ışığı gölgeleri büyüttü son kuşlar da vuruldular dağlarda yakamozları söndü sahillerin, ışıkları evlerin çağın vebalı gövdesinde bir hayalet gibi gölgemizde yalnızlık kaldık... kırık bardaklar gibi içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi... II düşler artık ölü çocuklar doğuruyorsa sevgiler boğduruluyorsa kürtajlarda ve daha eskimemiş tüfeklerle ordusu bozguna uğramış askerler gibi kalıp bozuk paralar gibi yuvarlanıyorsak kaldırımlarda bir bedeli vardır elbet cennetini çaldırmanın ömrünü piç bir bebek gibi bırakmanın bulvarlara bozgunlara ve yanlış yalan aşklara; bir bedeli bu kuşatmaların, ilkyazları kurşunlatmaların... biz bu kentlere sığdık aslında bu kentler bize sığmadı âsiya ah son kuşlar da vuruldular dağlarda! III ay ışığı gölgeleri büyüttü mutluluk oyununa geç kalan ölü kuşlarla geldim geldim... kırık bardaklar gibi içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi ve ömürlerimizde bin kasvetle upuzun sefalet seferlerinin ayazı belki de yalnız geçireceğiz artık kimbilir batan gemiler gibi yiten aşklardan geride kalan her kışı, güzü ve yazı ay ışığı gölgeleri büyüttü ayrılıklar eskidi... biz eskidik aşk bize küstü âsiya... IV belki de uzun sürecek bu bozgunun saçağında sen şarkılarını sesine yasla ve bırak beni de usulca bir apansız yalnızlığa! ay ışığı gölgeleri büyüttü büyüdü ölüm ve biz küçüldük âsiya... |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Aşkın Bilançosu
Şair: Yılmaz Odabaşı I gidersin; yağmurlarda kırık kalır mızrabım gidersin; ardından dilsiz bir ihanet gider gidersin; her şey gider gidersin; kalbimde bir tabur ayaklanır ilgilenmez ordular, hükümetler gidersin; ne rezil bir an’dır bu yazdıkça silinen sözcükler gibidir hayat gidersin; bir hazin dramdır bu /kanmadım aynalara sana kandığım kadar içimde bir boşluk sana yandığım kadar…/ II bugün hasretin kırlarında dolaştım senin adınla aşkın adıyla savrulup aktım o ırmaklardan; ırmakları çöllerle çölleri denizlerle denizleri düşlerle buluşturdum sustum kaldım sonra böyle günleri savuşturdum... /ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni?/ III sen olmayınca sesin de yoktu, gözlerin de bu yüzden odama resmini yaptım söküp kalbimi yanına astım sensiz kalan yılları da ben buruşturdum kalbim hasretinde asılı kaldı yetim kalmış anıları ben tokuşturdum… IV daha bu solgun günlerde aşk, yaşanır sözde! kalp, yitik bedende; yağmur değil, sanki efkâr yağıyor kente yağıyor ömrüme senin yerine… /kanmadım aynalara sana kandığım kadar içimde bir boşluk sana yandığım kadar…/ |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Bir Liseli Silueti
Şair: Yılmaz Odabaşı hayat hattında acemi tayfalardık ne avunduk sevinç müsvetteleriyle aşktan ikmale kaldık... bak her sabah bağıran yeni sabaha artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş heybetli dağlar arasında göğümde yıldız yitmiş... sen hala anılarımın en beyaz yanısın sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın yarısısın sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski bir şarkının adısın... * daha adamlar şehirlere otomobillerle geceler anılarla birlikte gelir siluetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir efkarım bir yaralı ayrılıktan beslenir (artık ne teneffüs zilleri çalar ne otobüs duraklarında sabırsız bekleyişler var...) * kimse bilmez yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi olsun! Yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi... Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın yarısısın sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski çok eski bir şarkının adısın... |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Bir Nehrin Tükenişi
Şair: Yılmaz Odabaşı hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun seni soruyorum hiçbir şey bilmiyorsun hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın... tükenişi bir aşkın bir nehrin tükenişine benzer ne deniz olabildin ne nehir kalabildin... kendin ol kendin ol sen buysan başkası ol! buysan kederden öleceğim başkası olursan da kimi seveceğim? /ne diyarbakır anladı beni ne de sen oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../ |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Bitme
Şair: Yılmaz Odabaşı bitme!bak,içtim,yürüdüm,kederlendim denize girdim,üşüdüm,sana geldim düş bitmeden sen bitme bitmeden sevgi gitme bitme!bak,koştum,savruldum,hep örselendim cıgara ziftlendim,ille de seni sevdim uzaklarda öyle çok kederlendim günler bitmeden bitme bitmeden hasret gitme bu yangın geceler,bu intihar gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar bu dolunay gecenin göğsünü yarar benim göğsümde de sana geniş bir yer var düş bitmeden sen bitme bitmeden sevgi gitme... |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Bu Sensin
Şair: Yılmaz Odabaşı Bu sensin Ve sesin Bu terin ve tenin haklı ıslaklığı Kal öyle Isıt gözlerimi gülüşlerinle Birazdan kapılar kırılacak belki de Birazdan kapkara bir örtü olabilir gözlerimizde Biz diz kırarken sinesinde sancının Yolunur papatya Deşilir ten Ve yara da ! Çünkü ölmek günleri biraz da Gülmek günleri(de), inadına Gün gülümsemeleri ardında Gün gülümsemeleri ardında Dağlandıkça Dağlaşmak Ve dağları sevmeye yaraşmak Yaraşmaya Yanaşmak günleri Sen de yanaş kıyılarıma bir vapur gibi Çarpıp durayım güvertelerde gözlerine |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Cizre Yolunda Güneşe Bakan Asker
Şair: Yılmaz Odabaşı kuşatılmışlığa kar yağıyordu toprağın mayınlı şakağı ürkek ve sabahın yeni renginde bir asker cizre yolunda güneşe bakıyordu herkes bir dünya konuşurken dilinin yordamıyla en önce aşklar bitiyordu cizre yolunda sonra cıgara paketleri ve sofralar sonra mevsimler çocuklar ergenliğe bitiyordu... kar beyaz, bembeyazdı morarmanın dilini bilmiyordu cizre'de havalar o gün ayazdı neredeydi o alabalık sürüleri, turna katarı nerede bulurduk çılgınlıklarla yonttuğumuz ve karlar gibi eriyip yiten baharı /cizre yolunda güneşe bakan asker sesini nerede bulur?/ özlemler biraz kalsın, bırak bırak her özlem önüne bir yol bulur sen de o fısıltıya savrulma asker cizre ellerimize, hayat düşlerimize yeter.. |
Cevap: Yılmaz Odabaşı Şiirleri
Dağınık Gazel
Şair: Yılmaz Odabaşı “eski güzel şeylerden değil, yeni kötü şeylerden başlamak gerekir.” -Walter Benjamin- göç geçer... geçer ayrılıklar baladı siyah bir orman olur gençliğimiz bize böyle pay kalır bize böyle pay kalır... ağla sömürgem... belki dönemem oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır kış yanar, düş üşür yüreğimde ağlarım, gözyaşım beyaz kalır... sonra askerler yeniden kuşatırlar aşınmış kaleleri bin havaar parçalar gecenin döşeğini ocaklar iniler, yas büyür, orta yerde kan kalır dıngılava’da peştamallı çocuklar havuzlara işerler gözlerinde bir mahmur özlem kalır... derken bir ankara, bir poyraz beni döve döve içeri alır yollarda giderek uzaklaşır... giderek uzaklaşır fahişeler terli kasıklarıyla sabaha uğurlanır kuşlar inkâr edilir, gökyüzü yağmalanır ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır... ağla sömürgem! ağla ve kucakla kumral delikanlını buralarda çatılmış bir tüfeğim böğrümde taflan kalır şimdi kızılay’a da oturmuşum hasretin kancasında geçer zaman, geçer yıllar, günlere bir yeni hazan kalır... ağla sömürgem... sen hep mağlup bir ağlayışta ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışla bak, çöpçüler bu geceyi de piç edip süpürdüler ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta özleminle hâlâ bir yakarışta... ağla! ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır buralarda nem var! nem varsa sende kalır daha çağırırken anı bile kalmaya tenezzül etmeyen o dağ dorukları sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları... ben gittim ve yittim! oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır burada yıllar küfürle uğurlanır ben büyürüm içindeki haylaz çocuk uslanır ve günler geçer, herkes gider, pistler boşalır sahnede bir ben, bir kurtlar, bir klasik dans kalır... ağla sömürgem... buralarda döne döne- mem! artık bir yeşile dolmasak da anılardan haz kalır sen de bir zaman duyarsın bir gün bir taze mezar kazılır ardında bir dağınık gazel ile, kül ile ankara’da bir ölü yılmaz kalır... |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:10. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.