![]() |
|
Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Acıyı Aşka Yama Yaptım
Bitiyor zaman. Tüm saatler kum saatinin içinde birbiri üstüne yığılıyor. Sahte mutluluklar giyiniyor sözcükler. Sen-ben savaşında imtiyazsız yarınlara bugünden açıyorum gözlerimi. Savaşacak kadar bile yakın olmayışımızı bilirim. Bilirim, acı verişindir bu kadar sözcük dizdiren. Ömrümü ömrünün ardında sürüyen... Aynaları kırıldı mutluluğumun. Söz dinlemeyen yanımı artık çok iyi tanıyorum. Ayağım takılıyor bir acıya ve yokluğunun üstüne düşüyorum. Hala üşüyorum... İğne deliğinden geçiriyorum sevdayı. Sen oluyor nakışımın adı. Bir an sen oluyorum anlayışsız, vurdumduymaz... Sonra bana dönüyorum. Bak hala ağlıyorum... Harf harf işlerken kelimelerimi, şimdiden yerleştiriyorum acılarımı parmaklarımın ucuna. Son düşen cemreyi de ayırıyorum payıma. Kapatıyorum gözlerimi. Hadi git yâr, geldiğin gibi. Acıttığın yerden tüm acılarımı da topla git hadi. Anlamadım yâr Sen mi yâr olmadın yoksa ben mi yarenlikten uzaktım? Hangi kıyıya vurmuştu aramızdaki eksik o taş? Hangi şarkıda yarım kalmıştı notamız? Hangi satır içine sığdırabilmişti de seni; sen bulunmazım olmuştun? Ah yâr sana bağlamazsam sözcüklerimi, hep anlamsızlık oluyor yüreğimin dili. Sana bağlandığında da gözyaşına paralel oluyor. Yok, mu önümde senden gayri gidecek bir yol? İçim yine aynı mısra'ları tekrarlıyor.. Yamaçlarımda senli güzel düşerim var Ama düşlerime damlayan zehir de sensin yâr Bulamadım yâr. Seni bu kadar ararken kendime bir mutluluğu da bulamadım. Zamandan bir bir çalıp saatleri sızlayan yanlarıma kattım. Ben acıyı aşka yama yaptım. Hafife almadım duyuları. Kuytu köşelerde ölümüne besledim sevdayı. Acıydı bildiğim aşkın ön adı. Hiçbir şehre sığmadı yüreğim. İstanbul sen de yüreğimi ayaklarına doladın. Ve sen düştün ben kanadım. Ezildim, yarama yine koskoca bir kenti bastım. Büyük bir uykudan ibaret sandım satırlarda yaşamayı. Kelimeleri vurdum kumsallara. Canımı ağrıttım ardında. Ve bir taş daha attım içimin karanlık dehlizine. Hüzün meskenine kilitli aşk hangi makamı kabul ediyordu ki sözlerine? Hangi yaram düşlerimi sana vurduğumda acı damlatmıyordu? Gerçeğimde olmayan yâr gönlümden git! Hadi git! Ben sarsılan bir şehrin enkazı olmaya razıyım. Ben, yine kâbuslar saklarım yatak başlarımda. Ve sana şiirler biriktirmekten vazgeçerim. Sessizliğimin sesini dinlerim bir sonbahar sabahında... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Aklım Kara Kış
ben seni yaralarından tanıdım ecelime son kurşundun deli davalım n'olur bulutsuzluğuma darılma dudağında bizi gül kıyametime adım kala beni senden alma aklım kara kış ellerim seni üşüyor bugün günlerden soğuk ben aysız gecelerde çocukluğuma mektup yazardım ah çocukluğum kağıt gemilerim düşlerim dudaklanıyor sesin kokuma gizli yıldızları sönük gecelerde dilime yağmursun gözlerini uyuyorum her gece bu kent içimin bahçesi gemilerim çözülüyor yüreğine ellerinle okşuyorsun bilmiyorsun kendi bakışlı kız ömrümün kırçıl masalısın uçurumlar vaadetme bana yaralısın... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Ama Gitme
ama gitme gözlerimde kan gezer yasadışı bir soğuk işler iliklerime gözyaşlarını geçirip sırtına küflü bir sapak mı bırakacaksın sabıkama biraz duman hıçkırığı sigaranda biraz gece kırığı bende şiir yorgunu damarlarıma ilk aşktan sola dön ama gitme şiir kanamalı bir aşkın "sonu yok"undan geçerken ışığın sesini bul aynandaki kırık yüzümü topla gözümde seğiren acı bir denizde yüzdür Olimpos'un sıcağını ama gitme uçurumlar seri cinayetleri tökezletirken sesini sakladım cebime yağmur işgalli bir gecede ıskaladım kapına dayanmalarımı daha binmeden otobüslere duraklar mı tuttu da kustun sesini üstüme bak sana dil sürçmeli peltek şiirler yazdım satırlarından kan sızar satırla doğranmış bir aşkın cinayetinde bir insan iki kıyıya aynı anda gözlerinden düşebilir itme ama gitme daha saat "hoşça kal"ı göstermedi bitme ! |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Araz
"Gel" desen gelirdim Gittiğin uzakta bendim Dağ gibi bir ihanetten düştüm Bu kendime son gelişim Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime Kendimi suçüstü yakalıyorum Ve kentsizliğimin isimsizliğini Araz'a uyak düşüyorum Gözlerime senden düşler sürüyorum Islak bileklerim kan bayramına yatıyor Bana en büyük tehdit yine ben oluyorum Sonra bir durağa yaslanıyorum Sonra bir kente Ve sen gidiyorsun Ben kanıyorum Diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun" Oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun Yorgun Haliç'e biraz inat Biraz ihanet bırakıyorum Ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum Aklıma düşüyorsun Düşüyorum Düşünce Üşüyorum Azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum Ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum Yalanlarımla bir hiçlikteyim Beni içinden kaç Bu kentte her yağmur kendini ağlar Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum Ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir Nerde kimi üşüyorsun Artık kendini yakan bir ateşim Kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz Şimdi boş duraklara yaslanıyorum Boş kentlere Oysa "gel" desen gelecektim Gün düşlerime dönüşlerimde Bakışın içiyor beni gözlerimden Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara Uzaklığına uzanıyorum Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan Yıkılıyorum şarkılara "Kimseler biliyor" Yalnızlık dostumdu Şimdi korkum oluyor Oysa "gel" desen gelecektim Artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor Güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik Göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan Kendimi yitirdikçe sana gidiyorum Göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum Düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum Uysal yalnızlıklar satın alıyorum Gülüşümle ödeyerek Ve içimde yalancı bir katil taşıyorum Yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma Cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben Kirli sözlerimi temize çekme Oysa "gel" desen gelecektim Gözlerim ihanete ihbar taşıyor Kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına Sözü namluna sürmelisin şimdi En yaralı yanımdan vurmalısın beni Çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır Avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum Ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam Susuşuna kan döküyor gözlerim Sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun Oysa bilmelisin Araz'ım Kimsenin içi görünmez Ve hiç bulamadıklarını Asla yitiremezsin Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor Söylenecek bütün sözler Her sabah akşam oluyorsun Alnından ellerine damlıyorsun Yüzündeki yağmurla iniyorsun kente İçine dert oluyorsun kentin Dışına yağmur Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler Duvarların kan öksürüyor Ve sen Başkalarının gözlerini Yüzümde aramamayı öğreniyorsun Beni bir durağa yaslıyorsun Beni bir kente Gidiyorsun Oysa "gel" desen gelecektim Susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın En susmakta neydi öyle Sen en dinlerken Biliyorum Araz'ım İnsan kendini bulmamalı, hep aramalı Gittiğin yerden başlıyorum öyleyse Gece cinnetlerimi de alıp yanıma Denize bakmayı bilmeyenler Bir gün mutlaka boğulur İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı Ben şimdi gurbetim İçimde taşıyorum Heba olsa da senlerce yılım Oysa "gel" desen gelecektim Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep Ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden Şairler ölüdür derler İnanmıyorum En karanlık ceketimi giyiyordum Işığa kördüm çünkü Şimdi ise güneşe ilerliyorum Dirilmek için Kimliği paslanıyor eski bir anarşistin Gecenin kör gözünden utanıyorum Hadi bana en militan kelimelerle saldır Batır içime cümlelerini Beyhude bir dehşet bırak Hak ediyorum Gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime Can kaybından ölüyorum Cenazemde namaz kılacağım Zan altındayım Yalanıma inanıyorum Yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan Kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin Kinim kendime Susuşum sana Küsüşüm tüm dünyaya Üstü kalsın ihanetimin "Gel" desen gelecektim Yine bir tren geçiyor içimden Sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı Saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor Görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum Hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede Sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan Süsle beni ey aşk Geçtiğin yerleri öpüyorum Yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum Dişlerindeki nikotin tadı terkimde Sirenler ve ateş hatları içip Sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden Islak ceplerimi buluyorum el yordamıyla Yasadışıyım Tutukla beni gözlerimden Kalemim bitti yitirdi şiirini şuur Öldü kanımdaki mürekkep balığı Solumdaki sise intihar etti intiharlar Bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek Yaşamak için geç bir zaman Ölmek için ise erken Çok davullu bir senfoni sürçüyor Dikiş tutmaz ayrılığımda Kirpiğinden yapılma bir darağacına Geceyi asıyorum Yoksun Bu yağmurlar ıslatmıyor beni Bir durağa yaslanıyorum sensiz Gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum "Gel" desen gelecektim oysa Kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor Şimdi herkes biraz sen biraz acı Göğsümde bir vagon Gizli sözler batıyor Fırtınalar çıkıyor üstüme Şakağımda İntihar acemisi bir şairin Delilik provaları Arkandan uluyan kapılardan Söküyorum kokunu Yokluğunu kokluyorum Yokluğunu yokluyorum Çöz gözlerimi senden hadi Ücranda yak bakışımı Gözlerine bekçi sevdam Dünden ve senden kalmayım İçine her düşen Kendi keşfi sanıyor seni Oysa sen Melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin Ve kendini acıtmak istiyorsun Ama güller kendine batamaz Bilmiyor musun "Gel" mi diyorsun Herkes kendi gördüğüne bakar Peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz Kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu Hadi en kanadığımız yerden susalım "Gel" desen gelirdim "Git" dedin ve gittin Aşka... Rüzgara... Ayrılığa... Zamana... Eyvallah... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Ayrılık Gelmeden Git Sen
kimsesiz bir gökyüzüne lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır, karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör; yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi... çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf her hece aklımın kabristanlarında yankılanan sahipsiz bir ölüm çığlığı, masumiyeti sesimde eskiyen... ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi yüreğimin sevda çukurlarında... hadi yâr kendini al gecelerimden al ve git! zaten bir uzak düştü benimki; ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı, şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken, ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde hani meçhul bir izbede seninle el ele...! oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben bilmem hangi şehrin emanetçisinde ve senden habersiz, adından acılar türetiyorum şimdilerde... dilimin ucuna geliyorsun bir zaman yaşamak soruyorsun! yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda, dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden...! ve dinledikçe kendimi, kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında... ben kaçmak isterken her şeyden gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim. sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin ve bizden çok uzakta mevsim çömezi bir haziran sonbahara uyanır şehr-i İstanbul, gözlerinde bir mavi yangın ve saçlarından dökülür martılar Üsküdar'da pasaklı bir deniz kızının sâhi martılar diyordu bir şair: “martılar ki sokak çocuklarıdır denizin” yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası, yağmasın diye kulelerde saklanan..! işte böyle “can” dediğim: yetim çocuklar hüznünde kâhır yüklü gölgeme çokça sahiplik etmişken bedenim, yorgunluğun kıyısında hüzün olup işlenmişim ömür gergefine... çapulcu dillerin nazarında sevdaya zûl libaslar giyinen, uğursuzluk alâmeti koca bir hiç'miş adım... ötesi yok! gurbet yokuşu ağlamalar pazarında iki damla gözyaşıymış bedelim ve soyunup benliğimden elem üstüne elem giyinmiş sana pervane yüreğim gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece hiç ses etmemişim meğer ne çok kedermiş gözlerinin içinde tutuklu kalmak..! lâkin sevmişim işte her şeyden ve herkesten öte sadece sevmişim seni... ama sen kendini sök düşlerimden sök ve git şimdi! yolların koynunda başımı yaslayıp ölümün yamacına bunca acıyla yoldaş olmuşken ben sen kaç benim kalabalığımdan ve bir intiharın şafağında sesini sil şiirlerimden olmasın dönüşü gittiğin yolun kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde sonsuz bir gidişle unutmalara aç yüreğini, yüreğini toparla yüreğimden cellat bayramı asılışlarda nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü ve zamana not düşsün akreple yelkovan yüzün kalbimin ortasında yalnızlık yazgısı yemin olsun ki belki arınıp mezar kalabalıklardan ben yine ben olurum...! yağmurlu bir gökyüzü akşamı hani olur ya! düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni “ziyan ömürler kucağında kendine has ölümler büyüten bir deli çocuktu” dersin... hadi git şimdi git ki gözlerine “ayrılık” değmesin... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Beni Sana Terk Et
Yine girdim gecenin korku tüneline cesurca, korkarken binmeye alışıktır bu trenin vagon araları, yine kapımda karakış Ne zaman düşünsem seni, intihar çığlıkları gelir kulağıma şehrin arka sokaklarından. İçimde eriyen buzun tepkime ısısı gibisin Eridikçe ısıtır sonra yine donarsın Ve her donuşunda beni de yakarsın, Söyle gecelerimin gardiyanı olan masal perisi Sen ne kadar, kaç mevsim yalansın.. Ne zamandır sezen söylemiyor “keskin bıçağı” Ve artık radyolar çalmıyor bab-ı esrarı. Uzaklarda bir yerlerde bakan gözlerin, hangi cinayetlerini görmüştür bu gecemin. Yer altı zindanlarında saçlarının kimleri asmıştır boynuna dolanıp bu yasadışı militan sabahlar. Onursuz kalmaktansa dolaşan kanında, yara olup kanadım her adımı andığında. Oysa sen hiç görmedin bu cam kesiği ayrılığın ne depremlerin artçısı olduğunu ve ne kadar yıkım yaptığını o gözlerime bakan iki gözün. Hani bu şehirden gitmek kadar mülteci bir rüyanın orta yerinde girmiştin ya gecemin ikindisine. Yok saydığım hayatıma,yalnızım şimdi bu kalabalıkların mahşerinde. Bir iç çekişsin gecemin ayazında. Beni kovarmısın kalbinden, Atarmısın beyninin en ücra köşelerinden ve gözlerin nasıl görmez sana olan susuşlarımı biriktirdiğim göz pınarlarımı. Yağmurlar erken yağardı her mevsimin gençliğinde kentime Susuz kalmış martılara ve sokak kedilerine inat Kana kana tadıyorum sensizlik okyanusunun tuzlu sularını. Toprağımın kokusu geliyor her yağmur sonrası küçük köyümün, Günler ötesinde kalmış ağustos mesafesindeki dağların arkasından. Senden sonra biriktirdiğim tüm sitemleri bileyledim, gözyaşlarının altında geceler boyu kalmış, pas tutmuş varoluşuma. Tüm silahlarını bana doğrult razıyım ama ne olur dilini kana bulama. Yüzüme gözüme saydır terkedilmişliği ve yalnız geçen gençliğimi Kıpırdarsam namerdim, ama bu sevda savaşında oyun taktiği sayıp beni arkamdan vurma.. Ne olur beni sana terket benden. Dönüşsüz bir bilet al bu akşam coğrafyamın en uzak istasyonuna, bu gece gitmelisin son terk treniyle o intihar adalarına. Yitirilmiş tebessümlerimi biriktiriyorum salı rüyalarıma Kalmak için artık erken ey gecemin gardiyanı, Bu çığlık sokakların meçhul failli katili beni sana terket. Mevsimsiz bir yaprak savruluşuyla çiziyorum rotamı Uğramadık liman demirlemedik sahil kalmayana dek geziyorum yalnızlık okyanusunda maviliğini. Ne yana dönsem mahşer mevcudiyeti, kalabalık yalnızlar. Bu son kaçışta olsa bilmiyorsun ışığa kaçarken geride bıraktığın karanlığın neleri gizlediğini. Bir gece ansızın uyanıyorum uçurumun kenarından atlarken o kabus gözlerinden, Topladım valizimi senden arta kalan hatıraları atarak içine Sensiz sana taşınıyorum bedeli ağlayarak. Bir merhabanı bekleyen o küçük umutla bekliyorum beni götürecek olan kahır trenini bu gece beni sana terket. Sen ve ben bir denklem gibi iki bilinmeyenli Hiçbir özdeşlik çözemiyor, hiçbir formül bulamıyor matematik Ansızın aklıma geliyor liseden kalma bir metod, yerine koyma metoduydu galiba adı buluyor sonunda çözümü aşk. Seni yerine koyuyorum hangi şıksın bilmiyorum. Tek soruyu ancak yetiştirdim diyorum bu sınavda, ama nafile bütünlemeye bıraktım seni kalemimi kırarak. Beni temize çekme istemem beni sana bırak Beni sana terket bu denklemin bilinmeyenleriyle birlikte saçlarının zifiri maviliğine bırakarak, Ağırlığını taşımak hayatın, sensizliğin, ağırlığını her gece tartmak. Taşıyabilmek bu katarlar yüküyle çekilmiş ağırlığı, bir çift kırık omuzla tek başına ayakta kalarak. Yorgunluk belirtileri baş gösterdi bir yanı kırık gençliğimin uyku saatleri. Vedalar ne kadar ağır olursa olsun her sonun bir başlangıcı var. Ey benim son başlangıcım ağırda olsa bu karar Ne olur beni sana terket... Beni sana terket bu son firar.. Bu son firar... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Beni Susarken Bölme
Yüzünün hangi oylumuna takılsam Uçsuz uçurumlara düşüyorum Ağlayınca şişen göz kapaklarında Hangi tankerleri yüzdürdün bu akşam? Sığınağımıza kaçan birkaç damla yağmur Gözyaşına mı karıştı yoksa? Fazla değil mi bu sessizlik ikimize; Beni susarken bölme! Satır aralarındaki sızıntıdan kendimi ele veriyorum Ben sana, seni gösteren bir aynaydım Dökülseydi sırlarım sen de göremeyecektin Ben ki kendimi yine sırlardım Sen kendine yeni aynalar bakmasaydın Buldun mu yüzüne en uygun olanını? Ve ağrılarını saklayabildin mi, sırsız aynaların sırrına? Kulaklarıma sağır sesler peydahladım Beni susarken bölme! Az daha doğduğumuz öykü de ayaküstü ölüverecektik; Anamızdan emdiğimiz acılar burnumuzdan gelecekti az daha… Dipsizliğinde dibi tutarmış sandık, sanma oyunlarımızda Meğer suskunluğumun dibi karaymış Ben kuyu sanmışım Ben susarken bölme! Merhemine biraz Ağrı sür biraz Toros Yol ortasında adresim yutuluyor bırakma ellerimi Duru durdurmaya duramıyor, durak sandığımda köprüleri Oysa her şeyi birleştiren köprüler yine ayırdı bizi Saçlarını sakladığın rüzgarı biraz savursan Açılmayacaktı bu kıyı şeridinden Zulamdaki sardunya suskuları Beni susarken bölme! Ellerin büyükken ellerimden Hangi coğrafyama sakladın, mendilleşen parmaklarındaki yaşları? Bana do minör bağırma Uslu bir su kuşuyken bünyemde Verdiğin geçici rahatsızlık için, ömür dilerim senden sadece! Ben sana ne yaptımların kaldı bak Bu ucube caddelerde Susmanın onaylamak olduğunu hatırlattığın bir gecede Beni susarken bölme!!! |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Betonlar Soğudu
biz ölürken siz yoldaydınız bağıracak kadar yaşayanlar oldu duymadınız gözlerimize tozlar doldu görseniz ağlardınız şimdi dar karanlık bir yerdeyiz betonlar soğudu gelmediniz |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Bir Çocuk, Bir Liman, İki Yemin
anılar kentlerde yaşar sevdiğim kayalar asıl yüzlerimiz olur kimi zaman tüm gökyüzü çiçekler için vardır oysa rüzgar utangaç bir kızdır sessizden teninde dolaşır kokusunu bırakır yasak yolculukların kan kesmiştir gözleri çocukların uykularında çekmeceleri yağmalanır can olur martıya özlem kırık kanadını sarar sarmalar da uçar tüm durakları kentin geceleri görünmez olur kıyılar denizsizdir uçurumlar gölgeler için yaşar ateşten dili gül iklimi kadınlarının öpüşlere yasaktır trenler eski şehirlerden geçer acılı ölülerin ve gözlerinin üstünden kalbin yalnız mezarlıklara yurttur gözbebeği büyücüsü umutlarınla oynar sahte eller yaratır öldürücü el sallayışların için sözcükleri güç için kullanır utanmadan insan dinmeyen sessizlik kanatır yarası kabuk tutanlar bilet alabilir güneş ülkesine ve ateşte yan tutabilir böyle zamanlar inanmayacaksın gördüm deliler hücrelerde yaşayabiliyor bu ülkede düşünenlerse delirebilmeyi deniyor sık sık evet hiçbir uçurtma uçmuyor göğünde hiçbir limanında sevebilenler yok hiç kimse "gel" diye bağıramıyor penceresini açıp bir gece yarısı hiç kimse utanmıyor susarken sevemezken gülüşünden boş vermişlik kapkara bir yılan gibi çökmüş yüreğine şehrin inceden zehrini akıtıyor korkaklık için "şehirler olmasa anılarımız ölü olurdu" derdin haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum sanki şehirler, şehirler, iç içe geçmiş şehirler gözlerinizle yüreğimizle kurdumuz saklı şehirler kıyısı da yok koridorlara vuran ve bazı şehirler var oraya sadece kuşkular girebilir sadece hüzünler işte onlardır karanlığın kurduğu gizli kentler ruhumuzda ve bir sokak ki çırılçıplak bir göğüs oluyor kimi zaman bembeyaz, korunaksız soyunmadan çıplak kalabilen ender bir varlık o içindekileri de dışındakileri de taşıyor bir arada upuzak düşlere eski bir sevdayı deliyor gözlerin kimse bir boşluk bulamazken sevdama inan, hala... ölüm yorgun burada binlercesi bağır bağır bağırıyor tapınanların toprak bağrındaki kanı kemiği biriktiriyor suç için esir düşmesin diye tepe güneşi ele vermesin diye ellerine benzeyen bir hüzünle geliyor burada gece sevdalı ufuk karası gözlerini öğütlüyor bana öylesine vurulmuşum ki sevdana görmediğim saçlarına gülüşüne beni aşka kırdıran bir aşka bedelleniyorum mecburum bazen çıkabiliyorum parka çıplak ayaklarımla çimenleri hissediyorum tepe öylesine dinlendirici ki sessizliği yıldızlar öylesine inanıyorlar ki hala gülümsüyorum hala gri görünüyor denizin yüzü ve kimse tanımıyor fenerciyi işte bazen böyle imkansız olur ölmek hiçbir yol almaz seni gitmen için hiçbir denize giremezsin çırpıntısızken bir boşluk ararsın girebileceğin boşluklar delinir deliğe girmezsin, olmaz, yapmazsın bir aralık ararsın öteye geçmek için ilerlersin görürsün ilerlersin tam o aralıktasındır ki elin kolun kesilir soluksuz kalırsın farkında değilsindir o aralığa gelebilmek için pek çoğunu düşürmüşsündür yıllar yılı sakladıklarının gitmek için ihtiyaç duyduklarının duyacaklarının o aralıkta kalırsın ileriye asla geçemezsin geriye dönüşse zaten yoktur dönüp baksan kapkara bir göz görürsün gözbebeğinde geçmişi oynar beklediklerin istediklerin senin için oynar artık izleyicilerdensindir sende aralık insanlarından bazen çıkabiliyorum parka işte bunun için ama daha çok bakıyorum fısıltılar uzuyor oraya vardığımda bulutları görüyorum saçlarımı hissediyorum kıskanç bir sevgili gibi "ayı" görüyorum nedense öyle hissediyorum hem benimle olmayı çok istiyor hem de kırgın somurtuyor çok da gururlu keşke gelmeseydim diyorum utanıyorum sonra uzanıyorum sessizliğin geçiyor üstümden hala orada geçmişimi bırakıyorum kente kent için bir yandan da bağrındaki yılanla savaşıyorum kentin zamanla uzlaşıyor benle nasıl neyle bilemiyorum ihanet, ihanet kaçınılmaz bir gerçek gibi beni çekiyor orada ikimiz de şimdi daha iyi biliyoruz belki bir aşka bir ölümün yetmeyeceğini kentler dönüşler için vardır sevdiğim bir çocuk, bir liman, iki yemin ilk bakışta görülebilenlerdi ve her şey bir bakışla başlamıştı, yine öyle başladı aşk gibi hilesiz, kör kuyulara takılmış çığlıklar saklananların onurundan bozma gri gülümseyişler yarım sevdalar o zamanlarda da vardı yurdunu kuşanmıştın sevdana ak bir duvak gibi seni ilk kez orada görmüyordum bilmiyorum ama ten zayıftı kıraç bir toprağı çatlak dudaklarından usulca emziren bir gece yağmuru gibi gülüyordun "an"larda görebiliyordum ancak seni ve tepede çoğu zamanını kaçmakla geçiriyordun kilitledikçe çoğalıyordu kapıların seni düşünürken yıldızlardan sakınırdım umutlarımı teninin dinginliğini papatya gülüşlerinle korkunçlaştırıyordun seninle kalabilmek, rüzgarı kıskandıran gidişlerinde seninle olabilmek sabır istiyordu serin bir ırmağın hasretiyle yoğrulmaya başlamıştı işte o günlerde düşlerim geceleri kıyıya kadar iniyor tepeyi gözlüyordum korkuyordum ancak bu kadarını yapabiliyordum senin gülüşünle çıkmaya cesaretim yoktu oraya ne de olsa geceleri istasyonların şehrinden soyunduğu bir yerdeydik sinsi bir o kadarda saldırgandı düşlerimizin düşmanları sonraları sensizliği gizliden paylaşmayı öğrenecektim tepeyle o sanki ben bu şehre ait değilim dercesine haykırıyordu sürekli sonsuzmuşçasına kararlı bir gülüşle acısını gizlemeye çalışan bir denizin yüzünde hep tepenin soluğunu hissediyordum uyumamak için cesarete ihtiyacım yoktu henüz sessizliği de paylaşmayı öğreniyordum bazen en karmaşık sevgilerin kokularını yüreğine sindirebilmiş bir sardunyanın bakışıyla bakardın gülümseyerek direnmeye çalışırdın derinliğine çoğu sözcüğe bir anahtar gerekmez dile düşmek için dipteki o azınlıksa bir dili yaratabilir ancak kilitli kalanlardan sevda ve ölüm adına ağzımı açsam sanki bir ayna dolusu cehennem içime kaçacaktı ve bir aynadaki sen aracılığıyla diğer bir aynadaki "sen" e bakarken aynalardan birine yaklaşırken ötekinden uzaklaşıyordum hep görebilmek için bir küçük bir büyük ayna yaratır böylesi bir cehennemi genelde iki suretini uzlaştıramazsın birbiriyle bir açıdan kendini görebilmen diğer bir açıdan kendini yitirmene bağlıdır suretler birbirlerini yiyerek yaşayabilir böylece tıpkı çağrışımın imgesi, imgeninse çağrışımın maskesi olması gibi işte bunun için hiç ama hiç bakmadık seninle tepenin dışından bazen tek bir cesedi paylaşır pek çok kavram şimdi öylesi bir kent ki burası herkes bir başkası olabildiği sürece var ya da bir başkası herkes olabildiği sürece, yılgınlığını suskunluğuna gizleyebildiği ölçüde var hiç kimse hiçbir şey yan tutmuyor üç kişi bir araya geldiğinde ikisinin mutluluğu üçüncüyü ezişlerinde yatıyor üçüncünün kim olduğu ise hiç önemli değil sıklıkla hatta bugün ikilide yer alan bir mutlu yarın üçüncü mutsuza dönüşebiliyor kolayca önemli olan o üçüncü olma anı herkes ezebileceği birine ihtiyaç duyuyor söz, ezmek için kullanılan bir silah arkadaşlar yoldaşlar arasında bile tapınmak öylesine bir yaşam biçimi ki burada yürürken unutkanlıklarıyla sevişebilen birisi olmaktan korkuyorum yürürken bile bu kentte ki yürümek bir düşünmedir tabi bütün ozanlarının bir masala sürgüne gönderildiği bir yerde herkes bir başkası için yapar kendisi için yapması gerekenleri ağlarken kana karışır sevdamızın yarısı fark etmez tutunuruz bireysel kısmına büyük zamanımızın ya herkes birbirine geç varır ya herkes birbirine erken gider gülüşlerimizi kalıcılaştırdığımız ölçüde gidebileceğimiz halde biz kalırız gülüşlerimiz gider bir insanın bir insana verebileceği en değerli şeyi "yalnızlığı" bana verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum beni kalmaya mahkum eden bir yola nasıl sevdalandığımı da üstelik senin için yazarken bile sevgilim onu düşlüyorum korkunç evet ona bir koridorda rastlamıştım ya da böyle olmasını istediğim bir gecede ölümler sonrasıydı korkusuzdum artık hiçbir tren makas değiştirmiyordu ben bakabildiğimde bir otobüsün yorgun soluklarla buğulanmış camlarından arakadakileri gözlüyordum ışıltılarını sayıyordum güncesini tutarak sayıklamaların koridor basit bir çitti ayağımı kaldırıp üzerinden geçemeyeceğim basit bir çit sessizdim öfkeliydim arkada ayaktaydım üstelik dönüyordum sanıyorum otobüse son anda yetişmişti daha öncede konuşmuştuk onunla öyle sanıyorum benim duruşumdan da korkunç bir merhabası vardı ne zamandır görmediğim bir şeyi onda görüyordum dahası bir gece birisini görebiliyordum gerçekten bir şeyler söylüyordu gözlerine bakmamaya çalışırken bile onu görüyordum denizin yüzünde sanki amansız bir fırtınada balkonda unuttuğum sardunyamı ölü çiçeğimi canlandırmak için gelmişti üzerimizde incecik bir yağmurluk dahi yokken tepede kar yağışını izlerken ki gülüşümüze benziyordu hem de hiç benzemiyordu bir yandan bu benzemeyiş tedirginliğimin tehditlerini amansızlaştırıyordu ortak bir acıyı dindirmek için çabalarken sessizliği paylaşmayı yeniden öğretiyordu bana o kıpkırmızı gülüş geceye ben senin değilim diyen saçlarının karası sevdamın kanını usulca siliyordu bir kayıp ülkenin kırlarının hüzünlü dağlarının yamaçlarına çektiği sürmeyi anımsatan sevdasını bağrında gizleyen kaşları ve kan tutmuş yabancı bir geçmiş yakınlığımızın savaşını bir aşk pahasına verdirtiyordu bana zamanla daha iyi öğrenecektim ya sana ya da aşka ihanet etmem gerektiğini benim yüreğimde öylesine çelişiyordunuz öylesine birbirinizken ihanet etmekten başka bir şey yapmam mümkün değildi sevda için farklı bir iklimde yaşamaya mahkumdum diğerlerinden üstelik aynı çağda kayıp sözcükler sevdalı öpüşler bir demir yolu kesilmişti baştan aşağı bölüyordu yüreğini herkes için başka geçmişleri olan güç satıcıları mutlumuydu bilmiyorum ama bu mahkumiyet benimdi onların değil ve yemin ederim sevgilim geçmişimi kullanmasına hiçbirinin izin vermedim kendimin bile oysa şimdi saklanan bir denizde her gün bana gülümsüyor ve sadece bu yabancılık bir kenttir sevdiğim yabancılık bir kenttir kendi kendine yasaklanmış bir an kadar yasak pencerelere takılıp kalmış bakışlar kadar umursamaz ve cömert olabilir yumuşatma gülüşünü duvarlarındadır kent ayna saklısı bir düş kadar acımasız gizle bileyler onurunu gölgeler yıldızlarla sarsılmaz bir zaman anlayışı vardı mezarlıkların bahçelerine girilmiş tuzak yüreklerde her dokunuş için bir başkası olmak gerekir hatırla hiç tanımadığın bir öpüş seninkidir aslında ne zaman nerde yitirdiğini bulmak zordur ıssız kırılganlıkların işte bu da öylesi bir kargaşadan somutlanmış bir izlektir pas tutmuş acıları kullanır çark her sevdalanış bir izdiham yaratır kargaların tarlasında bir korkuluk olursun dudağının kırmızısını esmer akşam üstleri alır kavşaklar acımasızdır bir o kadarda şefkatli hep seni bekleyen hileli bıkkınlıkla ayaklarını parçalar aşka sınır arar tek gerçeği kendidir öldürülmüş kentlerin işte sorgulanmış baharların ele vermediği kız şuna inan şimdi birisi daha öldü herkes biliyor yalan söyleseler de sinsice çıkıyorlar kentlerinden hepsini bütünleştiren yüreklerinin sonsuz karanlığında buluşuyorlar onlar dua ediyorlar bizim ölülerimiz için sonrası gece oyuncak bir kelebek kırık kanadından yapılmış yaralı bir kuşun "insanları olması şart mıdır bir kentin" diye ilk sorduğumda kendimden utanmıştım ağlamaklı bir çocuğun düşünde yargılamıştım kendimi istasyonlarını varoşlarını gezmiştim kentin özür dilemiştim şimdi şu kesin ki aşk kadar yabancılık bir kenttir oraya uğraması mümkünsüzdür gezginlerin dağ yolları dolaşıp geceleri köy evlerinin kapılarını tıklatan ipince bir rüzgar yaylaların kokusunu indirecektir gecekondu sokaklara belki göl balıkları ile söyleşecektir derviş sığ ayrıcalıktır çoğunluk için alkış tutacaktır ağaç karnını yaranlara sır bıçaktır karanfilin ağzında konuşsa kesilir dili sürgün çocukların yangınlar doğuracaktır belki kuşku yanlış yangınlar ama sevdanın sabaha yakın olduğu bir zamanda uğrayacaktır mutlak kente birisi havada uçuşan ince esmer parmakların eski ve unutamadığın aşklarınla vurdu kaç kez bana bir büyük kent çölünde koşacaktır çocuk tepeye bir daha çıkamayacak olsa da o bizim nerde olduğumuzu her zaman bilecektir her şey bir bakışla başlamıştı bir çocuk bir liman iki yemin seni seviyorum |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kahraman Tazeoğlu - Bu Sonu Önce Ben Yazdım
Kimselerin başını bile bilmediği o günlerde ayrılık sevgiyi hissettiğim ilk anda korkum oldu seni bulup bulup yitirdim düşlerimde sonra yeniden buldum yeniden yitirdim bende kalacağın bir yarın kurgulayamadım sevgiyi ve korkuyu birlikte yaşadım bu yüzden bir daha göremeyecekmişim gibi uzun ve derindi bakışlarım her yeni buluşma ilki kadar heyecanlıydı ve sensizlik hep seninleydi... bu sonu önce ben yazdım kimselerin başını bile bilmediği o günlerde bilseydin ayrılığa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini takvimden günleri birer ikişer çalmama aylara yıllara yerleşmeme izin verir miydin görüyor musun farkında olmadan ne çok şey paylaşmışız seninle bu sonu önce ben yazdım kimselerin başını bile bilmediği o günlerde hayallerin ardından serüvenlere sürüklendik seninle hiç görmediğimiz ülkelerde hayatlar kurar evler döşerdik kısa vadeler seçerdik hayatlarımızı yenilemeye o gün gelmezdi bir türlü vade dolmazdı birileri çıkar yolumuzu değiştirirdi yeni hayaller armağan ederdi bize çocuk olur kanardık sonuna kadar gidilecek yollar yerine böyle kopuk maceralara tutkunduk seviyorduk bir yaz gecesi dolunaydı bana bakmıştın. bende korkularımı yenmiştim bizden başka inanacak kimsem kalmamıştı yorgunduk kazanmak zorundaydık üstelik adımlarımıza güç verecek sağlam zeminlerden yoksunduk içimiz bir kararsa bir daha güneşi göremezdik birbirimize güvendik, bize aşılmayacak dağ taş kalmadı sandık en güzel günlerimizdi o günler bu sonu önce ben yazdım kimselerin başını bile bilmediği o günlerde sonra her şey değişiverdi umutlarımızı yitirdik kendi ayak izlerimizden yürüdükçe birbirimize dostluğun vermiş olduğu lezzeti üretmekten bıkkın kışkırtıcı huysuzluklardan medet umduk ayrı dünyaları özledik kendi peşimizden koştuk başkaları diye şimdi şarkılar söylediğimiz birbirimizin gözlerinde eriyip gittiğimiz puslu gecelerin kokusu burnumda tütüyor beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin bir cennetten bir cennete geçmeliydim itirazım olmazdı sürgünleri bana vermemeliydin. Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin ayrılık çığlıkları kanımı dondururken gemilerimi yakacak çılgınlıklarımı gemleyip kendime ve sana en mutlu bölünmeleri vaat etmiştim benden armağan olacak bütün bensizlikleri reddettin ve ben hiç bilmediğim dokunuşlarınla yüreğimden izlerini kazıdım bu sonu önce ben yazdım |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Bulmaca
bir şehri gömüp yüreğine gittin hırsız adımların kaldı geride seni bulmaca oynuyorum |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Çocuktum
Oysa ben çocuktum Yüreğime parmak izini basıp geçtin Silemedim Avuçlarından içtiğim aşkın imlasını bozan ben değildim Ki yerli yersiz üç nokta iliştirdin sevdama Ömrümü vesairelere sığdıramadım Çocuktum Hazırda umutlarım vardı. Ben bu şehre adınla biten şiirler serperim.. Sokaklarına konduramadım bedenimi..yoktu... Kapımın önünden geçmeyecektin Penceremden bakamayacaktım sana... Yaralandım Çocuktum işte Gelirsin sandım Yanıldım Bitti derken Her günümde seni bir bir çoğalttım. Sabırsızlığım,açlığımdan senli günlerime. Çocuktum adın yaktı ellerimi Tutunamadım bir daha ''sen'' diye hiç kimseye... Yollar,yıllar,hasret bitirmedi seni;beni bitirdiği kadar... Çocuktum Yüreğimi alıp kaçtın! Hani diyorum son defa gözlerimden düşsen Sevdanın yatağını şaşırmış nehirlerine.. Büyümek buymuş işte... Korkuların biçim değiştirmesi Gece yatağıma Gündüz yanağıma yapışan Oyun oynarken bile kambur gibi sırtımda taşıdığım telaşlarımdın Eziktim Çocuktum işte...Yüreğime parmak izini basıp geçtin Bir ses...Bir adamın sesi Ve bir kadın...Hayatı avuçlarının içinde taşıyan.. Kurduğum hayallere çakılan korkularım ''kalktım'' derken düştüğüm ''başladım'' derken bittiğim Artık boş mezarlıklara dönen evlerde adım anılır. Ve ben yeniden doğmak için Kahramansız masallar dinlerim Hep ''yokmuş'' diye başlayan... Çocuktum..adın elime battı Koparmışken tutunduğum ipleri Dizginlerimi salmışken boşluğa Zamansız bir aşk yağdı....ıslandım.... Korunaklarım yoktu... Sokaklarda minyatür aşklar yaşanıyordu Yüzü yoktu hiçbirisinin Kaldırımlarına gölgeler düşmüyordu bu kentin...Heybesine gün sarhoşu mart çığlıkları yüklemiş yolcular Geçip gidiyordu aklımın dolambaçlı yollarından. Kimsesizliğe yenilen... Korkusuna eksik anlamlar yüklenmiş erguvanlar, Uğurlarken hüzün kuşlarını, Uzak kentler yıkılıyordu gözlerimin tutunduğu boşluklara. Ve hiçbir aşk vitrinlerini süslemiyordu Bir yığın bedeb gülüşlerini arıyordu köşe başlarında Ve hiçbir yangın içimi ısıtmıyordu sevdan kadar Tarifi yoktu kederimin... Çocuktum işte Geçtiğim yollara baktım yaşamın dikiz aynasından Yüzlerce ben bırakmışım ardımda Ve yaşın kadar sen tanımışım omuzlarımda Yüzüm yere eğik,gözlerimde hüzün... İhbarlar taşımışım gidişine Sevdanın köşe başında tutuklanmışım sensizliğe Çocuktum işte Kendimi kendimden kaçırırken İçimde yüzlerce gedik açıldı Yıllardır soğuk rüzgarlar çarpıp geçiyor çocukluğum yamalı geçmişine Kendimi tırnaklarımla deşerken Gizli gizli kan akıttım soğuk yatağıma Kan denizinde gömüldüm uykulara.. Çocuktum işte Yaşamın dikiz aynasından baktım geçtiğim yollara Sarsıntısıyla bozulup dağılmış bir aşk hikayesinin, Her biri ayrı zamanlarda yaşamış kahramanlarını; durmadan büyüyen boşluğuna ittim. Kaidesini arayan kara suratlı bir heykel gibi kargaşanın ortasında. Asılı kaldım bir halatın ucunda.... Çocuktum işte Olanca ağırlığınla çakıldım gözbebeklerine... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Düş Kavuran
Gittiğine inansam dönmeni beklerdim Köhne gemiler geçiyor içimden Hangi sokağa dalsam hangi kapıyı açsam Ardında sen Hep sesine bir kulaç kala boğuluyorum Bilmem Sen mi erken demir alıyorsun Ben mi geç kalıyorum Ellerimi bıraktığın yerden Çığlar yuvarlanıyor ta şurama Her gece fırlatıp denizlere Yitirilmiş tebessumleri bir cigarayla parmak uçlarımı öldürüyorum çürümüş rüyalardan arta kalan mirasınla yolcusuz yollara döndüm alnımdaki girdaplar şimdi kan tarlası fırtınalar kopuyor demişsin yüreğinin en rüzgarsız yerlerinde oysa ben bin mevsim sana fırtınalandım sen bilmedin gittiğine inansam dönmeni beklerdim |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Düş'tüm
"Düş'tüm", dedim Hayir dedi kesince. Düş olsan fark etmezdim seni.. Sevgim sana güc veriyor mu diye sordum. Başini cevirdi yüzünde kalmamiş takatle Hayır dedi inatla Öyle olsa, yıkılmazdim her "seni seviyorum" deyişinde... "Özledin mi beni" dedim. Sustu Nefesini en derinden aldi ve "Özlenmez mi" dedi Git dedim Gitti... Sen kaldikca genişliyor bu dünya ve ben kayboluyorum ucsuz bucaksizliginda Hayir dedi , sertce Gidersem, kahraman olurum Kalirsam senin... Küserim dedim, kırılgan cocuklugumun siteminde. Hayir, dedi,gülerek... Küsmek,susmayi göze almaktir Ama sen korkarsin kendi sessizliginden ve susamazsin Gel dedim o zaman Sesim fısıltı gürültüsünde Gel... Durdu Hayır dedi Gelirsem Biter Aşk.. |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
En Fazla İçimde Ölürsün
En fazla içimde ölürsün Cesedini sürüklerim gittiğim her yere Kızıl sonbaharım Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi Ellerimde çoğul bir gölge kuşu Adının arkasına basmadan yürüdüm Alnımda birikti çizikler Adımdan çıkardım aklımı Aklımsız kaldım Neylersin İnsanız Ne yapsak eksiğiz işte Ölüme ayarlı saatiz En fazla içimde ölürsün Sorarım Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni? Hangi haremden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi? Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını Devrik cümlelerimin öznesi oldun? İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım En fazla içimde ölürsün Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana Kalan gidene denk neyi varsa susuyor. Ve susmak inceltiyor her yarayı Ve susmak bakmak oluyor Gitmediğin her yere Kim tutuklanmış yalnızlıktan Gizin içine gizlenen kim Söyle beni nerene sakladın Ki şimdi bu kadar sokaktayım En fazla içimde ölürsün Karla karışık yağarsın yara Bereme Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde Sana borcum olsun Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde En fazla içimde ölürsün Yanağında yanar avucum Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar Gırtlağıma kadar aşka batarım Yeteri yok. Eksiği fazla. Neyin kaldı eksilenlerden arta İçeri doğru kapanan bir kapıydın Saçlarından geçtim önce Ve kendimden öylece Neyim yoksa var bildim Eğildim Eksildim Eridim Bir seni bitirmedim Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını Uğultusuna tutunamadın Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan Öyle yaşadım gözlerini Tenimde itiş kakış Cebimde depremlerin Esrarlı gece ayinleri Volkanik şiirler Usul usul giymedim mi sözlerini Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer Sensizlik seni anlattı en çok Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti Söyle saçlarında öldüğüm Bir geri gidiş kaç günde gelirdi? En fazla içimde ölürsün Cesedini sürüklerim gittiğim her yere Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri Açar gibi yaparak açık bir kapıyı Beni ikiye böldün Hadi içimi kendine aldın da Beni nerde bıraktın Hangisini seçerdin benim için Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için Ben yarama çoktan sen bastım Yaşım kadar gencim Adın çabuk diye geçti Ardında aç köpekleri bırakarak Ezberimden geçtim. Hızla biten aşk şarkılarından geçtim Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk Bildim Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine Onurlu bir karanlığı seçtik Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik Cesurduk çünkü Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız Gerisi hiçlik Gerisi yokluk Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka Bir hayatın tüm yanılgılarını Saçlarında çözdüm Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın Sessizlikte bir dildir Çoğul susulur Pusulur Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın Yıkık şehrimin izbesi En fazla içimde ölürsün En çok Gözlerime gömülürsün. Gözlerimi kaparım Vasiyetimi yazarım |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Gece Geçilen Şiirler Işık Seli Gibidir
acilar büyütülerek unutulur sevdigim yüzünden kopunca bir buzul çiglik ellerin buz tutmuş iki yarim şarki olur ve ben yoksulluk kokulu bir gidiş birakirim sana beni adresime sorsun esmer bakişlarin dönsen de bulamazsin nasilsa gitsen de kentlerden sakindigim bekçi duruşlarimi ara emaresi boldur sokaklarin sol omuz başimdaki kokundan yakalanirim sokul ki geceme avuçlarin islanmasin saat başlarini beş geçer yelkovanin senle zamansizim amansizim senle büyük susarim kendime yenilirim her kavgada sonra koca agiz bir çocuk olurum bütün trabzanlardan kayarim bütün köprülerden sarkarim yüzüm kente sürülür içime sesin kaçar ben seni aglarim alişmak ölümdür sanki hiç ölmedik tanrinin gögsümüze taktigi bir nişandir ölüm teneşirlere yatiriliyor şimdi ellerim sana uzanmaktan yargiliyim hirçin bir iklimin sir girdabisin seni anlamak kendine çelmeler takmaktir ve kendini affetmesidir her seferinde (bazen beni affedebiliyorum istanbul) zehir yüklü bir mektup var dalgakiranlarimda parçali bulutlu durur sana kent şiirleri biriktirdigim bir gecede çok eşli bir yagmur başlar kentin en dövüşçü çocuklari aglar bilirim dişarida yagmur varsa sen içinde agliyorsundur aglama ki gülmesinler bize bak sen seviyorsun diye var sonbahar her mevsim gelişine söz veriyor saçlarina fisildiyor saçlarina bana bir pencere bile açmadigin saçlarina sensizlige alişmak bir bozgun agirlamaktir içinde biliyorum örtülerine unutma beni çiçekleri takiyorum şimdi yaşama hakkim sana gel de yagmurumdan iç seni seviyorum |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Git
Şimdi gidiyorsun Git Oysa senden tek bir damla istemiştim Sana kocaman bir deniz sunmak için Şimdi gidiyorsun Git Ne zaman başladı bu hikaye Anımsamak zor Gençtim Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım Komazdı öyle üç-beş nöbetleri Geceler içimi acıtmazdı böyle Bir insan bu kadar eksilebilir mi Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı Bu şehrin biryerlerinde Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin O adam bendim unuttun mu Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu Seni unutamadı İşin kolayına kaçmadım Uğruna ölmedim yani Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep Sen bunu da bilmedin Ben bir bakışına bin anlam yükledim Sen aşka kestirmeden gittin Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma Şimdi gidiyorsun Git Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden Bütün ışıklarımı söndürüyorsun Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun Yazıklar olsun yazıklar olsun Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor Hani sen sevdiğini Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin Uzun lafın kısası yoktur Anlatacağım çok şey var Hoyrat bir rüzgar gibi geldin Aklımı hayatımı dağıttın Şimdi gidiyorsun Git Daha ayrılığa bile çarpmadan Aşk bize döndü Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil Ama sana dokunmak da yasak bana Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır Sen var ya sen Allah kahretsin Yani şimdi Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı Yani şimdi başkaları mı sevecek seni Ben saçlarını okşadığım zaman Ellerin öksüz kalırdı Şimdi gidiyorsun git |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Hafıza Ayıpları
Kendinden başka herkese benzersin Gecelerime bulaşıcı nöbetler kamçılarsın Fiilini rüzgar torbasında taşıyan Saçlarını en çok rüzgara satan kız Saçlarından saçılan saçmalarla mı vurdun adımızı Serinine sakladım bak sancılı ve kemirgen kelime oyunlarını Hangimizin bu ayıp aranıyorlar Benim bu hafıza ayıpları Dilinde çelmeler taşıyanlara Ölüşü bileyli sıtma iti gibiydi duruşun Aynada görünmeyen neyse oydu Sonra görünenleri de oydu Belki bir köprü dibi ekşisi kaldı gerimde Sıktım sıyrıldı kanıyor Yarama kabuk hazırlar mısın? Yüzümde sırıtan tedavi yöntemleri Kınında bir nekahat evresi Benim bu hafıza ayıpları Ayrılık gölgelerinin nevrotik bahçe gülü kalesi bu Surlu katillerin urlu beyinlerin de yıkılası Ciğerine öfkeli anne bakışı saplanırken Eklem yerlerinden kırdın bak şiiri Ekmeyecek hiçbir dil Başına yıkılası argümanları Benim bu hafıza ayıpları Şemsiyesi kırık gözlerini kayıpladım O kimse, kimse duymadı hatırlamadı ağlamadı Ama ben öptüm başından aşağı kaynar surları Kımıltısız iklimlere tüneyen suskunluğumun kuşları Benim bu hafıza ayıpları Gökler üzerine saçlarım dökülürken Zulamda tıkış tıkış küskünlükler Kundaklanmış yalpalı voltalar Dillere dolanmış dikenli teller Konuşunca kanayan suskunluklar Beynim hor kullanılmış idare lambası Nezaketle karışık hırsızlama yapma gözüm Benim bu hafıza ayıpları |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Hemen Gitme
Unutmuşum aşkta söylenenleri Nasılsın'ı bile bir başkaydı Hemen gitme Böyle tenhalaşmışım ya Durup halini hatrını soruyorum gölgemin Sanki yüzgöz olmuşum hüzünlerle Kalbim diyorum ellerim çıkıp geliyor Kovamıyorumda Hemen gitme Sana bir yaprak kadar solgunum desem rüzgar çeler aklımı Dallanıp budaklanır içimdeki boşluk Bahara karın tokluğuna gelen ağaçlar gibi olurum Hemen gitme bu kente bir sokak daha gelse Söyle kim arar seni Kırılır gülümsemelerin bir bir içime düşer ve Bir gülü uyandırıp uygarlığından kırmızılığı ne kadar Kim götürür seni Ahh neydi ki suçum Gençliğimi ve terketmelerini kayırmaktan başka Alıp başını gidiyorsun benden Hemen gitme Sana diyorum bi ağlasam üşüsem derin bir kuyu gibi Omuzlarından başlayıp yıkılsam önüne Utanır sevinçlerim insan içine çıkamayan toprak gibi olur Hemen gitme Anla beni ben bu yalnızlıkla geçinemem Geçinemem terkedilmiş bir yürekle Ama yinede sen sen herşeysin işte Hayata açılan pencerem Sevinçlerimi büyüten odalarım Hemen gitme Terkedilmiş evler gibi olurum Hemen gitme..... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin
rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi kent suskun ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan gecenin en serseri yanını alırım günceme durup durup şiirler yazmak yoluna yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan her gece yorganımın altında sakladığım kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana sen uykudayken babam her gece ölüyor şimdilerde annem nihavent bir çığlık oluyor bana en çok sensizlik koyuyor sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi uyanmak için eski bir aşkını anlatıyorken bana konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım kaç kez kanıyorum bir bilsen (ya da hiç bilmesen) sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor yastığının altında yalnızlığın var biliyorum oysa ben senden bir bardak su istedim akdeniz değil son yalnızı benimdir bu kentin istanbul arkamdan gelir ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız hep kendine mi saklarsın çocukluğunu ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış kayadan seken kurşun en serseri yanımız olur kimi zaman ve ben hep kendimi terk ederim senden her katilin aşkı her aşkın katili bir öncekinin faili hep ben olurum hep ben ölürüm içime uzanan koridorların ortasından hep gülerdin beni görünce bense sana hep geç kalırdım sona kalırdım sonra kanardım yağmurlarla inseydin içime içim senden yanaydı yüzümdeki işgaller senden karaydı seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi sana yazacaklarım sil sil bitmezdi ve ben sende hiçbir şeydim sen bende her şeyken canım yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin ve sevgisizlik alır bir gün seni benden işte bu yüzden sen hep sevil hep sevil sevil |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
İyi Oldu Gelmediğin
Bu yol korkaklar için değildir Bu sulardan her babayiğit içemez Bu köprüden benim diyen geçemez, geçemez İyi oldu gelmediğin, iyi oldu gelmediğin... Yumuşak bir yürek gerek Sevgi kadar derin gözler İnançlı bir bilek gerek İyi oldu gelmediğin, iyi oldu gelmediğin... Sen okyanus mavisine uzaksın Açılmadan yaşar gidersin, korkaksın Benim için herkes gibi her yerdeki insansın. İyi oldu gelmediğin, iyi oldu gelmediğin... Alınmanı istemem, darılman üzer beni Sana yalan söyleyemem, tabi hep sevdim seni. Sende sığ suları, sende martıları, Açık denizlerden habersiz balıkları, Ortalama insanı, geçemeyeceğin köprüleri, Düşleyemeyeceğin mavileri, Sende korkaklığı sevdim, sevgisizliği sevdim İyi oldu gelmediğin, iyi oldu gelmediğin... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kabuksuz Yara
Daha kaç kez ölür insan Adına aşk denen bu intiharda Nasılsa her cinayete bir katil bulunur Sesimin gülen yanına bir ölüm daha sus Hiç gelmeyenin gidişine inanmışsın Kendinle arandaki köprüleri atmışsın Tutunacak bir dil aramışsın dilsizlik değil İçine akşam kaçmış sonbaharlar'a uyanmışsın Öldürülmüş yanlarına astığın nazalık Ağır bir uykusuzluk geçirmekte Günü geçmiş günler satmışsın günsüzlüğüne Dön gel oruçlarından bir suskunluk borcun kalmış Adressiz bir gün daha geçmiş kapından Bir kendine harammış iyi yanın Hiç bir silah kendini vurmaz Bu yaradan sana kabuk çıkmaz Ve daha kaç kez ölür insan Adına aşk denen bu intiharda..... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kendini Biriktirme Koleksiyoncusu
Aşkı ayrılıklar yaşatır hadi küs kendini ona sonra kendi içine kus bir şiir kana dilinden susul intihar kurgulu gözlerinde kör bir uçurum var dalgın gölgen kendine dargın ona çığlığın çok ama için kendinden yorgun bir yağsan ıslanacaksın kanamalı bir düşe eski bir cinneti asacaksın gece kara çalınca yüzüne heybenden intihar çıkaracaksın aşkı ayrılıklar yaşatır kendini biriktirme ayrılacaksın |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kendini Kandırmanın Delilik Provaları
''sabrımın apoletleriydi göğsümde taşıdığım tüm küfürlersensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin göğüs kafesine ağır gelen aynalardan çaldım seni suçumun apoletleri öykümün düşüne çakılı halbuki kayıp bir adres sessizliği ile avuçladım yanağının solunu ''ki beni bir tek sen kandırabilirsinsensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin yokluğunda kelimeler yıkılmasa düşmezdim yokluğunda kemirecek beni varlığın da bilirim uyurken kolaydı kaçırmak aklımdan seni gündüzler geceye yatırılmıyor oysaki sensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin kaç beden darsın bu bedene ki bu kadar sıkıyor bünyeyi küçüklüğün geçilmiyor yine de bu ipek şeridi küçüğünün elinde büyümek vazgeçmek değil belki sensizde büyürüm vazgeçilmez değilsin her şairin bir katili vardır ve belki o zaman dallarımdan uçurumlar dökülür kendini soyacak kadar saf bir hırsız bükülür gövdeme çakarsın sabrının küfürlerini ve ben temizlerim apoletlerinin küflerini sensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin şu mürekkebin kopuk dili ne kadar anlatabilir gecemi işgale yeltenen bakamayışlarını tıpkı gözlerine bakamayışım gibi mevsimlik bir aşk nöbeti değil ki tuttuğum sesine susup sessizliğine konuşuyorum gözlerine ağrılarımı mumyalıyorum sensizde büyürüm derken en çok kendimi kandırıyorum |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Kolayıma Gelmedin, Zoruma Gittin
Bir kâğıda sığar mı bir yürek? Ya da bir yürek kadar büyük olabilir mi bir kâğıt? Daha sana yaralarımı göstermedim. Kaldı ki ben, Senden önce kendime tehlikeyim. Üşüme diye çıkartmıyorum ceketimi. Astarında paylaşmıştık ortak bir aydınlığı. Gitmeseydin gözlerimin içinden okuyabilirdin adını. Biriktirme unutacaklarını! Oyuncak tabancalar kadar yalan, Hüzündür yakama iğnelediğim yamam. Hangi çığlığıma anahtar olabilirdin? Beni bir gülle bıçakladığın zaman… Gitmişsin işte çekiştirip durma adımı. Tülden bekleyişler kımıldanıyor ardın sıra bil! Ey gözlerimin arka bahçesi! Bu dağa tırmananlar düşer, Seyredenler değil. Yitik bir aşkta uyuyakalmış, Kırıp kırıp büyüttüğün yüreğim. Meğer aşkı yazıp yazıp satırlara sıkıştırmışım. Öyle durulup durulup. Oysa ölmek ve düşmek ne güzeldi, Yârin gözleriyle vurulup… Bir rüzgâr esse senden, geçmişim üşüyor. Sesin kulağımdan düşüyor. Ben sadece, Gidişine dayanabilecek kadar ayaktayım. Daha fazlasını verme! Ey yar Böyle çok çorak bekledim. Kolayıma gelmedin, Zoruma gittin… |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Madem Ki Aşk Cemresidir Gönlün
Sevgili... Yine bahar gelip vurdu kapımızı. Ben ki yaktım bütün anılarımı, Bölüştürdüm bütün şiirlerimi kayıp çocuklara. Film bitmedi, son yazmadı henüz. Takılıp kaldım yıllar öncesinin Eylüle çalan bir yazında. Hiçbir cemre dokunmadı bana, ısıtmadı yaz güneşleri. Durup durup kendime yaktım yıllar boyu, Onun için biraz is kokar libasım, Onun için dağınık biraz saçlarım. Ben ki bir dolu damıtılmış hüzündüm. Korkardım bahara dokunmaktan olaki solardı yüzü, Korkardım Eylülleri azgınlaştıran baharı tutuşturan adam olmaktan. Sevgili... Her gece bir Züleyha düşü görüyorum sen gibi, Düşüyorum içimin kuyularına durmadan. Yarım yamalak bir senaryo oysa herşey, Uyanıyorum ki çoktan silinmiş bütün repliklerim. Budur ürkmüşlüğüm, budur gizlenmişliğim, Sabrım beni ancak buraya kadar getirdi. Yoruldum artık sevgili, yoruldum karanfillere kan vermekten. Anlayamadım bir türlü neden Eylül hep on biri doğurur? Ve neden aşkın çocukları yoktur? Oysa sevgili... Bir Eylül günü, saklandığım hayattan çıkıp gelmek isterdim şimdi sana Birikmiş bütün baharlarımı adayarak, Koşarak doru taylar gibi yalınayak, Çatlasın isterdim damarlarım çatlasın Ve damarımda akan hüzün bu aşka karışmasın. Yazık ki yine de Eylül dolu ellerim, yine de derin bir sızı içimde, Hüzünlü bir gülümseyiş bazen dudaklarımda. Nasılsa biraz keder bulaşır her aşka, Her aşka biraz gözyaşı, biraz kalp ağrısı. Sevgili... Bu senaryo, bu kuyu, bu Eylül bırakmaz beni. Geleceksen sen gelmelisin, hüzün kadar cesur aşklar takınarak. Madem aşk cemresidir gönlün, Gönlüme biraz bahar, biraz sen katarak.... |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Nevrotik Harman 7
Adını delirdim yedi kez plastik çiçekler suladım geri zekâmla yüklemsiz yolculuk itiydim tasmalanmış sözlerin adını delirdim yedi kez gözüne kaç fırtına kaçtı böylesi bir gecede asit sarısı bir gabardin gemi geçiyor bak kaptanın içinden huysuzlanıyorum bu deccalların suçlarını yutmaktan adını delirdim yedi kez kodum da oturmadı bu kamuflajlı yüz sana zil zurna sayıklama sevdasındayım bu gece oh adını delirdim yedi kez hani sen azraili kokusundan tanırsın ya kokumu yalatmam herkese dur unutma geçmişi acıkmıştı kadife kadınlar o yüzden adını 7 Beni susarken bölme |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Nota
Dudağında kırmızı bir notayla Şarkılar dokuyorsun sağırlığıma "Hani gitmesen diyorum hani gitmesek diyorum Gitme sisli ülkemin çığlık notası Damarımda patlayan kırık şiirim Sen aşkın anadilisin Kalabalıktan yalnızlık yapma becerimsin Hayatın solfejini öğretip Notasız coğrafyalara çalmışlar seni Kendi cümleni kuramıyorsun Kenti dudaklarımdan öpemiyorsun Yetiştin bütün geç kalmalara İklimler biriktirdin kanına tenha(sızım) Aşk hep yazdan kalma Ayrılık ise kıştır Senden sonraki dünde Sulardan başka her yerde kulaçlar atıyorum Boğuluyorum Kırık notam Sol anahtarınla Kilitleme gözlerini Kör oluyorum |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Öldüm Ulan!
Sancıyan gecelerin ağırlığınca girdim hastalıklı uykularıma. Başucumda acabalarla beynime inen saat tik takları, Kalk git ona der gibiydi. Dokunsan kar gibiydim parmaklarında. Kopsan, buzul… Acının negatifi basıyor sözlerimi. Öldüm ulan üşümekten! Kapat&sana gözlerimi. Vapursuz bir iskele gibi kaldım. Mutedil dalgalı yorgunluğum. Soysuzlaşan bir yanılgı gibi kıvrandım deliliğin biz, aşkın; sen halinde. Meğer uçuruma yaslanmışım. Düşünce anladım. Girdabının burgusunda söndürmüşüm közlerimi. Öldüm ulan düşmekten! Kapat&sana gözlerimi. Gittin; sanki Annem öldü. Gittin ve beni kendime uğurladın. Kimse kendine benim kadar yoksul değildir. İnsan kendini kendisizlikte nasıl bulur? Bir haciz gibi girdiysen içime, Bu benim kendime olan borcumdandır. Sanki bir kuş gagalıyor beynimi. Öldüm ulan düşünmekten! Kapat&sana gözlerimi. Yaşamla aramı açacak yaralara göz yumuyorum. Sana ağır yaralanmayı seviyorum. Kan kaybından gülüyorum. Dramlardan çalınmış bir ölüm gelir şimdi suzinak makamında. Aşk yapışmıştı o gece boğazıma. Kurtulsam ölecektim. O yüzden aram açık aramla… Nicedir oyunbozanım; susuyorum sözlerimi. Öldüm ulan küsmekten! Kapat&sana gözlerimi Her gemide bir fırtına izi saklıdır. Bundandır kendi gözyaşlarımızda boğulmalarımız. Saçların ağlıyor mu hala bilmiyorum ama kayboluyorsan dallarında, Bu senin kendine sarmaşıklığındandır. Bir kişinin yalnızlığının kaçla çarpımıdır iki kişinin yalnızlığı? Ve kaç yalnızlık çıkar bir kişinin yalnızlığından? Sus! Biliyorum. Yalnızlık yokluğun avuntusudur. Binlerce gündür boğazıma usturayım. Özgürlükte çürüyor uçurtmamın çıtaları. Dua et de ölümün farkına varmadan ölelim. Öldüm ulan ölmekten! Kapat&sana gözlerimi. |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Ölümün En Süslü Haliyle Gelirim Sana
Düştü ellerim içindeki boşluğa, Çırpınırken tutunmak için, Kırılan tırnaklarımdan sızan aşktı… Sarıp sarmaladığım koca bir karanlık Gömdükçe başımı yastıklara Gözlerimden düşen her damlayla Çiçek açtı çarşaflar… Kirpiklerimi yoluyorum tek tek Törpüleyip saklıyorum, Yumduğumda ağır gelen göz kapaklarımı Rüyalarına batmasın diye Gerçek kadar acıtmasın içini diye… Her nefes alışınla Saçlarımda ki tüm kırıklar Sana uzanıyor Her kapı aralığında Burnuma saplanan Rüzgardaki kokun olmalı sonbahar Tüm hücrelerime işleyen, Ruhumu titreten. Manzarasız tüm pencere önlerinde Nefessiz gözlerinin doğuşunu bekliyorum Şimdi uyandır beni bahara… Sınırı çoktan aştı haddim İçinin tüm katran karalarını Hakkım sayarak kazıyorum İçinin boşluklarından. Benim artık bütün siyahlar Sarsam da yakışmaz sana Tezattır gözlerinin mavimsi yeşiline Ve tezatlık yorar seni Yorgunluğun sardığında beni Bir damla su olurum okyanusta Fark edilmeden dalgalanır Sana durulurum… Başla hadi sıra sende sar beni Yalnızlığıma ilaç içinde h-iç et beni İçinde iç et beni Koca şehir yutsun diye Kaldırımlarında sürüdüğüm ayaklarımın altından Kesilirse sana gelen yollar; Hilal, giyotinim olur boynumda en ışıltılı Ölümün en süslü haliyle gelirim sana…! Nereye yağsam acı taşar Şehrin tüm sokaklarından Kuruyan bedenimle titreyen Sonbahar yaprağıydım ben; Kızıl baharlara özenti. Hiç değişmedi ki mevsimler Ben seni geçişsiz bir aralıkta kokladım, Islayıp içime bastım. Hadi şimdi sıra sende İstediğin kadar çocukluğuna özenip ağla. Anaçlığıma emanet korkutan korkusuzluğun. Başım göğsümde salınırken Bir ileri bir geri anı sabitledim gözlerimle Sana odaklı tüm düşüşlerim Delilik hali bu; Sigara dumanında ki kıvrımlarda Yüzünü arayıp dokunmaya çalışmak. Ve tek bir çığlıkla dışarı çıkıp yalınayak Sokaklarda gölgeni aramak…! Sonbahar, sonbahar olmalı… sebebi sonbahar… soyunup tenden ruhunu giyinmek. üşümüyorum üşümüyorum…! |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Ömrümün Virgülü
kış geliyor bir daha da açmaz güller tekil mutlulukların çoğul yalnızlıklarıdır elde kalan borç harç mutlulukla ne yaşanırsa o kadar yaşadık ey ömrümün virgülü böyle mi bitecektin ha sen gittin türkülere sığmaz oldum dışım içime dar yelkensizim rüzgarlara çıktım kıyılara vurdum caddeler yuttu beni ve başıboş hüzün sokağında "yüreğime söylediğim en doğru yalan oldun" başıboş sonu boş kar yağıyor bir daha da açmaz güller acıların darağacında gözyaşımı vurdular içimin seyir defterinden adını çaldılar şimdi ört kapılarımı dönüşlere biletsiz kalayım varsın geride kalsın kederli gözlerin kar yanığı saçların varsın yitirsin tılsımını hayat "KAR YAĞIYOR BİR DAHA DA AÇMAZ GÜLLER |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Sana Anlattıklarım Neleri Susuyor Bir Bilsen
Sana anlattıklarım neleri susuyor bir bilsen Ve anlatmadıklarım neleri söylüyor Boğazımı yırtarcasına susuyorum Ya verilmekten yıpranan cevaplardayım Ya sorulmamaktan solan sorularda Sen ıslatmasını bilmeyen bir yağmur oldun her akşam Ben ıslanmasını bilmeyen ahmak Bu yüzden aşık olamadık sırılsıklam Pimi çekilmiş coğrafyalarda Zaman ayarlı bir aşkın en tesirsiz parçasıydım Ve ben günah şeridinde hatalı sonlanandım Az gittim; uz bittim; hiç geldim! Uyurken bile uykusuzluk akan gözlerinde Kaçan trenlerin hesabını istasyonlara kesen Kalabalıkta unutulmuş bir yalnızdım Kendine kaçak yolcular bindiren... Her yolcu da kendini ihbar eden! Kalbime girmek teklikeli ve yasaktırlarla Yaşamamaya kalkışıyorsun hayata Ve ben senden yırtılma bir yelkenle Aynı yöne gittikçe aynı yere geldim Sonumu baştan yazdım; İçimde hala bana ilk aldığın acım! Gece, sabahı da siyah kusuyor üstüme Aklıma yaprakların dökülüyor Bugün aklımda sen vardın; Aklımı karıştırmadım! Artık biliyorum; Aşk bir intihar saldırısıdır; yalnızca iki kişinin öldüğü! Aşka nişan alıp ayrılığı ıskalayan acemi Hala gözlerinde kalp kapaklarım Seni almadan içimden nasıl giderim? Ve sen kaç kez bu hırsla sevildin Koca koca kışları; Kısa kısa şubatları biriktirdin... Susku sınanmamış bir ustura gibidir Susardın; İç denizine sığınmış gemileri yakan bir limandın "Bak şimdi gönülsüz gittiler senden; Gönlünü çaldıkların !!!" Yazmadıklarından korkarsın en çok yaşadığın hiçbir şey de Ve adın gibi bilirsin; Aramayı unutan bulmayı öğrenemez Bugünler dünlerinden utanıyorsa Hiç yarın olamayacaklar Şimdi ne bugünsün ne de yarın Olsa olsa sadece bir yarım; Ya da eksilen yanım! An kaybından ölen zaman Senden daha katilini bulamadı kendine Gelseydin eğer kendimi bile kovardım yanımdan Gelmedin yine kendimsiz kaldım ardından... Dünyanın bütün dillerinde sustum ve bir şair bıraktım geride Ekmeğini aşktan çıkaran! Sustalı bir aşk seninki Sesinle çıplaklaşıp suskunluğumla giyiniyorum Korunak sandığım tüm senlerde İçimde yoktan başka bir şey kalmadı Ruh ölünce cesedi beden taşıyor sırtında İki büklüm acılarla; Patlasam her yere acı sıçrayacak biliyorum Patlamamaya hazır bir bomba oluyorum Ben mi çok yorgundum sen mi çok dinç? Bende mi eksikti sen de mi fazlaydı sevinç? Dilsizler yalan söyleyemez anladım, Ya ben konuşamadım ya sen sağırdın! Her şeye rağmen bana öyle çok sığdın ki İçimde kimseye yer bırakmadın Bildiğim; Ağaç misali toprağa bağlandıkça gökyüzüne uzamak Çelişkim; Giden bir tren de kalanların şarkısını haykırmak Hangi dil kendini kandırabilir ki? Aşk bir suç değil mi ; Her defasında kendini ihbar edip yakalatan. Ve en saf ihanet, kendi ihanetine kanan Senin gibiler vakitsiz susan aşkı severler Seni bu kör kuyulardan salan neyin şarkısıysa Gözlerinin kahvesinden içtiğimde oydu Şimdi eksilen her yanıma adını verdim Bu yüzden güzelim ben Dudağını düğümlediğim fırtınaları kopardım sonunda bir bardak su da Ben hancı sen soncu "Sana dayanamadı bıçak kemiğe dayandığı kadar" Elbette unuturum sonunda En fazla bir mevsim ağlarım Alışırım yalancı baharlara ama; Ama yine de biri beni kandırsın yokluğunda Sen bu şiiri okurken ben başka bir şiir de olacam Başkasının kollarında da senin yollarını adımlamak varmış meğer Sana anlattıklarım ne çok şey susuyor Ve sustuklarım neler söylüyor Gittin değil mi? Şimdi ne desem kar yağıyor |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Seni İntihar Ettim
Deli dolu geçtik ateş hatlarından Sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde Sevdikçe korktum Korktukça daha çok sevdim Er geç birbirini boğacaktı bu duygular, biliyordum Neden sonra farkına varıyor insan Ayağına takılan bütün taşları Yoluna kendi döşediğinin Senin yarınlara inancın benden yüklüydü Daha cesaretliydin Planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar Er geç açacaktı, biliyordun Deli sevdalı çocuk ruhumun Nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı Değersiz değerlere sırt dönmüş, güvenli saflığında Bir sonsuzluk buldun kendine Ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza Sonra birden Yeşil bir kentte Ilık bir yaz gecesine astın beni Sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi Ödedim Cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü Son sözün Ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim Geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim Anılar kemirdi yüreğimi Felç oldu hislerim Zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden Tek bir saniye bile süzülmüyordu Ters çevirmeye cesaretim yoktu Çünkü yeniden başlayacak bir hayatın Korkağı olmuştum Aşkların sonrasında hüzün vardır Ya sen hüznü boğarsın Ya da hüzün seni boğar Ama birisi kanatlarını kırarsa eğer Yaralı kuş rolüne soyunacağına Yürümeyi denemelisin Hayata dönmelisin Bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü Ve sonunu infaz ediyordu içimde O gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer Ölen ben olurdum O gece Hayatın lekesiz bir anında Seni intihar ettim Şimdi katil benim Artık güncemde bir boşluksun Yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun Ve sana ait sandığım her şeyin Aslında benim olduğunu öğreniyorum Hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin Kendimi keşfettikçe Seni kaybediyorum Ve ufkuma sensizliği Korkusuzca geriyorum |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Seni Yine Terkedecegim
Seni yine terkedeceğim Ve bilmediğim dillerde ağlayacağım Kirpiğime tuz düşecek Sevgim kadar büyük değilmişsin diyeceğim Ve seni yine terkedeceğim Bir kapı aralığında bırakacağım ellerini İsimsizlikler doğurmaya yatacağım bu yosun kentinde Ne ilk gelensin ne son giden Seni bana terketmelerine izin vermeyeceğim Seni her gece terk edeceğim Aşk-ı cinayetim olacaksın Ve yalnızlıkların en çoğulu bana kalacak Düşle çoğalttığım bu yaşamın adı Düşmek olacak Uzak bir şehirde hiç görmediğim bir kızı seveceğim O bana sarıldığında Göğsümde bıraktığın darp izlerin kanayacak Ve bir çocuk annesini kaybedecek çarşılarda Ağlamayacak kadar vazgeçeceğim senden Öfkeme bile değmezmişsin diyeceğim Ve seni yine terkedeceğim Günler devrildikçe ağıt tutacak sonbahar Rüzgarlara karanfiller ekeceğim Yollarda kaybedeceğim aşkımın ilk harfini Seni Kirli kent bakışlı Bozkır saçlı bir kıza ekleyeceğim Aşk iki kişilik bir yalandır sevdiğim Ve iç kanamalı bir aşkın Mürekkep fırtınasıdır bu şiir İstersen yalnızlık duvarlara yakışır de Ve bakışlarını sev Ben sende herkesi terkedeceğim |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Sesine Uyku Kaçmış Adam
Bir adam vardı bu şehrin bir yerlerinde Sesine uyku kaçmış bir adam Ağlasa duyardınız Yağmur şırıltısı gibi yağardı düşler ormanına Yüzü silik bir adamdı Gözlerinde En çok da gözlerinde saklıydı hüznü Bu yüzden kısardı gözlerini Buz gibi sessizdi o Sesine uyku kaçmış bir adamdı Ne zaman düş kursa Çocukluğunun soğuk günleri gelirdi aklına Gençliğinin Deli fişek günlerine yazgılıydı yazgısı Vadesi dolmamış toprakların İnce tortularında saklıydı ruhunun gizemliliği Ve bir gün Bir şeylerin intikamını bıraktı ardında Bir türlü alamadığı Şapkalı günlerin umut kokan güvercinleriyle birlikte Gitti bu şehirden Sesine uyku kaçmış adam Gecelerdir onu düşünüyorum Uykularım kaçıyor. |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Soluyorsun
konuşmuyorum seninle tutup ölüyorsun ellerin kuş tüyleri d&oluyor öldüğünde. kumrular havalanıyor çam ağaçlarından yağmur az önce yağmış seslerini nereye kaldırıyorlar? nereye düşüyor göğsündeki o çukur? fotoğraflarda kalan silik gözlü çocuk s&oluyorsun bir deniz günü ellerinde çakıl taşları ve kaya balıkları uzun çizmeleriyle balıkçı gözden henüz kaybolmamış oluyor. ölüyor dalgalar, usulca değiyor çıplak ayaklarıma arkamdaki kumluktan geçiyorsun bir yabancı oluyorsun. sonra tutup ölüyorsun bir kaç kuş için. peşinden mi gidiyorsun sonsuz boşluk dolarken gözlerine? |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Sus Ve Git Yar
Anlasana yar, duysana Duyamadıklarını, anlayamadıklarını sussana Sus ve git! Hayatımın basit kurallarından biriydin sadece Kuralsız yaşarken hayatıma kural koymayı öğreten Hangi ayrılık bi parçasını bizde bıraktı da, Bizden kalan ne varsa aldı da gitti Yolun başında bulduklarımızı da yitirdik yar Ne yitirdiğimizi bulmaya çalışırken Oysa kaybettiğimiz kendimizden başka bişey değildi Kaybettin beni sevgili Bul beni kendinde, kendini bulduğun bende Bul sevgili Ne ben sığdım sana, ne sen kışı çevirebildin yaza bende Bütün mevsimler ihanet varlığına İhanetler tükendi, tükenen bizdik Biz tedirgin düşlerimizle, gecede birkaç kendini tekrar eden cümleden ibaret Cümleler, kanayan avuçlarımızdan düşe kalka tırmanmaya çalışan kendi içinde anlaşılmaz hisler.. Gece biz, mevsimler biz, tedirgin biz, ihanet bütün benliğiyle sen Düş düşlerimden sevgili Kendinden düş, bildiğin bütün düşlerden düş, düş sevgili... İhanet Kendini anlamsız kılan bu kalabalığın arasında, kendine anlam verebilen Tek insandın Varlığıyla bana anlam kazandıran insan Sus ve git sevgili Sevdanın hası suskun olanıdır Sus ve git.. Anlasana yar Yazdığım her aşkın satır aralarında Bildiğim bütün kelimelerden bir şiir biriktiriyorum senin için Anlasana yar Bildiğim bütün şiirler satır aralarına sığıyor gözlerinin Ne yazabilecek aşk kalıyor Ne senin için bir şiir biriktirecek satır araları Susuyorum öylece Yaz diyorum kendime, sus ve yaz Nefesimde, ellerimde ellerini yazıyorum Ellerim yanıyor Sus diyorum kendime, bunca konuşan varken sen sus Ey yar, sevdanın hası suskun olanıdır Sus sevgili!... Uzak kaldığım gülüşlerine nehirler seviyorum en mavisinden Hüzünlü bir bulut gelip konuyor saçlarına Yalnızlıktan gözlerim eriyor gözlerinde Gözlerimi gözlerine adıyorum Gözlerin bir nehir, gözlerin hüzün mavisi yar Ne yol biter, ne yolcu ölür Yol değil mi bizi yolcu yapan? Biz değil miyiz yolu yol yapan?.. Sen değil miydin düşlerime girip, her geldiğinde yeni bir düş yaratan? Ben değil miydim seni düşlerime alıp bir düşten öteye götürmeyen? Mavi bir düşten ötesi mi olur, mavi bir düş Her suskunluğun gidişe sebepti yar Her gidişin yeni bir başlangıca Ne yeni başlangıç kaldı hayatımızda Ne yeni başlangıca adım atacak güç Bulmuşken seni düştüm düşlerimden İhanet ettin yar, anlamsız kıldın kendini Ben kendim kaldım senin anlamsızlığına rağmen Sus ve git, git sevgili... Bağışla beni sevgili Gidişin değil kalışın acıtıyor içimi Sus ve git yar! |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Suskun
yağmurlar adını çizseydi yüreğime gözyaşı tufanlarıyla yağmalanmazdı bu sevda oysa amansızlığın burçlarında bencilliği unutup sencil yaşamak vardı bir zaman hasret kokulu günlerin tortuları böyle çökmezdi gözlerime hani sevdalar sevda gibi yaşanırdı hani yenilgi sandığın yengiler vardı suskun yüreğimi kanırtmışlığınla çekip gitmişliğinleyim uçurumlarca uzağım sana kan revanım bu kadar mı kadük bu kadar mı derme çatma bu sevda suskun çorak toprakların köhne çatlaklarına ağlarım öyle ölgün öyle perişan bulutlar kırılır başımın üstünde ve bağışlamalar serpiştiririm sulara yılları unuturum yolları beklerken gelmezsin suskun dillenmeden yıllanırsın suskun tamiri olmaz bitenlerin yarınların gardiyanlığı düşer bize özü sevdasında saklı suskun seni anlatmaktan yorgun mektuplar var iflah olmaz ve yaralı şiirlerle dolu dipsiz kuyulardan şahikalara doğru al beni götür kendine suskun üşütmez bizi tenhalıklar yakışmaz bu öfkeler bize sevilmişlik kokuyor dudaklarımız sözlerce serpin bana ört ateşimi suskun |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Sussam Yalnızlık Konuşsam Ayrılık
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasretler yangınları var nede benim gözlerimde şiir yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim acmak uzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne üşüyorum evet hala üşüyor ellerim hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı bin ömür bin soluk bin yıkılış yaşadım ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan korunaklı bir liman olamadım sana ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını şimdi bin ömür geçmiş ömrümden ben bir ruyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum hani zaman ilacı olurdu herşeyin hani zamana bırakmalıydık atalar yine yanıldı bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben zaman zehrini içerken yudum yudum artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzlugun bitsin bitmezlerin bilincinde diyorum yne yıkılmış ve geç kalınmış viranelerız şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var nede benim gözlerimde şiir şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum susuyorum susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep şehrine gidiyorum yoklugun açıyor kapıları yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor halaa haklısın kokun sinmiş soguk duvarlarına şehrin herkezin gözünde seni arıyorum yoksun yoklugunu salıp gitmişsin gidişle bırakıldıığın bu kentte susuşlarına bile yandıgın soguk dağlarımın eşkiyası bağışlama dilemiyorum gel demiyorum sev demiyorum haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin sığındığın mavi adada yaktıgın ateşi göm yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden şimdi yanıyorum kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim geç kalınmış bir solukmu bir günün sonunda yoksa çağresizliklerimin son çırpınışlarımı bilmiyorum kayıp adresten yazıyorum son kez sussam yalnızlık konuşsam ayrılık dönsem yıkılış dönmesem yok oluş şimdi ben susuyorum yalnızlığa talip sende sus bana sus ki bir daha ölmeyeyim. |
Cevap: Kahraman Tazeoğlu Şiirleri
Şehirler Olmasa Anılarımız Ölü Olurdu
ve hep uçurum kenarlarinda gülümsüyordun bana nicedir kendimi biriktiriyorum herşey aşka varir diyerek ve utanmadan aglayabiliyorum artik gidişlerine bir tek sen çikiyorsun şehirden tüm kalabaliklar yalnizlaşiyor içi boşalmiş bir kente içtigim antlari kusuyorum "yanindayim" diyorsun en yanim bayramlaniyor geceleri molasiz geçiyorum şehirleri bir aşka bir ölüm yetmiyor bu çagda gecemin en zifiri yanini kemiriyor bir sirtlan ve leşim bir aşki kusmaya and içiyor sönmüş olsa da gölgeme bile sözüm geçmiyor artik oysa ben şehir çocuguyum yani yorgunum her karanlik bir kent kursa da bana içinde ellerin olmayan herşey sadece kalabalik bilir misin yanimdaki düşler kirilarak çogalir ve yoklaşarak azalmak bir varoluş şeklidir çaresizligin çünkü güneşi terk edenler çabuk ölür elleri tütün kokulu gece yalnizlari nikotin biriktirir gece nöbetlerine bu yüzden bütün çay bardaklarina dudak izim bulaşiyor buralarda ölmek ve gülmek arasinda fark kalmamiş sürüyorum kendimi büyük sevdalarini küçük korkulara yedirtenlerin şehrinden ömrüm! kendine sakli bir kent bul yarin gözlerinden yapilmiş |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:32. |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.