Yaşamımda en büyük sevinci baba olduğum gün duydum. İnanır mısınız tam iki yıl oğlumun nüfus kağıdını cebimde taşıdım. Cebimdeki sanki dünyanın en zengin cüzdanıydı. Oğlum olmuştu. Oğlum Dünyanın en güzel güvercini … Dünyanın en güçlü silahı.

Bak nerelere aldın götürdün. Utanmalı, küfretmeli, kendimi öldürmeliyim; bu uzak, manasız ve korkunç düşleri sana nasıl yanaştırabildim diye. Sen ki bir yaşama anıtı olabilirsin. Affet bu “anıt” lafı soğuk, yakışık almadı. Dur bakalım, bir kelime bulmalıyım. Rüya! Ne güzel. hem de kalemden akan bu sızı kadar gerçek.

Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. ölmek, hiçbir şey değil. Sen böyle canlı, ssıcak, dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek acı da olsa katlanılır. Ama senin bu bedbin halini görmek… İşte mesele burada.

Utanılacak hiçbir bok yemedim, yemem de! Ama polise sorarsan ben bir canavarım. Çünkü yüzlerine tükürdüm, tenhada yakalayıp eşşek sudan gelinceye kadar dövdüm, rüşvet, döviz kaçakçılığı ve randevu evi işlettiklerini bildiğimi, bunları er geç yazacağımı söyledim. Birinin dişlerini döktüm, birini merdivenden atmak için fırlattım. Kolu kırıldı. Hepsi bu işte. Haksızlığa, hakarete dayanamıyorum. Türk Siyasi Tarihi’nin işkence görme rekorunu kıracak kadar zulüm görmeme budur sebep!