![]() |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Gözlerinin nehrine dalınca, bir (b)aşka akıyorum, Gönlümün sönmüş kandillerini sadece sana yakıyorum. Kayısı ağaçlarının gölgesinde dinlenirken Kendimi rüzgarına bırakıyorum. Kömürhan köprüsünden sana geçerken, Özlemlerimi Fırat’a atıyorum. Sultan Suyundan sana koşuyor, Beydağından sana düşüyorum. Bakışlarım sana uyuşuyor, İliklerime kadar sana üşüyorum. Ah… Yüzün bir firuzende… Ölü ha(ya)llerimi ikliminle yaşatıyorum. Seni güneş gibi bağrıma basarken, Donmuş bakışlarımı sıcaklığına katıyorum. Gözbebeklerinde nefesinle savrulan saçlarımı tararken, Akıp giden zamana kaşlarımı çatıyorum. Odamın loş aydınlığında, buğday kokan türküler dinlerken, Yine senli rüyalara yatıyorum. Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
A ş k’ diyerek gösteriliyor meleği ömrümün…
‘A n n e’ diyerek süslüyorum Baharını gönlümün. A n n e … Ömrümün hümalı karanlığında Başıma dokunan nazenin bir el… Daha değmeden gözleri yüzüme, Kalbine merhamet düşürülmüş. Gül içine gül, can içine can, Ömür içine ömür iliştirilmiş. Bir canın ağırlığıyla ezilirken kâinat, Nicelerine birden Anne Kalesi örülmüş.. En gönüllüsü, zahmetin. Tecelli ettiği şefkat aynası, rahmetin… ‘D ü ş’ diyerek başlıyorum hayatın yalanına… ‘A n n e’ diyerek çiziyorum bir gerçeği Yaşamın göz kırpan her anına. A n n e … Kalbim, kalbinde ritim buluyor; Yüreğin, yüreğim oluyor koruyor beni. Süzülüyor nefesin ses tellerime, Uyandırıp hülyalardan, dolaştırıyor damarlarında. Pür naz oluyor, saçlarına dolanıyorum… Sonra, dalgalı kirpiklerine takılıyor, gözlerine düşüyorum. Dokunuyorum gözbebeklerine, renginde yüzüyorum. Kapatma gözlerini anne! Esir kalıyorum düşlerinde. Hayat, gamzem oluyor gülüşlerinde. ‘C a n’ diyerek basılıyorum can ikliminin baharına… ‘A n n e’ diyerek giriyorum Koşulsuz sevgiler diyarına .A n n e … Hayatı yüklenmiş gidiyorsun; Ayaklarında Cennet sessizliği… Bir sancının arkasında yürür ahsen rahatlık. Acı, sevinci hecelerken Müjdeler taşır sesim yüreğine, dalgalanarak. Selam verir gözlerim gözlerine, ağlayarak. Şefkat minberinde ezanı okunur adımın, Süpürür dudakların çaresizliğimi, sarmalayarak. Ve nimetin en helal payesine şahit olur melekler; Ezelden bilirim bu tadı, Ezelden tanırım bu kokuyu… ‘Y â r’ diyerek ağlıyorum uykusuzluğun içinde… ‘A n n e’ diyerek bitiyor her masal, Rüyanın en demli yerinde. A n n e … Karanlık gecelerin buğulu sessizliğinde Güven veren varlığına sığınıp, benliğimi kalbine asıyorum. Sesin, ebahir gibi dokunuyor yüreğimin titreyen tüyüne… Bengisu olup içime akıyorsun terennüm ederek… Rehnüma oluyorsun rüyalarıma. Avucunda yüzüyorum hayat denen ummanda, Üzerime açılan şefkat kanatlarınla emekliyorum… Sonra yürüyorum ellerim, reyya sıcaklığında. Ben düştükçe sızım değiyor ciğerine, Ağladıkça, inleyişim doluyor gözlerinin nehrine. Dua dua öpüyorsun beni anne… Dilinde güzelleşiyor adım. ‘A h’ diyerek düşüyorum birden… ‘A n n e’ diyerek tutunuyorum Hayatın eteklerine yeniden. A n n e … İçimdeki çocuk hâlâ uykularda ‘Anne’ diyerek sayıklamakta… Ve emeklemekte hâlâ şefkatin kucağına. Gurbetler dökülüyor içimize, Anne diyarının penceresinden düşünce gölgelerimiz… Donuyor ellerimiz, uzandıkça beşikten hayallere. Her tebessümün berisinde taştan duvarlar örülü, Yüreğe değmeden yere düşüyor bütün sözler. Menfaat kokuyor her nefes, Koşul sunuyor önümüze sevgiler! Masumluğumu gözlerinde unuttum anne..! Mahkûm duruyorum şimdi şerhan gözlerde. ‘G ü l’ diyerek kokluyorum toprağın nefesini… ‘A n n e’ diyerek büyütüyorum avuçlarımda Bir bayramın arefesini. A n n e … Bir veda rengi var gözlerinde… Sözlerin uzaklardan geliyor. Kuş mu kondu kirpiklerine anne? Gözlerin yükseklere bakıyor. Üşüyor avuçların; Melekler mi tutuyor? Kapatma gözlerini anne! Esir kalıyorum düşlerinde. Anne… Hayatı yüklenmiş gidiyorsun Ayaklarında Cennet sessizliği… A n n e . . . ‘Y a n’ diyerek atılıyorum ateşine renginin; ‘A n n e’ diyerek çözüyorum Muammasını sevginin.. Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Evet, yine ben… Satırlara yüreğinle dokunabilsen, İçimde kopmayı bekleyen ne kıyametler var bir bilsen… O gün doğmaz, gün batmaz sevdalar diyarına girebilsen, Sen susarsın lal olursun, ellerinde titreyen kalem konuşur… Güneş gibi ol sevgi saç karanlıklara, inan ki değer Sevmek, kendi ruhunu huzurla okşamakmış meğer Kalbinin pasını silip, gönül gözüyle bakarsan eğer, O zaman anlamsız duran dağlar bile konuşur… Acılar ve dertler, neşe ve sevinçler ilham olur aşığa Yazar dururum, bu satırlar ulaşır mı bilmem maşuğa? Arkana bakmadan yürü, karanlıklarda göz kırpan ışığa Dinleyeceksin gecenin sessizliğini, duyacaksın yıldızlar da konuşur… Gerek kutuplardayım gerek çöllerde, gariptir gönül alemim Susturamam, kalbime tutunur seni yazar soluk kalemim Dertliyim, hüzünlüyüm ama kim dedi ki bitmez elemim? Dikenler arasından sıyrılıp açan gül gibi, derman konuşur… Buhar olup, duman olup hitama erişince beklentiler, Yine de asla bitmez içimdeki Kadim Sevgiler Unutma! Sevdayla beslenir şarkılar, ezgiler Söyleyemesen de, uzaktan uzağa gözler konuşur… Kalbimin en kurak bölgesine uğramaz mı bulutlar? Sabırlı ol, hayat sürdüğü sürece bitmez umutlar Dünya dile gelir bir gün, o vuslat gününü kutlar Kadim sus artık! Senden daha iyi şair konuşur… Kadim DOLUNAY |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Yüzündeki nur, al güllere dönüşür birden Yüreğin can ikliminden, sözlerin nehirden Hangi yıldız unuttu sende göz kırpışını? Gülüşün aşk denizinden, gözlerin şiirden Güzelliğin, tüm renkleri söker bir resimden İsmin, yankılar savurarak uçar sesimden Hangi çiçeğin özünü çektin ki içine? Rayihan gül mevsiminden, nefesin nesîmden Aşk uyanınca, düşer gönül vehmine hardan Leyle gizlenir aşık, gam çekerek nehardan Hangi kandil öptü ki nazenin yüreğini? Ellerin can pınarından, yüzün nevbahardan Şiirler döktüm avucuna; yıkandın baştan Şairâne gözlerle geceyi söktün arştan Hangi sabahın duasında okundu adın? Suretin inci nakışından, siretin aşktan Sen aşkta muammayı oku, çekip kuyudan Ben, gözlerini hatmedeyim, alıp uykudan Hangi şulenin parmakları değdi saçına? Mahlasın çöl kumundan, adımların ahudan İftarsız geldim sana, aşk içtiğim sahurdan Yanakların kar efruzundan, sesin huzurdan Hangi gecenin şafağından kalma gözlerin? Kaşların ay billurundan, kirpiklerin nurdan. Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Ben sana İstanbul dedim…
İstanbul kadar gizemli, İstanbul kadar duygu yüklüsün. Hangi işaret gösterebilir ki İstanbul’un çehresindeki seni… Hangi göz görebilir ki böyle ahseni… Lügatsiz bırakıyorsun beni, söylenesi bunca söz içinde. Gözlerinin kuyusunda lehçe lehçe dökülüyorum Aşk alfabesinin telaffuzu mümkün olmayan harflerine. Ebkem halimi hoş gör yâr; Çünkü lisanısın bakışlarımın. Ben sana İstanbul dedim… İstanbul kadar büyülü bakıyor gözlerinin tarifsiz tarihi. Rüzgâra yükleyip kısık sesimi, Kız kulesinden atıyorum söyleyemediğim bütün cümleleri… Yüreğine ulaşamadan Marmara’ya düşüyor, Halka halka yürüyor, büyüyor içimden dışa! Dalgalar omuzluyor yol bilmez ruhumu, Vuruyor Sultan Ahmet’in taşlarına. Bakma bu şaşılığıma yâr; Çünkü efsunusun gözlerimin. Ben sana İstanbul dedim… İstanbul kadar kalabalık yalnızlıklarda boğuyorsun beni. Yurdum oluyor gözlerinin hazangâhı, Bir lahza daha şair oluyorum her hicran geçidinde. Buğulu bir aydınlık düşüyor yollara; Gözlerimin kahvesinden siliniyor ayak izlerin. Hüzün çiçeklerine adını sayıklıyorum; Yorgun, mutsuz, uykusuz. Eyüp Sultan’dan sesleniyorum sana… Firari gönlümü yorma yâr; Çünkü sürûrusun ömrümün. Ben sana İstanbul dedim… İstanbul kadar derinlere süzüyor beni fırtınalı duruşun. Bir yanın hüzünlü, bir yanın ferahnâk… Bir yanın bi’ab, bir yanın ferahna… Süleymaniye’de birikiyor şiirlere adın. Yıkılıyor üzerime rüyaları aralayan sütunlar… Sinan’ın ayak sesleriyle uyanıyorum. Ve dua çiçekleri bırakıyorum parmak uçlarıma… Kendimi izliyorum toprakların suretinde, Ve takılıyor hüznüm Kanuni’nin boş avuçlarına. Bir muammayım, cevap sorma yâr; Çünkü sükûtusun yüreğimin… Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Aziz yârim, ah bilirmisin bu bendeki nedir?
Ukde düştü dilime, tüm cevaplar sinededir Elimden tuttu kalem, seni yazar kaç senedir Yarin hayaliyle uyutur, uyandırır bir Aşk! Billur gözlerinden yüreğime yürüyen bir iz var Baharı getirir nefesi, durmaz eser Aziz Yâr! Zülfün ki, gözlerime güneşi örten bir perde… Mavi bakışlarına yanıp derman bulsam derde Nurlu düşlerle sana uçsam aşk dolu devirde En katı yürekleri lava boyandırır bir Aşk! İrfan denizini sevdaya bürüyen bir iz var Aşk’ın sandalını en diplere çeker Aziz Yâr! İpek sözlerin, ruhumun telinde olur beste Manayı senden alır aşk, huzur sana vabeste Dilara çehren nur denizi, yüreğin güldeste Remz verir vuslat kuşlarına, ve yandırır bir Aşk! Rakkas kalemimin ucunda çürüyen bir iz var Hayal olur, düş olur, gönlümde gezer Aziz Yâr! Zarf-ı zaman silinir seninle; kokunu taşır güller Asılır tüm kelimeler; konuşur noktalar, virgüller Evimiz dualardı, gelir hayaldeki o ‘bir gün’ler İsmine, hece hece her cümleyi bandırır bir Aşk! Lerzan gözlerinin içinde üşüyen bir iz var Çeşm-i dil ile can buzlarını çözer Aziz Yâr! Yıllarca gönlümün okuyacağı aziz kelamsın Nur-i ayn’ım, ezelden kalbime verilmiş selamsın Rayihana savruldum yankılardayım, sen sedâmsın Nakış nakış dizilir, sanma ki usandırır bir Aşk! Alnımın yazısına harf harf çizilen bir iz var Edep dokur, fasıldan fasıla seker Aziz Yâr! Ateşten sevda düşer sineye, kalp kalbe vurur Işıksız dünyama huzursun, fersiz yüzüme nur… İsimsiz şiire nâm olursun, gönlüme sürur… Dile, en mutahhir sözleri dolandırır bir Aşk! Lalezâr ömrünün özünde büyüyen bir iz var Sevda tohumunu, yüreğime eker Aziz Yâr! Risalem, bir güvercin kanadının ardında bekler Nur denizi dolar alnına, öper seni melekler Naçizane kelimelerim yürüyemez, emekler En çirkini de ahsen gösterip kandırır bir Aşk! Esmana bürünüp zihnime süzülen bir iz var İncilerle aşk’ın harflerini çizer Aziz Yâr! Kadim Dolunay |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Evet, yine ben… Satırlara yüreğinle dokunabilsen, İçimde kopmayı bekleyen ne kıyametler var bir bilsen… O gün doğmaz, gün batmaz sevdalar diyarına girebilsen, Sen susarsın lal olursun, ellerinde titreyen kalem konuşur… Güneş gibi ol sevgi saç karanlıklara, inan ki değer Sevmek, kendi ruhunu huzurla okşamakmış meğer Kalbinin pasını silip, gönül gözüyle bakarsan eğer, O zaman anlamsız duran dağlar bile konuşur… Acılar ve dertler, neşe ve sevinçler ilham olur aşığa Yazar dururum, bu satırlar ulaşır mı bilmem maşuğa? Arkana bakmadan yürü, karanlıklarda göz kırpan ışığa Dinleyeceksin gecenin sessizliğini, duyacaksın yıldızlar da konuşur… Gerek kutuplardayım gerek çöllerde, gariptir gönül alemim Susturamam, kalbime tutunur seni yazar soluk kalemim Dertliyim, hüzünlüyüm ama kim dedi ki bitmez elemim? Dikenler arasından sıyrılıp açan gül gibi, derman konuşur… Buhar olup, duman olup hitama erişince beklentiler, Yine de asla bitmez içimdeki Kadim Sevgiler Unutma! Sevdayla beslenir şarkılar, ezgiler Söyleyemesen de, uzaktan uzağa gözler konuşur… Kalbimin en kurak bölgesine uğramaz mı bulutlar? Sabırlı ol, hayat sürdüğü sürece bitmez umutlar Dünya dile gelir bir gün, o vuslat gününü kutlar Kadim sus artık! Senden daha iyi şair konuşur… Kadim DOLUNAY |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Sen yoktun o zamanlar, çocukluğumda en çok yağmuru severdim ben.. ne zaman bi dert gelse bana, yağmur yağar, dinler, dokunur, ve topraktan kalkan o kokuyu koklardım.. ateşim sönerdi .. sonra büyüdüm.. gözlerini gördüm, yandım, yağmur yağdı, ve ilk kez sönmedim.. ben yağmurdan daha fazla bi seni sevebildim.. Hikmet Anıl ÖZTEKİN |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Seni düşünmek…
Misal bir çay demlemişim… Çöl havası bilmem de işte; ona benzer bir yazın, serin gecesindeyim. Ve sen pencere kenarında içtiğim, üç beş kuruşluk bir neşesin. Hani bir Hıdırellez akşamında Ahırkapı’nın ya da paşa semtinden bir delikanlının coşkusu kadar bile değil… Oysa ne vakit niyetlensem ben aşka, gönlümde ramazandın… Ben aşk orucumu seninle bozardım. Sen demek; Piyer Loti’nin, Eyüp Sultan’ın türbelerine adanmış dileklerin toplamı… Sen demek; padişahı gelse hatta tillahı…! Yine de sen demekti işte… Şimdi göğün yedi kat tepesinden çakılmış gibisin bir kaldırım taşına düşen bakışlarımda. Belki de olur diye söylüyorum aleme bir ibreti. Sevgim gönlünün pazarına düşeli beri, üstüme şimdi bu şehir yıkılsa seni düşünmekten iyi… Olcay MEŞE |
Cevap: *Mavimsi Madam*
En son ne zaman bir kadını sevdin?
Ama öyle öptün, sarıldın, uyudun falan değil; en son ne zaman bir kadını gerçekten sevdin? Kaybetmekten korkarak, yanındayken bile özleyerek, deli gibi kıskanarak, koruyup kollayarak… Delikanlı adam korkmaz diye bir şey yok. Korkacaksın! Sevdiğin kadını kaybetmekten korkacaksın, kıskanacaksın da. Sokakta elinden tutacaksın, tanıdığın herkesle onu tanıştıracaksın. ‘’İşte benim hayatım bu!’’ der gibi tanıştıracaksın. Güzel bir kadın sevmek istiyorsan onu gülümseteceksin. Çünkü dünyanın en güzel kadını mutlu bir kadındır, onu mutlu edeceksin. Bu yüzden kirpiklerini sev bir kadının. Avuç içlerini. Makyajsız yüzünü. Uyku sersemliğini. Saçlarını kesen bir kadının çektiği acıyı anlayabilecek kadar sev bir kadını. Ve asla bir kadının saçlarını kesmesine sebep olma. |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Salladığın el, sallandırdığın umutlar aslında elinde.
Elinde değil biliyorum, Ve elimde değil sil baştan başlamak her şeye. Kırıldık ve paramparçayız… Hayallerimiz birikmiyor artık avuçlarımızda, Avuçlarımız yangın yeri, Avuçlarımız acı taşıyor, Acılarımız merhem şimdi geçmeyen yaramıza… Gül düşmüyor artık gülümseyişlerimizde yanaklarımıza, Dönüşsüz yol düşüyor yar, aramıza. Kurduğumuz düş üşüyor, Çalmıyor bu son bakışlar kalbimizi ayrılığın cebinden, Tüm mutluluklar yüzümüzde biraz hüzne çalıyor… |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Belki de en büyük hatam sana 'inanmak' oldu... Sana bu dünyadaki her şeyden daha çok inanmak bir hataydı. Gitmeyeceğine, her zaman ilk günkü gibi seveceğine, herkesten farklı olduğuna inanmak çok yanlıştı... Ne yazık ki inandığım en güzel şey yüzünden tarifsiz bir acı çekiyorum. Sırf inandığım için kabus gibi geceleri uykusuz geçiriyorum... Ben sana inandım, Çünkü sana gerçekten 'güvendim'... |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Saçları vardı…
Geceyi hasetten öldürecek kadar siyah, Hasretten boynuna dökülen bir nehirdi sanki. Penceresi aralanan göğsüne perde… Hırçın, Asil, Ve asi… Yıldızları koynunda uyutacak gibi... Yumuşacık, Uzun, Ve siyah… İsyan değil Allah’ım bu, yumruğumu sıkmıyorum. Artık saçlarında gezinemeyen parmaklarımı, Avuçlarımda boğuyorum… |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Gittin… Ben, arkandan sadece baktım. Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki… "Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana. Konuşamadım… Gittin… Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden. Ağlayamadım… Gittin… Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı. Anlatamadım… Gittin… Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım. Gittin… Bir yıkım gibiydi gidişin Sen adım adım uzaklaşırken benden Çöküp kaldı bedenim olduğu yere Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım. Kalkamadım… Gittin… Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum Hazırdım gidişine, Kaçak zamanları yaşıyorduk Zaman bitecek ve sen gidecektin Bense, gidişinin ertesi günü Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım. Başlayamadım… Gittin… Bir şey söyledin mi giderken? "Kal" dememi istedin mi? Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi? "Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi? Beynim öylesine uğulduyorduki. Duyamadım… Gittin… Nereye gittiğin önemli değildi Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım… Gittin… Unutulanların arasına katılmalıydım Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım… Gittin… Bir okyanusun ortasında tek küreği kaybolmuş sandalda Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni, Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde, Bil ki; seni Unutamadım… |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Gidişini öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım. Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya. Manzaraysa ayrılığa sıfır! İşte herşey hazır… acılarımla iki lafın belini kırdık. Yokluğunda bir kuş sütü eksik… Yalnızlığım ve ben… Seni çok bekledik… Büyük bir ihtimalle ölmüştük Şehir kan kıyametti ayaklarımızda Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü Doğrusu iyi idare etmiştik Doğrusu iyi haltetmiştik Yaşayanlar unutmuştu bizi Biz öldüğümüzle kalmıştık. |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Gördüm ki; yüzünü bile görmeye değmeyen insanlar varmış etrafta, Allah’ım değdirme yüzümü bir daha yüzlerine! Yalvarıyorum sana… Sevmekten canı yanar mı bir insanın? Düşün ki mahşer yerinde yalnızım, cehennem ateşi her yanım. Yüreğim, tenim, avuçlarım… Şimdi başını kaldır ve cevap ver bana. Bir uçurumun kenarındaysam, düşmemişsem ve hala tutunmaya çalışıyorsam hayata, Hayallerim kırılmışsa, Umudum kalmamışsa, Yıllar öncesinden isim koymuşsak doğmamış bir çocuğa, Ve sen onu aldırmışsan düşlerimizin rahminden, Giden sen isen ve öldüren sen, Şayet evlenmişsen, Söylesene nasıl, hangi şefkatle okşayacak doğmuş bir çocuğun saçlarını elerin, İçimdeki çocuk boynu bükük, “sen” özlemiyle yaşamaya çalışırken? Yüreğin varsa; gücün yetiyorsa değil, gücüne gidiyorsa, Elimi bıraktığın elin vicdanına uğruyorsa, dokunuyorsa insanlığına, Sevme beni önemi yok ama anla… Ey geçmişimi uğruna heba ettiğim, geleceğimi ziyan eden sen! Seni öylesine sevdim, öylesine kimsenin dokunamayacağı derinlerime yücelttim ki hep bu yüzden kaybettim. Bu yüzden sana olan bütün şefkatim, sevgim. Bu yüzden yoksun yanımda, Bu yüzden unutmayacağım seni asla. Yaşarken tutunamadım ellerinle hayata, aynı uykuya göz kapatamadım seninle, aynı sabaha uyanamadım. Sevgiyle ellerinde olmadı elim bu dünyada, tutamadım. Yeniden dirildiğimizde kinle, nefretle iki yakandan tutacağım. Hakkım helal değil sana… Ezgin KILIÇ |
Cevap: *Mavimsi Madam*
beni güzel hatırla bunlar son satırlar…. farzet ki bir rüzgardım esip geçtim hayatından ya da bir yağmur sel oldum sokağında sonra toprak çekti suyu… kaybolup gittim belki de bir ruyadım senin için uyandın ve ben bittim…. beni güzel hatırla çünkü sevdim seni ben herşeyini…. sana sırdaş oldum dost oldum koynumda ağladın yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini beni üzdün kınamadım alışıktım vefasızlığa el oldun aldırmadım… beni güzel hatırla sayfalarca mektup bıraktım sana… şiirler yazdım her gece çoğunu okutmadım sakladım günahını sevabını içimde sessizce gittim… senden öncekiler gibi sen de anlamadın….. beni güzel hatırla sana unutulmaz geceler bıraktım sana en yorgun sabahlar… gülüşümü…. gözlerimi… sonra sesimi bıraktım en güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka…. söylenmemiş merhaba’lar sakladım her köşeye vedalar bıraktım duraklarda… ne ararsan bir sevdanın içinde fazlasıyla bıraktım ardımda…. beni güzel hatırla dizlerimde uyuduğunu düşün saçını okşadığımı üşüyen ellerini ısıttığımı mutlu olduğun anları getir gözünün önüne alnından öptüğüm dakikaları…… birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün şaşırtmayı severim biliyorsun? bu da sana son sürprizim olsun: şimdi seninle yaşan günleri ateşe veriyorum beni güzel hatırla gidiyorum….. Okan SAVCI |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Yokluğun, bir iç savaştır yüreğimde sevgilim, geri çekildim seni beklemeye gidiyorum Ayrılık değil ki bu Bir uzun hava çalınacak, son bulacak hicran makamında kadehler vurulacak özlem geceleri kapımıza dayanacak sevgilim, susturma bizi sürç-ü lisan olmasın bu aşk Avuçlarımda çocukluğumdan kalma dualar var, gel buyur nasiplen yarim... Ninemin telli dolabı gibidir yüreğim, soğutmaz içindekileri. İtiraf ediyorum, kayıp bir kent gibiydi sevdam, sen dokundun çekildi sular, göründü bir zamanlar sobasında odun yanan kapılar. Korkma, yaklaş. Tenimin tenine diyeceği var Uğurladım eski sevdalarımı, gözlerine ilk baktığım an çarmıha gerdiğim özlemlerimi azat ettim huzur kazandım müzayededen ikimiz için bol köpüklü bir kahve taşıdım bakışlarımla sana yüreğimi istedin, verdim Şimdi desem ki bahar Şimdi desem ki yol var beklemek bir köpek gibi yapışsada paçalarıma, sevgilim, ikimize yetecek kadar sabrım var Şarkıların resmini çizebilir misin? Bana yüreğindeki ritimleri gönder. Nasıl? hayır, izlemedim bu filmi, sahne tanıdık ama, biz mi oynuyoruz? bu yüzden bitsin istemiyorum demek ki... Daha önce seslendirdiğimiz aşklar nerede peki? Suflörü sen miydin yüreğimdeki sesin? Sevgilim, hadi gel mısır patlattım, bizi izleyelim... Çığlığımı tut, yere düşmesin dar gelirli zamanların açlığını doyurmamız lazım bu hayat bildiğin gibi değil, diyemem biliyorsun, bana da öğret aşkım Korkularımı bir caminin avlusuna bıraktım acılarım ahşap bir bina, bir kibrit çakılsa tutuşacak sevgilim, sesimi sesinle uyut bu yekpare gülüşler o zaman can bulacak denizi hiç böyle mavi görmemiştim. Pardon, baktığım gözlerin mi? gülme, boğulmayacağım, dalgalarında yüzebilirim bu ekmek kavgasında durduk, bir de sevdalandık tabi ki pişman değilim, olamam sevgi bir eylemse, ben eyleme geçtim elimde pankartım, sana yürüyorum... Düşler, yalnızlığın tangosu sen gelene kadar sahnede dansım kalsın sevgilim, geceyi düşlere boya ama tuvalde bir öpüş kalsın |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Aşk... Nereye baksam "Gel Beni Bul" diye haykırıyor Aşk.... Takılıp gidiyorum ardından… Ulaşmaya çalışırken o sese, yakalamaya çalışırken; tökezliyorum her defasında ona giden yolda… Düşüyorum. Her düşüşten sonra yamalı bir sevda bırakıyorum ardımda. O zaman anlıyorum şimdi neden sevdalarımı yaşamaktan kaçtığımı… Ve anlıyorum her defasında neden hep yarım bıraktığımı Anlıyorum ki; sevdadan kaçış nedenim değişmez gerçeği görme cesaretsizliğim: "Sonsuz ve ölümsüz aşk yoktur", "Bulduğumda aynı şeyleri yaşayacağımı ve yaşamaktanda korkuyorum" diyorum ve kaçıyorum aşktan. Yine acı çekmek istemiyorum… Yeniden yaralanmaktan korkuyorum… Günün birinde yeniden cesaretleniyorum. Yeniden düşüyorum peşine kalbimin. Ama her seferinde hüsrana uğruyorum, Üstelik çoğu gerçek aşk rüzgârı bile değil ve aslında ben bunu en baştan anlıyorum. Ama ‘belki’ umuduyla kendimi kandırıyorum her zaman... Her seferinde dayanamayıp yine atıyorum kendimi aşkın ılık esen rüzgârlarına. Sonu başından belli yarım yamalak sevdalar yaşıyorum. Her yamalı aşktan sonra daha çok artıyor yüreğimdeki hüzün... Daha da yavaşlıyor kalbimin atışları… Her biri için "acaba bu kez doğru kişi mi" diyorum ve hep hüsrana uğruyorum. Her defasında; daha da üşüyen bir yürekle, daha da yalnız bir yürekle kala kalıyorum... Ahh! Ama suç bende, . Çok şey istiyorum ben!!!! İnsan olmalı, benim olmalı, bir üçüncüsü asla olmamalı diyerek… Peki çok şey mi istiyorum? Sıcacık bir yürek, sıcacık bir el, sıcacık bir ev, ruhumu ve bedenimi birleştirip, tek insan yapacağım, adını da aşk koyacağım birisi… Belki de… Belki de ben aşkı yanlış yerde arıyorum. Yanlış yerden gelmesini bekliyorum… Belki de Aşk Kaf Dağının ardında… Ey Aşk ! Af diliyorum senden.... Ben çıkamam Kaf Dağlarına… Sen bul beni… Çıksana artık karşıma, savursana beni fırtınalarınla.... Rüzgarınla al götür uçsuz bucaksız yerine…. |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmemek ama özgür bırakacak kadar çok sevmekmiş |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah Aşıkları; sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir. | Şems-i TEBRİZİ | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Yürürken başımın yerde olması sizi rahatsız etmesin. Benim tek derdim; yere düşen edebinize takılmamak. Mevlâna Celâleddîn-î Rûmî |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam. Ama evet! Yeri gelir susarım. Canımı çok yakan şeyler olur ama yinede susarım, tükenirim. Buna izin de veririm aslında. Salaklığımdan mı? Hayır! Ben kimseye 'GİT' de demem, diyemem. O kişi vazgeçilmez olduğundan mı? Hayır. Ona o kadar şeye rağmen, o kadar değer veririm ki, Her gün yaptıklarına utansın diye. Ama bir gün öyle bir giderim ki; kaybedeceğim hiçbir şey olmaz ! | Sunay AKIN | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Tek istediğim birine sonsuz güvenmek, Ama mümkün olmuyor işte. Z a m a n ı n da güvendiğim insanların parmak izleri sırtımda dururken Ve hala sıcakken yarım kalmışlıkların acısı içimde, İyi niyetlerimi bir kez daha hiç kimsenin insafına bırakamam. Yalnızlık bu olsa gerek. | Uğur GÖKBULUT | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Yüreğim ıslaktır benim, Kuytular da ağlamaktan. Ve hafif uçuktur rengi, Kurusun diye kaç kez güneşe asılmaktan... Sunay AKIN |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Avucunu son bir defa, ağlamadan tutmak istiyorum. Gözlerim yüzüne küskün, sazım sevgine suskun... Saati ayrılığa kurmuşum, olmaz teslimiyet. Ziyan aklımı senle bozmuşum, içerim felaket! . Kurşunlara geleyim istiyorum, Ölmek, ölmek istiyorum sevgilim. Sağ kalırsam affet ! | Yusuf HAYALOĞLU | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Benim hiç sapanım olmadı Anne. Ne kuşları vurdum ne de kimsenin camını kırdım... Çok uslu bir çocuk değildim ama, Seni hiç kırmadım, hep boynumu kırdım. Ben hayatım boyunca bir tek kendimi vurdum..! | Yusuf HAYALOĞLU | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
ETME Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme. Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme. Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı? Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme. Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru. Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme. Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için... Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme. Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi, Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme. Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan. Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme. Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan. Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme. Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer; Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme. Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi, Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme. Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize, O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme. Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle. Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme. Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı. Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme. İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil. Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme. Mevlâna Celâleddîn-î Rûmî |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Ey Yâr! Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş; Yüreğimin dibine kadar yolun var (.) | İskender PALA | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada, Acı çekiyoruz..! | Oğuz ATAY | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
+ Hep geçer diyorlar ya Olric, sence geçer mi? - Geçer elbet efendim; Bazısı teğet geçer, bazısı deler geçer, Bazısı deşer geçer, bazısı parçalar geçer. Ama mutlaka geçer... | Oğuz ATAY | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor. | Oğuz ATAY | |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Psikopat bir geceye bağlanıyorum AŞK İBADETSE KIBLEM SENSİN Kan kokan sokaklarda yürüyorum Har atığım adımda cinayet işliyorum Yar sana olan bütün duygularımın başını kesiyorum Attığım her adımda senden biraz daha uzaklaşıyorum Düşünmeye kıyamadığım hayalini kurşunluyorum Senli olan bütün umutlarımı idam ediyorum Psikopat bir gecede işleyebileceğim bütün cinayetleri işliyorum Sevgimin barınağı olan kalbimi yıkıyorum Hislerimi düşlerimi kefenleyip bir tabuta kapatıyorum Sevgimi ellerimle boğuyorum Psikopat bir geceden daha da psikopat oluyorum Kana susamışlığımla yürüyorum Senle unuttuğum kendimi hatırlıyorum Kendimin de AZRAİL i oluyorum İçimdeki morga bir cenaze daha kaldırıyorum Psikopat geceden artık kopuyorum Güneş doğuyor cesetler defnedilmeyi bekliyor Bedenimdeki cesetleri kendimle zarfa defnediyorum YARE UZATIYORUM… |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte. İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık! İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine. Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken, duvarlara dalıp dalıp gitmesi. Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık. Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin. Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun. Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya. İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı, hüznün arması ayrılık. O küçük ölüm! Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan. Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı. Ben bulutları gösterirken, ‘bulmacanın beş harfli yemek sorusuna’ yanıt aramanla halkalanmış, ‘Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı’ türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş, Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip, ‘bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ‘ diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan. Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını, bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu. Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını. Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında…. Ne mi yapacağım bundan sonra? Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce. Şiir yazmayacağım bir süre, Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye. Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim. Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim. Falcı kadınlara inanmayacağım artık. Trafik polislerine adres sormayacağım, Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye…. Ne yapacağımı sanıyorsun ki? Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken.. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım. Şükrü Erbaş |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Geleceğim bekle dedi Ben beklemedim o da gelmedi Ölüm gibi bir şeydi Ama kimse ölmedi Özdemir Asaf |
Cevap: *Mavimsi Madam*
|
Cevap: *Mavimsi Madam*
|
Cevap: *Mavimsi Madam*
Şimdi git baharla gel Saçlarında gül tozları bulunsun Güneş sarardığında gel Yanında mutlaka gündoğumu olsun Bölünmüş uykulardan uyanıp da gel Dağ rüzgarları getir eteklerinde Bir tutam şiir topla bana Son mısrası kavuşmak olsun Şimdi git Çok yalnızım İ ç i m ç o k k a l a b a l ı k |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Öyle karanlık bir kutu ki insan Kimse hakiki bir cevap veremez sorsan. |
Cevap: *Mavimsi Madam*
B a z e n a n ı l a r a e n ç o k y a k ı ş a n e l b i s e, b i r k a ç d a m l a g ö z y a ş ı d ı r u n u t m a ... |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:15. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.