Hüzün yılımız veya hüzünlü anlarımız muhakkak olmuştur bizim.
Bizi kedere boğan ve bizi ketum bırakan anlar...
(Her birimizin kendine ait böylesi özel ve önemli anları vardır şüphesiz.)
.....
Lakin, Muhammed-i bir hüznümüz veya anımız oldu mu hiç?
Hani -inancından dolayı- mağdur kaldığı,
Hani, her türlü alış verişin, kendisine, yakınlarına ve gönüldaşlarına yasaklandığı,
Hani, 'iman bedelinin' açlık ve sefaletle ödediği,
Hani, -yerde bulunan bir- deri parçasının günlerce kaynatılıp suyu ile açlığın giderildiği,
Hani, samimi ve riyakarlığın ayrıştığı,
Hani, herşeye rağmen takkiyenin yapılmadığı,
Hani, adamlığın destanının tarihe kaydedildiği,
Hani, güce karşı boyun eğilmediği,
Hani, mazlum olmanın tercih edildiği,
Ve hani, böylesi bir atmosferde, yıllarca dayanılan ve destek alınan çınarların bir bir devrilerek çaresiz kalındığı o ambargolu yıllar...
Evet, Haticenizi ve Ebu Talibinizi yitirdiğiniz o anın adıdır Hüzün.
.....
O anın empatisini kurmak için sıraladım bu satırları.
Karşılaştırmak için hayatlarımızı.
Eksikliğimizi görmek ve imanımızı tahlil etmek için.
.....
İnancımız ve duruşumuzdan dolayı, bizim de bir hüzün yılımız olmuşsa ne mutlu bize.
Ama, Nebi a.s'ın hayatının, edebiyatını yapıyor ama, O'nu örnek al(a)mıyor, anlamıyor, hissedemiyor ve empatisini kuramıyorsak ne yazık bize.







Normal