Postmodernlik modernlikten sonra neyin geldiğini bildirir; modernlik ile birlikte düşünülen toplumsal biçimlerin daha başlangıç hallerindeyken fiilen çözülmelerine göndermede bulunur.

Kimi düşünürler,postmodernliğin sanayi sonrası bir çağ doğrultusunda bir hareket olduğunu öne sürselerde bu görüş pek çok belirsizliğe konudur:Postmodern modernin bir parçası olarak mı düşünülmeli? Postmodern bir süreklilik midir yoksa radikal bir kopuş mu? Maddi bir değişim midir yoksa belli bir düşünme kipine ya da belli bir zihin durumuna mı işaret etmektedir?

Postmodernlik baskıcı bütüncüllük ile tümcül bir siyaset yerine çoğulcu ve açık bir demokrasi üzerinde durur.“Aydınlanma Tasarısı” ile birlikte anılan ilerlemenin (Marxçılık da bu tasarının bir parçasıdır) kesinkes gerçekleştiği düşüncesinin yerini şimdilerde olumsallık ve ikirciklilik bilinci almaktadır.

Marx’ın komünizm aracılığı ile evcilleştirmeyi düşündüğü,büyük ölçüde olurladığı sanayi teknolojisinin verimliliği,meydanı evrensel tüketiciliğe terk etti,böylelikle de Püriten çilecilik, haz ilkesinin önünü açmış oldu.

Postmodernizm
Postmodernizm günümüz kapitalist kültüründe,özellikle de sanatlarda gelişen bir harekete verilen addır.Modernizm modernlik kültürü olarak görülüyorsa eğer,o zaman postmodernizmin de postmodernlik kültürü olarak görülmesi gerektiği şeklinde bir duygu hakimdir.Postmodernizm terimi 1960’larda New York’daki sanatçılar ile eleştirmenler arasında ortaya çıkmış,1970’lerde Avrupalı kuramcılar tarafından geliştirilmiştir.

Bu kuramcılardan Jean François Lyotard “Post modern durum” adını verdiği ünlü kitabında
modern çağın meşrulaştırıcı söylemlerine(büyük anlatılara);
bilim aracılığı ile insanların ilerlemeci özgürleşime ulaşabileceği ve evrensel olarak geliştirilmiş geçerli bilgiyi öğretebilmek için gereksinim duyulan birliği insanların felsefenin sağlayabileceği düşüncesine kesin bir dille saldırır.
Postmodern kuram bu anlamda evrensel bilginin ve temeldenciliğin (foundationalism) eleştirisi ile tanımlanır hale geldi. Lyotard ortada tek bir us değil çeşitli uslar olmasından ötürü artık bütünleştirici bir us düşüncesi hakkında konuşamayacağımızı savunur.

Sanatlardaki postmodernizm ile birlikte düşünülen kilit konumdaki özellikler arasında şunlar da vardır:
Sanat ile gündelik yaşam arasındaki sınırların silinmesi;
seçkinci kültür ile popüler kültür arasındaki sıradüzen(hiyerarşi) ayrımının çökmesi;
biçimsel seçmecilik ile kodların karışması.
Bu bağlamda parodi,pastiş,ironi,oyuncul en çok öne çıkan izleklerdir.Bir çok yorumcu postmodernlerin derinlik üzerinde değil tersine yüzey üzerinde duran bir örnekçeyi benimsediklerine dikkat çeker.

Postmodernler yapısalcılık ve Marksçılığa karşı oldukça eleştirel yaklaşırlar,bunun yanında örtülü olanın açığa vurulmasının “ötesine geçen” her türden kurama düşmandırlar. Sanatsal üretimde özgünlük ile dahilik görüşünün yıkılması ileberaber,bu görüşlerin yerini bundan böyle sanatın sadece yinelemeye dayalı bir etkinlik olabileceği görüşü aldı.

Postmodernizmde ayrıca şunların da var olduğu söylenmektedir:

vurgunun içerikten biçime ya da biçeme kayması,
gerçekliğin imgelere dönüşümü;
zamanın kesintisiz bir şimdiler dizisi içinde parçalanması.
Postmodernizmde sürekli olarak seçmeciliğe, düşünümselliğe, özgöndergeliliğe (self-referentiality),aktararak söylemeye ,alıntılamaya, yapıntıya, rastlantısallığa, anarşiye, parçalılığa,pastişe ve benzetmeye başvurma söz konusudur.
Bununda ötesinde ,postmodernizmin son yıllardaki gelişimi ile birlikte hemen her şeyi “metinleştirme” yönünde bir hareket doğmuştur:
Bu anlamda tarih,felsefe,hukuk,sosyoloji,öteki bütün disiplinler keyfi “yazı türleri” ya da olması zorunlu olmayan söylemler olarak ele alınmaktadır.

Postmodernizm modernizm sonrası yeni bir tarihsel evre midir?Yoksa modernizmin kendi içinde bir aşama ,modernden kopmamış onun devamı niteliğinde kendine özgü bir dönem olarak mı değerlendirilmelidir?

Postmodernizm, II. Dünya Savaşı ertesinde sanat, edebiyat ve bilimsellik alanındaki inançların ve iyimserliğin kaybolmasını ifade eden bir düşünce biçimi olarak da tanımlanabilir.

Modernizmin dayandığı üç ayak: ‘aydınlanma felsefesi, ulus-devlet anlayışı ve kapitalist sanayileşme’ şeklindedir.
Postmodernizmde ise ulus devletin yerini etnik temelli federal yapılanmalar ile uluslar arasındaki birlikler -globalleşme, kapitalist tekelci sermaye yerine çok uluslu sermaye ,aydınlanma felsefesin yerini de gelenek–din–oyun–eğlence kültürü (entertaintment) almış durumda.

Moderniteden mutlak bir kopuş yaşandığı ileri sürülmektedir. Peki bu kopuş nasıl gerekçelendirilmektedir?
Modernizm her şeyden önce büyük söylemlerin (anlatıların) dolayısı ile büyük “yanılsamaların” çağı olarak görülmektedir.Fransız devrimi sonrası gelişen ulus devletlerin “rasyonel paradigma” , “endüstriyalizm” ve üçüncü dünya üzerinde gerçekleşen “emperyalist” emeller ile şekillenen “modernist yönelimleri” iki dünya savaşı esnasında yaşanan kitlesel kıyımlar nedeni ile geniş halk yığınları nezdinde güven kaybına uğramıştır.Bilimsel gelişmenin doruk noktalarından birisi olan nükleer fizikteki gelişmeler dahi insanlığın ufkuna nükleer silahlanma yarışları sonucu dünyanın topyekün ortadan kalkma tehlikesini koyabilmiştir.

Dünya üzerinde giderek artan eşitsizlik ve yoksulluk karşısında alternatif bir sosyal-siyasal proje olarak yürürlüğe konan Marksçılığın ise insanların “özgürleşme” “adalet” taleplerine yanıt verememiş olduğu görülmüştür.
Sosyalizmi kurmak adına yola çıkan ve insanların özgürleşmesini devlet kurumunun nihayetinde ortadan kaldırılmasında bulan Sovyet projesi tam aksine giderek totaliter,baskıcı ve bürokratik bir kuruma dönüşmüştür.. Sovyet rejimin kuruluş gerekçesinin zıddına yönelip tamamen ortadan kalmasından sonra bir süredir dillendirilmekte olan “bütün büyük anlatıların” geçerliliğinin yitirildiği “post modern çağa” girildiği fikri iyice yaygınlık ve geçerlilik kazanmıştır.
Postmodernist düşünürlerin -farklı açılardan meseleye yaklaşsalar da- eleştirilerinin odak noktası ortaktır: Toplumu ve tarihi tek ve bütünlüklü bir öznenin perspektifinden rasyonel biçimde kavramayı ve inşa etmeyi özerkliğin güvencesini sayan ‘modern’ bir proje..

Postmodernizm ,modernitenin tâbi olduğu diyalektiğe bağlı olan üç merkezi alanda (tümleştirme, erekbilimsellik ve ütopyacılık) olumsuzlama içerir.
Postmodernitenin modernitenin başarıları ve açmazlarıyla yaşadığı ve beslendiği söylenebilir. Postmodern,tarih sonrasına(modern) işaret eden yeni bir tarihsel bilinçtir; Şimdiyi yüceltilirken,bir yandan da geleceğe dönük beklenti ile şimdiyle araya eleştirel bir mesafe konulur.. Bu suretle belki de farkında olunmadan politik perspektiflerimizle aramıza koymuş olduğumuz mesafe nedeniyle özgürlüğümüzün tamamen kaybı ile karşı karşıya kalabileceğimizi ise unutmamak gerekir..

Postmodern görüşlerin tarihçesi:
Modernizm eleştirisinin Nietzsche ile başladığını, Freud ve Marks ile devam ettiğini söyleyebiliriz.Nietzsche ,aydınlanmanın daha iyi ve güzel bir dünya uslamlamasına karşı çıkarak “ilerleme,hakikat,özgürlük” gibi inançları reddetmişti.

Freud ise bütüncül öznenin yerine bilinçdışı işleyiş ile malül ,yarılmış özneyi ortaya koymuş ve zihindeki akıldışı işleyişe dikkat çekmişti.

Marks ise modernizmin akılcılık,nesnellik,tarihselcilik,ilerlemecilik nosyonlarına sahip çıkmış ancak “aydınlanmayı” ortaya koyan burjuva sınıfının “özel mülkiyet” yüzünden aydınlanmanın “ögürlük-eşitlik-kardeşlik” ilkeleri ile çelişkiye düştüğünü belirtmiştir.Marks’a göre artık diyalektik tarihsel yürüyüşün öznesi “proleterya”dır.

Arnold Toynbee Bir Tarih İncelemesi (1933) adlı eserinde modern dönemin I. Dünya Savaşı’yla sona erdiğini, bundan sonraki dönemin postmodern dönem olduğunu ileri sürerek ilk kez postmodern terimini kullanmıştır.

Postmodern teorinin gelişmesine öncülük eden ilk eserlerden birisi Daniel Bell’in 1974’te yayınladığı ‘Sanayi Ötesi Toplumun Doğuşu’ dur.Bu kitapta Bell , toplum yapısının temelinin değiştiğini ,bundan sonra sanayi üretiminin yerine teknik-profesyonel bir sınıfın egemenliğindeki bir servis ekonomisinin olacağını ileri geçeceğini söylüyordu.Toplumdaki yapısal değişimin ana kaynağı bilginin niteliğindeki değişimdi:Bilim katlanarak gelişmiş ve dallara ayrılmıştı.Doğal düzeni fethetme uğraşısı içindeki insan son yüzyıllık dönem boyunca doğal düzen yerine bir teknik düzen çalışmış ve başarmıştı.

1977’de Quebec Hükümeti Üniversiteler Konseyi Başkanlığı, Marksizmin anti-Stalinist bir uyarlamasına kendini veren Fransız filozof Jean François Lyotard’dan ileri sanayi toplumlarında bilginin halihazırdaki konumuna ilişkin bir rapor hazırlamasını istedi. Lyotard’ın hazırladığı ‘Postmodern Durum’ adlı kitap, postmodernizm tartışmalarında bir referans noktası oluşturdu.Kitap ideolojinin sonu teorisyenleri ile sanayi ötesi toplum teorisyenlerinin metinlerinde görülen temalarla, post-modern sanat ve post-yapısalcı argümanların bir kısmından bir kolaj ortaya koyuyordu. Batı’daki tüm büyük söylemler, her alanda ve tüm toplumlarda uygulanabilir geçerli ve kesin ilkeler getirdiğini iddia eden tüm meşrulaştırıcı anlatılar modern kelimesi refere edilerek reddediliyordu:

Bahsedilen meta-anlatılar ;Aydınlanma, İdealizm ve Tarihselcilik olarak belirlenebilir.. Postmodernizmin amacı ,modernite projelerinin ( Akıl,Humanizm,Rasyonellik,Bilim, Özgürlük, Evrensellik,İlerleme ,Kurtuluş vb. gibi) başarısızlıklarını değerlendirmek değil, bu başarısızlığın teorik temellerini anlamak ve aşmak olduğu söylenmektedir.
Postmodern felsefe, genel olarak belirgin bir şekilde Platon’dan günümüze uzanan felsefe geleneğinin (“metafiziksel felsefe” olarak adlandırılan) yadsınması girişimidir. “Özcülük”, “temelcilik”, “gerçekçilik”, “nesnellik”, “özne” ya da “ben” gibi modern felsefeye içkin kavramların genel geçerlilikleri sorgulanmakta ve büyük ölcüde yadsınmaktadır.

Lyotard ,durduğu yerden “modern” kavramsallaştırmasını şöyle ifade ediyordu.

Modern terimini, kendisini Tinin diyalektiği, anlamın yorumbilgisi, ussal ya da çalışan öznenin özgürleşmesi ya da servetin yaratılması gibi büyük anlatılara açıkça gönderme yapan bir üst-söylemle kendini açıkça büyük anlatılara ilişkili olarak meşrulaştıran herhangi bir bilimi göstermek için kullanacağım.
Terimin oldukça bulanık olduğu kesin-açık tanımlar getirmediği daha çok modernizm içerisindeki kimi kavramları totaliter ve eskimiş bularak eleştiri getirdiği ölçüde hayat bulduğu görülmektedir.
Böylece modernizme ait kavramlar “meşru” ve “gayrimeşru” başlıklı listeler halinde ayrımlaştırılmaktadır.

Modern kavramlar ile ona karşı gelen (ikili karşıtlıklar halindeki) postmodern kavramların bazılarını sıralayalım…
Modern —————-Postmodern
Bütüncül teoriler–>perspektif çokluğu
Evrensellik –> yerellik ve tikellik
Hakikat –> yorum ve görelilik
Politik ve etik –> estetik
İdeoloji –> yapıbozumu
Gerçeklik –> imgeleri
Temsil –> benzetimi (simülasyon)
Zaman –> mekân
Çelişki –> Farklılıklar
Sınıf –> Kimlikler
Gereklilik –> olumsallık ve kaos
Bilgiye, akılcılığa, kurtuluş söylemlerine–> kuşku

İçinde solduğumuz post-modern atmosfer, yalnızca bilimsel-entelektüel düzlemde anlama ve açıklama çabalarını değil, siyasi ve toplumsal düzlemde etkin olma ve dönüştürme çabalarını da göz ardı etmektedir. Zira bu iki süreç birbirine eklemli olduğundan insan tarihinin totalitesini anlamlandırma gayreti savunmasız kalmaktadır. Bu yüzden çağımızın siyasal krizi zorunlu olarak düşünceye tekabül etmekte; teori gizemciliğin tahakkümü altına girmektedir. Oysa, bilimin toplumsal dolayımlı ve toplumsal bir pratik olduğu görüşünü savunan Marks’ın da dediği gibi; “…tüm toplumsal yaşam, özünde pratiktir. Teoriyi gizemciliğe saptıran bütün gizemler, ussal çözümlerini insan pratiğinde ve bu pratiğin anlaşılmasında bulurlar”.

Cornelius Castoriadis’e göre postmodern düşünce kendisini çok karmaşık zannetse de aslında konformizm ve sıradanlığın ifadesinden başka bir şey değildir.

Castotiadis, postmodernizmi oldukça açık biçimde, şu üç bağlamda ele alır:

1-Tarihi bir ilerleme veya kurtuluş olarak gören bütünsel görüşün reddi,
2-Tekbiçimli ve evrensel bir akıl düşüncesinin reddi,
3-Kültürel alanlar (felsefe, sanat vb.) arasındaki, tek bir akılcılık veya işlevsellik ilkesi üzerine kurulacak katı farklılaşmanın reddi.

Bütünlük kaygısı ile totalite fikrinin ıskartaya çıkması bu fikri savunanlara bir avuntu da sunmaktadır.. Yapılan şey görünürde hiçbir kapsamlı politik eylem uygulanabilir görünmezken toplumsal totalitenin her halükârda bir kuruntu olduğu düşüncesi ile söz konusu konjonktürel halin bir erdeme dönüştürülerek iç rahatlaması sağlanmasıdır. Dönüştürülecek bir bütün yoksa, bütünü dönüştürmek için elde hazır bir politik failin bulunup bulunmaması da sorun olmaktan çıkar.
Postmodern görüş bilimsel dünya görüşü yerine bilinemezcilik ya da görececilik ,tarihsel ilerleme ve felsefe yerine anlatı, toplumsal sınıf yerine yüzer gezer ‘özne’ ikameleri koyar.

Toplum, Talcott Parsons’un düşündüğü gibi organik bir bütünlük ya da Karl Marx’ın tasavvur ettiği gibi ikili bir savaşım alanı olarak değil ‘dilsel bir iletişim ağı’ olarak vardır. Böyle olunca dilin kendisi de (ve tabi toplumsal bağın bütünü) normları mukayese edilemez, birbirleriyle çekişmeli ilişkileri olan farklı oyunların toplamı olarak kendini gösterir. Bu koşullar altında bilim de, ötekilerin arasında bir ‘dil oyunu’na dönüşür. Ve bundan dolayı da modern dönemde olduğu gibi diğer bilgi türleri arasındaki ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu iddia edemez duruma düşer.

Postmodernistlere göre gerçeklik yorumdan ayrılan bir şey değildir. Varolan bilginin tümü ancak insanlığın varlığı aracılığıyla anlaşılır. Düşünce ve gerçek birbirine karışmıştır; düşünceyi kısıtlayan, onu tıkayan ayrıca otonom bir gerçeklik yoktur. Düşünce gerçekligi kendi düşünselliğinin ötesinde düşünemez/bilemez. Bu düşünce son olarak Derrida tarafından, “Metnin dışarısı yoktur” şeklinde dile getirilmiştir.

Kaynak:Post yapısalcılık ve postmodernizm-Madan Sarup-Bilim ve Sanat yayınları-2004