Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.

Aile kavramı Türk Medeni Kanununda tanımlanmamıştır çünkü kanun koyucu aileyi sosyal bir gerçeklik olarak bulmuş ve onu kabullenmiştir. Günümüzün toplum düzeninde böylesine önemli yer tutan ailenin muhtevasının ve şümûlünün (içerik ve kapsam) kanun hükümleriyle tanımlanması zaten imkânsızdır zira ailenin şümûl ve muhtevası zamanın değer hükümlerine göre ve ülkeden ülkeye değişiklik gösterir. Her devrin ve her milletin kendisine has bir aile kavramına sahip olduğu, değişik milletlerin ve devirlerin hukukları incelendiğinde kolayca farkedilir.

Aile, insanın tabiî olarak içinde yaşama ihtiyacı duyduğu ilk topluluk türüdür. Toplumsal olgu ve müesseselerin her biri gibi aile de zaman içinde değişip gelişmiştir. Günümüz ailesi “küçük aile” denilen eşler ile evlenmemiş çocuklardan oluşan aile tipidir.

Hukuk aileyi her zaman bir birlik, bir topluluk şeklinde tasavvur etmiş değildir. Bir arada yaşasın veya yaşamasın kan bağı ile birbirine bağlı olan kimseler de hukuken aile ferdidirler. Fakat aileye vücut veren ve kan bağından da önce gelen en önemli kaynak evlenmedir. İşte genel olarak, kan bağı veya evlenme ile birbirine bağlı olan fertlerin hepsine birden, hukukî anlamda aile deniyor. Bununla beraber bu tarif tam olmaktan uzaktır ve belki de böyle bir tariften kaçınmak daha yerinde olur. Zira hukuk, aralarında kan bağı veya evlenme olmadan bir arada yaşayan kimselerin topluluğunu da bazı şartlar altında aile saymıştır. Bunun gibi evlatlıkla evlat edinen arasındaki münasebet, evlenme veya kan bağı ile ilgisi olmadığı halde, bir Aile Hukuku münasebetidir. Diğer yandan vesayet altına alınan kimsenin hukukî durumu ve gerek vasi gerekse vesayet daireleriyle olan münasebetleri çok defa sosyolojik anlamdaki “aile”nin dışında kaldığı halde, Aile Hukuku bunlarla da etraflı bir şekilde meşgul olur. Görülüyor ki hukuk düzeni, kendi içinde bir Aile Hukuku alanı ayırırken, belli bir sosyolojik veya biyolojik anlayışa saplanıp kalmaktan çekinmiş ve bu alanın sınırlarını daha çok hayat ihtiyaçlarının ve deneylerinin gereklerine göre çizmiştir.

Aile, zamanın akışıyla birlikte yapısı ve kapsamı bakımından büyük değişimlere uğramış bulunan bir kurumdur. Nitekim Medeni Kanun aile hukuku kitabında aileyi birbirinden farklı üç anlamda düzenlemiş bulunmaktadır. Diğer bir deyişle, Medeni Kanunumuza göre aile kavramının üç anlamı vardır;

a- Dar anlamda aile
Dar anlamda aile, sadece eşlerden oluşan bir aile birliğini ifade eder. Medeni Kanunumuz ilk önce bu anlamdaki aileyi düzenlemektedir.

b- Geniş anlamda aile
Geniş anlamda aile, ana, baba ve çocukların oluşturduğu topluluğu ifade eder.

c- En geniş anlamda aile
En geniş anlamda aile, bir ev başkanının yönetiminde aynı çatı altında aile halinde birlikte yaşayan kimselerden oluşmuş bulunan insan topluluğudur. Medeni Kanunumuz bu anlamdaki aileyi de düzenlemiştir. Gerçekten yeni Türk Medeni Kanunu, eski Medeni Kanunun “ev reisliği” adını verdiği kuruma Medeni Kanunumuz 367. maddesinde ev düzeni adıyla yer vermiş ve bu düzene gerek kan ve kayın hısımı sıfatıyla, gerek bir sözleşme ilişkisi dolayısıyla bir arada yaşa*makta olan kişileri tâbi kılmıştır. Böylece en geniş anlamdaki aile kavramı içine, aynı çatı altında bir arada yaşamakta olan hısımlardan başka işçi, çırak, bahçevan, şoför, hizmetçi, dadı, bekçi, gibi hısım olmayan kimseler de girmektedir.

“Aile hayatı” kavramı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında da ele alınarak tanımlanmış ve unsurları gösterilmiştir. Buna göre Marckx-Belçika davası kararında (13 Haziran 1979) 8. maddenin uygulanması açısından ailenin “meşru” veya “tabii” olmasına bakılarak ayırım yapılmaması gerektiğine dikkat çekilerek 8. maddenin “meşru” ve “tabii” aile arasında bir ayırım yapmadığını, böyle bir ayırımın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki hak ve özgürlüklerin kullanılmasında “doğum” bakımından ayrımcılık yapılmasını yasaklayan 14. maddenin de desteklediği gibi “herkes” kelimesine uygun olmadığını, Elsholz-Almanya davası kararında (13 Temmuz 2000) ise, aile kavramının, evliliğe dayalı ilişkilerle sınırlı olmadığı ve tarafla*rın evlilik olmadan bir arada oturduğu fiili “aile” bağlarını da kapsayabildiğini (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarından Örnekler, Gilles Dutertre, Avrupa Konseyi Yayınları, Eylül 2007, s. 314-315), Johnston İrlanda davası kararında (18 Aralık 1986), çocuklarıyla beraber yaşayan evli olmayan çiftlerin normalde aile hayatı yaşadığını, söz konusu ilişkinin istikrarlı olma özelliğin*den ve diğer yönleriyle evliliğe dayalı bir aileden ayırt edilememesinden dolayı kabul etmiştir