
İnsan, boğazına takılan bir lokma yüzünden nefessiz kalıp ölebiliyorsa benim de yüreğime takılan bir acı hiç şüphesiz öldürebilirdi beni. Ama beklenen olmadı. Daha kötüsünü sundu hayat bana; süründürdü. Öldürmeyen acının güçlendirdiği falan yoktu. Nasıl olsundu?
İnsan kan kaybederken nasıl güçten düşerse, can kaybederken de öyle oluyordu.
Üstelik kan bağışı diye birşey varken, can bağışı diye birşey yoktu. Yani vardı da yukardakine münezzehti. Beşerin ne haddineydi?
İşte acımla iç içe değil, baş başaydım. Çünkü o öyle büyümüştü ki benden hariç bir vücuda sahip olmuştu. Ama kendi olarak dövüşmezdi benimle. Kılığa girmeye bayılırdı. En çok vicdanımla uğraşır dururdu. En rahat yastık derlerdi ya adına beni uyutmaz kendi ise en güzel rüyalara dalardı. Zaten o rüyalar benimdi. Benden çaldıklarının keyfini sürerdi.
Peki acımla olan seviyeli ilişkimi ilk kim fark etti derseniz eğer, işte O derim. O ki acıma şükrettirdi.Çünkü kendisi öyle büyük bir besleme yaptı ki. Beni aç susuz bırakıp acımın sofrasından ise kuş sütünü eksik etmedi.
Aynı zamanda acımın uyumasını sağlayan ve beni rahatsız etmemesini her nasılsa başaran da oydu. Bu yüzden arada altın vuruş yapmasından çekinsem bile hatta celladım olduğunu boynuma taktığı ilmeğe rağmen onu bana kolye hediye etmiş gibi kabul edip üzerine minnet de duyarak, sadece ona sığındım.
Ama çok sürmedi onunla olan acısızlık halleri. Bir gün öyle bir gitti ki uğraşsam bile daha büyük acıya kimse gark edemezdi beni. Ne ağlamak ne de kendimi hırpalamak çözüme kavuşturmuyordu beni. Daha çok huzursal çözülmeye uğruyor olan sabrım ve sükutuma da veda ediyordum.
Ve ellerim bomboştu. Bu yüzden elimden kayıp giden hayallerimi an be an izleyebiliyordum. Bu acımın tahtını sağlamlaştırıyordu.
Bazen bazı eller iyi etmek vaadiyle ruhuma temas edip yara yapıyordu.
Bunun üzerine sırtımda bir pankartla gezmeye başladım. "..Dokunma, yara yaparsın.." yazıyordu.
Ama bu sigara paketine sigara içme öldürür yazmak gibiydi. Bildikleri halde içiyordu ya insanlar. Şimdi de aleni yazdığım için acıtmaktan geri durmuyorlardı.
Ben de, acılara gebe kalmayı öğrendim kendi kendime. Onları doğurdukça acıma karşı savaşacak neferlerim oluyorlardı.
Sonra anladım ki babaları "O" olduğu için neferlerim onun olduğu yerde dizlerine yüz sürüyor merhamet diliyorlarmış. Sonuçsuz kalıyormuş elbette.
Bir gün bana acı vermekten bıkmış olmalı ki başka birine gitti. Bense onun sayesinde kafasında karakterler yaratan raporsuz bir şizofrendim. Kabul etsem deli gömleği giydirirlerdi de ben zinhar olmaz modaya uymuyor diye yırtınıyordum pes ettiler.
Şimdi kafamın içinde bir acıya gebeyim. Babası kim bilmiyorum. Bir piç anası olmak nasıl bir duygu hiçbir fikrim yok.
Bu satırlar daha ben yazarken silindi. Tıpkı Elif Şafak'ın Siyah Süt kitabında olduğu gibi..
extremist/17.08.2018

1Beğeni(ler)









Hybrid-Şeklinde