Geçenlerde haberlerde izledim, insanların böbreklerini çalıp 75.000$’a satıyorlarmış. Beyin herhalde en az beş yüz bin dolar eder. Organlarımızın toplam değeri en azından bir milyon dolar eder.

En parasızım diyen adamın bile en azından doğduğunda,Hz. Allah’ın verdiği bir milyon dolarlık serveti var. Hiç bu açıdan düşünmüş müydünüz? Benim babam böbrek hastası, haftada dört gün diyalize girer. Hayatı o makineye bağımlıdır.

Geçenlerde İzmir’i aradım. Muhabbeti başlatmak için “Baba nasıl geçti diyaliz?” dedim.

“Harika yavrum, harika geçti.” dedi.

Telefonu kapattım dakikalarca ağladım.

Sonuçta diyaliz bu, iğneler sokuyorlar vücuduna; saatlerce öyle kalıyorsun. “Nasıl geçti?” diye sorunca: “Harika geçti yavrum!”

Bilge adamla genç, yolda yürüyorlarmış. Genç, “Ne kadar güzel bir sessizlik değil mi?” demiş. Bilge durmuş ve “Sessizlik deme, “Hiçbir şey duymuyorum” de.” demiş.

Geçen yıl Cemil Doğan eniştemin kalp ameliyatı için İzmir Ege Üniversitesi Kalp Bölümü’ne gittim. Orada karşı odada kalp nakli bekleyen,13 yaşında kız çocuğu gördüm.

Birkaç ay ömrü kalmış ama yüzü gülüyordu. Onun hayata bağlılığını görünce; önünde iki üç aya nasıl bağlandığını görünce “maaşım düşük, burnum eğri, boyum kısa, evim dar” diyenlere içtenlikle çok ama çok hayretle bakıyorum ve onları cidden anlayamıyorum.

Hayat bu kadar ucuz, bu kadar dar bir şey olmamalı.

O kız çocuk öldü.

Siz hayattasınız ve tırnak kadar değersiz şeylerden şikayet ediyorsunuz.

Konfüçyus der ki:

“Hiçbir şey karanlık bir odada siyah bir kedi aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir kedi yoksa…”

Hayata olumlu bakın!

Ahmet Şerif İzgören, Avunucuzdaki Kelebek