Forum Düzeni
Kullanıcı Etiket Listesi

Seçenekler
Seçenekler
Stil
Üyelik tarihi: 19 August 2019
Nereden: Andromeda
Mesajlar: 3.061
Konular: 663
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 188 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 63 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1273
Verilen Beğeni: 867
Nereden: Andromeda
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Fenerbahce
Rep Gücü: 49
rainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond reputerainbow6 has a reputation beyond repute

Thumbs up Mezhep, Tarikat, Cemaat İslam'la Özdeş Değildir

16 September 2019
# 1
Günümüzde Müslümanların en temel sorunlarından birisi, din temelli guruplaşmalar, hizipleşmelerdir. Kur’an, “hepiniz birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” derken, Hz. Muhammed, mü’minlerin kardeş olduklarını belirtirken, Müslümanlar, maalesef din anlayışları yüzünden gittikçe daha da küçük guruplara ayrılmaktadırlar.

Kur’an, asırlar öncesinden Müslümanları şöyle uyarmaktadır: “Dinlerini paramparça eden, her gurubun kendi sahip olduğu ile övündüğü kimseler gibi olmayın.” (30/32). Bu ve benzeri uyarılara rağmen, on dört asırlık süreçte, yüzlerce, binlerce mezhep, tarikat cemaat ortaya çıkmıştır. Bunların önemli bir kısmı, tarihin karanlıklarında kaybolup giderken; çok azı, değişerek, dönüşerek günümüze ulaşmayı başarmıştır.

Sorun, birtakım farklı gurupların ortaya çıkması değildir. Guruplaşmalar, insanın sosyal bir varlık oluşunun doğal sonuçlarıdır. Hatta, durumun bir zenginlik belirtisi olduğunu bile söyleyebiliriz. Şöyle ki, guruplar, iyi niyetle, iyilik, güzellik ve doğruluk yolunda birbirleri ile yarışırlarsa, farklılıklar elbette zenginlik olur. Ancak, günümüzde farklı mezhep, tarikat ve cemaatlerin din anlayışları, temel İslam ortak paydası görmezlikten gelinerek oluşturulmaktadır. Bu durumda, gurupların din anlayışları, görme özürlülerin fil tanımlarına benzemektedir. Herkes, sadece kendi görüşünün tek doğru olduğunu ileri sürebilmektedir. Her dini topluluk, kendisinin “kurtuluşa eren fırka” olduğunu iddia edebilmektedir. Kısacası, her topluluk, kendi din anlayışını İslam ile özdeşleştirme yoluna gitmektedir. Sonuçta, Müslümanlar birbirlerini anlamaya, medeniyet yolunda yarışmaya çalışacakları yerde, birbirleri ile uğraşarak enerjilerini tüketmektedirler. İslam dünyasında yaşanan trajedinin, azgelişmişliğin arka planında, çarpık din anlayışının yattığını söylersek, pek de abartmış sayılmayız.

Bizler, İslam’ı hazır bulduk. Belki de o yüzden, neyin gelenek, neyin din olduğunu pek sorgulamak ihtiyacı hissetmiyoruz. Çoğu zaman, din, geleneğin gölgesinde kalıyor. Gelenek din haline geldiği zaman da, din işlevini yitirmeye başlıyor. Dinin işlevini yitirmesi, sürecin tersine işlemesi gibi bir tablo çıkartıyor karşımıza. Bu defa din, birleştirmek yerine ayrıştırmaya; özgürleştirmek yerine, özgürlük karşıtı duruşları meşrulaştırmaya başlıyor. Din, en temelde insanca yaşayabilmenin temel ortak paydasını insanlara kazandırmak yerine, insan onuru ile bağdaşmayan bir Müslümanın küfürle itham edilmesi gibi, hatta hayatına kastedilmesi gibi olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.

Bu konudaki en ciddi açmaz, İslam’ın Kur’an ve Hz. Peygamber’in örnek uygulamaları yerine, mezhep, tarikat ve cemaat üzerinden öğrenilmesi, anlaşılması ve yaşanmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Dinin geleneğin gölgesinde kalması, ya da geleneğin din haline gelmesi bu gidişin doğal bir sonucu olmaktadır. O zaman da, ne namaz insanı kötülüklerden uzak tutuyor, ne oruç sorumluluk bilincini geliştiriyor, ne de zekat, Müslümana zekat verecek hale gelmesi gerektiği yolunda bir mesaj veriyor. Daha da kötüsü, din birleştirmek, bütünleştirmek yerine, ayrıştırmaya başlıyor. Daha doğru bir ifadeyle çarpık din anlayışı, ayrılıkçı duruşların din üzerinden kendisini meşrulaştırmasına yardımcı oluyor.

Hz. Muhammed’in sağlığında, ne mezhep, ne tarikat, ne de cemaat vardı. Bu zikrettiğimiz oluşumlar, Hz. Peygamber’in vefatından çok sonraları ortaya çıkan beşeri oluşumlardır. Daha açık bir ifadeyle, mezhep, tarikat ve cemaat hiçbir şekilde İslam ile özdeşleştirilemez.

Bir kimsenin Müslüman olması için herhangi bir mezhebe, cemaate, tarikata bağlı olması gerekmez. Ne demek istediğimizi daha iyi anlatabilmek için, bilinen bir örnek üzerinden konuyu işleyelim: Ömer b. Hattab, Hz. Muhammed’i öldürmek üzere yola çıkar. Onun niyetini öğrenen birisi, zaman kazanmak ve Hz. Muhammed’i haberdar etmek için ona, kız kardeşinin ve eniştesinin de Müslüman olduğunu söyler. Öfkeyle onların evine giden Ömer, orada Kur’an’la tanışır. Kaynaklar bize, Ömer’in Ta-Ha suresinin ilk ayetlerini okuduğunu söyler. Yüce Yaratıcı bu ayetlerde şöyle buyurmaktadır: “Ey İnsan! Bu Kur’an’ı sana, seni bedbaht etmek için indirmedik. Onu sadece bir öğüt, bir hatırlatma olarak indirdik; fakat bunu anlayacak olanlar, Allah’a karşı gelmekten korkan kimselerdir. Bu kitab, yeri ve yüce gökleri yaratan Allah katından indirilmiştir.” (20/1-4). Bu ayetler, Ömer’i gerçekten çarpar ve hemen “beni Muhammed’e götürün” diye seslenir. Hz. Muhammed’i öldürmek için yola çıkan, yolda Kur’an’la tanışan Hz. Ömer, Hz. Muhammed’in huzurundan Müslüman Hz. Ömer olarak çıkar. Bu kısa sürede değişen nedir? Hz. Ömer’i Müslüman yapan nedir? Ömer, yıkılıp da yeniden yapılmadı. Sadece Hz. Muhammed’in örnek ve önderliğinde vahyin diriltici soluğu ile tanıştı. Hz. Ömer Allah’ın var ve bir olduğuna, Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna ve öldükten sonra tekrar dirileceğine iman etti. İşte bir kimsenin Müslüman olması için gerekli olan temel ortak payda, Tevhid, ahret ve nübüvvet inancıdır. Bu temel esaslara inanan bir kimse, kim olursa olsun, hangi mezhepten, hangi tarikattan, hangi cemaatten olursa olsun Müslümandır ve İslam dairesi içindedir.

Adı ne olursa olsun bütün mezhepler, din anlayışındaki farklılaşmaların kurumsallaşması sonucu ortaya çıkan beşeri oluşumlardır. Hiçbir mezhebin İslam’la özdeşleştirilmesi mümkün değildir. Bir kimsenin Müslüman olması için herhangi bir mezhebe, tarikata, cemaate bağlı olması gerekmez.

Tarikatlar da, hicri ikinci ortaya çıkan Tasavvufi arayışların kurumsallaşması sonucunda vücut bulan beşeri oluşumlardır. Tarikatı din gibi algılamak, onun beşeri bir oluşum olduğunu görmemek demektir. İslam’ın, özellikle “kör teslimiyeti” asla onaylamadığını hatırlamakta fayda vardır.

Müslümanlar, İslam ortak paydası üzerinden mezhepleri ve tarikatları okuyacak, anlayacak ve değerlendirecek olursa, bunlar, gerçekten zenginlik olabilir. Kur’an, her sözün dinlenip en güzeline uyulmasını ister (39/18). Kur’an, Müslümanın bilmediği şeyin ardına düşmemesini (17/36), bilerek inanmasını, bilerek yaşamasını ister. İslam’a göre iman, sorumluluk ve kurtuluş bireyseldir. Herhangi bir guruba bağlılık, bu gerçeklerin ışığında olursa, yani niçin guruba girildiği, nasıl çıkılacağı, ne tür faydalar sağlayacağı bilinirse, yanlışlıkların kalıcı hasar vermesinin önüne geçilmiş olur.

Hasan Onat
"Ne zaman ki en sevdikleriniz yanıltır sizi, ne zaman ki birer birer düşürür herkes maskesini , ne zaman ki yalnızlıktaki o muhteşem gücü keşfedersiniz ,işte o zaman başlarsınız gerçekten yaşamaya." charles bukowski
Üyelik tarihi: 14 December 2017
Nereden: Gerçeğin Ruhu
Mesajlar: 539
Konular: 45
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 26 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 14 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 59
Verilen Beğeni: 17
Nereden: Gerçeğin Ruhu
İlişki Durumu: Yok
Burç: Koc
Takım: Besiktas
Rep Gücü: 0
Darksaga is on a distinguished road
Standart Cevap: Mezhep, Tarikat, Cemaat İslam'la Özdeş Değildir
28 November 2019
# 2
Bu makaleleri ilk ben paylaşmıştım forum ortamlarında..
Hasan Onat’ı çok takdir ederim.
Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevap
Son Mesaj
İlkiz
Ev ve Dekorasyon
1
01 August 2019 11:00
Üç Tuğ
Diğer Dinler
0
25 July 2018 12:50
Arthur
Kültür - Sanat - Tarih
0
23 July 2018 14:14
Arthur
Diğer Dinler
0
15 July 2018 16:59
Arthur
Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi
0
28 January 2018 15:42



Ticarî amaç gütmeden, maddî bir menfaat elde etmeden internet yayınlarına olanak sağlayan global bir paylaşım ağı olan ForumDenizi, adından ve vasfından da anlaşılabileceği üzere bir forum sitesidir. Forum siteleri, tıpkı sosyal medya ve interaktif sözlükler gibi 5651 sayılı kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının "m" bendine göre Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermekte olan, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten platformdur.
5651 sayılı kanunun 5. maddesine göre yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Başka bir deyişle ForumDenizi üzerinden yapılan yazılı, görsel ya da işitsel paylaşımlardan doğabilecek yasal sorumluluk, mezkur içeriği paylaşan ForumDenizi üyesi gerçek kişilere aittir. İlgili kanunun anılan maddesinin 2. fıkrasında da çok açık bir biçimde öngörüldüğü üzere; yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak imkân bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlüdür.
Açıklanan hukuki dayanaklar temelinde, hak ihlâli iddiasında bulunan hak sahipleri İLETİŞİM linkinden yer sağlayıcı ForumDenizi yöneticilerine ihtarda bulunarak bahse konu hususu tebliğ etmeleri halinde incelemeler yapılıp, en geç 2 gün içerisinde gerekli işlemler tesis edilecektir.
5101 sayılı yasayla degişik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince ForumDenizi üzerinde telif hakkı bulunan MP3, video vb. eserlerin paylaşımı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hak sahipliği verilmiş olan MÜ-YAP tarafindan yasaklanmış olup, yasal işlem olması halinde, paylaşan kişi ya da kişilerin bilgileri gerekli kuruma verilecektir.