Forum Düzeni
Kültür - Sanat - Tarih
Kültür, sanat ve tarih hakkında paylaşımları barındıran bölüm.
Kullanıcı Etiket Listesi

Seçenekler
Seçenekler
Stil
Üyelik tarihi: 13 July 2018
Mesajlar: 6.474
Konular: 3064
Cinsiyet:Bayan
Seslenenler: 260 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 45 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 0
Verilen Beğeni: 0
İlişki Durumu: Yok
Burç: Akrep
Takım: Besiktas
Rep Gücü: 20
Asrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to behold

Standart Cellatların Mezartaşları

06 August 2018
# 1
Cellatlar Osmanlı'nın en güçlendiği 15'inci yüzyılda görevlendirilmeye başlanmıştır. Başta devlet adamları olmak üzere idam cezasına çarptırılan her kimsenin ölümü cellatların elinden olmuştur.


Osmanlı'nın cellatlarının bilinmeyen sırları:
*Bostancı Ocağı'na bağlı bir ocaktan türeyen cellatlar, o dönemde genellikle Hırvat ve Çingeneler içinden seçilirdi.
*Cellatların en önemli ortak özellikler ise hem sağır hem de dilsiz olmalarıydı. Cellat olacak kişilerin göreve başlamadan önce dilleri kesiliyordu.
*Padişahın cellatların dilsiz ve sağır olmasını istemesinin sebebi cellatların idam ettikleri şahsın son çığlıklarını duymasını engellemek ve yaptığı işten olumsuz yönde etkilenmesini önlemekti.
*Cellatların arasında da kıdem çok önemliydi. Örneğin; devlet adamlarının idamı söz konusuysa bunu sıradan bir cellat değil, cellatbaşı adındaki bostancıların lideri gerçekleştirirdi.
*Vezir ve kazasker gibi devlet büyüklerinin idamında bulunan cellatbaşları padişahın idam fermanını kurbana okur, daha sonra da son görevini yerine getirirdi, cellatbaşları bostancıların lideri olduğundan cellatlar gibi dilsiz değillerdi.
*Hakkında idam hükmü verilmiş kişi önce Topkapı Sarayı'nda bulunan Cellat Çeşmesi'nin önüne getirilir burada cellatın kılıç darbesiyle infaz gerçekleşirdi.
*Cellatlar idam sonrası adını Cellat Çeşmesi, diye adlandırdıkları çeşmede kanlı kılıç veya baltalarını yıkarlardı.
*Çeşmenin önündeki taş seng-i ibret taşıdır. Burada infaz edilen kişinin ibret alınması için kellesi sergilenirdi.
*Sadece infaz işlemi bu şekilde gerçekleşmezdi, Balıkhane Kasrı'nda kementle boğularak mahkûm öldürülür, ardından cesedinin ayağına taş bağlanmasıyla birlikte denize atılırdı.
*Cellatlardan istenen kurbanın hemen ölmemesidir. Hemen ölürse cellat da öldürülüyordu.
*Yeniçerilerin kellesi, özel hazırlanan cellat satırıyla vurulurdu.
*Osmanlı kanı kutsal görüldüğünden infaz işlemi hanedan mensuplarında farklı şekilde uygulanırdı. Hanedan mensuplarının kanı akıtılmaz, boğdurularak idam edilirlerdi.
*Vezirler, sadrazamlar, devlet adamları bu yüzden boğdurulur sıradan şahısların başları kılıçla vurulurdu.
*Genellikle Osmanlı şehzadelerinin yay kirişi ile boğdurulduğu bilinir.
*İdam edilecek kişi, İstanbul dışındaysa, kesilen başının bozulmaması için bal dolu bir torbaya konulurdu. Sonra torbaya konulan mahkûmun kellesi sultanın huzuruna getirilir, bir tepsi üstünde padişaha gösterilip, ibret taşına konulur, üç gün teşhir edilirdi.
Bu yüzden devlet adamlarının pek çoğunun çift mezarı bulunur; zira başı bir yerde bedeni başka bir yerde gömülü olurdu.

Cellatların Mezarları


O da ayrı bir konu aslında çünkü cellatların mezarlarının pek çoğunda isimleri, doğum tarihleri gibi normal insanların mezar taşlarında yazan hiçbir bilgi yoktur. Amaç, dua alamayan cellatların bir de ismi üzerinden beddua almalarını önlemektir. Keza cellatların yakınlarının da hayatı bu şekilde korunmuştur. Cellatların uzak yerlere gömülmesinin nedeni ise halkın cellatların mezarlarını yakınlarında görmek istememesiydi.
Dünyanın en ünlü celladı Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşayan Zülfikar adlı cellattır. Günde ortalama 3 kişinin başını uçuruyordu. Zülfikar Osmanlı Padişahı Dördüncü Murat döneminde sadece 5 yıl içinde 5 bin kişinin başını vurmuştu.

Kaynak: Tarihiolaylarcom

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.

Üyelik tarihi: 13 July 2018
Mesajlar: 6.474
Konular: 3064
Cinsiyet:Bayan
Seslenenler: 260 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 45 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 0
Verilen Beğeni: 0
İlişki Durumu: Yok
Burç: Akrep
Takım: Besiktas
Rep Gücü: 20
Asrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to behold
Standart Cevap: Cellatların Mezartaşları
06 August 2018
# 2

Osmanlı İmparatorluğu zamanında devletin resmi cellat örgütü, bir cellatbaşının yönetiminde, duruma göre sayıları değişen cellatlardan oluşurdu. Cellatların hemen hepsinin aslı Kıptî idi. Halk ağzında Kıptî, yanlış olarak, Çingene ile eş anlamlıdır. Ve Eyüp’te, Karyağdı bayırının arkalarında bir başına, bakımsız bir mezarlık vardır ki başlarında dikdörtgen taşlar bulunan bu mezarlık dünyanın tek “Cellat Mezarlığı”dır. Atalarımız, genel mezarlıklara katillerin, hırsızların gömülmesine ses çıkarmamışlar da, para karşılığı can almayı meslek edinen kişilerle toprak altında yakın yatmaya izin vermemişler, onların mezarlığını bile kendilerininkinden ayrı tutmuşlardır.

Bir örgüt olan cellatlık, Bostancıbaşı Ağa’nın buyruğunda çalışırdı. İdam hükmü bu Bostancıbaşı’ya verilirdi. O da bakar, eğer hükümlü önemli kişiyse işin başında bulunur, değilse, işi ustalıklarına güvendiği cellatbaşıyla onun bir, iki kişilik ‘cellat yamağı’na bırakırdı. Bostancıbaşı Ağa, Sarayın en büyük subaylarından biri sayılırdı. Görevi, buyruğundaki bostancı erleriyle padişahın ve sarayın korunması, kıyılarda, limanda, Boğaziçi’nde, bütün İstanbul’da güvenlik işlerinin yürütülmesiydi.

Politikaya bulaşmış mahkumlar yağlı kement ile boğulurdu. Ya yere yıkılan ya da diz çöktürülen hükümlünün boynuna geçirilen kemendi cellatlar iki yanından asılır, çekerlerdi. Kiminde, idamdan sonra baş, ‘şifre’ denilen çok keskin özel bir usturayla gövdeden ayrılır, herkesin görmesi için ya bir ibret taşının üstüne konur ya da sarayın şehre açılan büyük kapısının (Bab-ı Hümâyû’nun) önüne atılırdı.

Hırsızlar, özellikle gece hırsızları, genel olarak suçu işledikleri yere yakın bir yerde, hatta girdiği evin, soyduğu dükkanın, hanın önünde asılırlardı.

Katiller çoğu işkenceyle öldürülürdü. Askerler, yani sipahilerle yeniçeriler başları kesilerek öldürülür, ayaklarına taş bağlanarak denize atılırdı. Kiminde, hükümlüye gizli malını söyletmek için, idamdan önce, cellatlar eliyle çeşitli yollardan işkence uygulanırdı.

Bir devlet ileri geleni idam hükmü giyince, usulen, ferman kendisine Bostancıbaşı tarafından eteği öpülerek saygıyla gösterilir, avutucu sözlerle gönlü edilmeye çalışılır, abdest alıp iki rek’at namaz kılmasına izin verilirdi.

Hükümlüler idam fermanını çoğunlukla soğukkanlılıkla, sakin ve sağlam karşılamışlardır. Viyana bozgunundan sonra Belgrad’da idam edilen Kara Mustafa Paşa bunlardan biridir. İlkin abdest alıp namazını kılmış, “Gövdem toprağa düşe!” deyip odanın kilimlerini toplatmış, sonra uzun sakalını kendi eliyle kaldırarak celladın kemendi boynuna dolamasına yardımcı olmuş, daha sonra cellâda: “Sanatını meharetle yap!” demiştir.

İstanbul celladı, siyasi hükümlülerin idamları için taşraya da gönderilirdi. Cellatlar giderler, hükümlüyü astıktan sonra başını keserler, kesik başı, yollarda bozulmaması için, bal doldurulmuş bir kıl torbaya koyup getirirlerdi. Baş istanbul’da baldan temizlenir, halka gösterilir ve gömülürdü.
Osmanlı tarihinde en ünlü cellatlar XVII. yüzyılda Kara Ali, onun yamağı Hammal Ali ve sonradan başcellat olan Süleyman’dır.

Bir hükümlü cellat eline verilince, üzerinden çıkan her şey celladın olurdu. Bunlar toplanırdı, yılda bir ya da iki kere büyük bir mezat ile satılırdı, tutan para ne ettiyse, cellatlar arasında bölüşülürdü. Mezatın adına ‘Cellat Mezatı’ denirdi. Halk, sahipleri cellat elinde ölmüş kimselerin öteberisini almayı bir çeşit uğursuzluk saydığından, vezirlerin, paşaların üstlerinden çıkmış en değerli eşya bile çok düşük bedelle alıcı bulabilirdi. Kimi devlet adamları, zenginler, celladın pençesi yakalarına yapışmadan önce, üzerlerinde bulunan değerli kürklerini, yüzüklerini, saatlarını, keselerini çıkartırlar, orada bulunanlara:
“Beni anar, bir fatiha okursunuz!” diyerek armağan ederlerdi.

Kaynak: beybutcom

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.

Üyelik tarihi: 20 December 2017
Mesajlar: 7.239
Konular: 7
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 655 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 105 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1912
Verilen Beğeni: 584
Rep Gücü: 56
Arthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond reputeArthuil has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cellatların Mezartaşları
06 August 2018
# 3
*Cellatların en önemli ortak özellikler ise hem sağır hem de dilsiz olmalarıydı. Cellat olacak kişilerin göreve başlamadan önce dilleri kesiliyordu.

*Vezir ve kazasker gibi devlet büyüklerinin idamında bulunan cellatbaşları padişahın idam fermanını kurbana okur, daha sonra da son görevini yerine getirirdi, cellatbaşları bostancıların lideri olduğundan cellatlar gibi dilsiz değillerdi.


Hani bunlar dilsizdi ?
Üyelik tarihi: 13 July 2018
Mesajlar: 6.474
Konular: 3064
Cinsiyet:Bayan
Seslenenler: 260 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 45 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 0
Verilen Beğeni: 0
İlişki Durumu: Yok
Burç: Akrep
Takım: Besiktas
Rep Gücü: 20
Asrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to beholdAsrevya is a splendid one to behold
Standart Cevap: Cellatların Mezartaşları
06 August 2018
# 4
Osmanlı'da Cellat Olmak


Cellatlar ayrı yerlere defnedilmiş: Her toplumda cellatlar korkulan hatta kimilerince lanetlenen kişiler olmuşlardır. Öyle ki Osmanlı döneminde cellatlar sadece yaşarken değil, öldükten sonra bile toplum tarafından dışlanmış ve mezarları bile ayrı tutulmuş.


Mezar taşlarında yazı yok: Eyüp Mezarlığı'ndaki, Pierre Loti kahvesinin çevresinde yer alan ve başlarında dikdörtgen taşlar bulunan bu mezarlık dünyada tek cellat mezarlığı olma özelliğini taşıyormuş. Taşıyormuş diyoruz çünkü....
Cellat mezarlarının yerinde apartmanlar: Yüzlerce cellatın mezarının bulunduğu bu mezarlar zamanla yok olmuş. Günümüzde sadece sekiz dokuz tanesi kalmış durumda. Cellat mezarlarının yerinde şimdi apartmanlar ya da başka insanların mezarları yer alıyor.


Cellatlar üzerine büyük araştırma:
Peki Osmanlı'da cellatlar nasıl seçilirdi?
Onlar neden böyle bir mesleği seçerlerdi?

Tüm bu soruların cevabını Yaşar Karaduman'ın araştırmasında bulabilmek mümkün.

Sarayda cellatlar her zaman hazır bulunurdu: Osmanlı'da adam asmak, boğmak ve kelle kesmek, bir ceza şekliydi ve bunun için de sarayda her zaman cellatlar bulundurulurdu. Bir gurup cellat, padişah ve diğer yüksek rütbeliler için her an hazır durumda beklerlerdi.


İnfazlar nerelerde yapılırdı: Sarayda verilen ölüm cezaları, Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan bir çeşmenin önünde infaz edilirdi, cellatlar infazdan sonra kanlı baltalarını ve ellerini burada yıkarlardı, bu çeşmenin sağında ve solunda kesilmiş kafaların teşhir edildiği kelle taşları vardı bu taşlara ibret taşları da denirdi.


İnfaz çeşmesi: Bu çeşmenin bir adı da cellat çeşmesi veya siyaset çeşmesi idi, cellatların kaldığı yer ise çeşmenin bulunduğu duvarın arakasındaydı. Bu çeşme halen Topkapı Sarayı'nın ön bahçesinde bulunmakta, her gün önünden ne olduğunu bilmeden yüzlerce kişi geçmektedir.


İnfaz şekilleri: Yani öldürme şekilleri, kişinin konumu, mevkii, rütbesine ve işlediği suça göre değişirdi. Osmanlı sultanları ve şehzadelerinin kanı dökülmez, yay kirişi, ip ve kementle boğularak öldürülürlerdi. Bu öldürme şekli Türklerin Müslüman olmadan önceki dinleri olan Şamanizm’den geliyordu. Doğan Avcıoğlu, “Türklerin Tarihi” adlı eserinin ikinci cildinde:” Şamanist Türkler kan akıtarak öldürmekten çekinirler, Osmanlı padişah ve şehzadeleri boğularak öldürülürdü” der.
Kelleler padişaha sunulurdu: İnfaz edilecek halktan biri ise, kelle kesme şekli uygulanırdı. İstanbul dışında, imparatorluğun uzak vilayetlerinde idam edilen devlet adamlarının öldürüldüklerini ispat etmek için, kesilen başları meşin bir kırbaya (torba) konur, torba balla doldurulur, İstanbul’a getirilir, gümüş bir tepsinin içinde padişaha sunulur, beden ise öldürüldüğü yere gömülürdü.


İki yerde mezarı olan devlet adamları: Bu nedenle, başı başka yerde, bedeni başka yerde gömülü iki mezarı olan devlet adamları, sadrazamlar çoktur.. Bunlardan en meşhuru Viyana kuşatmasındaki başarısızlığı ile başı kesilen ve bir bal torbası içinde İstanbul’daki sultana gönderilen ve sonrada denize atılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idi.

Kesilen başlar halka sergilenirdi: Bu kesilen başlar bazende Topkapı Sarayı’nın ilk giriş kapısına asılır halka gösterilirdi. Bu kapı sarayın en dıştaki ilk kapısıdır, kesik başların konulduğu oyuklar halen durmaktadır. Kafalar üç gün kalırdı burda, bazen yüzlerce kafa olurdu.

Gayrimüslimlerin infazı: Cellatlar, Müslüman olan kişilerin infazdan sonra başlarını, cesedi sırt üstü yatırarak koltuğunun altına , Müslüman olmayanları ise yüzü koyun yatırarak, başlarını kıçlarının üzerine koyardı.

Öldürülenin üzerinden ne çıkarsa celladın: Öldürülen kişinin cesedi ve üzerindeki kıymetli eşya, para ve giyecekleri cellatın malı sayılırdı. Cellat cesedi isterse atar, isterse ölünün sahiplerine mevki, rutbe ve konumuna göre parayla satardı.

Dilsiz ve sağır olurlardı: Osmanlıda cellatlar dilsiz ve sağır olurlardı, bu iş için seçilen kişilerin dilleri kesilirdi. Osmanlı tarihinde en hazin boğarak öldürme olayı 28 Ocak 1595 te cereyen etmiştir.

Cellatlar üzerine çıkmış kitaplar:
Ondan sonra tahta geçen oğlu Birinci Ahmet, Fatih Sultan Mehmet’in koyduğu 150 senelik “Nizamı Alem” kanununu kaldırarak, kardeş öldürme geleneğine son vermiş ve kardeşini veliaht (gelecekte saltanatı devralacak kişi) ilan etmiştir. Cellatlar konusunda son zamanda üç yeni kitap yayınlanmıştır: “Cellatları da Asarlar- Ergün Hiçyılmaz” “Ölümün soğuk eli, Cellat-Muhammet Pamuk” “Cellat ve Ötekiler-Cengiz Yıldırım

Cellatlar insani duygulardan uzak ve merhemetsizdir: Osmanlı’da halk, İslam dininin adam öldürmeyi yasaklaması, can alan bu kişilere toplum tarafından hoş bakılmaması nedeniyle, bir çok insani duygu ve özelliklerden yoksun olan, acıma, merhamet, sevgi hisleri bulunmayan cellatları mezarlıklarına almamış, kendi aralarına gömülmelerini istememiştir.

Tarihçi Reşat Ekrem Koçu:
” Toplum, din ve ahlak anlayışımızın en güzel örneklerinden biri olarak, cana kıyan, kesen veya boğan celladın ölüsünü halkın, mezarlıklarına kabul etmemesi son derece takdire şayandır.” demiştir. Bu nedenle, Osmanlı cellatlar için İstanbul’un en ücra yerinde mezarlık yapmış ve cellatlar halktan ayrı olarak buraya gömülmüştür.


Yeni mezarlarla cellat mezarları iç içe: Bugün yeni mezarların arasında kalmış bir cellat mezar taşı bu mezarlık Eyüp semtinin Piyer Loti tarafındadır.

İki yerde cellat mezarlığı olduğuna inanılır: İstanbul’da iki yerde cellat mezarlığı olduğu bilinmektedir, Haldun Hürel.”İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık” adlı eserinde bunlardan birinin,Edirnekapı’dan Ayvansaraya inen kara surlarının Eğrikapı civarında olduğunu yazar. Diğer bir cellat mezarlığı da Eyüpte, mezarlıklar arasından dar bir yokuşla çıkılan, Fransız yazar Pierre Loti’nin bir müddet yaşadığı, şimdilerde müze-kafe olan evin önünden gidilerek çıkılan, Karyağdı bayırında, Karyağdıbaba tekkesinin biraz ilerisindedir.


Mezar taşlarından anlaşılıyorlar: O zaman burası İstanbul’un en uç noktası kuş uçmaz, kervan geçmez kimsenin uğramadığı doğru dürüst yolu olmayan yabani ağaçlar içinde ürkütücü bir yerdi. Buraya Karyağdıbaba bayırı denmesinin nedeni biraz aşağısında bulunan bir bektaşi tekkesinden ileri gelir. Burası bugün normal mezarlık olmuştur, aralarda tek tük cellat mezarı kalmıştır. Bunların cellat mezarları oldukları ise mezar taşlarından anlaşılmaktadır. Osmanlı mezarlıkları, taş işçiliğinin en güzel örnekleri ile yapılmış mezar taşları ile doludur, burada gömülü insanların dünyada iken ne iş yaptıklarını mezar taşlarına bakarak anlamak mümkündür, vezir mi, denizci mi, subay mı yeniçeri mi ,ulema mı, kadı mı? hepsi mezar taşlarından anlaşılır.


Yan yana iki Cellat Mezarı Cellat mezar taşlarının üzerinde ise, isim, doğum tarihi, ölüm tarihi gibi hiçbir yazı ve işaret yoktur. Bu taşlar iki metre yüksekliğinde 40-50 cm. genişliğinde dikdörtgen şeklindedir. Birçok insan bu taşların bu mezarlıkta ne aradığını, niye dikildiklerini bilmez, ama normal mezar taşları ile yan yana öylece dururlar.

Yakınları bulamasın diye mezar taşlarında yazı yok: Mezar taşlarında hiçbir yazı ve işaret bulunmaması ise anlaşılır bir durumdur. Bu, öldürülen kişinin geride kalan yakınlarının, bunları mezar taşlarından bulup, mezarlarını tahrip etme eş ve çocuklarına kötülük veya başkaca bir hatalı tutum ve davranış içinde olmamaları için alınan bir koruma önlemi olsa gerektir. Böylece en azından, cellat baba seçmeme şansı olmayan günahsız çocukların kimler oldukları, varsa annesi, babası, akrabaları bilinmeyecek, cellat yakınları diye dışlanmayacaktır.

Kaynak: habercinizbiz

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.

Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 misafir)
 



Ticarî amaç gütmeden, maddî bir menfaat elde etmeden internet yayınlarına olanak sağlayan global bir paylaşım ağı olan ForumDenizi, adından ve vasfından da anlaşılabileceği üzere bir forum sitesidir. Forum siteleri, tıpkı sosyal medya ve interaktif sözlükler gibi 5651 sayılı kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının "m" bendine göre Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermekte olan, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten platformdur.
5651 sayılı kanunun 5. maddesine göre yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Başka bir deyişle ForumDenizi üzerinden yapılan yazılı, görsel ya da işitsel paylaşımlardan doğabilecek yasal sorumluluk, mezkur içeriği paylaşan ForumDenizi üyesi gerçek kişilere aittir. İlgili kanunun anılan maddesinin 2. fıkrasında da çok açık bir biçimde öngörüldüğü üzere; yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak imkân bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlüdür.
Açıklanan hukuki dayanaklar temelinde, hak ihlâli iddiasında bulunan hak sahipleri İLETİŞİM linkinden yer sağlayıcı ForumDenizi yöneticilerine ihtarda bulunarak bahse konu hususu tebliğ etmeleri halinde incelemeler yapılıp, en geç 2 gün içerisinde gerekli işlemler tesis edilecektir.
5101 sayılı yasayla degişik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince ForumDenizi üzerinde telif hakkı bulunan MP3, video vb. eserlerin paylaşımı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hak sahipliği verilmiş olan MÜ-YAP tarafindan yasaklanmış olup, yasal işlem olması halinde, paylaşan kişi ya da kişilerin bilgileri gerekli kuruma verilecektir.