Neyin Kelime Kökeni, Tarihi ve Tasavvufta ki Yeri

Sümerce' den Farsça' ya geçen " nâ " veya " nay ", kamis, kargi anlamlarına da gelen bu çalgının en eski adidir. Arap toplumunda üflemeli çalgıların hemen tümü için kullanılan " mizmâr " sözcüğü, (nefes borusu, ses organı anlamında) ney için de kullanılmıştır.

Türkçe' de ise hemen her zaman " ney " olarak anılmıştır. Sümer toplumunda MÖ 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski bulgu, MÖ 2800-3000 yıllarından kalan bugün Amerika'da Phledelphia Üniversitesi Müzesinde sergilenen neydir. Çalgının o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılmaktadır. Assomption rahiplerinden Thibaut' un "esrarengiz, cezbedici, tatlı ve âhenkli bir ses" diye tanımladığı ve şu şekilde şiirleştirdiği ney sadâsı, her dönemde insanları derinden etkilemiş, özellikle dinsel duyguları çağrıştırmıştır.

Hz. Mevlânâ' ya göre mûsikî Allah' in lisânıdır. Mûsikî ile temizlenmeyen rûh yükselemez, aksine yerdeki bayağı ihtiraslara bulaşarak kirlenir ve körelir. Gerçek mûsikî insana hayvani hisleri hatırlatmak söyle dursun, ona "sonsuz varlığı hissettirir, sezdirir. Bu sezgiyle onu O' na yaklaştırır ve nihâyete ulaştırır. Bunda en etkili ses ise ney sadâsıdır. Hz. Mevlânâ'nın felsefesinde ney, "insan-i kâmil" in (yani bir takım merhalelerden geçerek olgunlaşmış insanın) sembolüdür ve ask derdini anlatmadadır. Benzi sararmış, içi boşalmış, bağrı dağlanarak delikler açılmış, ancak Yüce Yaratıcının üflediği nefesle hayat bulan, tıpkı insan gibi geldiği yere özlem duyan ve delik deşik olmuş sinesinden çıkan feryat ve iniltileri ile insanlara sırlar fısıldayan bir dosttur. Bu sebeple ney, mevlevîlerce kutsanmış ve " nây-i serîf " diye anılmıştır.