Forum Düzeni
Sanatçı ve Yazarlar
Sanatçı ve yazar biyografilerinin bulunduğu bölüm.
Kullanıcı Etiket Listesi

Like Tree1Beğeni(ler)
  • 1 Post By Gamer Queen

Seçenekler
Seçenekler
Stil
Üyelik tarihi: 19 July 2018
Mesajlar: 2.675
Konular: 848
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 25 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 12 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 164
Verilen Beğeni: 0
İlişki Durumu: Yok
Burç: Koc
Takım: Turkiye
Rep Gücü: 0
Üç Tuğ is on a distinguished road

Standart Abdülhak Hamit Tarhan

22 July 2018
# 1


ABDÜLHAK HAMİT TARHAN
2 Ocak 1852’de İstanbul’da doğdu. Hekimbaşı Abdülhak Molla'nın torunu, tanınmış tarihçi ve Tahran Büyükelçisi Hayrullah Bey'in oğlu. Kısa süre Rumelihisar Rüşdiyesi’ne devam etti. Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersler aldı. 1862’de 10 yaşındayken ağabeyi ile birlikte Paris’e babasının yanına gitti. Bir süre Paris'te eğitim gördükten sonra 1864'te İstanbul'a döndü. Yaşının küçüklüğüne rağmen Bab-ı Ali’de tercüme odasına katip olarak girdi. Bir yıl sonra Tahran Büyükelçiliği’ne atanan babasıyla birlikte İran’a gitti. Farsça öğrendi. Babasının 1867’de ölümü üzerine İstanbul’a döndü. Maliye Mühimme Kalemi’ne girdi. Şûra-yı Devlet ve Sadaret kalemleri'nde çalıştı. 1871'de Fatma Hanım'la evlendi.1876'da Paris Büyükelçiliği İkinci Katipliği'ne atandı. 1878'de görevden alındı, iki yıl açıkta kaldı. 1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'de Yunanistan'da Golos konsolosluklarına, 1883'te Bombay Başkonsolosluğu'na atandı. Bombay'dan gemiyle İstanbul'a dönerken uğradıkları Beyrut'ta eşi Fatma Hanım'ı kaybetti. Bu ölümün sarsıntısıyla ünlü şiiri "Makber"i yazdı. 1886'da Londra Büyükelçiliği Başkatipliği görevine getirildi. londra'da Bayan Nelly ile evlendi. 1895'te Lahey'e elçi olarak gönderildi. Bir yıl sonra Brüksel elçiliğine getirildi. Nelly'nin 1911'de ölmesinden sonra İstanbul'da Cemile Hanım ile evlendi. Bu evlilik 20 gün sürdü. 1912'da Belçika asıllı Lüsyen Hanım'la evlendi. Aynı yıl görevden alınınca İstanbul'a döndü. Meclis-i Âyan üyeliğine getirildi. İstanbul'un 1920'de işgal edilmmesi üzerine Viyana'ya gitti. Sıkıntı içinde yaşadı. Ankara Hükümeti yurda dönmesini sağladı. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra kendisine maaş bağlandı. İstanbul Maçka Palas'ta bir daire verildi. 1928’de İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar milletvekili olarak kaldı. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’da. Şiire 1870'lerde başladı. Ebüzziya Tevfik, Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai, Namık Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçıları arasında yer aldı. Yurtdışı görevleri nedeniyle Batı edebiyatçılarını yakından tanıdı, onların etkisinde kaldı. Divan edebiyatı nazım birimlerinin dışına çıkmayı denedi. Dize ve uyak düzeninde değişiklikler yaptı. Divan şiiri konularının dışına çıkmayı denedi. Şiirlerine günlük yaşamı, doğa ve insan ilişkilerini konu aldı. Lirik, epik ve felsefi şiirler yazdı. Manzum tiyatro oyunları da kaleme aldı. Ancak bunlar sahnelenmekten çok okunması amacıyla yazılmış oyunlardı. Yaşadığı dönemde Türk edebiyatının en büyük şairi sayıldı ve "Şair-i Âzam" ya da "Dahi-i Âzam" unvanı verildi.

ESERLERİ

ŞİİR:
Sahra (1879)
Ölü (1886)
Hacle (1886)
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
Bâlâ’dan Bir Ses (1911)
Validem (1913)
İlham-ı Vatan (191
Tayflar Geçidi (1919)
Ruhlar (1922)
Garâm (1923)

OYUN:
İçli Kız (1874)
Sabr ü Sebat (1875)
Duhter-i Hindu (1875)
Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)
Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
Eşber (1880, 1945)
Zeynep (190
Macera-yı Aşk (1910)
İlhan (1913)
Tarhan (1916)
Finten (1918, 1964)
İbn Musa (1919, 192
Yadigar-ı Harb (1919)
Hakan (1935)
Konu Zeze tarafından (26 March 2020 Saat 16:07 ) değiştirilmiştir.
Üyelik tarihi: 27 November 2017
Mesajlar: 10.321
Konular: 1691
Cinsiyet:Bayan
Seslenenler: 709 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 80 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 0
Verilen Beğeni: 0
İlişki Durumu: Yok
Burç: Koc
Takım: Besiktas
Rep Gücü: 25
Gamer Queen is a name known to allGamer Queen is a name known to allGamer Queen is a name known to allGamer Queen is a name known to allGamer Queen is a name known to allGamer Queen is a name known to all
Standart Cevap: Abdülhak hamit tarhan
22 July 2018
# 2
Beyrut'ta eşi Fatma Hanım'ı kaybetti. Bu ölümün sarsıntısıyla ünlü şiiri "Makber"i yazdı. 1886'da Londra Büyükelçiliği Başkatipliği görevine getirildi. londra'da Bayan Nelly ile evlendi.


O şiiri yazdıktan sonra fazla zaman geçmeden evlenmesi aşkı sorgulatan cinsten.
Üç Tuğ bunu beğendin
Üyelik tarihi: 29 January 2020
Mesajlar: 21.125
Konular: 7356
Cinsiyet:Bayan
Seslenenler: 627 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 37 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 5
Verilen Beğeni: 0
İlişki Durumu:
Burç: Balik
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 70
Zeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond reputeZeze has a reputation beyond repute
Standart Abdulhak Hamit Tarhan Kimdir?
23 February 2020
# 3
Şair ve yazar (D. 2 Ocak 1852, Bebek / İstanbul -13 Nisan 1937, İstanbul). Babası köklü bir aileden gelen tarihçi Hayrullah Efendi’dir. Dedesi, Hekimbaşı Abdülhak Molla, büyük atası Müderris Abdülhak Sünbatî’dir. Annesi Münteha Nesib Hanım, küçük yaşta Kafkasya’dan kaçırılıp İstanbul’a getirilmiş, Kadıasker Ferit Efendi tarafından satın alınmış ve büyütülmüş bir hanımefendidir. Hayrullah Efendi ile Münteha Hanım’ın beş çocuğu olmuştur; bunlardan üçüncüsü Abdülhak Hâmit’tir. İlköğrenimine özel öğretmenlerden dersler alarak başladı. Öğretmenleri arasında Evliya Hoca, Bahaeddin Efendi, Hoca Tahsin Efendi vardır. Özellikle Hoca Tahsin Efendi, onun yetişmesinde emeği geçenlerin başında gelir. Hâmit anılarında, “kendisine felsefî şüphenin tohumunu atan” olarak Hoca Tahsin Efendi’yi gösterir. Sonra Bebek’te Köşk Kapısı’ndaki mahalle mektebi (ilkokul) ile Rumelihisarı Rüştiyesi’ne (ortaokul) kısa aralıklarla devam etti. Ailesi Paris’te öğrenim görmesini uygun gördüğünden Ağustos 1863’te ağabeyi Nasûhî Bey ve Tahsin Efendi ile Paris’e gönderildi. Orada Hortus College adlı özel bir okula verildi. Babasının yanlarına gitmesi ile İstanbul’a dönme kararı aldılar ve Viyana üzerinden hep birlikte İstanbul’a (1864) döndüler. İstanbul’da bir Fransız mektebine verildi, Fransızcasını ilerletmek için de Tercüme Odasında çalışmaya başladı. Ancak bu da uzun sürmedi; babasının Tahran Büyükelçiliğine atanması ile Tahran’a gitti ve Farsça öğrenmeye başladı. Fakat babasının ani ölümü üzerine tekrar İstanbul’a (1867) döndü. Abdülhak Hamit’in İstanbul’da dönüşüyle ilk memuriyet hayatı da başlamış oldu. Önce Maliye Mektubî Kalemne (Maliye Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü, 1871) girdi, sonra Sadaret Kaleminde (Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü) çalıştı.

Çalıştığı bu yerlerde Ebuzziya Tevfik ve Recâîzâde Ekrem’le tanıştı. Sezai ve Baha beylerle Sami Paşa’dan Hafız Divanı’nı okudu. Namık Kemal’in Avrupa’dan dönüşünde de onu ziyarete gitti. Bütün bu çevre, onun edebiyata yavaş yavaş ısındığını göstermektedir. Nitekim Tahran izlenimlerinden oluşan ilk eseri Macera-yı Aşk (1873) adlı piyesini, arkasından da İçli Kız’ı yazdı. Bu arada Fatma Hanım’la (1874) evlendi. Düğünden sonra da Sabr ü Sebat’ı bitirdi ve Sardanapal’a başladı ve bir yıl sonra da onu tamamladı. Duhter-i Hindû ile Nazife adlı eseri de bu yılların ürünüdür.

Abdülhak Hâmit, Haziran 1876’da Paris Büyükelçiliğinde ikinci katip olarak çalışmaya başladı. Paris’teki yaşantısı zor da olsa onun sanatına katkılar sağladı. Divaneliklerim bu Paris döneminin ürünü oldu. Orada ayrıca, Nesteren’i (1877) piyesini yayımladı. Ancak bu piyes onu memuriyetinden etti. Çünkü iki kardeşin taht mücadelesini işleyen bu eser, Sultan Abdülhamid’in pek hoşuna gitmemiş olmalı ki, Hâmit İstanbul’a izinli olarak geldiği bir sırada görevine (1878) son verildi. Sonradan kendisine Belgrat elçilik katipliği teklif edildiyse de, kabul etmedi. Ne ki büyük bir maddî sıkıntıya düştü. Kendisini yazmaya verdi ve Sahra (1879), Târık (1879), Tezer (1880), Eşber (1880) adlı eserleri bu dönemde arka arkaya yayımlandı. O sırada Rize valisi olan ağabeyi Nasûhi Bey’in yanına gitti. Dönüşünde de kendisine Poti (Rusya) Konsolosluğu (Eylül 1881) verildi. Ardından bu görevi Golos (Yunanistan) Başkonsoloğluğuna (1882) çevrildi. İstanbul’a dönüşlerinde rahatsızlanan eşi Fatma Hanım’a verem tanısı konuldu. Bu sırada ise kendisine Bombay Başkonsolosluğu teklif edildi. Ekim 1883’te yola çıktı, bindikleri vapur Midilli’ye uğrayınca orada Namık Kemal’le görüştü. Abdülhak Hamit, çok sevdiği Bombay’da Külbe-i İştiyâk, Kürsî-yi İstiğrâk gibi şiirleri yazdı. Bu şiirler Türk şiirine yeni bir ruh, yeni bir şekil kazandırdı.

Fatma Hanım’ın hastalığının artması üzerine dönme kararı aldılar. Beyrut’a geldiklerinde orada vali olan Nasûhi Bey’in evine indiler. Fatma Hanım 21 Nisan 1885’te orada öldü. Eşinin ölüm acısıyla Makber’i yazdı.. Onu Ölü (1885), Hacle (1886) izledi. Ayrıca İstanbul’da kaldığı süre içinde de Divaneliklerim yahut Belde (1886), Bunlar Odur (1886), Kahbe Yahut Bir Sefilenin Hasbihali (1887) adlı kitaplarını yayımladı. Edebî çevrede Hamit, artık gerçek kişiliğini bulmuştu. Yalnızca yazdıkları değil, onu eleştirenlere Gayret dergisinde verdiği cevaplar ününü bir kat daha arttırdı. Öte yandan memuriyet hayatı da Londra Büyükelçiliği başkatipliğine atanması ile Batıya açıldı. Ancak Zeyneb’i basılmak üzere İstanbul’a göndermesi ve sansürün bu eser üzerine “Devlet ve hanedanla eğleniyor” diye rapor vermesi onu görevinden etti ve İstanbul’a dönmek zorunda (1888) kaldı. Dostlarının araya girmesi ve edebiyatla bir daha uğraşmayacağına dair Saray’a yazı vermesi ile eski görevine yeniden gönderildi. Bu kez Londra’da Nelly Hanım ile (1890) evlendi. Bir ara Ebuzziya Tevfik ile yazışıyor diye İstanbul’a geri çağrıldı ise de, affedilerek kendisine büyükelçi yardımcılığı görevi verildi. 29 Haziran 1895’te Lahey Büyükelçiliğine atandı, iki yıl orada kaldı. Sonra kendi isteği ile Londra Büyükelçiliği müsteşarlığına atandı. 1900 yılı başlarında Nelly Hanımın hastalanması üzerine İstanbul’a döndüler. Brüksel ortaelçiliğine atandığı 1906 yılına kadar İstanbul’da kaldılar. Nelly Hanım 8 Şubat 1911’de öldü. Hâmit bir yıl sonra Belçikalı Lüsyen (Lucienne) Hanım ile evlendi. Balkan savaşları içinde İstanbul’a döndüler. Bir süre açıkta kaldı. 1914 başlarında Ayan Meclisi üyesi (senatör) oldu, bu meclisin ikinci başkanlığına getirildi.

Bu yıllarda ve devamında Bâlâdan Bir Ses (1912), İlhan (1913), Validem (1913), İlham-ı Vatan (1916), Turhan (1916), Finten (1916), İbn-i Musa (1917), Sardanapal (1919), Abdullahü’s -sağir (1919), Yâdigâr-ı Harb (1919), Tayflar Geçidi (1919), Ruhlar (1922), Garâm (1923) adlı kitaplarını arka arkaya yayımladı. Ekim 1922’de görevi sona erince ailesiyle Avrupa’ya gitti ve Viyana’da sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilânından (29 Ekim 1923) sonra emekliye ayrıldı. 1928’de İstanbul milletvekili seçildi ve ölümüne kadar bu görevde kaldı. Ölünce kendisine devlet töreni yapıldı ve Zincirli Kuyu Mezarlığına ilk gömülen kişi oldu.

Tanzimat döneminin en büyük şairi sayılan ve uzun yıllar "Üstad" olarak anılan, basında “Şair-i Âzâm” sıfatıyla anılan, Türk şiirine Batılı bir anlayış ve nazım yenilikleri getirmiş olan Hamit, şiirinin dilini, ağır ve karmaşık söyleyişlerden kurtaramadı. Buna karşılık felsefi duyuş ve hayal gücünü tüm eserlerinde ustalıkla sergiledi. Bizim edebiyatımıza sosyal konuları getiren ilk şair ve yazar olarak değerlendirildi. Geniş bir coğrafyayı tanıma fırsatını bulmuş olmaktan da yararlanarak, önemli bölümünü manzum olarak kaleme aldığı tiyatro eserlerinde, Türk, Arap, Asur, Yunan tarihinde geçen olayları konu aldı. Ancak tekniğine gerekli titizliği gösteremediği için oyunları genelde sahnelenme şansı bulamadı. Hamit, meclislerde sohbeti sevilen biriydi. Şiirleri ve tiyatro eserleri son yıllarda değişik yayınevlerince yeniden basıldı.

“Bazı şairlerin yazgıları kötüdür. Ya küçümsenir, yadsınır ya da göklere çıkarılır. Onların günlerinde sağlam değerlendirilmemeleri sonucudur bu. Kimi mutlular, sağlıklarında yerlerini bulurlar, kimileri ölünce. Şairlerin değerlendirilmelerinin şiir ölçülerinin dışına çıkmaya başladığı, bir takım politik akımların yazgısına bağlı bulunduğu bu günlerde durumu yeniden saptamak gerekiyor.

“Hamit, bunlardan. Hem övüldü hem yerildi, daha kötüsü küçümsendi yaşadığında. Şair-i âzam! Bir de üstelik son günlerde bir sol-sağ çekişmesinin sembolü haline geldi. (Mehmet Akif gibi). Onu sevmek yahut sevmemek, bir şiir beğenisi olmaktan çıkıp bir politik tutumu belirtmek haline geldi. Bunu da toplumumuzun büyük yanlışlarından, sağlam sınıfsal değerler kuramamış olmamızın yanlışlarından biri olarak düşünebiliriz. Fransa’da Racine’i yahut Corneille’i küçümseyen bir solcu olduğunu sanmıyorum. Bir ulus kültürünün böylece paylaşılması hazin bir talan gibi geliyor bana.

“Hamit’in kötü değil, sadece kötü değil, üstelik gülünç bir şair olmadığı söylenemez. Bütün ciddiyetine, bütün stratejik edasına karşın söylenemez. Bu olgu, biraz da, yukarda belirttiğim gibi, onun kendini seçmemesine bağlı bir ikilemdir. Onun şiirinin, onun değerlendirilmesinin geçirdiği evrim, bir bakıma Türk şiirinde birtakım değerlerin, şiirsel ve beşeri birtakım değerlerin geçirdiği evrimdir diye düşünülebilir. Kararsızdır, tarafsızdır. Neyle nasıl eğleneceğini bilmez. Tam bir Osmanlı kaypaklığı içindedir. Bazen eğlendiğini mi, katıldığını mı anlayamazsınız.” (Turgut Uyar)

ESERLERİ

Abdülhak Hamid'in eserleri iki grupta toplanmaktadır:
  1. Şiirleri: Makber, Ölü (1885), Kahpe (1885), Bala'dan Bir Ses (1911), Validem (1913), Yadigar-ı Harb (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Garam (1919), Yabancı Dostlar (1924)
  2. Tiyatroları: Hamid'in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır;
    • Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873), Sabrü Sebat (1875), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1876), Tarık yahut Endülüs'ün Fethi (1879), İbn-i Musa (1880), Finten (1898)
    • Manzum tiyatroları: Nesteren (1878), Tezer (1880), Eşber (1880), Sardanapal (1908), Liberte (1913)
Konu Zeze tarafından (26 March 2020 Saat 16:11 ) değiştirilmiştir.
Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevap
Son Mesaj
Neoma
Çöp Tenekesi
1
26 March 2020 16:12
Üç Tuğ
Sanatçı ve Yazarlar
0
21 July 2018 23:54



Ticarî amaç gütmeden, maddî bir menfaat elde etmeden internet yayınlarına olanak sağlayan global bir paylaşım ağı olan ForumDenizi, adından ve vasfından da anlaşılabileceği üzere bir forum sitesidir. Forum siteleri, tıpkı sosyal medya ve interaktif sözlükler gibi 5651 sayılı kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının "m" bendine göre Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermekte olan, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten platformdur.
5651 sayılı kanunun 5. maddesine göre yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Başka bir deyişle ForumDenizi üzerinden yapılan yazılı, görsel ya da işitsel paylaşımlardan doğabilecek yasal sorumluluk, mezkur içeriği paylaşan ForumDenizi üyesi gerçek kişilere aittir. İlgili kanunun anılan maddesinin 2. fıkrasında da çok açık bir biçimde öngörüldüğü üzere; yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak imkân bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlüdür.
Açıklanan hukuki dayanaklar temelinde, hak ihlâli iddiasında bulunan hak sahipleri İLETİŞİM linkinden yer sağlayıcı ForumDenizi yöneticilerine ihtarda bulunarak bahse konu hususu tebliğ etmeleri halinde incelemeler yapılıp, en geç 2 gün içerisinde gerekli işlemler tesis edilecektir.
5101 sayılı yasayla degişik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince ForumDenizi üzerinde telif hakkı bulunan MP3, video vb. eserlerin paylaşımı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hak sahipliği verilmiş olan MÜ-YAP tarafindan yasaklanmış olup, yasal işlem olması halinde, paylaşan kişi ya da kişilerin bilgileri gerekli kuruma verilecektir.