Düşünmek.

İnsanlar arayışlarında bazen okudukları kitabın satır aralarında bulabiliyorlar kendilerini.
Yollarını çizmelerinde bir yazar, bir film de ışık tutabiliyor.
Hal böyle olunca bireyin, kendi görüşlerini, kendi dertlerini, kendi ilgi alanlarını tanımlama yeteneği adeta köreltilmiş. Halbu ki, herbirimizin kitaplara sığmayan derin düşünceleri, yaşanmışlıkları, hayata bakışları varken rakamla sınırlanmış kitapların, aralarında sıkışıp kalabilir mi? Beyin üretimden uzak. Sanki duygu düşünce ve o muazzam sınırsızlığı aralayınca kendisini deşifre edecekmiş gibi ürkmede. Yada, lisan yetersiz ifadelerde.
Ruh özgürdür hapsolduğu bedene, Hukmunu beyinde kullanmaz mı? Okuduğumuz kitaplarin yazarları insana feyz verir, düşünce bakış acılarını genişlettirir. Hayat onların sözlerinden ibaret değil ki.
Öyle ise ozaman insan olarak sadece onlar varmış gibi tek düşünürler onlarmış gibi, Yaşamı bomboş başkasının diliyle kendimizi ifade etmeye, mecburmu kalacagız? yada öyle hissetmeye?
Kendimizi anlayabilmek, tanımak için önce, İnsanı anlamak, ona dokunmak, derdini anlatabilmek, onun derinliklerine işleyebilmek, onu anmak, ona hak ettiği gibi davranmak. ifade etme yeteneğini, içsel, düşüncelerimizi iki kelimede olsa karşı taraflara aktarabilme yeteneksizliğindemiyiz?. Insanın Yaşamı birikim gibidir, zamanla coğalır kendi kalıplarından taşar.
"Yazarlar bize ilham oluyor, lakin üretemedikten sonra hayatlarımıza tesiri olmuyor." Kötü olanı ise malzemeniz olmasına rağmen anlatabilecek kabiliyetimizin olmaması.
Ruhun derinliklerine inemediğimiz sürece, başkaları gibi yaşamaya devam edeceğiz diyerek;
Konfüçyus'ün bir sözüyle bağlıyayım "Düşünmeden öğrenmek yitiriImiş bir emektir".