“Sevgili peygamberimiz ise bu rü’yanın tabiridir.” Muhammed İkbal
Hadisi hepimiz biliyoruz. Ama dünya hayatındaki rüyadan uyanmayı nasıl yapacağız?
Vefat haberleri, başımızdan geçen kötü olaylar ve sonrasındaki güzellikler… hep bir rü’ya hayatında olduğumuzun göstergesi.
Uyanalım deyince de uyanılmıyor. Ya da uyanmış olalım, uyanık olduğumuzun delili neler? Dünya hayatının yorumu nasıl olacak?...
Tıkanınca ehline yani Terzi babam’a sordum haliyle. Verdiği cevaplarla aşağıdaki yazı oluştu. Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola…
Alem’in hayal olduğunu biliyoruz. Te’vil edersek (aslına ulaştırırsak) hakikate dönüşür. Toprağa toprak gözüyle bakarsak, hayaldir. Ama toprağa “rezzak” gözüyle baktığımızda hakikate dönüşmüş olur.
Dünya rü’yasının yorumlanabilmesi için önce sahneyi görmek gerekir. Çünkü o resim, o sahne simgedir, manadır. Sonra da güzelce resmi çekmek. Bu da makinanın kalitesine bağlıdır. Bizler mana dolu bir makineyiz. Sahneyi flu, mat veya puslu çekmemeliyiz.
Kaliteli bir fotoğraf makinası olacaksak ilk şart; duygulardan sıyrılarak resme bakmalıyız. Duygular salt gerçeği göstermez, teferruata daldırır.
Ağaç resmini görmek için bütün bir ağaç gözümüzün önüne gelmelidir. Eğer o ağacın kaç yaprağı var, dalları nasıl, meyveleri nedir? üzerinde yoğunlaşırsak bütünlükten uzaklaşırız.
Dünya rü’yasında gördüğümüz resmi açıkça ortaya koyduktan sonra sıra; resmin ne anlama geldiğini bilmek gerek. İlim gerek. Üstte verilen örnek ağaçtı. Yine ağaçtan gidelim. Kur’an-ı Kerim’de ağaçtan iki şekilde bahsedilir:
-isra suresi-60. ayette
“Hani sana; Rabbin, insanları çepe çevre kuşatmıştır, demiştik.sana gösterdiğimiz o görüntüleri ve Kur’an’da lanetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz.”
-İbrahim suresi-24.ayette;
“görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.”
Bu ayetlerden yola çıkarak ağaçları ve diğer şey’iyyeti anlayacak bir bilincimiz olmalıdır. Mana alemindeki görüntülerin isimlerinin manası his ve duyu aleminde neyi ifade ediyor? bunları bilmek gerekir.
Osmanlı imparatorluğu zamanında bazı kişiler bir işe başlayacaklarsa, sabah ilk karşılaştığının ismini sorar ve o ismin manası üzerinde işleri hakkında yorum yaparlarmış. Bir bakıma düşüncelerine mana aleminden yardımcı isterlerdi.
Aynı faaliyeti “Hacer-ul esved” taşının Kabe’nin köşesine konulmasında görürüz. İlk Kabeye giren Muhammed-ül emin olmuştur. Ve Hükmü O vermiştir.
Alemdeki şeyler (eşya) bizzat aynadır. Aynaya baktığımızda suretimizi görürüz. Aynayı ortadan kaldırınca suret de gider, ayna da. Aynaya bakan suret kalır. Eşyanın parlak bir sathı olmasa da aynadır. Eşyaya verilen isim, onun manasını yansıtır. Bu yüzden eşya başlı başına aynalık yapar.
Gafletle eşyaya yaklaşırsak onun sadece zahiriyle bütünleşebiliriz. Güzel bir manzara karşısında nefes aldığımızı, yaşadığımızı hissederiz. Aklımıza mis gibi demlenmiş çay gelir, yemek, içmek…gelir.
İrfan ehli ise yüce peygamberimizin “Allah’ım eşyanın hakikatini bildir” duasındaki, eşyaya ait idrakı ister.
Bazen dünya rü’yasında kabus görürüz. Ya da aynı kabusu defalarca görürüz. Olaylar üzerinde çok durduğumuzda veya olaylarda geri çekildiğimizde(örtmeye çalıştığımızda) tekrarlanır. Şayet aldırmazlık haline geçip, hükmü Allah’a bırakırsak akıbet hayır olur. Ne olursa olsun, ne söylenirse söylensin işimize bakıp, hayr düşünürsek kabuslarımız sona erer.
Uykudan uyanınca herşeyin ayna olması kadar güzel bir şey yoktur. Bu aynalara bakıp, isimlerinin manalarına nüfuz edebilirsek işaretleri algılayabiliriz.
Tesadüf yoktur, tevafuk vardır.
Rü’yalarınız hayır olsun inşallah.