“YÜCE HAKK’IN HER GECENİN SON ÜÇTE BİRİNDE DÜNYA SEMASINA NÜZULÜ” HADİS-İ ŞERİFİ HAKKINDA BİR MÜTALAA:
“Yüce Hakk her gecenin son üçde birinde dünya semasına nüzul eder ve “Yok mu isteyen?” diye sual eder.” H.Ş.
Abdülkerim Ciyli hz.lerinin “insan-ı kamil” kitabının şerhini Terzi babamdan dinlerken, bu hadisi yazmak istedim. Tekrar hatırlamakda fayda olur inşallah.
Bu hadis, Yüce Hakk’ın varlık zerrelerinden her birindeki zuhuruna işarettir. Gece;halka ait karanlık, zulmet. Halkın karanlığıdır.
Dünya seması;halk vücudunun dışıdır. Zahiri.
Son üçde bir ise, o halkın hakikatidir.
Varlık zerrelerinden her biri 3’e ayrılır. A)zahiri, mülkdür. B)batını, melekutdur. C)zahir ve batınından ari olan ceberut kısmıdır ki burası son üçde birdir.
Yani ef’al, esma ve sıfat mertebeleri.
Aslında ayrılma diye bir şey yoktur. Tek şey vardır. Tek olanın da ayrılması imkansızdır.
Zahiri;bu O’nun görünen suretidir.
Batını;bu O’nun nefsidir, özüdür.
Son üçde bir;O’nun kıyamını sağlayan bir hakikati olması gerekir ki son üçde birdir.
C.Hakk’ın tenezzülü;bu O’nun tenzih durumunu koruyacak, Hakk’ın teşbih özündeki zuhurudur.
Son üçde bir cümlesinden murad; O ilahi bir sıfattır ki Allah kuluna onunla tecelli eder. Zat zuhurunun hakikati ise anlatılan sıfat tecellisinin sonlarında olur. Ne başlangıçda ne de ortalarında. Sonunda olur ve keşifle bilinir.
Sıfatlarda hiçbirşey için son yoktur. Buradaki son hükmidir, mutlak değildir. Gecenin son üçde birinde zat zuhur eder.
Allahın sıfatları, halkın ise ubudiyyeti yani kulluğu vardır. Yüce Allah’ın isimleri ise halkın kulluk kıyamını sağlayan dünyanın semasıdır.
Yüce Hakk’ın kullarına sıfatlarında zahir olduğudur. Bu sıfatlarla hakk’ı bilirler.
Sıfat zuhuru kemale ermeden evvel sıfatla birlikte olurlar. Hakkın zatıyla değil. Sıfatlar kemale erince zatıyla olunur.
***Bu hadis-i şerifte sır yollu başka bir mana daha vardır. Bu mana kemal bulmuş zatlar içindir.
Gece;ilahi zattır. Amaiyyetdir.
Son üçde bir;zata geçiren marifetin son durumudur.
Bir velinin Allah’a marifet yolunda üç marifeti vardır.
1-“Men arefe nefsehu fegad arefe rabbehu” hadisi mucibince nefis terbiyesi yoluyla.
2-Sıfatlarının cemal yönüyle zatı bilmesine bağlıdır. Bu marifet nefsini bildikten sonraki Rabbini bilince olan “uluhiyyet” marifetidir.
3-İlahi bir zevktir. Bu zevk kulun varlığına sirayet eder. O marifeti, o kul için Hakk olan alemde gaybından şehadetine getirir. Yani o kulun cesedinde rububiyyet eserleri zuhur etmeye başlar. Onun elinde kudret olur. diline “tekvin” gelir. “ol” emri yerine gelir. Ayağına yürüme gücü verilir. Gözüne kapalı olan hiçbir şey olamz. Kulağı bu varlıkta olan her şeyi duyar.
Rabbin nüzulünden murad; Rububiyyet iktizası olan eserleri cihetinden sıfatların zuhurudur.
Dünya seması; Velinin zahir olan cismidir.
Son üçde bir; Kulun fani varlığından geçip, tam varlığı bulmasıdır. O zata ve marifete dayanır. Bundan sonra o, Hakkı ile hakikati bulur.
Her gece;Zata bağlı her zuhurun, ilahi vasıf alan her veliye gelmesidir.
Bu durumu teyid eden ayet-i kerime ise “Ve minel leyli fetehecced bihi nafileten lek. Ase en yeb’aseke rabbuke makamen mahmuda”
Üstteki ayet, yazdığımız hadisin zahir yönüne de dikkat edilmesini ikaz eder. Zaten her zahirin bir batını her batının da bir zahiri vardır.
Zatına dek………..











Ağaç şeklinde