ForumDenizi.Com

ForumDenizi.Com (https://www.forumdenizi.com/)
-   Üye Günlüğü (https://www.forumdenizi.com/uye-gunlugu/)
-   -   Börü Tonga'nın Otağı (https://www.forumdenizi.com/uye-gunlugu/18225-boru-tonganin-otagi.html)

Farkedmez 05 June 2020 17:42

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Yunanistam savunma bakanı Türkiye ile çatışmaya hazırız demiş..Yahu tarih sahnesinden sileriz sizi hatırlayan kalmaz hangi akla hizmet bir şey yokken böyle açıklama yapıyorsunuz. İt dağa küsmüş dağın haberi olmamış

Farkedmez 08 June 2020 15:56

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Ayıptır söylemesi ekim-kasım gibi sanırım telefon aldım 2.800'dü. Sonra 2.600'e düştü dolar 7 TL yi görünce baktım 3000 TL olmuştu. Şimdi baktım 3.500-3700 arasında. Ekstradan 1 yıl daha garanti eklemişler. Getirilen vergiler etkisi de büyük tabi.

Farkedmez 09 June 2020 11:55

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Cengiz Han'ın, Harzemşahlar Devleti'ni Adeta Sinirden Köpürerek Yıkışının Hikayesi
Cengiz Han, bir elçi krizi sonrası Orta Asya'daki Harzemşahlar'a kızgın bir sefer düzenler ve olanlar olur...

"hey cengiz, sen koca bir çılgınsın"
konu: cengiz han'ın harzemşahlara saldırısı, vali inalçuk'u ibretlik bir ölümle cezalandırması, ve ardından gelen kanlı istilanın hikayesi...

1218 yılında, 450-500 kişilik ticari bir moğol kervanı otrar şehrine gelir. şehrin valisi olan inalçuk, kervanın içinde moğol casusları olduğu gerekçesiyle herkesi tutuklar. burada esas amacı kervan mallarına indragandi yapmaktır. olay hakkında bilgilendirilen dönemin harzemşah hükümdarı sultan 2. muhammed, hepsinin öldürülmesini emreder. emir gerçekleştikten sonra da kervanın malları buhara'ya götürülüp satılır. bir şekilde kurtulmayı başaran moğol tüccarlarından biri deve tepesinde kaktüs suyu içe içe ülkesine döner ve durumu cengiz han'a bildirir. bunun üzerine cengiz han, sultan 2. muhammed'e inalçuk'un cezalandırılması -öldürülmesi- ve mallarının iadesi talebiyle elçi yollar. sultan'ın buna tepkisi ise elçinin kafasını kesip, yanındaki iki yarenin sakallarını traşlamak olur. adeta "senin mallar davuk oldu, döner yapıp yidik" demiş ve kesik başlı gövel elçiyi köse yarenlere emanet edip postalamıştır (kışkırtmaya bak, yuh).


1219 yılında şehre varan cengiz han ve yaklaşık 150.000 kişilik ordusu 5 ay boyunca kuşatmayı sürdürür ve nihayet dış duvarları aşıp şehir merkezine -iç kaleye- varır. inalçuk "vadıfakemayduinghiyırmeen?" (what the fuck am i doing here man) diye düşünen dertli neferlerinin kaledeki savunmasıyla 1 ay kadar daha dayanır fakat sonunda kıskıvrak yakalanır. cengiz han'ın provokasyondan ve kuşatma yorgunluğundan öfkesi iyice kabarmıştır artık. inalçuk'un halkının gözü önünde idam edilmesi için gümüş getirtir ve meydanda eritip inalçuk'un gözüne gözüne ve kulaklarına kulaklarına döktürür (oha).

olayların korkusuna kapılan sultan ise sessiz sedasız kaçmayı başarır. cengiz han hemen general subutay'ı görevlendirir ve emrine 20.000 asker vererek sultan'ı yakalamasını emreder. yine de sultan nasıl bir göt korkusuyla kaçtıysa yakalanamaz ve hazar denizi'nde, gizlendiği bir adada belirsiz bir tarihte ölür (yine de ölümü 1220 kabul ediliyor). efendim, bu adanın ismi abaskun'dur (ya da abaskun isimli bir kıyı semtine çok yakındır) ve günümüzde mevcut değildir. teoriye göre 14. yy'de hazar denizi'nin -muhtemelen büyük bir deprem neticesinde- aşırı yükselmesi sebebiyle abaskun adası da eriyip gitmiştir.

özel not: bu su taşkını öyle büyük boyuttadır ki, 13. yy'de bakü koyundaki bir adaya inşa edilen büyük sabail kalesi suların yükselmesiyle tamamen yok olur; suların yavaş yavaş çekimesiyle 18. yy'de tekrar ortaya çıkar (vay anam vay).

https://seyler.ekstat.com/img/max/80...9810423423.jpg

sultan'ın kaçmasıyla birlikte lidersiz kalan ülke artık dağılmaya mahkumdur
semerkant'ın düşmesiyle birlikte buhara başkent kabul edilir fakat cengiz'in ordusu aldığı emir doğrultusunda harzemşahlara ait ne varsa silip süpürmeye devam eder ki burada yaşlı/kadın/çocuk ayrımı yapılmaz. kesik kafalardan dağ gibi bir öbek yapılarak mutlak zafer ilan edilir (psikopatın gösteriş meraklısı olanından korkucan kardeş). rivayete göre cengiz öyle çıldırmıştır ki, bir nehre yapay kanal açtırarak sultan 2. muhammed'in doğduğu şehri sular altında bırakır ve haritadan siler (tedavi? terapi? mümkün değil).

buhara'da türk direnişçiler ancak 12 gün dayanır. kalenin düşmesiyle birlikte sağ kalan askerler öldürülür, sanatkar ve zanaatkarlar moğolistan'a gönderilir. genç erkekler moğol ordusuna katılırken halkın geri kalanı köleleştirilir. artık son aşamaya gelen moğollar "bi şey yapmalıııı! hey!" diye höykürerek ürgenç (mevcut ismiyle köhne ürgenç) şehrine saldırır. ürgenç büyük ve son derece zengin bir ticaret merkezidir. savaşın moğol ordusu adına en zor kısmı burada geçer. bir nevi gerilla savaşına dönen olay sebebiyle moğol ordusu bir süre afallar ve normalden çok daha büyük zayiat verir. her yeni zorlukla birlikte gözünü iyiden iyiye kan bürüyen cengiz, bir iddiaya göre 50.000 askerine her birinin 24 kişi öldürmesi emrinin vermiş ve kaba hesapla 1.2 milyon kişiyi katletmiştir. sayılar abartılı ya da iddia asılsız bile olsa bu olay hala tarihin en kanlı katliamlarından biri olarak kabul edilmektedir.

bunun ardından cengiz han kendi manyaklığından sıkılmış ve "eytere bea" diyerek ortamdan çekilmiş, veliaht olarak ögeday'ı tayin etmiş, birlikleri birkaç yıl içinde 2. muhammed'in oğlu celaleddin'in liderliğindeki harzemşah kalıntılarını temizlemiştir. net bir tarih koymak gerekirse harzemşah ülkesi 1230 yılında resmen yok olmuştur.

neticede cengiz han'ın sayko bir karakteri olabilir, bunu tartışmıyorum ama harzemşah ülkesinin ve halkının gördüğü zulüm biraz da hükümdarının yediği haltlara bağlıdır. hayır yani müslüman adamsın, ne diye el alemin kervanına göz dikersin, ne diye zeval olmayacak elçinin kafasını kestirirsin? bir de kafa tuttuğun adamla ticaret anlaşmaların falan var ve zaten psikopatlığı dilden dile dolaşan biri. kaldı ki buhara zaferinin ardından harzemi halkına yaptığı konuşmada cengiz han "men tengri'nin kırbacıyam!" demiş ve şaşkın kalabalığa günahlarının cezasını vermek için orada bulunduğunu belirterek balatayı sıyırdığını ya da ozon tabakasının delinmesine yol açacak büyüklüğe ulaşan egosunu ispatlamış (aerosol falan hikaye, hep cengiz yüzünden).

günahları boyunlarına, tartışması tarihçilere...

Farkedmez 11 June 2020 14:37

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Bir Çömlek Külle İsyancılara Karşı Koyarak II. Mahmud'un Hayatını Kurtaran Kadın: Cevri Kalfa
Tarih hikayelerinde kahramanlar hep erkek mi olur sanıyorsunuz? Osmanlı tahtını cesareti ve zekasıyla kurtaran bu kadın Osmanlı İmparatorluğu'nun önemli figürlerinden biri.


cevri kalfa'nın tarih kitaplarında II. mahmut'un hayatını kurtarması şu şekilde anlatılır

"alemdar mustafa paşa, 28 temmuz 1808’de 15 bin askeriyle sarayı bastığında devletin başında 2. mustafa bulunuyordu ve bu makama ihtilalle gelmişti. tahttan indirilen 3. selim ise haremdeki odasında hapisti. alemdar’ın gelişiyle eski padişahın tahta çıkarılacağını tahmin eden 2. mustafa, sultan selim’le kardeşi şehzade mahmud’un katlini emretti. katiller, sultan selim’in üzerine hücum ettiğinde, zarif ruhlu padişah, elindeki ‘ney’le karşı koymaya çalıştıysa da başarılı olamadı. bu sırada anber ve hafız isa ağalar, 23 yaşındaki genç şehzadeyi merdivenden üst kata çıkardı. silahlı adamlar, peşlerinden yetişmek üzereydi ki, umulmadık bir şey oldu. haremin gediklilerinden cevrî kalfa, hamam külhanından kaptığı bir tas dolusu külle merdivenin başını tuttu; gözü dönmüş adamların üstüne avuç avuç serpmeye başladı. anber ve isa ağalara da talimatını verdi: “damdan kaçırın, damdan.” aşağıdakiler gözlerini ovuştururken, şehzade mahmud, sarayın kubbelerine çıkmıştı bile. haremden kuşhane’nin damına geçen şehzade, kuşaklarla birbirine bağlanan iki merdivenle enderun avlusuna indirildi. çıplak ayaklarına acele ile koğuşuna kaçan enderunlulardan birinin kapı önünde bıraktığı pabuçlar geçirildi. III. selim’in arz odası önünde yatan cesedinin yanına götürüldü. yardıma koşmak üzere kapıyı kırdıran alemdar da sâbık padişahın ancak soğuk yüzüne yetişebilmişti. ileriden gelen şehzadeye bakıp rumeli şivesiyle sordu: “a be bu çucuk da kimdir?” sultan mahmud-ı adlî, tahta bu olayla cülûs etti. ve hayatının kurtulmasına, dahası ikbaline sebep olan kahraman kadını unutmadı. hazinedarbaşılığına getirdi. amel defteri kapanmasın diye divanyolunda sıbyan mektebi, üsküdar’da cami yaptırdı. (bkz: cevri kalfa camii)"

bu olay sonrasında II. mahmut padişah olunca ne hayatını kurtaran bu cesur kadını, ne de onu öldürmek isteyen yeniçerileri unutmamıştır
son derece zor gözüyle bakılmasına rağmen, yeniçerileri ortadan kaldırmış; cevri kalfayı ise , saltanatından hemen sonra harem hazinedarlığına getirmiş. ardından büyük çamlıca'da özel bir köşk ve geniş bir arazi tahsis ederek, aynı araziden çıkan kaynak suyunu ‘cevrî kalfa suyu’ adıyla üsküdar’a getirtmiş; icadiye’de bir çeşme yaptırarak oradan akmasını sağlamış. ve yine üsküdar'da adına camii yaptırmış. cevri kalfa'nın vefatından hemen sonra sultan mahmut'un onbir yıl önce yaşanan vakaya karşı vefasını göstererek cevri kalfa sıbyan mektebi ve çeşmesini de yaptırmış. bununla da kalmayıp cevri kalfa'yı fatih sultan mehmed türbesinin bitişiğinde bulunan, II. mahmud‘un annesi nakşidil sultan’in türbesi içine defnetmiş, yani kendi annesinden ayrı tutmamıştır.

https://seyler.ekstat.com/img/max/80...3302298940.jpg
Cevri Usta Çeşmesi ve Sebili - (suvakfi.org.tr)



ikinci mahmut, yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayan; vefalı, sağlam adammış kısacası. böyle insanları bulmak zor. neyse konumuza dönecek olursak,

sultanahmette divanyolu caddesi üzerinde bulunan mektep, istanbul sıbyan mekteplerinin en büyüğüdür.


iki kattan ve on odadan meydana gelen mektebin geniş bir ön cephesi vardır. yuvarlak kemerli, tek yüzlü duvar çeşmesi de bu ön cephede bulunmaktadır. zaman içerisinde sıbyan mektebi, kız sanat mektebi, matbaacılık okulu, adliye binası ve ilkokul olarak kullanılmış. 1985 yılından bu yana ise türk edebiyat vakfı’na tahsis edilmiş. restorasyondan sonra alt katı cafe olarak düzenlenmiş. cafe iki salon halinde; biri ahmet hamdi tanpınar salonu, diğeri yahya kemal beyatlı salonu olarak düzenlenmiş. istanbul'a gidince uğramak lazım.

Farkedmez 23 June 2020 16:11

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Türlü Efsanelere de Konu Olan 1700 Yıllık Tarihi Yapı: Çemberlitaş Sütunu
Yanık Sütun veya Konstantin Sütunu olarak da bilinen Çemberlitaş Sütunu hakkında bilgiler.


ms 330 yıllarında başkentin roma'dan istanbul'a nakli sebebiyle şehrin ikinci tepesindeki büyük meydanın ortasına imparator konstantin şerefine dikilen sütundur çemberlitaş. forum konstantin diye bilinen meydanın etrafı da sütunlu galeriler ile çevrilmişti. çemberlitaş, "yanık sütun" veya "konstantin/stavros sütunu" olarak da bilinir.


orijinalinden daha kısa hali günümüze gelebilmiştir. eskiden sütunun tepesinde imparator konstantin'in güneş tanrısı pozundaki heykeli bulunurdu. sütunun porfir blokları zamanla çatladığı için demir çemberlerle çevrilmiştir. sütunun dibindeki küçük bir oda da hristiyanlığın ilk dönemlerine ait kutsal emanetler odası bulunduğuna inanılıyor.

çemberlitaş, divan yolu üzerinde yer alır. roma apollon tapınağı'ndaki çemberlitaş sütunu 1. konstantin tarafından istanbul'a getirilmiştir. tepesindeki heykelin yıldırım düşmesiyle parçalanması üzerine yerine mermer bir haç konulmuş fakat osmanlı döneminde bu haç indirilmiştir. sultan 2. mustafa sütunu çemberlerle sağlamlaştırmıştır ve şu an üzerinde bulunduğu kaideye inşaa ettirmiştir.yüksekliği 35 metredir.

bizans'ın pagan inanışında sütunlar, hükümdarların veya tanrıların gücünü simgeliyordu. bu yüzden istanbul'un çeşitli yerlerine sütunlar dikilmiştir. bu sütunların altına da kutsal kabul edilen eşyalar gömülüyordu. bu sütunun altında da nuh'un asası, musa'ya su veren taş, isa'nın dağıttığı kutsal ekmeğin kırıntıları, isa'nın mezarından toprak, isa'nın gerildiği çarmıhın ve tırnaklarının parçaları, süleyman'ın yedi kollu şamdanı gibi kutsal şeyler gömülmüş.

sütunun orijinal halinde tepede güneş tanrısı helios olarak betimlenmiş bir konstantin heykeli varmış. pagan inanış yerini hristiyanlığa bırakınca, bu heykelin yerini de büyük bir haç almış. 1453'te istanbul'un fethiyle başlayan değişime kurban gitmiş bu haç da. camiiye çevrilen birçok kilisenin kaderini paylaşmış ve kaldırılmış. yerine de bir şey konmamış. bu sütun zamanla eskidiği için güçlendirmek için etrafı çemberlerle sarılmış. böylece olmuş bizim çemberlitaş. ayrıca bir yangına maruz kaldığı için rengi değişmiş ve yanık sütun olarak da anılmış. bunları bilmeden yanından geçtiğim uzunca bir süre 328 yılında dikilen bu sütuna anlam verememiştim. verebilmeniz dileğiyle.

Farkedmez 29 June 2020 10:01

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Dün sosyal ağ filmini izledim. Mark gerçekten böyle kibirli, kindar ve fikir hırsızı biri mi bilmiyorum ama tamamen öyle göstermişler. Davalar zaten doğru olaylar ama beni şaşırttı buna izin vermesiyle..

Farkedmez 11 July 2020 09:46

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Ayasofya'nın müze olarak kalmasını istiyordum ama camii olarak tekrar açıldı. Bir kesim harala güreel camii olsun diyordu bizler müze kalsın diyordum. Müze kalsın diyenlerde şimdi demediklerini bırakmıyorlar. Burayı bazı kesim camii olarak kutsal görüyor anladığım kadarıyla. Siz niye müze olarak kutsal görüyorsunuz ben onu anlamıyorum. Ben müze olsun diyordum lakin olmayınca da camii olmasının benim açımdan önemi olmadığını anladım. Camii olduysa gider namazımızı kılarız. Benim açımdan tarihi bir yerden başka bir şey değil.

Farkedmez 13 July 2020 12:02

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Ayasofya'nın yankıları tüm dünyada farklı oldu. Asıl olarak ortodosk kilisesiydi ama bir dönem haçlı seferleri nedeniyle yağma yapılıp işgal edilmiş ve katolik kilisesi olmuş. Papa'da acı içindeyim ayasofyayı görünce diye açıklama yapmış. Gel gelelim Papa dediğimiz kişi sadece Katoliklerin papası. Kendi eziyet çektirdiklerini düşünse böyle acı çekerler mi ? Sanmıyorum.

Yunanistan ise Atatürk'ün evini soykırım müzesi yapmak istemiş. Şaşırılacak bir şey değil. Adamların kutsal gördüğüne saldırırsak böyle sonuçlar çıkacağını Cumhurbaşkanı da zamanında söylemişti. Ki bununla da kalmayacak. Kalan tarihi camiilerimiz varsa doğu avrupa'da onları da kiliseye çevirirler. Veya yeni camiileri çevirirler. Sen böyle yaparsan onlarda böyle yapar. Sonra kalkta laf söyle.

Mescid-i Aksa'ya yarın bigün İsrail yine girişleri yasaklarda sinangoga çevirirse ne diyebilicez ? hiç bir şey diyemeyiz.

Camii olması sana bana sıkıntı değil de genel olarak sıkıntı..

Farkedmez 16 November 2020 15:56

Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
 
Harry Potter'daki Altın Snitch'in İsminde Pek Fark Edilmeyen İnce Ayrıntı
JK Rowling yine ince görmüş: Harry Potter (Wizarding World) evrenindeki quidditch sporunda, yakalanması halinde maçı bitiren altın snitch'teki göndermeyi inceleyelim.


altın snitch’in kelime anlamını yeni idrak ettim
snitch ingilizce’de ispiyoncu, haber veren anlamına geliyor.

snitch’in ten hafızası var, bu nedenle her maçta yeni bir snitch kullanılması gerektiği gibi, maç başlayana kadar onu yapan kişi dahil eldiven giymek zorunda kalıyor. böylece snitch, ilk kim tarafından yakalandığını ispatlayabilmek için, başka bir deyişle maçı kimin sonlandırdığını tespit edebilmek için kendisine dokunan kişiyi tabiri caizse ispiyonluyor.

ayrıca ölüm yadigarları’nda rufus scrimgeour’un dediği gibi, içinde küçük nesneleri saklamak için çok müsait. böylece diriltme taşı gibi küçük bir nesneyi gözden uzak tutmak için ideal, sadece ten hafızası kullanılarak açılıp kapanabiliyor.

dumbledore da bu özellikten faydalanarak bu snitch’i harry’e miras bıraktı. sihir bakanlığı bir aydan daha uzun bir süre bu snitch’i açmaya çalıştı ama açamadı, çünkü ten hafızasına ilişkin tılsımı çözemedi. peki dumbledore nasıl açtı? mürver asa veya dumbledore’un gelmiş geçmiş en iyi büyücü olması bence bu soruyu uygun şekilde yanıtlamıyor.


yine de rowling’in küçük kelime oyunlarına bayılıyorum. bunu da 20 senedir düzenli aralıklarla harry potter okuyan biri olarak yeni fark etmiş olmamı şiddetle kınıyorum.

Farkedmez 29 March 2021 15:11

Entrika Dolu Bir Hikayeyle Tahta Çıkan Kekeme Bizans İmparatoru: II. Mihail
 
II. Mihail kimdir? MS 770-829 tarihleri arasında yaşayan ve 9. yüzyılda eceliyle ölen ilk Bizans imparatoru olan bu şahsiyeti inceleyelim.


ii. mihail, athinganoi kökenli, yani yarı yahudi yarı hıristiyan bir anadolu ailesinden gelmekte olan ve m.s. 820 ile 829 seneleri arasında doğu roma imparatorluğu tahtına oturmuş imparator. amorium doğumlu olduğundan frigyalı ya da amoryalı mihail olarak da bilinir.

tahta çıkışı inanılmaz bir hikayedir. senelerce güç birliği yaptığı, kızıyla evlendiği ve kendisi sayesinde kayda değer bir asker haline geldiği türk kökenli general bardanes tourkos'u ilk fırsatta sırtından vurup daha sonra v. leon olarak tahta çıkacak olan ermeni general levon yesh ile hareket etmeye başlamış ve v. leon taç giydikten sonra da onun sadık bir komutanı olmuştur.

ancak, huylu huyundan vazgeçmemiş ve ilerleyen senelerde v. leon ile baldızını boşadığı için arası bozulan mihail, bir darbe planlamıştır. ne var ki bu darbeden haberi olan imparator, mihail'i noel'den bir gün önce yakalatmış ve zindana attırmıştır. imparator, gaspçıyı noel esnasında öldürmenin uğursuzluk getireceğine inanarak infazı birkaç gün ertelemiştir. noel sonrası öleceği günü bekleyen mihail'in yandaşları ise bu sırada boş durmamış ve noel günü ayasofya'daki kilise korosunun arasına karışarak bir anda hançerlerini çıkarıp v. leon'u oracıkta öldürmüşlerdir. bunun üzerine trajikomik bir şekilde zindanın anahtarları bulunamamış ve mihail saatlerce zindanda kalmaya devam etmiştir. daha sonra zindanın anahtarı bulunmuş, ancak bu kez de mihail'in ellerindeki kelepçenin anahtarı bulunamamıştır. mr bean tadındaki bu anlardan sonra nihayet mihail'e taç giydirilebilmiş, lâkin tahta çıkışında gerçekleşen bu talihsiz, trajikomik ve hatta adeta kötü bir komedi filminden fırlamış gibi duran olaylar zinciri peşini bir daha neredeyse hiç bırakmamıştır.

820 senesinde tahta çıkar çıkmaz anadolu'daki en önemli komutanlardan slav thomas, isyan bayrağını açmış ve doğu roma donanmasının büyük ölçüde yok olacağı iki buçuk senelik bir iç savaş patlak vermiştir. bu savaşı, ancak krum'dan sonra tahta çıkan bulgar hanı omurtag'ın askeri desteğiyle sona erdirebilen ii. mihail, savaş esnasında trakya'daki pek çok toprağın kullanılmaz hale gelmesi sebebiyle yüz binlerin konstantinopolis'e doğru göç etmesini de engelleyememiştir ve o dönem için çok ciddi sayılabilecek bir insanlık krizi baş göstermiş, 824 ve 825 senelerinde konstantinopolis'e ulaşmaya çalışırken 20 binden fazla insan yollarda telef olmuştur.

fakir bir aileden geliyor oluşu, saray adabını bilmeyişi, kökenlerinde yahudi gelenekleri bulunuşu ve kekeme oluşu gibi sebeplerle konstantinopolis halkı ve saray erkânı tarafından hep dalga konusu olmuş bir imparator olan ii. mihail döneminde girit de endülüslü korsanlara kaybedilmiştir. akdeniz'in ege denizi'ne açılan kapısı konumunda bulunan girit, slav thomas ile yaşanan iç savaşta yitirilen 400 gemilik dev donanmanın artık var olmayışının da etkisiyle birlikte özellikle hatırı sayılır bir kayıp olmuş ve imparatorluğun uzun bir süre denizden arap akınlarına karşı koyma şansı kalmamıştır. yaklaşık 150 sene boyunca doğu roma kontrolünden çıkan ada, ancak 961 senesinde yeniden imparatorluk bünyesine katılabilmiştir.

sicilya'nın kaybedilmesi de kendisinin hükümdarlığı döneminde başlamış ve 878'e kadar irili ufaklı arap ve berber akınlarının sonucunda ada, doğu roma kontrolünden çıkmıştır.

ikonoklazm destekçisi olan ii. mihail'in ikonofil din adamlarına pek de müdahale etmediğini ve onlara karşı oldukça hoş görülü bir tavır takındığını belirtmek gerekiyor.

829 senesinde ölen ve yerini oğlu theophilus'a bırakan frigyalı mihail, dokuzuncu yüzyılda savaş ya da darbe sebebiyle değil, doğal sebeplerden ölen ilk roma imparatoru olmuştur. bu bilgi, bilhassa konstantinos kopronimos'un 775 senesindeki vefatı sonrasında saray entrikalarından, bulgar ve arap akınlarından ve dini iç çatışmalardan kafasını kaldıramayan imparatorluğun nasıl istikrarsız bir dönemden geçtiğinin bir ispatı gibidir.

Farkedmez 30 March 2021 14:58

Osmanlı İmparatorluğu Tarihinde Uygulanan İlk ve Tek Recm Cezası
 

istanbul, aksaray'da ikamet eden mehmet oğlu abdullah, kazasker beyazîzâde ahmet efendi'ye giderek karısının bir yahudî ile, robinn oğlu mikail ile zina suçu eylediğini bildirir. bunun üzerine kadıefendinin adamları ile mahalleli hep birlikte robinn'in evine baskın düzenlerler. ikili yatakta çırılçıplak vaziyette bulunur. bu anı tam 23 kişi görmüştür ve davada şahit yazılırlar.

ayşe, aynı odada kaldıklarını kabul eder fakat zinayı reddeder. bunub üzerine şahitler dinlenir ve bu kişiler ayşe'nin sırtüstü yatarken robinn'in de ayşe'nin üzerinde olduğunu söylerler.

görülen davada robinn'in başının kesilerek idamına, ayşe'nin de recm edilmesine karar verilir. recm kararına karşı çıkan katip patpurunzâde mehmed efendi "dinde recm cezası yoktur!" deyip de bu söyleminden de vazgeçmeyince padişah dördüncü mehmed'in de izni ile boğdurulur.

ertesi gün, yani 25 haziran 1680'de robinn, sultanahmet meydanı'nda ahâlînin gözleri önünde kellesi kesilerek idam edilir. ayşe ise yine sultanahmet meydanı'nda göğüs hizasına kadar toprağa gömüldükten sonra ahâlî tarafından taşlanarak öldürülür.

dipçe: tarih incelemeleri dergisi 5,6. ciltler. (1990), yaşamları ve yapıtlarıyla osmanlılar - 2. cilt (bu kaynakta padişahın da recm anını izlediği yazmaktadır.)

Farkedmez 30 March 2021 15:01

Haksız Yere Şeytan Adası'na Mahkum Edilen Türk Polisi Cemil Efendi'nin Hikayesi
 
Tarihimizin ilginç olaylarından biri için 1919 yılının Ağustos ayına gidiyoruz.


şeytan adası... yahut fransızca ismiyle ile du diable. buranın ismini mutlaka duymuşsunuzdur. romanlardan, filmlerden...


bunlardan en bilineni şüphesiz ki henri charriere'nin otobiyografik romanı olan papillon'dur. yani bildiğimiz "kelebek". fransa'da müebbet kürek cezasına çarptırılan henri charriere'in fransız guyanası'ndaki bu adaya gelişi ve buradan kaçma girişimini anlatan bu roman, 70'li yıllarda aynı adla steve mcqueen ve dustin hoffman'ın başrollerini paylaştıkları bir film olarak yapıldı ve çok daha ünlü hale geldi.



işte bu fransız guyanası'ndaki şeytan adası'nın mahkumları arasında bir türk polisi de vardı: polis cemil... 1919 yılı ağustos ayı. genç polis memuru mehmet cemil, gülhane parkı'nda devriye geziyordu. bu esnada bir kadının çığlıklarını duydu. çığlıkların geldiği tarafa koşturdu. fransız üniformalı 3 senegalli asker, bir kadını sıkıştırmış, kadının elbiselerini yırtarak sarkıntılık ediyorlardı. cemil müdahale etti, fransız askerleri tüfeklerine davrandı. cemil daha erken davrandı, üçünü de vurdu. biri öldü, ikisi yaralandı...

cemil haklıydı. kaçmadı, teslim oldu. lakin işgal kuvvetleri kurmuştu mahkemeyi. cemil'i yargıladılar. müebbet kürek cezasına çarptırdılar. cemil önce marsilya'ya, oradan da fransız guyanası'ndaki şeytan adası'na gönderildi. iki defa kaçmaya teşebbüs etti şeytan adasından. ikisinde de yakalandı. işkenceler gördü, prangaya mahkum edildi.

1919'un üzerinden yıllar geçmişti. polis cemil'i herkes unutmuştu. bir kişi hariç: mustafa kemal atatürk... cumhuriyet kurulmuş, devrimler hayata geçirilmişti. ama kahraman polisimiz cemil, şeytan adası'nda pranga mahkumuydu. atatürk, fransa'nın ankara büyükelçisini çankaya köşküne çağırttı. polis cemil'in durumunu bildirdi ve memlekete iadesini istedi. genç türkiye cumhuriyeti'nin her evladı, her bireyi değerliydi mustafa kemal için... bu işle de bizzat dışişleri bakanı tevfik rüştü aras'ı görevlendirdi.

polis cemil, şeytan adasında tam 10 yıl geçirmişti. 1929 yılında vatanına geri döndü. galata rıhtımında bir kahraman olarak karşılandı. cemil'e ne istediği soruldu. görevine iade edilmek istediğini söyledi. pangaltı karakolu'nda polislik vazifesine geri döndü. lakin 10 yılık şeytan adası mahkumiyeti cemil'i pek yıpratmıştı. 30 yaşında yurda geri dönen polis cemil, sadece 44 yaşında iken vefat etti. ruhu şad olsun...

hep derim ve hep yazarım... tarihimizde filmi çekilecek, dizisi yapılacak nice karakter var diye. ne hikmetse hep geride kalıyoruz, bunların romanını bile yazmıyoruz ya, aşk olsun bizlere... işte bakın, elin fransızı, adi bir suçlunun hikayesini nasıl da pazarlıyor, romanını, filmini yapıyor. ama biz polis cemil gibi bir kahramandan haberdar bile değiliz...

Farkedmez 30 March 2021 15:02

Kuvayi Milliye'nin Pek Bilinmeyen Kahramanlarından: Mavro Ali Efe
 
Yunanların Rumca kara anlamında Mavro dediği, Afrika kökenli Mavro Ali Efe'nin hikayesi.


mezar taşında yazanlar şöyle:

korku nedir hiç bilmezdi
vatan için dağlarda gezdi
nice düşman başı ezdi
erdi bir gün bu hedefe...

bu mezarda bir kahraman yatıyor. adına türkü yakılmış bir efe...

bergama'nın alibeyli köyünden arap ali osman efe, ya da düşmanlarının ona verdiği ad ile bilinen, yiğit namıyla anılır; mavro ali efe...

mavro ali efe de tıpkı diğer kahraman efelerimiz gibi, yunan işgaline kayıtsız kalmayıp dağa çıkan, vatan için vuruşan nice efelerden biri. onu farklı kılan özelliği ise siyahi olması, afrika kökenli olması...

ali osman efe, 12 kişiden oluşan çetesiyle işgal sonrası dağa çıkar. yunanlara yaptığı ani baskınlarla önemli kayıplar verdirir.

renginden dolayı yunan askerleri ona "kara" anlamına gelen "mavro" lakabını takarlar ve arap ali osman efe bundan böyle mavro ali efe olur... mavro ali efe'nin çetesinde onun yardımcısı olan bir başka siyahi efe daha vardır. bu yüzden de çetelerine yunanlar tarafından mavrolar çetesi adı verilir.

mavro ali efe kuvayi milliye'den aldığı davetle soma'ya gider ve kuvayi milliye'nin soma karargahına bağlı bir çete reisi olarak faaliyetlerine devam eder.

bir seferinde bölcek köyüne (bergama) baskın vermek ister. köyde hatırı sayılır bir yunan kuvveti vardır. kuvayi milliye tarafından uyarılır. ama ali efe'nin derisi gibi gözü de karadır. zaten gözü karalığı ile nam salmıştır biraz da. dinlemez. bölcek'e baskın verir. yoğun çatışma yaşanır, mavro ali efe 2 yerinden vurulur yere düşer. iki kızancığı da oracıkta şehit olur.
ali efe'nin öldüğünü düşünen yunan askerleri geri çekilir. lakin ali efe yaşıyordur, sürüne sürüne buğday tarlasına girer.

geri dönen yunan askerleri kan izlerini takip ederler ve buğday tarlasında yaralı yatan ali efe'yi bulurlar. yunan yüzbaşısı "sen daha gebermedin mi vre" diyerek tabancasını ateşleyeceği sırada ali efe parabellumuna erken davranır ve başında dikilen 3 yunan palikaryasını buğday tarlasında eşek cennetine yollar. ve ardından yine sürüne sürüne, buğday tarlasında iz bıraka bıraka kurtulur...


mavro ali efe'nin bu kahramanlığı onu daha da efsane haline getirir
çetesine yeni kızanlar katılır ve 200 kızanı ile birlikte balıkesir kuvayi milliye kuvvetlerine katılır.

ardından düzenli orduya geçilmesi ile birlikte mavro ali efe ve kızanları düzenli ordunun emrine girerler. sakarya'da, dumlupınar'da çarpışırlar. 9 eylül'de izmir'e girerler...

kurtuluş savaşımızın ardından mavro ali efe'ye bizzat atatürk tarafından gazilik madalyası verilmiş ve kendisi 60 dönüm arazi ile ödüllendirilmiştir.

kurtuluş savaşımızın siyahi kahramanı mavro ali efe 1951 yılında bergama'da vefat etmiş ve yukarıda görselini paylaştığım mezarlığa gömülmüştür.

mavro ali efe adına yakılan bir türkü olduğundan bahsetmiştik. işte bu türkü "kırmızı buğday" türküsüdür. bazı kaynaklarda manisa yöresi olarak geçse de aslen bergama türküsüdür ve ali efe'nin bölcek baskınına atfedilmiştir.

türkü bugün farklı sözlerle okunsa da orijinal sözleri şöyledir:

kırmızı buğday ayrılmıyor hadülen kanından
can bulaşmış ali osman efe'nin hadülen canından
kurşun girmiş efemizin hadülen dört bir yanından
yürü serbest yürü beyaz aşem örme saçlar sürünsün
açıver ak gerdanını aşem hadülen sinen görünsün
göçbeyli altında selamet geçtim hadülen sağ geçtim.
sarıcalar deresinde pusuya düşüp kendimden geçtim.
aklımı zor topladım hadülen cingeye dar kaçtım.
yeğitler yeğidi ali osman efem yerde yatıyor.
heybesinde buğdaylar hadülen kanıyla yatıyor.
kırmızı buğday ayrılmıyor hadülen aman saçımdan.
mevlam bana versin beyaz aşem güzellerin gencinden.
kim ayrılmışki hadülen ben ayrılem aşem eşimden.
serbest yürü beyaz aşem örme saçları sürünsün
aç beyaz gerdanı da aşem hadülen sinen görünsün...


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:09.

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.