Dünyayı anlamanın bahçesinde nasıl bir çiçeğiz, kara bulutlar mı üstümüzde, yağdı yağacak, büyütecek beni. ya da seni. kimim? ismim, cismim, neyim? yüzümden bahsetmiyorum.
Hissettiklerimden bahsetmiyorum. süslü cümlelerle değil bu kez... çizgilerimizden bahsediyorum tek bir çizgi değil bu yaşantı. sürüsüyle fizikler, dolusuyla çizikler değil... kadınlar, erkekler değil. bizim yüzümüz... bizim fiziğimiz.. yaşamımızda oluşan kırılma anlarıyla dolu, bomboş bir şeyin üzerinde sadece dönüm noktası ve kırılma anlarının birleşmesiyle oluşan delikler... aslında cismimiz bu... deliklerden çıkamamak, bir delikten diğerine geçmek ya da bu deliklerden çıkarak başka deliklere düşme arasında ve ondan da çıktıktan sonra, deliklerin arasına bıraktığımız izler, adımlar, işaretlediğimiz yıldızlılar, büyüklükleri, derinlikleri, sesler, kırılmanın genişliği, delikler arası mesafe, büyük deliğin küçük deliği yutması, kalın çizginin incesini örtmesiyle muhtemelen istemeye istemeye oluşan bir tabloyuz.
Kuyu değil, ama kuğu değil, ne tuhaf oyun, ama kötü ama iyi. insan delirmeme ihtimalidir... insan başkasının acısına gösterdiği sağduyudur... insan birbirinin içinde attığı çığlıktır... insan kırılma anlarını noktalayarak ve bunları birbiriyle anı halinde birleştirerek oluşturduğu bir surattır kendine.
Aynaya baktığın zaman gördüğü bu tamamen. nasıldan çok nasıl olduğudur... ne zaman olduğudur... kendini savunma... insan kendi kendinin anısıdır... gel çık buradan... gel de hatırlatma kendini kendine.









Normal