![]() |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kısa Pantolon Paslı Çakı Dizde Kabuk Bağlamış Yara Kısa Çakı Paslı Pantolon Gözde Yarası Kalmış Kabuk
Nazlan Sitem et Kırıl bana Beni geç vakit Tek başıma suya yolla bahçede yüzünü öteye çevir Güle hayret ediyormuş gibi yap Gülümseyerek konuş da başkalarıyla Somurt avluda sadece ikimiz kalınca Kızıp en sevecen adımlarla üst kata çık En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık Yamru bastım iş değildi hake çakılmak bayırdan Dağ sıra dağdı hangi haşin belden yol veresi Gece hep süzüldü yukarıdan lakayt kehkeşan Altımda beni hep yutmaya çağladı nehir Yetişir heceleme(n) sök beni bir kere En zoruma gideni yap hegame getir Çel beni tökezlet tuttur çitlere Ahla istida edecek ahval değil Kim bana kıymazsan bilebilir Dünya dedikleri samut küp Acılar tıkandıkça bende Hep seni seslendirir |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kan Kalesi
Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde ey kanıma çakıllar karıştıran isyan saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için bir şahan tüylerini döker ardımsıra artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım böğrümde kambur çocuklardan bir payanda. Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina kangren oluyorum bahar geldiği için urlarımı kesiyorum kör bir usturayla ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor bırakabileceğim her şeyi bıraktırıyor bana kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek yükseliyor kız tortuları tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya -Avluya çık -Avluya kara bir şey bırakılmış (bir bomba) Kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun şehre sıkıntının rahatlığı basmadan giriyorduk filimler üç günde bir değişiyordu bense ikircikliydim ama korkmuyordum polis olan babamla tatil arasında uçuşup duruyordum durmadan urlarım yoktu, suçum yoktu, ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından şehre karışmayan bir dehliz değildim sevinçle kovalıyordum kendimi bunları ansımak başımı döndürüyor bazan elbet bir hinlik vardır seni sevişimde ey kanıma çakıllar karıştıran isyan. Azan bir hevestir artık tanyeri söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan şehrin defterini dürüp uzanmak ister yanına üstümüzü kuş sesinden bir lekeyle örtmeli umudumuzu kapmaya gelen makinaları bütün çirkefini şehrin çarpıtıp aşkımıza solumak gece terlemek gece gece çarşaflara... Açıklanacak, belletilecek olan belki milât öncesi ve sonrası lâkırdıları karışık banka hesapları, navlun yani öylesine açık değil pek hatta -şehir mi, değil mi burası- kötürüm bir kurt çantamı karıştırıyor neden karıştırıyor, ne hakla direnmeler, erzurumlar, kalfalar gecenin ipini koparan gece safaları -Var mısın yok yere ağlamaya... Ki bir sis yanık bırakılmış bir fısıltı şehri sarıyor, bir dehliz olan bana ulaşamıyor ama herkesin içinde iğdiş bir bahar bacakları eriyor memurların, evkızlarının ve saat 24 vardiyasının işçileri inmiyor ocaklarına. Yufka mıdır yufka mıdır benim bakışım dünyaya ki acılarıyla başlatırım insanları derimi yalayarak geçen mevsim beni alır şehirden yıpranmış bakışlarla her askere gidenin, her tören yorgununun kondurur kemerinin kaşına. Böylece ben, o küskün, o karışmayan dehliz koca bir tomruğu yüklenirim arkadaşlarla koca bir tomruğu kaldırıp kaldırıp kümbetlere, bitkinliğin bordasına... Kanın çığırından çıktığı saattir bu memelerini bana sıkıca bastırdığın hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardında şehri acıtan çocukluğumuza değdikçe biz seviştikçe bizi acıtan kukumav kuşları, mânilerle dolu bir yatak zaç yağı şişeleri kocaman. Sen şimdi sevincimin akranısın ey kanıma çakıllar karıştıran isyan doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim yaralarımı onduranımsın yatağımı hiç boş bırakmayan... Yüzümü ellerimle yine kapayayım mı? bekçi karısının belaltını mı anlatayım insanlara yoksa onlara bilinmez bir toprak mı adayayım değil partizanlığım dalaşmak istiyor anla bu sarsak hırgürüyle dünyanın dalaşmak dalaşmak dalaşmak böylece aşk akranım oluyor benim ey bayırdan ve yokuştan uzaklara ey çırpınan bir geyiktir memelerin karnın ısırgan otları gibi aklımda. (1966) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Tahrik
Bırakın ince kavak seslerini şehrin içinde paralar yaşlı kızların koynunda yatarken bırakın köprülerin üstüne yağmur ve basma perdelerden lânet bize. Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda yürek elbet acıyor esvap değiştirirken bizden artık akması beklenilen kan da aktı kovulduk ölümün geniş resimlerinden. Efsanelerden kovulduk kan ve demir kelimeleri söyleyince elbiseler içindeyiz, şehrin içinde önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan çiçek alıp eve götürüyoruz bunun bir delilik olduğunu bile bile en ıssız duyguların ucunda karakollar asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu gözler kısılıp bakılıyor bize. Biliniyor bizim mahsustan yaşadığımız biliniyor şarkıların sırası bizde biliniyor hayat bizden razıdır biliniyor otların sarardığı yerlerde güneş kurşunun değdiği tende heves kalmıştır. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Jazz
Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar izin kağıdım yanar konuşacak olursam bu senet bankalar kapanmadan ruhumun rengini kapatmayacak olursa ölür kuyuya düşen çocuk çocuğun mercan saati çatlar mutlaka koşup haber vermeliyim yetkili memura bahar geliyor, ilerliyor yeminler alnımı kapıp getirmeliyim denizi karşılamaya kırlangıcın kanadındaki kezzap leylakta sıkışan buhar için nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam nabzımı çünkü ben kasadan fiş alarak yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım benim yongalarımdan yapıldı bu çelenkler ben papatyaları şımartmadım diye oldu Mata Hari'ler casus, Al Capone'lar gangster inmem gerek gözbebeklerimin altına beynimin ortasına büzülmeliyim genşeyip kımıldayabilirim oradan sonra dum di dum duridum dubida kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç püskürtüyor beni dünyaya bırakıyorum zerreciklerime kadar emsin beni Atlantik ve Pasifik ve beş kıta koşmam gerek yetişmem gerek yazgıma tutmam gerek, sormam gerek, bilmem gerek esenlemem, kargışlamam, irkitmem gerek niçin niçin, niçin, niçin kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin (1981) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Yildizlarin Uzakligina Ovgu
Kargasa. Anilacak günlerim olmadi mi benim? Ayaklarimin korkusuzca çiçeklendigi, silahima yapisip sabahin serinligini bekledigim, kuzey gemileriyle sagir oldugum günler, sepet ormeyi unuttugum günler olmadi mi? Ey geceyi ve kahverengi bir düzeni tasiyan ellerim! Yüzümün ugultusuyla sasirtin beni. o karanlik ormani yangina vurun. Çünkü ben de kaçarken ardimda kalanlari yakiyorum. Ama iyi biliyorum yildizlari, ama yildizlarin tanrilarin da üstünde parladiklarini, anilacak günlerimin gitgide yokoldugunu biliyorum. Kargasa. Ve kolayca yikilan inançlarim benim, benim en saglam ve daginik ellerim. Sabahi nasil tetikte bekliyorum. Safakla damar damara sevistigini görmek için bilgeligin. Ve onariyorum nasil hizla kendi gücümü. Nasil bir soylu bosluga çilginca kanayorum. Ey yanginlar artigi! Her yangindan arta kalan bir sey, her yangindan arta kalan gerçek sey çogalt beni. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Esenlik Bildirisi
Bir şehrin urgan satilan çarşilari kenevir kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa yagmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmiyorsa o şehirden öcalmanin vakti gelmiş demektir Duygular paketlenmiş, tecime elverişli gövdede gökyüzünü kişkirtan şiir sahtedir gazeteler tutuklamiş dünya kelimesini o dünyadan, o şiirden öcalmali demektir Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşi saygisiz ve zekâ babacan tavriyla tiksinti verir söz yavan, kardeşlik şarkilari gayetle tikiz öcalinmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir Yargi kesin: Aci duymak ruhun fiyakasidir kin, susturur insani; adina çidam denir susulunca tutulan çetele simsiyahtir o siyah öcalmakcasina gür ve bereketlidir Vandal yürek! Görün ki alkişlanasin ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir haksizlik et, haksiz oldugun anlaşilsin yaşamak bir sanri degilse öcalinmak gerektir. (1973) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Gececil Kuşların Ürkmediği Aydınlık
Günlerimize o ilkel sesleri karışır ya gemileri annelerinden çok seven çocukların bir adam gelir ya devinen bir sancıdır artık gelir eski günlerden ve uzar sanki uzar ırzına geçilmiş bir kahramanlık. Sinsi gülüşlerimizdir şimdi pis bir suda yıkanan korkulardır katar katar inenler gökyüzünden. Ay sürekli yükselirse içimizde çirkin ama güçlü bir tanrıya taptığımızdandır ondan ki sıkıcıyız bu eski ayaklarla ondan ki ulu bir tiksintiye hazırlanmışız, Kemerlerimizdeki en güzel geyik ölüm. Ama kim? Ben miyim burda bir esrime mi nedir bu kuşların uçuşunda gördüğüm? Aptalca beklerim o hiç sökmeyecek şafağı. Oysa yüreğimden akan o derin suda kırmızılar öylesine yırtılır ki siner kan, huysuz kemanlar dolar şahdamarıma, yansır kin savaşçıları, gürül gürül ordular utancın köpürttüğü yanaklarımdan. Köz komamış ateşinden bize o adam şimdi gülüşlerimiz yırtıcı, gülüşlerimiz korkunç ağır, kara bir zırh taşıdığımızdan. (1963) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Kuşun Ölümü
Kuş damdan düşünce sarişin bir yürüyüşüdür artik ölümün bir yagmurdur açilan kurakliga bir yagmurdur kulübesi nisandan ve onun ayaklarina dolanan o gökyüzü kansiz yüzleridir diri kuşlarin kuş düşünce camdan kuş düşünce damdan kizlar saçlariyla ölümü düşünürler uzun bacakli tanrilar koşuşur sokaklarda kuş öldü herkes mi ariyor gençlik mi yürüyor herkese ve mi ariyor onun gözlerini satilan çarşilarda kuş öldü kanadinin altindaki o yara yagmurun karanligini getiriyor geceye yagmurun irmaklarini getiriyor geceye kuş öldü küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce öldü, kim isitir artik onun ellerini sularin aynasinda üşüyen ellerini sularin saygisiyla üşüyen ellerini. (1962) |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Sevgilime İftira
Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni bir yanımı kara çıbanlara saldılar,ıslak bir yanım hiç ayrılmamıştır,gümeçlerde saklıdır ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum ama bana şimdi gerçekten zor gelen şey bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak sözlerimi etime bastırıyorum içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu benim bu sası karanlığa zorla,zorlayarak tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu yeter ki sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için sen bir daha beni saçlarınla sıyır ağdalanmış sevincimi hışırdat,bunu yapabilirsin çünkü bütün bankalar,silah fabrikaları her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük senin sessiz gururunda homurdanan tufanı hesabetmiş değil bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor belki evet onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını solumaktan biraz çopurlanmıştır sesim senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet bakışlar tozlanacak dolukmuş sofalardan ezikliğin şehveti yayılınca taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar aklımın köşesinden atlılar geçiyor değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim hiç bir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında kan değildir dostlarımın çakrışına bulaşan kan değil,mürekkep lekesi ben bilirim çünkü birgün gerçekten kan aktığında ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır karaysam şimdi öfkenin payı vardır karanlığımda aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam sözlerim öcalan ağza misvak,iyice anlaşılsın bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan keşke kan olsa o zaman senin çardağına çıkarken karıştırırken şarapla kendimi sana varsın gün geçtikçe herşeyde biraz kahır biraz bakır çalığı olsun lokmamızda bana soru sor artık beni kurtarma,konuştur beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Dibace
Oradaydık hepimiz,müheyya bekliyorduk salaştı mukadderat,bozulmuş bir nışandı gebe rüzgar,ihanete uğramış deniz,kerrat cetveli dünyaya sokunmuştuk,dünya hamdı külsüzdü ocak,tellal çarşısız ağzımız noksandı. Rımbaud'nun haberi yoktu Menelik'ten Nijinski delirmişti Mahler'in beş yaşındaki kızı ölmemisti daha nehre Haşim annesiyle karanlık geceler bazı çıkardı zonklardı öpülmek için kavlamış dudaklarımız bekliyorduk;alnımızın çatında hepimizin bir çarpı. Kopmamış birer çığlık diyesilerdi bıze verilmemiş birer söz daha hıç çıkılmamış birer iskeleydi bedenlerimiz alnımız birer sayıltı azalarımız yerli yerine çakılmamıştı bir çift göz,bır yumruk yürek arasında darma dumandık küşümle kapanırdı yüzümüz çünkü kazınmıştı oraya yekten başkalarına ait bir çarpı. Yaşamak çarpısı derlerdi buna,yaşamak çarpıntısı. Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık? Yokuşu göze almak mı? Niçin? Bir geçit nereye açılmak için gerekti bize? Susmak bilmiyordu tepemizde ses,saklı ve açık: Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene! Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri değil mi ki hepimizin işaretli ve yarım dünyaya sarkık. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 12:26. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.