![]() |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Ölüm Kere Ölüm Ölüm Kare
İsa Golgota'ya çıkarken tökezlemeden önce Önü sıra sendeleyip ayağı burkulan bendim Yar idim dulda saydı beni açmak isteyen gonca Dert oldum Hira'ya beni teskine geldi Efendim İlk ben üşüdüm sonradır Tur-i Sina'daki sağnak Dağa çıktım kurdu geberttim beni korkuttu keme Çalmadığım kapı kalmadı can evimden taşarak Duyan olmadı avazım ki desin Hallaç kekeme İlenen oylumsuz kalır kargışın imza yeri boş Aşka düşmek eceliyse bedeni çoşturur anız Ruh körelten çare bulmaz ilaç olmaz telaşlı döş Pis mürekkeple çürük dil tokuşturanlardansanız Kul beni bilmeyişin vakti ecelden kim sıyıra Bir benim sayıklayan Adem'i imla eden adı Bu yüzden bana değmeden dünyadan bir üvendire Gittim çekip başımı gittim hakikat duraksadı. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Bakmaklar
Donyağından yapılmış sabunların ürkütüp sindirdiği gözlerim vardı - ağır - ağır yani çoraplı ve sürgün doğmanın taşınmaz kıldığı. Ben şenlikçisiydim pıhtı kanın keten helvacılardan, bileycilerden rugan çizme giyilen çağlardan geçerdim barutun ve susamanın güzelliğiyle tek yatmanın akmayan yüzüyle geçerdim. Oraya, göğsüme iliklediğim hayvanı ayartmadan direnmenin mayasını ellemeye. Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla ve hergece yatağımda bir engerek bulmanın süregen iğrentisiyle dolardım, sesim öylece - Kusmuk Gibi - kalırdı ağzımda. Çünkü heryerde bir göğün ufak kaldığı vardı - akşama özgü göğsümü açardım ey mutlu seri penceresi doğanın - heryerde köpeksi koklaşmaların sürüp gittiği vardı uyurken bir kadına doyar gibi kanardı ayaklarım kanardı ve bir irin seliyle boğulurdum hersabah. Oysa babam bilirdi yaşadığını aptes alırdı çünkü anlatacak şeyleri vardı, eğilip kalkmaları dualar okuması, doğum sancılarıyla bırakıp gitmesi anamı. Ah, göğe uzatıyorum bir cumartesiyi hayın bir çalgıyı kuşanıyorum göğün huysuz kuşlarıyla GÖK! Bir kahkahaya geçirdikçe dişlerimi bir tabut kalmıştır akşam olmaya bir tabut beklenen bir aydınlıktır beklenen bir ses gibi avlularda. Anam kirliserin penceresinde doğanın uykusu ayaklanır kanı birikir saçlarına gözlerine uyuşuk bir hınç siner artık ölü bir erkeği almıştır yatağına o soğuk ölüyü, o kurutulmuş anıyı birdenbire benim ağzıma takılır herşey giderim akşama özgü göğsümü açmaya. Ben nereye adımı yazsam nereyi göstersem parmaklarımla orası şapkalar yüklü bir vagondur, nerede daralmış görsem bir adamı akşamın güzel buğusunda eli-ayağı tutulmuş bir çiçeğe uzanırken utandığını görsem işte iğrentim yayılıyor derim, işte sırtlanlar soluyor ellerimde kuşlar çoktan kapamışlar tarlalarını. O zaman bir üzünç aralığında - herkes gibi - başlar korkum. Ey irin mutluluğu! Ey durmayıp ağrıyan kemiği usumun! Uğunursam beni hazdan delirten hayvanın ortasında ben koşarken derelerde birikirse çocukluğum, piçliğim birikirse sesimin o hıncahınç boşluğunda coşkunun en sağlam atıyla geliyorum sövgüm büyüyor, ağartıyor günümü. TAN! Ölü bir keçiyle saçlarımı taramanın vaktidir sarı bir bilincin ötesini ellemek istemenin bir üzünç aralığındayız artık TAN! savulun, çıplaklığım geliyor ardımdan. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Senin Olan Yenilgi
Senin karanlığına kanat vuran yarasalar başka bir göğe germişler kendilerini yürekli savaşçılar olmuşlar gemilerini yakmışlar ve silahlarını bilerken kanlarına yansımış gece senin sularına inen yırtıcılar ve piçler yani aşk çocukları yanan gemilerin suya yankısı oluyorlarmış yaşlı büyücüler söylediler çingene çocukların gülleri mor olmadı aşka bunaltıları onlar getirmediler onlara dayanıyorum yürekli savaşçılara saçları uzun bir unutkanlıkla örülmüş kanlarının ardında tehlikeler yürüyen korkunun gözlerini aradığı omuzlarında gittiler, yittiler arasında boğuk seslerinin tozuyan atlarının yelelerine baktılar ve sen oldun ve seni gördüm, eğninde bir mavi gözlerin vardı. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Yorgun
Ölüler beni serinliğe yakıştıramaz çünkü hiç kimse çıkmak istemez bu mevsimden dışarı çünkü bitkinliklerini günden saklar ekinler ekinler çocukların en rahat uykuları gece ayakları kokan bir adam gibi gelir eşiklere oturmuş aya doğru çocuklar o serin bereket gölgeleri çocuklar yani çocuk o güzel tüccar yorgunluklar alıp kargılar dağıtan geceye karanlıktan önce gelen çocuklar bu şaşkınlığı çünkü gece uyuyamaz sanki ne kalmıştır çocuklara isa'dan ölüler beni ölüme yakıştıramaz gibi hala saçlarımda tozlu bir akşam. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Karoon
Ne gümüş bir çocukluk ölümün mavi cinleri uykusunda bıraktığı saçlarındaki yangın o balçıkla beslenen saçlarındaki yangın ona doğru uzanınca akşamın kanlı eli sönmüş ateşlerini öptü tapınağımın ona cinleri sığındıran ay korkusudur ne gümüş bir çocukluk ölüler gibi sağlam ölüler gibi soyunmuş artık korkularından onu ben ne kadar buldum desem yok olur çünkü girilmez tarlasına ay kokusundan ya güneş ya da morluk onu ben yağmurladım takvimlere kinle baktığı zamansızlık içinde belki de yumuşak tüylerini öptü akşamın ya da oğlaklar sığınıyor çiçekliğine. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Mevsimlerin İnsanlara Yaptığı Fenalıklar
Mevsimlerin bizim âşıklarımız olduklarını bilmezdim Bizi duysunlar için doluyorlarmış meğer etrafımıza Koynumuzdan her geçişinde kendine yol edermiş bir mevsim Ve gelirmiş sargımız kalkıverince uyarak çağrımıza Ruhu saran zevklerden sözaçtı da nice yıldır nice insan Kimseler anlatmadı sargıların kaldırıldığı zamanı Söylenmedi çıplak kaldı mı ruh neydi hemen rengi koyultan Neydi öperken akıtır öpülürken pıhtı kılardı kanı Özlenen bir pişmanlık diye tarif ederler aşkı sorarsak Ve her sevilen nobran biraz her mevsim severken birer zorba Çözülür tirleşir çatık ten sonra tekrar toparlanıcak Farkederiz üstümüzde bir çentik hangi mevsimden acaba Bir yemini hatırlatsın diyedir belki de yazdansa bu iz Uzayan gün bıktırıcı setreylemeyen karanlık müzevir İnsan olmaktan kalan elemin zamkı gibi belli belirsiz Depreşen o ilk yeminden başka yazın herşey alelâdedir Herşey bir soruyu katederkenki hayatımız kadar ürkek Taze şarap herbirimiz son korkusuna garkolmaya teşne Köhneleşmekten kaçarken güç ararız kahverengi ve erkek Böyle kalır bir güz lekesi yükü artan göklerden kinâye Yani hataya önceye ait önce öbür yüz öpülecekti Öbür gölden içecektik kaplamasaydı çabuk sineyi kış Üşüdük terkedilmekten utandık ruh kendini içe çekti Aldırdık aldanmak için çentik dedik oysa sadece yanlış Koyverin matemi tasvire çengiyle köçek çullanadursun Her yanlışı yeşeren dal fışkıran otla kapatsak n'olur Ağlayış buldu eşin neydi adı ko bahar coşkusu olsun Yüze vurmaz artık elem yapışır âdeme göğsünde solur kitâbe Bende mevsim denilen üftâdelerin yardığı yer apaçık Esebilsin sevgililer diyerek cân içre dünden hazırım Korkarım kalmazsa sevişmekten bir yangılı yer ya da sıyrık Ömrüm fenâlıklara kayıp ağulanmazsa ben ne yaparım |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Geceleyin Bir Koşu
Hirliyim, böylece büyüyor baldirlarim ve boynumun öpülen yeri iri bir kus kendini agartiyor koltukaltlarimda geceyi hor görüyorum böylece gecenin bütün itligini irkilip terliyerek bir erkek sesi olarak yatagimda tanrim, Pekos Bil'im gözet beni Beni çünkü buram agrir, bacaklarimi hor görürüm aynalarda bagrima bir gül tünemistir, kanar yanaklari bir oglanin yagmurdan hüznü hor görürüm çürütür çünkü o kusu koltukaltlarimda hirliyim böylece büyür askin bir salgidan öteye geçemedigi tanrim, Pekos Bil'im üsüt beni. Üsüt, yirtsin öpüslerimi pasli tenekeler, soyunup org çalayim ceketimle örteyim gecenin bütün itligini tanrim, Pekos Bil'im uçur beni. |
Cevap: İsmet Özel şiirleri
Otoyoldaki Kavsakta Kavrulmus Ruh Saticisi
Altmış sene yaşadım bir tek anım bile yok Anılması korkulu yerlerdedir meşhedim Faka bastım kaydı don çakar almaz çark amok Oldum cennet aşısı binbir günah işledim Anım yok. Bırakacak mirasım Hak getire Rızkımla takometre sırf bu yüzden akraba Müstantik olam dedim çalkap giyem setire Uydurarak başımı örülmüş her çoraba Örselerdi bir çorap kör nefsimi kabartan Nesi körlük hangisi kadınların kaprisi Yasa dışı bir zifaf bengi sulardan artan Lâf çakmışlar çivisiz matematik köprüsü Hiç Maonun, Leninin günahını almayın Vitrinin çocukları Marquis de Sade yuttular Ten sırrına ermeden başka telden çalmayın Pezevenklik etmeyen İblisi de üttüler Muamma mı göründü sana dünya işleri Kanunların ruhunu okumak zor mu geldi Haydi nem kap buluttan ve başlat yağışları Ne yaptı Conte Cavour sen de yap Garibaldi Satıver anasını anâsır mı olucan Gel bu ruhtan satın al bedavacılık etme Yut bu ruhu dökülsün barsağından solucan Ne kalsın trahomun ne tutsun seni sıtma Modası bu dertlerin çoktan geçti diyorsan Riskliyse ruhu yutmak tezgâhtan gölgeni çek Şehre git şehirden al çünkü şehirli insan Tınlatır boş fıçının egzoz ritmiyle köçek Üşüş ey kavruk ruha benim transit yolcum Diren ey kimliğinle polis saldırısına İşçim köylüm esnafım dar gelirli memurum Ben ruh kavurduğumca para yakıp ısına Şunu bil ki ruh satan başka eller sahtekâr Hepsini déclassé say ipten kazıktan kopmuş Asrî çağda onları lükse boğmakla Hünkâr Zindan ettiği Muğla sürgüne saldığı Muş Püf noktası neden ruh kavrulmadan satılmaz Çünkü çiğ ruh bulantı sebebi sevdalarda Çiğ ruh bakteri dolar alaşıma katılmaz Öpüşürken siğildir elinle sev dalar da Durayım ruh satmaya bütün yelkenler forsa Müşteriye havasını almadan bakmayayım Façama kıymam diyen görsün ne hali varsa Hoş koku duymadıkça temenna çakmayayım Nerelerde kalkmışım yokum konulan yerde Ansızın anısızım aşklarım vesikasız Uygunsuz yakalanıp örtündüğüm bu perde Ne kadar kandırıcı bir o kadar yakasız Vara iksir var tin vara tılsım vara kut Ha gayret kanat takıp uçmama ramak kaldı Ateş yakın su uzak ara yerdeki barut Alay komutanıydı müdür bey ve bakkaldı Ben benim benle doğdu ruh satanlar ruhsatı Bildirildi benimle kıvam cehr uşşağına Anım yok. Ha şimdi bilsin ruh ruhun kaç katı Boşuna mı dikildik otoyol kavşağına. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:55. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.