Forum Düzeni
Aşk - Şiir Dünyası
Aşk ve şiir ile ilgili her şeyin paylaşıldığı, resimli ve yazılı şiirlere ulaşabileceğiniz bölüm.
Kullanıcı Etiket Listesi

Seçenekler
Seçenekler
Stil
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute

Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri

31 May 2020
Hayallerini Yak Evi İsıt
Şair: Cezmi Ersöz

Sevgim seni yurduna getirdi:
tuzak ev,dilsiz baba,yenik anne...
İşte hepsi bu...
Hayallerini yak,evi ısıt.
Gideceğin en büyük oda arka odan.
İçerden sesleri geliyor annenle babanın,
yanlış ilişkiler ayaklarını yerden kesiyor.
Artık biliyorsun çarpınca duvara ne kadar
acıyacağını kalbinin.
Sevgim seni yurduna getirdi...

Arkadaşların çok uzaklara gitti.
Sevmeden seviştiler özgürlük adına
Kaptırmadan kendilerini hiçbir şeye,
bütün hazları tattılar.
Sense evinde kaldın,
acıları gömme töreninde.
Katı kuralların vardı,
tutucuydun onlara göre.

Döndüler sonra birer birer
sana sordular yine de kaderlerini.
neydi yaşamak, neydi hayatın anlamı...

Bütün yanlış ilişkiler seni yurduna getirdi.
Artık biliyorsun yere düşünce ne kadar
acıyacağını kalbinin.
Sevgim seni yurduna getirdi.
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Hayallerini Yak Evi İsıt / Hayalet
Şair: Cezmi Ersöz


Tek başına bir odada kalıyordun. Odanın duvarları baştan başa camdı. Baştan başa sımsıcak ruhtu...

Odanın ortasında çırılçıplaktın. Bir sandalyede oturuyordun. Odan ılık, tanıdık, hiç kesilmeyen bir rüyanın ortasında salınıyordu. Yüzünden dünyadaki bütün zamanlar geçiyordu. Yüzündeki bütün zamanları özlüyordum... Yüzünün bütün zamanlarının dışındaydım.

Odanda tek başınaydın, ama o büyüsünü, o derinliğini yaşamayı çok arzulasam da, yine de nerede olduğunu bilmediğim dünyaya senden gidiliyordu... Senin gözlerinden görülüyordu... Senin gözlerinden görülüyordu benim sonsuz düşüm... Sonsuz kayıplığım... Varlığımın bir parçası sana gitmiş, bir parçası bende kalmıştı. Varlığımın sende olan parçası seninle gerçek dünyaya, başka ruhlara, öteki hayatlara gidiyordu...

Beni içeri, odana, yanına almamıştın.

Varlığımın en sahici, en cesur, en erdemli yanı içerde, seninle kalmıştı, seninle gitmişti öteki hayatlara, başka ruhlara...

Böyle başlamıştı o büyük dışlanmam.

Ömrüm odanın kapısında, beni içeri çağırmanı beklemekle geçmişti...

Yaşamadım diyemem, yaşadım.

Sevgilerim oldu. Başarılar kazandım. Misafirler geldi evlerime... Çılgın, başıboş, şımarık, ihtiras dolu yaz akşamlarım oldu... Sevgi dolu mektupları aldım. Telgraflar, çağrılar... Yolculuklara çıktım. Beni karşılayanlara el salladım sevinçle, içim kamaşarak... İştahlıydım. Arzularım hiç dinmeyecek gibiydi... Doğum günlerimde pastamı keserken herkese ve kendime hak ettiğimizden daha çok şans diledim hep...

Ama yine de unutamazdım senin kapında bekletildiğimi, beni içeri almadığını, varlığımın en anlamlı, en sahici parçasının sende kaldığını, o ikiye bölünmüşlüğümün derin sızısını unutamazdım, bunun yıllarca süreceğini ve de hiç dinmeyeceğini...

Bazı geceler penceremi açar derin nefesler alırdım. Nefes alırken gücümü daha da artırsın, acılarımı bana unuttursun diye Tanrı’ya yaranmak geçerdi aklımdan.

Doğanın ayrılmaz bir parçasıydı odan. Odan doğadaki o en ağırbaşlı cinayetlerin ortasında sessizce beklerdi... Daha da ısınırdı sahipsiz ruhlardan yapılmış camları... O camları kırabilsem, sana dokunabilsem, kendimi sana inandırabilsem kainatın bütün şefkati, bütün sevgisi içime akacaktı, biliyorum...

Yaşarken hiç tatmadığım bu duygu elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakındı sanki. Ama neden bu kadar uzaktaydı, hiç anlayamıyordum... Bilmek çözer sanıyordum bu muammayı... Bu uzaklığa çalışırsam beni içeri alırsın diye düşünüyordum...

Çünkü yaşadığım şehirlerden en umutsuz durumlardan büyük vaatler, büyük sürprizler çıkarıyorlardı karşıma insanlar... Sanki insanlar o büyük kayboluşlarını unutturmak için bir arada yaşıyorlardı...

Ben de o insanlardan biriydim ve bir gün kapını açıp beni içeri alacağını, bir gün beni gerçekten seveceğini sanıyordum...

Bu yüzden dünyadaki hiçbir şey üzerinde dikkatimi yoğunlaştıramıyordum. Bu hayatta hiçbir şeyi tam yapamıyordum. Görenler kendimden intikam alıyorum sanıyorlardı...

Sonsuz bir ertelemeydi hayatım.

Aslında bu bir gecikmişlik değildi. Hayattan istifa etmek de değildi. Hem sen olmadan nereye gidebilirdim ki? Ben senden uzaklaştığımda gecikmiş olurdum her şeye, seni sevmekten vazgeçtiğimde intikam almış olurdum her şeyden, seni sevmekten vazgeçtiğimde intikam almış olurdum kendimden...

Uzağa, istediğim uzaklara gitme şansım ancak yanında olursam mümkündü. Çünkü ne zaman içime baksam yüzünden geçen bütün zamanları, bütün özleyişleri, yüzünden gerçek dünyaya açılan yolları, başka ve öteki hayatları görüyordum... Yüzünde varlığımın sende kalan parçasını görüyordum. Böyle zamanlarda yüzünde, acıyla gölgelense de bağışlayan bir gülümseme olurdu. Ve bu gülümseme senin beni bir gün içindeki varlığımla buluşturacağını hissettirdi...

İşte o zaman bu sürgün bitecekti...

İşte o zaman yaşadığım bütün endişeler, bu suçluluk, değersizlik duyguları, bu korkular, bu günaşırı intiharlar bitecekti...

Bunu bile bile yaşamak nedir bilir misin? ...

Geri döneceğini bile bile tanımadığın, sana hep yabancı yollara düşmek...

Karşına çıkan herkeste seni aramak... Seni hatırlattığı için birine âşık olduğunu sanmak... Sen olmadığını bile bile, bütün hayatını bu ilişkiye adamak için çırpınıp durmak...

Bunu bile bile yaşamak nedir bilir misin? ...

Düşünsene, ben seninle düşlerimi, heyecanlarımı, çocukluğumu, acılarımı aldattım...

Seni unuturum diye yaşamaya başladığım her aşkı, ben yine seninle aldattım...

Sen beni içine almadığından beri yıllardır ben seninle kendimi aldattım...


Bir tek seni sevdiğim doğruydu... Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı...

Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hayalet hediye ettin...

Tepeden tırnağa aşka, tepeden tırnağa özleme batmış bir hayalet...

Bu hayaletin içinde beni değil seni gördüler hep. Çoğu bu hayalete dayanamayıp çekip gitti...

Kimisi senin beni beklettiğin kapıda, beni bekledi. Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekip giderim diye buralardan...

Ve ben en çok onların sevgisine inandım. En çok onlara derinden üzüldüm. Ve hep merak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine sevebildiler diye... Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna bu insanların bir hayalete duydukları o akılalmaz, o sonsuz sevgileri yüzünden bir kez daha inandım...

Seni unutmak için başladığı her aşkı yine seninle aldatan bir hayalete...

Seninle kendini, bütün hayatını, düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete...

Bir tek sana duyduğu sevgisi doğru olan, bu yüzden bütün hayatı büyük bir yalan olan hayalete...
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Hayallerini Yak Evi İsıt / Seninle Ölmeye Bile Hazırdım
Şair: Cezmi Ersöz


Bu gece konuğumsun.

Karanlık, yırtıcı düşler ve küçük ölümlerle dolu bir ormandan geldin bana...

Perdenin aralığından sızan mahcup ay ışığı yorgun bedenini okşuyor...

Yanımda uyuyorsun. Kollarındaki, bacaklarındaki izleri, yaraları seyrediyorum.

Alımlı, uçumlu bedenine, diriliğine, büyülü gençliğine tutkuyla bağlı olduğun adamdan geliyorsun bana...

Dilsiz sevişmelerinden...

Onu başından beri hiç saklamadın benden.

Zaten ben yüzündeki solgunluktan, düş kırıklığından, gözlerinin sık sık boşluğa düşmesinden anlamıştım hemen.

Zaten yalanlarla yaşayamazsın sen...

Ama gerçeği anlayınca içimdeki resim darmadağın olmuştu bir anda. Resimdeki kırmızı ev yıkılmış, çiçekler ezilmiş, resimdeki bahçenin kapısı kırılmıştı...

Neden, demiştim sana, son bir umutla ve belki bir mucize olur, bana hiç beklemediğim bir gerekçe söylersin diye, tıpkı ölüm mahkumlarının son anda bir kurtuluş haberi beklemeleri gibi...

Gözlerime baktın. Evladını terk etmeye hazırlanan bir anne gibi baktın bana. Bir yalan aradın, buldun belki, ama söyleyemedin.

Yalanlarla yaşayamazsın sen...

İçimdeki resim tutuşmaya başlamıştı. Resimdeki küçük çelimsiz, siyah önlüklü çocuk ağlıyordu umutsuzca...

İçimdeki resim yanıyordu. Çocukluk sevinçleri, düşler inançlar yanıyordu. Resimdeki siyah önlüklü çocuk nereye kaçacağını bilmiyordu...

Yakana sarıldım ve neden? diye bağırdım seni sarsarak: Neden seviştin onunla? ..

Seni sarsmam, yakana sarılmam, sana bağırmam senden güçlü olduğum için değildi. Tam aksine uçuruma düşüyordum, elimi tutup, bırakmaman içindi...

Gözlerin yine bilinmeyen bir boşluğa takılmıştı. Bir süre sustun. Sonra konuştun. Sesin hayat kadar yabancıydı, hayat kadar acımasız, hayat kadar gerçekti...

İçimde tanıyamadığım bir başka kadın daha var, dedin. Ve o kadın onun çekiciliğine karşı koyamıyor... Öylesine büyülü bir yakışıklığı, öylesine küstah bir kendini beğenmişliği var ki kendime engel olamıyorum...

Bu gece konuğumsun...

Karanlık, yırtıcı düşler, küçük ölümlerle dolu bir ormandan geldin yanıma...

Perdenin aralığından sızan mahcup ay ışığı yorgun bedenini okşuyor...

Kollarındaki, bacaklarındaki yaraları, izleri seyrediyorum...

Yanımda, öylesine masum uyuyorsun ki... Bu masumiyetinin arkasında nelerin saklı olduğunu, içinde, sana da yabancı olan o kadını bilmeyi öyle çok isterdim ki...

Sahi, kimdi o kadın? Güçlü, yakışıklı, kıskanç, sahiplenen, hatta küstah, seni inciten, üzen ve kendini beğenmiş erkeklere bu denli çeken neydi onu... O kadını bu parçalanmışlığa sürükleyen kirli ve hastalıklı merak neydi? ..

İçindeki o bin yıllık ezilmişlik bu ezilmişliğin hastalıklı hazzı mıydı karşı koyamadığı...

Kişiliğini parçalayan, iradeni felce uğratan, gururunu tamamen teslim alan bu ruhsuz sevişmelere onu hangi derin eksiklik çağırıyordu...

Sahi, kimdi o içindeki senin bile tanıyamadığın kadın? ...

Bana çekiciliğine karşı koyamadığın bir başkasıyla seviştiğini söylediğin günden sonra haftalarca görüşmemiştik.

Aşkınla çok derinlere gömdüğümü sandığım güvensizliklerim, komplekslerim, korkularım gömüldükleri yerden hiç olmadıkları kadar güçlenmiş ve acımasız inatlarıyla ortaya çıkmışlardı yeniden...

Haklı olmanın, bir suçlu bulup yargılamanın rahatlığını hiç tatmamıştım ki...

Ortada bir yıkım, bir ihanet, bir suç varsa kimsede değil, hep kendimde arardım ben...

Günlerce seni değil, kendimi yargılayıp durmuştum.

Bedenimi aşağılamıştım acımasızca.

Neden ben de içindeki kadını büyüleyen o adam gibi yakışıklı, güçlü, gösterişli bir bedene sahip değildim? ...

Neden bağlandığın o genç adam gibi seni sınırlayıp sahiplenmiyor, üzüp incitmiyor, içindeki o bin yıllık ezilmişliği tahrik etmiyordum? ...

Neden benim de dudaklarımın kenarında kendini beğenmiş ve küstâh bir gülümseyiş yoktu onun gibi...

O görmüştü de, neden ben seninle onca yıl beraber olduğum halde içindeki sana yabancı olduğunu söylediğin kadını görmemiştim...

Saçma, rezil, karanlık düşüncelerdi, ama ne yazık ki gerçekti...

Ama en çok neyini kıskandım biliyor musun? Onun önünde elbiselerini çıkartıp soyunmanı, sevişirken adeta sayıklar gibi söylediğin ve bana dünyanın en masum sözleri gibi gelen o ayıp sözcükleri ona da söylüyor olmanı ve bir de onun yanında uykuya dalışını kıskandım...

Ama asıl acı olan bir gün ansızın seni kıskanmaktan vazgeçişimdi...

Bir gün ansızın öyle büyük bir yokluğa düşmüştüm ki, bu yoklukta her şeye olan inancımı yitirmiştim...

İnsan ancak birine inanıyorsa onu kıskanırdı...

Sen yokken her sabah dünyaya gözlerimi açıp, etrafıma baktığımda, burası neresi, diyordum, kimim ben, kim bu insanlar, şimdi ben bu koca gün ne yapacağım? diye düşünüyordum. Sanki bu hayatla ilgili bildiğim her şeyi unutmuştum...

Ta ki sen bir gece vakti gözyaşlarıyla kapımı çalıncaya kadar...

Öylesine bağlılıkla, öylesine susamışlıkla sarılıyordun ki bana, sanki birden rollerimiz değişmişti, şimdi sen uçurumun kenarındaydın, seni tutması, koruması gereken annen bendim senin...

Sana, senin bana sarıldığın gibi sarılmasam senin resmin dağılacaktı...

İçindeki kadın sana büyük bir tuzak hazırlamıştı. Bedenin, ezilmişliğin, karanlık önyargılarla koşullanmış güdülerin doyuyordu, ama ruhun öylesine susuz kalmış, kişiliğin öylesine parçalanmıştı ki...

Çünkü yakışıklı bedenine vurulduğun, dudağının kenarındaki o küstah ve kendini beğenmiş gülüşüne hayran olduğun genç adamla ruhunla, duygularınla ilgili konuşacak, paylaşacak hiçbir şeyin yoktu...

Bedeninin onu özlüyordu, ruhun beni...

İçindeki, o yabancın olan kadın, arzuladığında genç adama, onun iri, gösterişli bedenine, ipeksi, gergin kaslarına, bitip tükenmek bilmeyen cinsel enerjisine, seni küçümseyen, acıtan o küstah yakışıklılığına gidiyor, susuz kalan ruhun içinse bana geliyordun...

Peki, beni seninle birlikte olmaya iten neydi? Neden bırakıp gidemiyordum seni? ..

Aşkta yasak olana, imkansızlığa, mutsuzluğa duyduğum merak mı çekiyordu şimdi seni bana...

Yoksa ne ondan, ne de benden vazgeçemediğin için yaşadığın acıya, parçalanmışlığa duyduğum merhamet için mi bırakamıyordum seni...

Artık benimle o bir zamanlar tutkuyla bağlandığım bedenini paylaşamıyordun.

Artık sevişmiyorduk seninle. En azından dürüsttük bu kadar kendimize ve bir başkasına...

Ama çıplak bedeninden çok daha mahrem ve sahici olan düşlerini, duygularını, acılarını paylaşıyordun benimle...

Çok küçükken, dayının sana yaptığı cinsel tacizi mesela. Bugüne dek kimselere anlatamamıştın bunu...

Aramızda cinsellik olmayınca artık ben de seninle her şeyimi korusuzca konuşabiliyordum... Düşlerimi, annemi nasıl derin bir sevgiyle sevdiğimi, rüyalarımda onunla nasıl seviştiğimi, o büyük utancımı, karanlık iç dünyamı, doyumsuzluklarımı hasta, yaralı ruhumu...

Aramızda cinsellik olmayınca artık üzerinde iktidar kurmayı asla düşünmüyor, seni denetlemiyor, seninle gizliden gizliye rekabet etmiyordum...

Olmadığımız gibi görünmeye çalışmıyor, güvensizlikten kaynaklanan sahte üstünlük duygularımızı tatmin etmek için birbirimize kapris yapmıyorduk.

Sıradanlığın o büyülü içtenliğini yakalamıştık...

Kendimizle, hayatla, her şeyle alay ediyorduk...

Karanlık ormanından bana geldiğin bir geceydi, hiç unutmuyorum. Yatak odasına girecektim ki, içerden, çocuksu ve adeta mahcup bir sesle: Soyunuyorum, içeri gelme, demiştin...

Önce, böyle deyişine çok şaşırmıştım. Sen benim yıllardır birlikte olduğum bir insandın. İlk anda mahcubiyetine bir anlam verememiştim. İçeri salona geçtim. Sonra bir sigara yakıp düşündüm... Düşündüm... Bu mahcubiyetin, soyunuyorum, içeri gelme deyişin, bana çok anlamlı geldi birden... İçim sevinçle, umutla doldu... Ve o an seninle her şeye yeniden başlamaya karar verdim...

Buna hazırdım...

Seninle ölmeye bile hazırdım...

Soyunuyorum, içeri gelme, deyişin, bir kez daha aşık etmişti beni sana... İlk kez gibi... Ve bütün ilkler gibi sonsuz bir arzuyla...
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Hayat Bir Emrin Var Mı / Kendimle Yolculuk
Şair: Cezmi Ersöz


Oldum olası içsel yolculukları, bağlanmayı, mistisizmi ve aşkı severim. Aşkın insandaki en yoğun mistik duygu olduğuna inanırım. Âşık insanları bilge, derviş ve üçüncü gözü (feraset gözü) açılmış insanlar olarak görürüm. Aşk acısının, evreni yaratan yüce bir güç varsa (kimse o) onun tarafından verilmiş bir tılsım olduğuna inanarım.

Aslında hiçbir dine inanmam. Dinciliğin insanlığı yozlaştıran akımlar ve güçler olduğuna inanırım. Papazları, hahamları ve imamları hiç sevmem. Bu kişilerin dünyadaki yoksulluğun, baskıların ve can sıkıntısının bekçileri olduğunu düşünürüm. Kiliselerde, camilerde, sinagoglarda içim boğulur, duramam. Ama zaman zaman içim daralınca, aşk ırmakları tıkanınca, en yakın bildiğim insanların anlayışsızlıkları, bencillikleri ile karşılaşınca, hiçbir kadının benim sevgime layık olmadığını anladığımda, bir güce, esirgeyen, şefkatle koruyan, sonsuz hoş görülü bir güce yakarıp, ağlamak, ruhumu ona açıp, onunla dertleşip, birleşmek isterim.

Alkol içimdeki mistik duygularımın kapısını açan tılsımlı bir anahtardır. İçimdeki o uzun yolculuğa alkolle başlarım. Alkol içimdeki lambanın ışığını yakar. Alkolle, “ölmeden önce iyi insan” olurum. Hırslarım, kıskançlıklarım, dünyevi zaaflarım, bencilliklerim pençelerini içimden çeker. Alkolle aşkın ve bilgeliğin yolları açılır. Geriye doğru rüya görmeye başlarım. Sevdiğim bütün kadınlar, çocukluk arkadaşlarım, mücadele dostlarım, unuttuğum kardeşlerim hepsi aklımdan, rüyamın sahneleri içinden birer birer geçer. Kalbimin çektiği filmdir o. Sevdiklerim, dostlarım, yakınlarım beni istedikleri gibi kırabilirler. Bencil ve hoyrat olabilirler bana karşı, olsun ben aşk yoluna çıkmışımdır. Gözlerimi içime çevirmiş, alkolümü yudumlamış, içimdeki ışığı yakmış, rollerini sevgililerimin, dostlarımın kardeşlerimin oynadığı filmi seyre koyulmuşumdur. İçimdeki o büyük yolculuk başlamıştır.

Geçenlerde, yazdığım senaryoda geçen bir tarikata gittim. Tophane’deki Kadir-i tarikatında zikir vardı. İki katlı ahşap bir evin ikinci katına çıktığımda 40-50 adam, “Allah... Allah...” diyerek heyecanla büyükçe bir odanın ortasında dönüyor, dans ediyor, birbirlerine sarılıyor, heyecanlı sesler çıkararak kendilerinden geçiyorlardı. Zikirleri, yani mistik dansları iki, üç saat sürdü. Açıkçası bu adamların içinde bulunduğu ortamı, hiçbir şeye inanıp onun etrafındaki bu duygusal bütünleşmeyi tuhaf bir kıskançlıkla izledim. İşte kendilerine benim ve benim gibi birçok insanın bulamadığı bir manevi iklim yaratmışlardı. Kısa bir süre için de olsa birbirlerine derinden bağlanmışlardı...

Zikirden sonra hemen hepsinin yüzünde garip bir sevinç, bir hafiflik, bir arınmışlık vardı. Bizim gibi insanların arasında pek rastlanılmayan bir duygu iklimiydi söz konusu olan. Duydum ki bu tarikata meyhaneden gelip katılanlar varmış. Burada “meyhane ile Tanrı arasında güzel köprüler” kuruluyordu demek ki. Burada mezhebin, dinin katı kurallarının çokça önemi yoktu. Hoşuma gitti. Bir kez olsun bu coşku dolu zikri yaşamak istedim. Belki kendimi omuzlarıma binen endişe yüklerinden kurtarırdım. Yakınlarımın, arkadaşlarımın, bencil arzularını, hoyrat sözlerini, düşüncesiz hareketlerini biraz olsun yüreğimden atar, şu gelip geçici dünyada birkaç saat olsun, yerçekiminden kurtulabilirdim. Ama nerede? Zikir bitti. Adamlar yüreklerinde hafifliği, o mistik coşkuyu atar atmaz, hemen birbirleriyle polemiğe başladılar. “Sen niye iki adım öne çıktın? ”, “Siz arkadan geç geliyorsunuz.” “Ayaklar tempolu değil.” “İkinci grubun sesi duyulmuyor.” vs. vs. Tanrım meğerse o coşku yumağı hesaplı kitaplı bir folklor gösterisiymiş. Sıkıntılı bir müsamereymiş. Düşlerim alt üst oldu. Ben insanların kendi ışıklarıyla, ne hissediyorlarsa, içlerinden geldiğince zikir yaptıklarını ve özgürce hareket ettiklerini sanıyordum. Ama pek öyle değilmiş. Ben yakıştırmışım bütün bunları onlara. Üzüntüyle ayrıldım tarikattan. Bir meyhaneye girdim. Bir ufak rakı söyledim. İçimin ışığını yaktım. Başladım içimdeki rüyayı seyretmeye. Bugüne dek âşık olduğum kadınların yüzüne yaklaştırdım içimin ışığını. Tanrı da bendim, din de, aşk da bendim...
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Kafka Market / Kafka Market
Şair: Cezmi Ersöz


Tesadüf perisi dün yine beni şaşırttı. Aksaray’da Kafka isimli bir markete rastladım. Kafka’nın üstündeki bez afişte de “Kafka Market’te et ve şarküteri satışına başlandığı” yazıyordu. Randevuma gecikmek pahasına hemen otobüsten indim. Heyecan ve şaşkınlıkla Kafka Market’e girdim...

Kapının hemen yanında oturan kasiyer kızlar beni soluk soluğa görünce telaşlandılar. Onlara hemen Kafka Market’in sahibi ile görüşmek istediğimi söyledim. “Hemen şimdi! ” Kasiyer kızların telaşı daha da arttı. Yarattığım panik, diğer market görevlileri ve alışveriş eden birkaç müşterinin de dikkatini çekti. Herkes bana doğru yöneldi. “Ne oldu beyefendi, nedir bu telaşınız? ” diyerek yanıma geldiler. “Derhal! ” dedim. “Derhal buranın sahibiyle görüşmek istiyorum.”

O sırada kravatlı, bıyıklı, esmer bir adam depodan koşarak çıkageldi. “Buyrun beyefendi, kusura bakmayın”, dedi: “Otobüsten gördüm. Marketinizin addı beni çok etkiledi. Kafka benim en sevdiğim romancıdır. Aslında ona romancı da dememeli. Çağdaş bir mesihtir o bana göre. Milan Kundera da onun geleceği gören şair-romancı olduğunu söyler. Bilirsiniz. ‘Roman Sanatı’ adlı kitabında...”

Sorumlu müdür şaşkınlık içindeydi: “Ne romancısı, ne Milan Kundera’sı beyefendi... Bir yanlışlık var galiba”, dedi, kibar, ama gergin bir ses tonuyla.

“Nasıl yanlışlık olur? ” dedim. “Dünyada kaç tane Kafka var ki. İşte siz de o büyük romancının adını marketinize koymuşsunuz, bundan daha ilginç, çarpıcı ne olabilir? ” Artık sorumlu müdür sinirlenmişti: “Beyefendi, ben Kafka’yı tanımam, kendisini de hiç görmedim”, dedi.

Ben hayal kırıklığının kıyılarında dolaşırken, bu arada içeri Kafka Market’in sahibi girdi. Kahvede okey oynuyormuş, kasiyer kızlardan biri koşarak gidip çağırmış. Herhalde “Market’e tuhaf biri geldi. Kafka diye bir romancıyı sorup duruyor” demiştir. Marketin sahibi yüzündeki teri silerken, “Buyurun beyefendi, sorun nedir? ” diye sordu. “Efendim” dedim. “Marketinize ünlü romancı Kafka’nın adını koymanız beni çok heyecanlandırdı ve çok sevindirdi de, sizi tebrik etmek için geldim” dedim. Market sahibi zararsız bir deli olduğuma kanaat getirmiş olacak ki, derin bir soluk aldı: “Yok kardeşim, ne romancı Kafka’sı diyorsun sen. Bu Kafka, Kafkas Kartalı’nın kısaltılmışıdır. O kadar. Ben esasen o kartalı çok severim de. Gökyüzünde öyle bir süzülüşü vardır ki, bir görseniz. Ah Kafkas Kartalı ah. Ya canım, böyle işte...”

Marketten boynum bükük çıkarken, şu tesadüf perisinin son günlerde bana pek de olumlu sürprizler yapmadığını düşündüm. Ama olsun. Yine de ben onu şaşırtmaya devam edeceğim. Yeter ki o şımarmasın; ben bu şehirde ve bu ülkede hayal dünyamı hor görmeye devam ederim...
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Kalp Ağrısı
Şair: Cezmi Ersöz


İşte yine başbaşayız içimin acısı
yine birlikteyiz
ver elini
sus ve ne olur incitme beni

Ey kalbimin ağrisi
ver elini
çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce
bu karanlık ve uğultulu ormandan

İçimin acısı, kalbimin ağrısı aşkım
işte yine başbaşayız
ver elini
sus ve ne olur incitme beni
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Karanlık Kokulu Otlar
Şair: Cezmi Ersöz


Ölüm, sizin eve sığınan kimsesiz bir çocuktu.
Sen ondan öğrendin kendine ne kadar uzakta olduğunu
Ölüm düşürdü seni ruhunun gurbetine
Ve büyük bir yalandan kurtardı.
Bu yüzden hiç aldanmadın
Hiç de mutlu olmadın...
Ölüm, ömrünün o yalan yarısını senden aldı.
Aşka susamış öbür yarısını yakın uzaklara saldı.
Ölüm yüzünden ne kimsenin kimsesi oldun
Ne de kimse senin gördüğünü gördü.
Yaşayan tek yerin o ölü gözlerindi.
Karanlık kokulu otlar bu yüzden
bir tek sana el salladı...
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Kendini Saklama Çiçekleri
Şair: Cezmi Ersöz


Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk
seninle
içinde güvensizlik ağaçları,
küstüm otları
kendini saklama çiçekleri
Özlem kirlibir kan gibi yüreklerimizi boğmasın
yalnızlık karanllık bir orman gibi
çökmesin içimize diye
biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle
Önümüzde dokunuşlardan uzak,
İnsafsız ve çok uzun bir kış var diye
koca bir yaz kendini saklama çiçeklerini
suladık durduk yalnızca
Biz aşk bahçemizi küçük
çok küçük tuttuk seninle...
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Kim Olduğunu Bilmediğim Birine
Şair: Cezmi Ersöz


Karşılıksız aşkının zehrini taşıyordu bana
Kokusu sinmişti inatçı ruhuma, kitalarıma, ellerime...
Öyle çok öpüşürdük ki,
Ağzının tadıyla yerdim yemeklerimi...
Öylesine inanıyordu ki dünyadaki son aşkla beni sevdiğine,
Bir gün ansızın korkunç bir özlem duymaya başlamıştım
Kim olduğunu bilmediğim birine...
Şimdi ağzımda karşılıksız aşkın o aç tadı...
Karşımda o...
Yine hüzünlü, yine yenik...
Ama eşitiz artık,
Damarlarımızda karşılıkız aşkın o zehirli kanı...
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 27 January 2020
Nereden: Başkent
Mesajlar: 19.731
Konular: 918
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 230 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 47 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 1045
Verilen Beğeni: 974
Nereden: Başkent
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Trabzonspor
Rep Gücü: 61
Jön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond reputeJön TüRk has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Cezmi Ersöz Şiirleri
31 May 2020
Kimsem Kalmamıştı Artık Uzağımda
Şair: Cezmi Ersöz


Hava güneşliydi,ama ılık bir kan gibi yağıyordu
yağmur yine de...
İki büklüm olmuştuk,başımızın üzerinde incecik,
bembeyaz ve yorgun bir tülbent vardı...
Kimdin sen,annem miydin,sevgilim mi, o an tanıştığım birimiydin,
yoksa hepsi birden mi,bilmiyordum.
Bildiğim,hava güneşliydi,iki büklüm olmuştuk,
başımızın üzerinde
bembeyaz,sevinçli bir tülbent vardı ve bize
amansızca vuruyorlardı.
Yüzünde anlamlı bir korku ve çok sevdiğim bir
koku vardı...Çünkü bize vurdukça onlar,gerçek
kokumuz çıkıyordu ortaya ve bu koku bizi birbirimize
daha çok bağlıyordu...
Hava güneşliydi,ılık bir kan gibi yağıyordu yağmur
ve amansızca vuruyorlardı bize.
Bense bu anı çok uzun yıllar öncesinden hatırlar
gibiydim.
Zaten ben bu ülkede ne yaşadıysam onu uzun
yıllar öncesinden hissetmiş gibi yaşardım.
Ne yaşadıysam çok uzak yerlerden görür gibi
yaşardım.
Bana benzemeyenlere yakında buralardan gideceğimi
kanıtlamakla geçmişti ömrüm...
Hava güneşliydi,ama ılık bir kan gibi yağıyordu
yağmur yine de...
Ve onlar vurdukça bize alışkanlıklarımız çözülüyordu
böylelikle.
Küçümsediğimiz yollar açılıyordu önümüzde.
Çiçeklerin dudaklarındaki sıcak rüya korkularımızı
dolduruyordu...
Çünkü saf hiçbir şey yoktu bu dünyada.
Kötülükler bile terkederken bir kalbi geride buruk
bir üşüme bırakıyordu.
Zulüm bile saf değildi,bize vuranlar yitirdikleri
masala vuruyorlardı aslında...Hiç bilmedikleri sırlara,hissetmekten korktukları sevgilerine...
İnsan ancak kendi cesedine bu kadar acımasız
olurdu,
ve biz onların hiç yaşamadıkları masallarda,hiç
bilmedikleri sırlarıyla ve hissetmekten korktukları
sevgileriyle birlikte ölmüş cesetleriydik
aslında...
Çünkü saf hiçbir şey yoktu bu dünyada...
Bir ara yüzüne baktım,acıya dayanamayacak gibiydin,
aşk gibiydin,saf bir güzellik gibiydin,olmayacak
birşeydin.
Sonra geçti,gülmeye başladın,bana mutluluklar,
sonsuz mutluluklar diledin,sonra gözlerimden
öptün,şükür dedin,şükür bu hayat bizim değil,
bizim değil bu dünya...Bizim değil bu sınırları kayıp
cesetlerle dolu ülke...
Bize vuranlara hiçbir borcumuz yoktu artık,
çünkü ancak zulüm altındakiler barışabilirdi
cesetleriyle.
Kimdin sen,annem mi,sevgilim mi,o an tanıştığım
biri mi,yoksa hepsi birden mi,bilmiyordum...
Önce kendimle kucaklaştım,sonra senle,çünkü
kendini hiç bulamayan,kayıp insanların eseriydi
bu ülke,bu dünya,bu sınırları kayıp cesetlerle dolu
hayat...
Dışındaydık artık cam fanusun ve başındaydık
henüz fanusun içindeyken küçümsediğimiz yolların...
Kimsem kalmamıştı artık uzağımda.
Kimsem kalmamıştı artık kendisine benzemeyenlere
birgün mutlaka buralardan çıkıp gideceğini
kanıtlamaya çalışan...
Senden başka kimsem kalmamıştı...
Çünkü zulme borçluyduk bizi birbirimize bağlayan
gerçek kokumuzu...
  • “Vatan savunmasında gereğinden fazla merhamet, vatana ihanettir . . .”
Mustafa Kemal Atatürk

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 misafir)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevap
Son Mesaj
Neoma
Anne ve Çocuk
0
16 November 2019 15:13
Renksiz
Siyasiler
0
07 August 2019 13:02
Tomris
Aşk - Şiir Dünyası
62
14 December 2017 17:39



Ticarî amaç gütmeden, maddî bir menfaat elde etmeden internet yayınlarına olanak sağlayan global bir paylaşım ağı olan ForumDenizi, adından ve vasfından da anlaşılabileceği üzere bir forum sitesidir. Forum siteleri, tıpkı sosyal medya ve interaktif sözlükler gibi 5651 sayılı kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının "m" bendine göre Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermekte olan, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten platformdur.
5651 sayılı kanunun 5. maddesine göre yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Başka bir deyişle ForumDenizi üzerinden yapılan yazılı, görsel ya da işitsel paylaşımlardan doğabilecek yasal sorumluluk, mezkur içeriği paylaşan ForumDenizi üyesi gerçek kişilere aittir. İlgili kanunun anılan maddesinin 2. fıkrasında da çok açık bir biçimde öngörüldüğü üzere; yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak imkân bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlüdür.
Açıklanan hukuki dayanaklar temelinde, hak ihlâli iddiasında bulunan hak sahipleri İLETİŞİM linkinden yer sağlayıcı ForumDenizi yöneticilerine ihtarda bulunarak bahse konu hususu tebliğ etmeleri halinde incelemeler yapılıp, en geç 2 gün içerisinde gerekli işlemler tesis edilecektir.
5101 sayılı yasayla degişik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince ForumDenizi üzerinde telif hakkı bulunan MP3, video vb. eserlerin paylaşımı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hak sahipliği verilmiş olan MÜ-YAP tarafindan yasaklanmış olup, yasal işlem olması halinde, paylaşan kişi ya da kişilerin bilgileri gerekli kuruma verilecektir.