![]() |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Küller ve Zaman
Şair: Hilmi Yavuz Zaman, dilsiz çocuk, Zaman... bana neler söylemek istedin? sözcüklere yağan kar'dın izini yitirdim bakışlarda bir külün içinden okuyuşlarda kar'dın, kendini küredin Zaman, dilsiz çocuk, Zaman... ince aşklarla yırtılan sendin, yollarla erguvan sunulmuş lanetli kışlardan aldığım belirsiz dokunuşlardan kopan tenini dinledin Zaman, dilsiz çocuk, Zaman... sözcüklerin ardında duran melektin, kendini okuyan Söz'ün geldiği durumu yaprak ve külden olduğumu belki onlarda söyledin Zaman, dilsiz çocuk, Zaman... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kurma
Şair: Hilmi Yavuz Döner kapılardan girip çıkardı Tıka basa kuşla dolu bir adam Ha dese ölümsüz olacakken tam Tezgah kurup kuşbazlığı yeğledi Yemeyip içmeyip cimri kerata Habere bir açlığı biriktiriyor Gün aşırı gömlekler diktiriyor Almaz oldu nişanları ceketi Ya iğreti ya bayramlık bilinmez Yüzünü herkeslerden gizledi Mermer anıtlara hayranlığından Ağzı acık bankaları gözledi Zarif duyarlıklar mi, o eskidendi Kuşbazlığın envâını denedi Metelik etmezken aptallığının Simdi yükseliyor hisse senedi |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kuduz Sonnet
Şair: Hilmi Yavuz bir gül üremekte... bizi kuşatır mutlak; o kocaman ağzıyla, giderek korkunç, kuduz! dikenli pençesiyle ve dili çatal yaparak, saldırdı saldıracak... korkuyla besleniyoruz... bir eyerde (kent mi bu?) gidiyoruz, eğreti! atlara benziyoruz, ürkmüş, kaçışan, sürü! hüznümüz bile bizim çürümüş insan eti; semirirken bir aşkın dışkısıyla öbürü; kuduz gül! büyürsün aynanın terkisinde; ölürsün artık burda, kokuşarak bu kenti; ne geldiyse gizemli, o gülün ertesinde; herhangi bir sokağa döndürdü labirenti... ‘kendi_için_kanser’in balını ören arı; yüzüme bulaşıyor o gülün salyaları... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kronos
Şair: Hilmi Yavuz ah, ağaçların dağıldığı yer! bir kadın durur, -ve kendi hüznünü bekler aşklar toplanır, günler derlenir, beklenen sözler söylenir, biter... ağaçlar, unutmaktır; bellekse, yapraklardır, -ki ağır ağır ve birer birer bir Zaman gibi... sevmek, anlaşılır; anlamak, her zaman bir mevsimdir bir gül, donanmış ve kanser duruyor yok-olan bağçemde... günlerin ne kadar ezilmiş! belki bir yaz, tenha yol, bir sesleniş... ve hangi sessizliğe çıkar bilinmez bir kuş, nedensiz bir duygudur: ‘sanki şeniz bu düğünde...’ bir Zaman gibi... ah, işte soluyor, herşey, anılar, gölgelerdir, bir kumaş... nedense hep bulutlara bağlaşık, seninle arkadaş, vuruyor... yavaş yavaş ezilen suya varolmak bu güya, oysa yalnızlık bir Zaman gibi... ah, ağaçların dağıldığı yer! |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Koç Salih
Şair: Hilmi Yavuz ey can huması, bize bu ruzigardan bir sayfa okur musun? sen umuda bak ve onu güzel eyle ey tanyerini kızıl bir harmaniyeyse boydan boya örten uzun bedevi bize altın lengerlerde ölümsün sonra bir dudağı yerde ve bir dudağı gökte bir devi sanki sen doğurmuşsun gibi acıyan memelerle bizi emzir gün döner, ay ırılır, ey can huması bize bu ruzigardan bir sayfa okur musun? şimdi gök, suskun develerle ve mahzun ağır konup kalkan kervandır çölü, yeni doğmuş bir bebek gibi koynunda uyutup bir lalenin perçemini keserek okşa onu, ey can huması ve öp ve onu kanayan geceyle uyandır ölümün bir toy gibi kurulduğunu hiç görmemişiz hayli zamandır |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kimlik Sonnetsi
Şair: Hilmi Yavuz ben aynada büyüdüm, aynalar ise bende: acıları gezerken, sözlerimizle ikiz: birlikte olduğumuz, ah, o ürkünç bedende bakarken kendimize, sevişen günlerimiz birer görünüp dibe çöker...ah, kısır bir yolculuk bizimki... hani durak, yol nemde? hangimiz ötekine giz oluruz ya da sır? ayna tende dağılır, ten aynada yiter de fırtına saatlerde aşklardaki ince kum üstüme yığılırken, aksamları kederle -ve sanki sevişirmiş gibi ikindilerle, o dökülüp düşerse kırılan ben olurum... kimliğim oldu benim, çoktan geçtim adımdan, ah, başka bir şey değilim aynalarımdan... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kilit
Şair: Hilmi Yavuz herşeyin kilide, bir kilide dönüştüğü günlerde; herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde; kilitle beni, ey eşya bakışlı sevgilim! eski bir ceviz sandık gibi bırakıldığı yerde ölü bir şairin, taflanların arasında öylece duruyor olması ve kimsenin ona yüz vermemesi gibi anma gününde... Kitab'ımı Yalnızlığa indirdiğim günlerde; Aşkların bile ben geçerken eğildiği günlerde; nehirlerin bir testiye sıkışıp kaldığı günlerde; doğur cübbeni cüneyd; cübbeni doğur; beni kilitle cüneyd; beni kilitle... parmak uçlarıyla bir taflanı ufalayan şair; elinde ulu bir ağaçla oynayan şair; kendini doğum günü gibi hissediyor bu kentin, ölü doğmuş bu kentin doğum günü gibi hissediyor anma gününde... bırakın hissetsin, beni kilitle! je suis un vieux boudoir plein de roses fanées çekmeceler açık dursun, çekmecedeki solgun gülleri kilitle! ve sandığı sulara bırak, bırak aksın o sandık; onu var eden ulu ceviz ağacına doğru aksın, herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde... kilitle, şiirin içindeki derin yaraya kilitle... |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:51. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.