![]() |
Hilmi Yavuz Şiirleri
Akşam ve Çocuk Şair: Hilmi Yavuz Zaman iyice alçaldı... aşklar görünür oldular ve 'mazi kalbimde yara...' o konak, yıkık, harap, anımsıyorum, bulutlar ağır ağır inerdi odalara... beklerdim, aşklar birer türküydü! bir kızak, sanki saplanmış kara; hiç bir şey kımıldamaz, öyle dururdu, annemsi bir sessizlik çökmüş duvara... o konakta herkes, büyük aile, koştururdu, yazlar sanki bir sara nöbeti gibi yaşanır, bir çırpınıştır çocukluk, orada, boş akşamlara. |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Akşam ve Çocuk
Şair: Hilmi Yavuz Zaman iyice alçaldı... aşklar görünür oldular ve 'mazi kalbimde yara...' o konak, yıkık, harap, anımsıyorum, bulutlar ağır ağır inerdi odalara... beklerdim, aşklar birer türküydü! bir kızak, sanki saplanmış kara; hiç bir şey kımıldamaz, öyle dururdu, annemsi bir sessizlik çökmüş duvara... o konakta herkes, büyük aile, koştururdu, yazlar sanki bir sara nöbeti gibi yaşanır, bir çırpınıştır çocukluk, orada, boş akşamlara. |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Akşam ve Kandil
Şair: Hilmi Yavuz mevsimidir, kendi hüznüme döndüm... akşam annemle aramda bir süs gibi dururdu; saatler rikkatle vururdu; özensiz bir eşya kuraklığı dağılmış bahçemize; ve her şey kandil... hangi ağacın yapraklarını siyah kadifeyle örttün Ölüm? hangi Söz’ü bana verdin de benden geri aldın, ey Dil? Birden mevsimler selsebil Aktılar; görünmemekti dileğim; Siyah kadife sızdırıyor, Işıkta yağlanıyor gül, Odamda kirli meleğim... Annem kandili siliyor: ‘mendil, mendil nereder?’ akşam, annemle aramda bir süs! |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Akşam ve Sen ve Ben
Şair: Hilmi Yavuz ikimizdik, sen ve ben, bir çiçekle onun tomurcuğu arasında bir yerde; öylece durur muyduk, ikimiz gibi? dâima birlikte olurduk hüzünlerde... anımsar mısın, yaz günü, bir bahçeyle gizledikti kendimizi birbirimizden; sen ve bahçe, ben ve bahçe, sen ve ben: akşamlar derlerdik her ikimizden... üşürüz, çünkü uzağız şimdi o yazdan; ey, birazdan bir yazdan geçer olan, ey! kimbilir ne anlama geliyor artık, şu eskiden “hüzün” dediğimiz şey? |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Akşamın Yarısında
Şair: Hilmi Yavuz herkes öteki gibi duruyor... akşam da durduğu yerde durmuyor artık; yolcu yolu kuşatıyor durmadan; kapanıyor 'Zaman' denen karanlık... hiçbir şeyde yok gibi ve herşeyde var; sıkışmış birileri ara yerde; kalbim! durma yetiş eski yazlara! nedense bir durgunluk var saatlerde... herşey nasıl da bütündü bir zaman: şimdi bahçe eksik, güllerse yarım; kar yağar, hüzün bile yok... ve nerdesiniz, âh, evet nerdesiniz, yoksaydıklarım? |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Annem ve Akşam
Şair: Hilmi Yavuz bir kapı açıldı, ansızın, baktık: akşam!.. kimse benzemez oldu kendine; kimbilir ne kadar hüzünlü artık, bir odadan ötekine geçmek bile... sen neysen o kadarsın, ey akşam! annem içini çekiyor kimi ansa; ürkü!.. biri ansızın bir gül koparsa; şimdi uzak olandır neye ulaşsam... ah, akşamdan bile ürküyor çocuk; her yer alacakaranlık gurbet; soldu annem, solarken goblen ve tülbent; ve akşamın ucuna doğru yolculuk... bir türkü söylendi, neyin tadı var? akşam bile bitti, kalmadı çünkü... çekildik, bir başına kaldı o türkü; kapılar arkamızdan kapanmadılar. |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Anı-son Net
Şair: Hilmi Yavuz aynalar dolaşıyor, bu kentin aynaları; sözlerim sisli sözler ve aşklar kırılmada; aşklardan isteniyor, ah, orda olmaları... kendini odalara benzeten odalarda, aynalar göğe ağar, bu kentin aynaları; kimi dilerse onu göstererek, buyurman kim bilir hangi yazda bırakmış anıları? sen sıdre, sen son ağaç, yeşil döşek ve yorgan... bilirsin, kalp gözüne ayn'a gerek... -ve soru- lar uzuyor isra'da... aksam çürük ve sari lambalar yükseliyor, sırlarla, göğe doğru; ve toplanıp geliyor gece yolculukları... ah, aşklar paslanıyor, kent saklarken onları; bencileyin hep ayna yerine koyuyor anıları... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Ay Doğar
Şair: Hilmi Yavuz ay doğar bir ay doğar umarsız gözlerinden bir ay batar bedir allah karanlıklar bir silâh kahrı gibi oturur yüreğime iflah olmaz bir silâh ya kara bir kırbaç gibi vur beni küheylânlara ya beni öldür allah dünyada nerede olursa olsun dünyada senin umarsız gözlerin kanlı bir avuç zehir bir de yangınlı yaz akşamlarıyla bir gelir ya da senin umarsız gözlerin mahzun eşkiya ateşleridir tutuşur rüzgârlı bayırlarda |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Aynalar ve Zaman
Şair: Hilmi Yavuz erguvanlar geçip gittiler bahçelerden geriye sadece erguvanlar kaldı şair! bahçelere özenecek ne vardı? işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ ne aradık sözcüklerin kuytularında ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde? Zaman'ın sırı hala duruyor olmalı ki üzerimizde biz bakınca görünen aynalardı nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı bir yazın tiniyle bir güzün bedeni hem birleşti hem de ayrıldı sizde şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını o derin sulara kapılmış şiirlerinizde... nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı: kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden geriye sadece kuytular kaldı |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Bakiye Rübai
Şair: Hilmi Yavuz Ey bakışlar ustası umutlar pehlivanı Sen anlattın bir gülde anlatılmaz olanı Biz bir hüzne başlarken sana çıraklık ettik Uçurduğun kuşlardır şimdi Bâki Divânı |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Bedreddin
Şair: Hilmi Yavuz 1. bedreddin mübalağa akşam olur güz, nefti dolaklarını kuşanır da gelir yaprağın fetrete düştüğü zaman sen ey yaz günlerini top top ak çuhaya tebdil eyleyip ve bir solgun gülümseme olarak eğnine giyen şaman buyur otur şeyhim samanyollarının ilik sedirine uzan uzun, görklü ve sof yüzünü bizden yana döndür bize buğdayın ateşini gözlerin tımarını ve hüznün varidatını anlat elini elimize dokundurmadan sen ki öldüğü yere bir kök sümbül bırakır gibi usulca sevdalar bırakan ovaların ve kartalların musahibi ne zaman diye sorma, ne zaman yaprağın fetreti gülün kıyamına gülün kıyamı ağacın isyanına dönerse iste o zaman mübalağa akşam olur güz, nefti dolaklarını çıkarır da gelir elini elimize dokundurmadan |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Ben İçin Sonnet
Şair: Hilmi Yavuz benim yüzümdür işte, mağrur, kalın, şizofren; unutmak ve aynayla, aşklarla azalmada; ben gideli beridir Hilmi yavuz ile ben bazen burdayız işte, bazen de ürkünç oda içimize kapanan kapısıyla bu gün de bir ben'e acılıyor, ah, yıldızlı ve çorak bir çökelti gibiyim ben kendi belleğimde... nereden açılırsa orasından akacak ur mu, ben mi, çıban mı? kötücül, irinli, pis... bıçak, bisturi, makas beni deşin ve yarın çıkarın ne vardıysa: teslis, teslis ve Teslis... bana çivilidir, İsa’yla çarmıh neyse; aşksa bir iç kanama... gül, gülden içeri'yse... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Bir Yaz Günü İçin Şiir
Şair: Hilmi Yavuz nerde o sarısabır, safran ve sarı sesi akşamın? duymak sanki bir gülün yolculuğu gibidir bahçeden sana doğru; gelsin, bilsin ve sensin, yağdığın o yağmuru alıp gidensin işte, daha ergin bir yaza... bahçemde yer kalmadı, her taraf tıka basa yaşlı yazlarla dolu... orda elbet o çölün ortasında yabansı, ürkek ve sanki garip bir şeyler duyuyorum... sesler, şeyler? ölünün son gördüğü o gülü çağrıştıran, -nedense... ben yine bahçemleyim, bu belki kendimleyim- mi demek? Zaman ten'dir, eğer yazlar bedense... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Birinci Mehmet
Şair: Hilmi Yavuz 7. birinci Mehmet bedreddin yaşıyor mu hala? Ben ki yazmalara ve bala hükmedendim; ihaneti gül diye resmedendim; denizin gönderine ölümü çektirendim ben, lala bedreddin yaşıyor mu hala? dersin ki onu, mülhidlerini ormandan ayırmak olası değil boynu laleden geçilmez saçları taflandır ve çağla ve alnı ak ketende yaban çileği gibi dağılan onlardı, lala bedreddin yaşıyor mu hala? Kuşlarla akan ipeği göllerde uçan çiniyi ve sevdayı, umarsız kına çiçeği gibi bölüşen onlardı, lala bedreddin yaşıyor hala. |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Bulutlanma Sonnet Si
Şair: Hilmi Yavuz söylesem hüzün olur, söylemesem de hüzün; zaten sözler de bezgin... kime anlatılsın? âh, dil’den ürker olduk; kimse dil’in bir düğün olduğunu bilmiyor; bir kenara atılsın diye bekliyor şiir... yılışık ve savurgan çok boyalı bir gülün yükselişi... ne hâzin!.. giderek kendimize sığınacak korugan bile bulamayarak... –ve elbette magazin bir yalnızlık edinip, n’olacaksa olacak diye yollara vurmak... terkide kaldı atım! aşklar bile sindiler, saklanıp köşe bucak; kalbimiz aksadata, âh, hazlar alım satım... ve giderek aynada nedensiz kırılmalar; dil bitti!.. söz susuyor!.. bende bulutlanmalar... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Börklüce Mustafa
Şair: Hilmi Yavuz 2. börklüce Mustafa biz ki sevdamızı, alaca kıl bir heybe gibi sunduk aba terlikle denizi yürüyenlere şavkımız dağlara vurunca börklüce Mustafa, yonca ve hançerlerin piri ölümü masmavi bir hamail gibi boynunda taşıyıp gözleriyle bir acıya kalebent olmanın korkunç şiiri dövülüp tavını bulunca seriz çarşısına, ince kıvrık ve celali bir ay ışığı gibi girmek ve sesiyle şayağa ve tunca sancağı buğdaysı, türküsü ebruli bir isyan diye işlenmek ve devrilmek, birbiri ardınca biz ki sevdamızı, alaca kıl bir heybe gibi sunduk aba terlikle denizi yürüyenlere gölgemiz dağlara vurunca |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Çiçekli Dağ Sokağı
Şair: Hilmi Yavuz derindir arası güllerin ve aşkın yakut dilinden duyulur türküsü şiirin: -çiçekli dağ çiçekli dağ aşklar anlatıdır yazın onları bir sokağ ın adıyla çağırır yollarında: -çiçekli dağ çiçekli dağ aynalar uçurumdur bakarsan derin bağ larla bağlanır acılarımız çiçekli dağ çiçekli dağ ve sessizlik büyük ağ larla çeker yolcu denilen nehri kimdir hüzün söyle söyle çiçekli dağ? |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Çökmüş Bir Kent İçin Sonnet
Şair: Hilmi Yavuz ben kimden koptumdu, akşamlar depresif, manik bir aynayla beni bağladı bana... pis bir kitap çöküntüsü: o, ben’im! kuğularla garanik -i ulyá!.. sürüngen giysileriyle iblis; alan da o’ydu, satan da... şeytanca alışveriş! bir leşi bir leş tirirken yırtk, yarım; satan o giysileri benden önce de giymiş... ben aynayla kopmuşken bana nasıl bakarım? terelelli terelella, tevellâ ve teberrâ kent leşti ve ben ona bir koku gibi süründüm; artık aşklar taşır beni, ben onlara kadavra olsam da terelelli... mecnun’dum, leyla’ya büründüm... bir kent kendi üstüne çökerken de kış; aşklar yararken aşkları, sözlerde bir yırtılış... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Çöl ve Ay
Şair: Hilmi Yavuz bir ince suydum, ezildimdi, basıldı üstüme, kaldı ayak izleri suda; bir menzilden ötekine... nasıldı gitmek? ağrdı çöl, kuytulardı, pusuda... baktılar, haramiler, çölde su'ydum; gittimdi, kumlardı, soydular beni; yedi askı, çırılçıplak, söylendi, duydum: ört ketenle Mısır'ı ve Yemen'i... iki menzil arasında bir menzil; soldu çöl ve vaha, çürüdüydü, ah rezil blue mo on! arada kaldım, beni böl, ikiye... ne diye ayrılındı, ya Ömer? sırma gövdem di çiğdem, şakk-ı kamer... bu ne tutkun gecedir, hüzünle beni, beni öl! .. |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Çöl Öyküsü
Şair: Hilmi Yavuz 'çöl' denilen o öyküyü yazmak için konuşurken sustum içimdeki türküyü... anlasın doğan gün seni: bir aşk ötekinden mi kalır? ah, şiirin altın tüyü! .. hangi yalnızlık kapatır beni var mıdır iyi bir gül, ki kovsun o yazın içindeki kötü'yü? |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Deprem
Şair: Hilmi Yavuz Sen benim kalbimin bakıcısısın Güldeki karanlık yazıdan bir mesel Sussam razı değil dile Konuşsam derin ve geleneksel Bir hüzündür Dolaşır dilden dile Ah bedenin, zakkum bedenin Bir dağyolu tadında Ve ben o yolu kalbiyle bilen Yüzün gizemdir senin, yokluk Acı sessizce yedi dildedir Sevdalar kimdedir, kandedir Ve depremler senin neren? |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Devrim
Şair: Hilmi Yavuz Bir gülün açılması devrimdir Bildiğin anladığın bir devrim Kim bilir nereye varmışlığımız Bir av sonu ağırlayan gözlerim Seni anmak öyle kolay değildir Denizler: biraz çocuk kalmışlığımız Bir gülün açılması devrimdir Bildiğin anladığın bir devrim Gecede bir bozkır kalmışlığımız Bakışları ağırlayan seslerim Sana bakmamak öyle kolay değildir Simgeler: en çocuk yanlışlığımız |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Divan Edebiyatı Beyanındadır
Şair: Hilmi Yavuz Kuş sananlar yanıldılar Bir bakıştır dedi kimi Belki de bir bakış kuşu Kimseler bilmiyor hala Güzelliği yaz iklimi Çiçek boyunca susuşu Uçardı azala azala Kaldı eski gazellerde Uçarı gözlere talimli Usulca yaklaşır sevmeye Kuş dediğin de neresi Bakışları gül resimli Bir şu âRab tezkiresi Yazılır azala azala Hilmi anladı gizini Giderdi hep hava uz re Bakış mülkünce Osmanlı İşsizliği bir elinde Öbür elinde divânı Geçmiş bir gül saatinde Okunur azala azala |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğu 1310
Şair: Hilmi Yavuz işte Solhan ve işte kocaman dağlarıyla kalaba ve gülleriyle hısım olduğumuz Palu gözleri korkunç bir deprem hem aslı, hem kerem gibi yanan suvar: İbrahim talu işte akşam ve işte Çapakçur ve Çapakçur’da akşam bir divanıharp gibi kurulur ağır giden bulut müfrezeleri hem bulanık hem firari yağmur ve bir vur emri gibi ansızın bir akar suya doğrulur Hınıs’tan kopan süvari: İbrahim talu işte can eseren koyu ve kar kar, palandöken dağlarında bir isyan bastırır gibidir işte hörmek köyleri çevrilmiş duvar bir kurt yüzüdür, ince sivrilmiş cibren ovası sanki mevzi almış gibi kar hem başıbozuk, hem seferi hörmek;ten inmiş iniş ölümü savuran süvari: İbrahim talu II Bingöl dağlarının eteklerinde kuytu meşeler vardır o kuytu meşeler ki germiş kartala kanat ya da bir avcı kolu olup tek sıra ve sanki tütüne ve bakıra bir küf gibi musallat hamiye alayları işte Dicle işte Fırat ve acı su boyları sanki yazdan kapanmış sarp ve heybetli dağ yolu yanında üç ince patika üç küçük oğlu ve sanki süvari değil de ilk kez eyer vurulmuş bir kısrak gibi tedirgin İbrahim talu kış kararlı, ova dingin İbrahim talu, sağır bir acıya dökülen tunç ve giderek daha belirgin korkunç bir kızıl çadır olup savrulan yalım işte hoyrat ve zalim ağır bir yangın bin üçyüz ondu ve sen İbrahim talu ağıtlardan bir kış solgun ve mücerret ölümü sürmeli bir tüfek gibi omzuna asmış o sürmeli tüfek ki tetiği kartal namlusu aşiret kabzası yanmış |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Bebeleri
Şair: Hilmi Yavuz doğunun bebeleri taş bebek değildir; say ki onlara cefa ince yaralı bir gömlek ve ninniler en çok akşamları zor say ki onlar ağlarken lor say ki gülerken çökelek doğunun bebeleri taş bebek değildir; yaşmaklı Siirt’i kınalı Van’ı sılayla gerdeğe girercesine geçip gurbetin çobanı ölüm, güz üşüşür yüzlerine ay, gecenin şark çıbanı doğunun bebeleri taş bebek değildir; acıyı trahom, gündüzü emek gülüyse bir gelecek için kullanır say ki anaları ova, babaları dağ ve emzikleri tüfek |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Diyalektiği
Şair: Hilmi Yavuz su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi yaprağı akarına bırakmak günün yasmağını örtünür bir tekke nefesi gibi usulca açılır toprak sesin kendini güle ve gülün kendini sessizliğe dönüştürmesi gibi kendi kendini yağmalayarak odur şafağı dönüştüren ölüme bu yağma sanki yıkık hanların bir yazından baç alınan erguvanların üzerinde bir dağ, örneğin nur hak olup geçmiştir olum hangi denizleri gezmiştir bilinir ama mutlak bir büyük hasretle kolan vurarak çıkar kalbimin önüne bir doğudur ki o. gülerken bile bozlak hep susmuş, evet, ve nasıl ki sevdayı gök ekinler gibi tırpanlıyarak yeni sevdalar üretmiş, ve susmak yeniden gök ekinler göğertmiş göğertecek de, gurbeti sılaya bağlayarak su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi yaprağı akarına bırakmak |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Geçitleri
Şair: Hilmi Yavuz çok uzun anlatmak gerekti ve biz, sadece ima ile geçtik 'yol verin sevdaya' gördük ve yol verdik acıdan kalkıp acıya varan bir yol gibi kendini göstere göstere bir cihannüma ile geçtik ve kalbimiz bize sahip çıkmadı dağdır, kızılca kopup ve done done duştu döner dağdan sonbahar hüzne geçit yok, ziganalar ve kop'tan bu dönüşleri bir sema ile geçtik ateştir eski geceler 'tut ve yan, tut ve yan kul ol, gülümüzden' sairler aksamdır, ateşgedeler ve biz kendi külümüzden bir Huda ile geçtik bir hayal olmadadır gol simdi göründü elsele gol ve giz gördük, bir kuğuya yolcu olduğu yerde kayboldu nergis ve biz, öyle ki, bu yolculuğu bir rüya ile geçtik çok uzun anlatmak gerekti ve biz, sadece ima ile geçtik |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Gurbetçileri
Şair: Hilmi Yavuz acı biziz, biziz yine bir büyük bozguna yol olduğumuz artık ne acem bahçesi ne acem mülkü ne de yaprakla örtülü havuz bir kaç gün sonbahar ile talan edilip su yıkılıp, hüzün çürüyüp ve yol sefili dağlarımızdan bir ipek uçurum diye devrilip sel gittiyse kalan kumuz biz bir talanla başladık kendimize bundan böyle acının ekmek ve tuz konaklardan geçer yolumuz olum çarktır, sevda direk uçsuz bir gurbete bağdaş kuduzumuzda ve mahsus selam diye söylenerek bir ağıda durulur mektubumuz acı biziz, biziz yine bozguna bağlıyız, yola mahkumuz |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Gurbetleri
Şair: Hilmi Yavuz akşam en güzel masaldır iyi anlatılırsa doğru olan herşeyde biraz öfke, biraz yılgınlık vardır der, bir kıssa cam incelince şarap da incelir yaşam acıdan kırmızıya ölüm hüzünden beyaza ve bir gül gelirse bu yol ayrımından gelir mutlaka ve nasılsa kendi elimizle kurduğumuz gurbetten daha zor bir sürgün yoktur yaşasak da yaşamasak da umuda ve sonbahara hüküm ki: gülün saltanat devrinden ne sevdikse bugünden ve ne kaldıysa dün ki acıyı yakuta döndürsün hüznü döndürsün elmasa akşam en güzel masaldır çünkü iyi anlatılırsa |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Kadınları
Şair: Hilmi Yavuz biz batan güne sahip çıktığımızda ay, Bitlis’te sarı tütün ya da bir akarsu imgesi gibi yiğit ve bütün bir ağıttı kadınlarımızda onlar hüznü bir çeyiz çileyi ince bir nergis ve gülerken bir dağ silsilesi taşırlar ve birer acıdan ibarettiler kayıtlarımızda kadınlar ki alınlarımızda doğuyu mavi bir nokta ve yazgıları çok uzakta bir nehir yoluna karışırlar ölümleri duvaktan beyaz ve ahlat, Erciş, adil cevaz üzerinde geçen bir kederle yarışırlar ve birer yazmadan ibarettirler sevdalarımızda biz bir yazın ayağında en küçük bir gurbeti bile içi titreyerek okuyan ve bir gülü tersinden dokuyan umutlarımızda başlığı kınadan turaç bebesi doğuştan kıraç ve bir ninniyle darılıp bir türküyle barışırlar ve birer hasretten ibarettirler mektuplarımızda |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Sevdaları -1-
Şair: Hilmi Yavuz sevda derinlerdedir, oysa Ferhat üstünü kazmada dağın kalbimin, yani o yağmur ve acıdan ocağın madenini, laciverdi ve mahmur bir ağrıyla delmede şirin ve en asılmaz, en derin bir şiirin yurt edindiği billur bir köşke girmede Leyla ve mecnuncun, yani o çölden ve ağıttan otağın önünde, bir adak gibi ölüme diz çöktürmede Leyla ve yakut, şafak ve irin ile emzirdiği bir gözün boynunu vurmada şirin sevda derinlerdedir, oysa Ferhat üstünü kazmada dağın |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Sevdaları -4
Şair: Hilmi Yavuz bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır gurbet sende pamuklarsa gece ay oradan doğar şiir acıya çullanır ilkyaz düşeli beridir giden ben değilim, yoldur dili söyleyen sevdaysa mektubum kalbime yollanır nehir kuşa batsa birden aksa tersine aksa batsa kül, batsa turna ve batsa...ve benim bir yanım ki ferhadsa bir yanım dağdır hasret, külünü vurduğum yerdir ateş, kül ile dağlanır bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Sevdaları-2-
Şair: Hilmi Yavuz ay kanar, sevda akar, bir dağ bir dağ kendini delerse sesini yangına verse o dağdır acıların külhanı ve usul uçan şahin kanadında bir çerağ ve kalbim bir sehrayın gibi kendinde yananı alıp hasrete giderse ay kanar, sevda akar, bir dağ bir dağ kendini delerse akşam ki pekmezle yanıp korkunç bir ipek humması ateşi kükreten, vahim ve kolsuz ve tecride hırkası gibi kendini kuşanıp ölüm, bir yaz kadar hain alıp başını giderse ay kanar, sevda akar, bir dağ bir dağ kendini delerse |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Sevdaları-3-
Şair: Hilmi Yavuz sen ilkyazı önce kendinde oluştur ve sonra büyüt hiç solmayanı bir dağ ki kendinden umulmayanı senin yüzünden devşirip birden ve en hoyrat, en sevecen gözlerin ağır bir suçtur ve benim kalbimi yeniden yazabilmek için el aldığım çok olmuştur eski futuvvet namelerden sen o ki dokunuşların ve acının derin bahçıvanı sevda belki bir susuştur ve kim bilir, nasıl ve nemden gelen bir türküyle duyulmayanı bir soluk güldür, ki duyurmuştur eski futuvvet namelerden sen ilkyazı önce kendinde oluştur ve sonra yürü yol olmayanı |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Son Sözü
Şair: Hilmi Yavuz bir gece Çölemerik üzerinde bakır bir bilezik gibi hilali gördü ezik çiğdemleriyle Elazığ acı dağlarıyla Ergani dersim Pülümür, horasan İbrahim talu'nun oğlunu gördüler ve bir keçe kilimi andıran elleriyle göğü bir beşik gibi sallayan Fatma’yı Zeynel’in ayali kimse bizim sevdamızı anlatamadı ne meç u zil hikayesi ne de ahdede hani yaylalar kelepçeydi asi Fırat’a en büyük mahpushane dağlardı ve Dicle, Fırat’ın helali çoktandır akşam denen sanata alışmış olmanın acısı kavuşmuş olmanın hayali ile akardı köpüğünü kanata bir gece diyarbekir'den Hozat’a ayın kızıl bir karpuz gibi çatladığını gördü bir heybenin morardığını ve ölümün bir zerdali ağacı olup köpürdüğünü Nazif ergin, müfettiş-i umumi Muğlalı paşa ve vali işte doğunun dünü, bugünü yaşamış olmanın tuzu, ekmeği ve yarını, acının düğünü gibi duyursun bizlere açsın bir yufka gibi umudu türküleri yeniden yoğursun közlesin gibi, melali |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Soruları
Şair: Hilmi Yavuz hangi umut, hangi sevda, hangi dağ ve hangi- dağ, allahu ekber dağlarıdır sevda, nazımınki ve ozan bir garip derviş işte acısı Gevaş’ta, gidi Muş’ta kendini yollarla bezemiş mendili boydan boya meneviş bir büyük akşamın külü sabrı, hasreti doğulu ve ölüm, bir kır yoksulu gibi gök ekin arıyor sanki hangi umut, hangi sevda, hangi dağ ve hangi- |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Ölümleri
Şair: Hilmi Yavuz ölüm bir aşirettir doğuda ay ışığı gülden hoyrat gölleri güzelden talandır ve asi , durak bilmez ağıtlarıyla uçsuz bucaksız turnalarını kat kat gurbete durmuş evvel baharla sevdası göçer olandır ve bu nasıl bir serencimdir satılır umudu beye hasreti bir meta gibi ve alınandır ve tuzdan, bozkırdan ninelerini bir çığlık gibi mengeneden mengeneye söküp çürüten rüzgardır türküsü ki eşkıyaya geniş ve bir kekliğe dardır ovayı çelen bakışlı ve bir fişekliğe dizilmiş gibi omzu kuş nakışlı ağaçlarıyla acıya pusu kurandır ölüm bir aşirettir doğuda |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Doğunun Şairleri
Şair: Hilmi Yavuz işte doğu, ki sen ki sanki pir sultan ile baki efendiyi sırmalı bir çiğdemde birleştirerek Rumeli kılan dize işte doğu, hilkati güzün ne zaman giydiysek o kadar hüzün ve ağır, ürkek ve beyaz bir sülüne benzeyen örtümüzün kat kat altındaki sağır bir hırka gibi ölümdür, dar gelir eğnimize işte doğu, ki orda her şey kendini yineliyor batarak orda her şey batıdan batıyor ve bir ay ışığı dahil olup gülümsememize o doğu ki daim düşen bir yaprak yahut utangaç bir yakut ile tartıla tartıla incelen sözün çıkarır nakışını gözlerimize o doğu ki simyacısıdır siyasetin katledilmiş bir gülün yahut bir çile haneye benzeyen yüzümüzün ve sevgili, gam sultanıdır orda yani doğuda, solgun bir melanetle doğan büyük boynu gecenin ve gündüzün ve şairlerdi sevda askerleridir kızıl bir kadife kadar mağrur yahut bir şayak kadar hırçın ve vakur gönlümüzün |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Endymıon
Şair: Hilmi Yavuz ben daima uçurumlar edinirim bir yerden ötekine göçerken işte sessiz saatlerde kederden türemiş bir söylen gibi göl ve bağlaşığı enymion birlikte kıvrılıp uyurlar ana-bir acıyla ayışığı... da mı birliktedirler? şimdi bu uçurum illerinden uçup göle kaçalım. kirli-olmak bizi orda bekliyor ...içimi melekler... aşklarsa bağlanmak için iyidir -ne farkeder? melekler kendiliğindendirler öyle varolurlar... belki benim terkettiğim şiirden artakalan bu bahçeyi hesperid’ler yüklenir, toplayıp yolları götürür... mü diyorsun? -daha erken!. ben daima uçurumlar edinirim bir yerden ötekine göçerken |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Eros İle Thanatos
Şair: Hilmi Yavuz sana sarı bir yaz gönderdim onu bir zaman gibi koynunda sakla önce kuytular göle çekildi ayrılık, ayrıldığın yerde değildi herkes, artık, elbette dağ’dır biraz ve sarı yaz senin perden suya gömdün yaprağın adını bir kentin hüznüne benzedin birden aşklar kimliksizleşti: süslü zamanlar! sen ki kendi kendinin özleminden sıkılırdın... sorardın: ‘olur mu, anlamak aşkları eski güllerden?’ işte bir söyleyişin solgun yüzü: artık ne bir anıdan arta kalanlar- dan söz var! ne bir şey! -boşuna!.. ölüm, olmak’tır ve bir söz kanar; yalnız yalnızlıklardır bizden olanlar! onlardı, gittiler... daha gelmeden... bense akşam oldum artık ve akşamlar, benim gövdem... |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:00. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.