![]() |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Sarı Anastas
Şair: Hilmi Yavuz En çok yanılgısı başkaydı benden Bir suya çalardı saati Gümüş köstekli bir akşam vakti Karardı solukları göğü görmeden Kraldı yaz dönüşü sürgünden Bir ceza ülkesinde davulcu Geceleri ipe bağlı bir sucu Asardı kimseleri ele vermeden Durmadan bir çocuk akıp gidiyor Sevmezken kendinde olanın Ağır kokuları ölü eşyanın Kaplardı odaları eve girmeden Adını bildiği saat değil bu Kuş seslerinden Çin laleleri Çarmıha gerilmiş çan kuleleri Düzeltir saatini vakti bilmeden |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Saatçi
Şair: Hilmi Yavuz En çok yanılgısı başkaydı benden Bir suya çalardı saati Gümüş köstekli bir aksam vakti Karardı solukları göğü görmeden Kraldı yaz dönüşü sürgünden Bir ceza ülkesinde davulcu Geceleri ipe bağlı bir sucu Asardı kimseleri ele vermeden Durmadan bir çocuk akıp gidiyor Sevmezken kendinde olanın Ağır kokuları ölü eşyanın Kaplardı odaları eve girmeden Adini bildiği saat değil bu Kus seslerinden Çin laleleri Çarmıha gerilmiş çan kuleleri Düzeltir saatini vakti bilmeden |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Perseus
Şair: Hilmi Yavuz bir gün yaprakları keşfedecekler derinin altında keşfetmek? kuşkusuz, mutlaka... -niye olmasın? bir kuğudan ötekine zeus bir zeus’dan ötekine leda geceleyin yolların birleştiği yerde gündüzler ayrılıyor şiirler... ve elvedâ yurdu gölgeler ilidir hekate’nin bakışı ağaçları geçiyor birden söylen kesiliyor, soruyor: -yıldızlar nerdedirler? yoksa kurda kuşa yem mi oldular? aşklar hangi kayaya bağlıdır? -ne bir ses, ne seda... sonra kim gelir, kim uyarır? unutma! ölümü doğurmak da var... gel, uçan yalnızlığınla beni kurtar kurtar beni bu söylenden, güzel andromeda!.. |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Orpheusa Şiirler-2
Şair: Hilmi Yavuz bekleyen isterse beklesin... beklerler... lambalar kuruyor; gül, daha tohumdayken solmaktan bıkmış; dallar, kusmuklu; bir vinç, gitgide ağırlaşan, batan sokaktan kendini kaldırmayı deniyordu... –bırakmış... ey siyah kanser! bu kenti niye kuşattın kuşlarla? daha beter- i mi var! aynalar artık sırsız olarak da gösteriyor göstereni; belki bir akrebe tırmanan duvar; yıkılan ölü sur sesleriyle dolan erguvan ve... len terani!.. dili zebani olan sen! şair, deccal, ya da neysen... artık sus, yeter! görünsen de bir, kaybolsan da, ey orpheus, ne farkeder!... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Orpheusa Şiirler-1
Şair: Hilmi Yavuz herşey kanser! bu sayrılı ve çorak kentten pis, murdar hüzünler bile kurtar- amaz olduk... çok gördüler... duygular yumrulmuş, kalpte kirler var söz’ün kanserine geldik: katı sözcükler ve taş gibi ele gelen şiirler- le donatıldı bu kent... yıkım, aşkı; çöküş, umudu imliyor şimdi; göğünse yavaş yavaş dökülüp ıssız bıraktığı sfer katı... kaskatı... artık keder bile keder vermiyor; acı, acıyı unuttu; güneşle kandili ayırdedemez olduk -kanserli saatler!.. sevinç, bulaşıcı bir sayrılık gibi tiksinç; kapılar çürüyor durdukları yerde, açmanın anlamı yok, kapamanın da... hiç... hiç... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Nereus Kızları
Şair: Hilmi Yavuz nereus kızları tıpkı toprak gibi, su gibi, güneş gibi yaşarlar. Onlarda yazın ışıkları etle deriye dönüşür’ Marqueite Yourcenar (Doğu Öyküleri’nden) aşk! o yokedici melek! dağ süzülür, -ve rüzgâr, yüzümdür benim artık beklemek sararmış, özlemek kararmıştır. yolculuklar gümüş e çürümüş bir uçurum kokmaktadırlar gölgelemek, yeşermiştir nerde nereus kızları? nerde kaldılar? -gitmişlerdir... bu kadar bozguncu ve siyah ve hep aynı güneşe hangi sevinç dayanır? hangi dilek? zeytinler, dalgın nar ağaçları küçük kır tanrıları gibi dağa tırmanır yapraklar bedense bir örnek giyinmişlerdir dağ bozumu günleri henüz gelmemiştir. ölmek, morarır; dünyada-olmak büsbütün kararır işte şimdi tam bir yerden kalkıp bir yere gitmek solgun sümbül tadındadır aşksa o yokedici melek nerededir? elimde ölüm de var, -ve dağ, gövdemdir benim artık |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Nazım Hikmet
Şair: Hilmi Yavuz hüzün ki en çok yakışandır bize belki de en çok anladığımız biz ki sessiz ve yağız bir yazın yumağını çözerek ve olumu bir kepenek gibi örtüp üstümüze ovayı köpürte köpürte akan küheylan ve günleri hoyrat bir mahmuz ya da atlastan bir çarkı felek gibi döndüre döndüre bir mahpustan bir mahpusa yollandığımız biz, ey sürgünlerin Nazımı derken tutkulu, sevecen ve yalnız gerek acının teleğinden ve gerek lacivert gergefinde gecelerin şiiri bir kus gibi örerek halkımız, gülün sesini savurup bir türkünun kekiğinden tüterken der ki, böyle yazılır sevdamız hüzün ki en çok yakışandır bize belki de en çok anladığımız |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Narkissosa Ağıt
Şair: Hilmi Yavuz biz kiminiz? hüznümüzünüz artık ve artık kendinin önünde yürü ölüme yokluk hangi deftere yazılıp unutuldu ve hangi akarsu’da bulundu? bunu bildin! sen gerçekten yalnızken bile sanki yalnızmış gibiydin! bir dili -sendin o!-soyundun ve giyindin sende ‘gül’ anlamına gelirdi her kelime buraya bir göçüğü açmaya geldin içinde elmas dolaşır ve bahçen birikmiş... ört tenine aynaları... onlarla başlamış ve onlarla bitmiş bir yaz! günlerle lekeli... ve gidiş!.. bıraktım akşamları kendi yerime Sunu gün olur da ince bezden bezince belki ayışığı... belki de keten? yer mi değiştirir ten ile beden? sonunda birşeyler giymeli imiş: aşklar bir bedesten, sen acı kumaş dokumalar dokunuyor derime biz kiminiz? hüznümüzünüz artık ve artık kendinin önünde yürü ölüme |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Mühür
Şair: Hilmi Yavuz b. necatigil’e uzun etme artık, şiirden çık acı ve düzyazıyla lanetlenmiş olmadan önceki günlerine dön hilmi yavuz sevdalar ki onları ele vermeden daha iyi nasıl anlatılabilir ve neden bir düşün hangi şiirin içinden onu yazmadan daha geçen bir turna görülmüştür? sevda sözleri! siz şimdi benim hangi tür hüzünlere ne ad verdiğimi nereden bileceksiniz? tedirgin ve kömür olmuş sesler duyarsınız ama bu birşeyi anlatmaz ki! şiir, hilmi yavuz, mühür lenir ve gömülür! |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Musa Çelebi
Şair: Hilmi Yavuz devlet solgundu güya ki yaprağın biri düşmüş de, ağaç kökünden sarsılmış gibi elmalar akikti, üzümler canfes ve ölümü bir has bahçe belleyip Musa çelebi nicedir sırmalı bir düşü yağlı bir kement gibi boynuna dolamış devlet solgundu ve halk, yakut bir atlas olarak susuşu karakalem, gülüşü miri ve ansızın sedef bir orak biçmiş gibi gülüşü, yahut ki acının kol demiri şark göğsüne vurulmuş güya ki yaprağın biri düşmüş de, ağaç kökünden sarsılmış gibi |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Mevtane Haydar
Şair: Hilmi Yavuz güneş de batarken sararır acılar kaldıysa dünden bugüne elbet sorulacak bir hesap vardır ve hüznü bir kirmen gibi eğirip yükleyip türküleri tuza ve yüne ve ilkyazı bir garibe efsane diye söyleyenler, yaşatanlardır ölüm, uysal bir mesnevi gibi aktı gider, döne ve gel zaman, git zamandır söz yanar, cönk üşür, yaz morarır saçları çil kuşu, sesi nar tane ve ürkek bir kilim gibi seğirip ve nasılsa bir gülü edip bahane gözleri mahzenidir, karaca olandır güneş de batarken sararır ölüm uysal bir mesnevi gibi aktı gider, döne döne |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Mevlana İle Şems
Şair: Hilmi Yavuz aşklardır benim bildiğim ben oluş’um sen değişim hangi kitaptan geldiğin bilinmez; ama sen yine de gel, yine gel de bir gülü sağalt o rose thou art sick ve anlaşılmak her zaman gizlidir hep ayrı nedende ah, aşktır o, bazen ir tende ölür bazen de bedende. görüş’üm bir yaprak, biliş’im bir dal ve gonca gül olur kimliğim göğüyse benim belleğim belledin... uçan güneşler orda ve orda, şems-i perende birliğim dokunulmaz dirliğim neyse o, hem gidende var biraz ve hem de dönende!.. Aşk’la biz, ikimiz, var’la yok gibiyiz ah giderek ne kadar az kendimiziniz çünkü sende bir yaz olarak devam ederiz sense bir yaz olarak bedende... söylen’din söylenmesen de... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Loş Sandık Odaları İçin Sonnet
Şair: Hilmi Yavuz loş sandık odaları neden çekerdi beni? çok müphem bir loş sandık odaları neden çekerdi beni? çok müphem bir sadakor: kendi kendine saklı bir aysar ürpertisi... geleni ve gideni olmayan bir oda bu! belki biraz yasaklı; kimbilir hangi eşya, sandıkta, ölüm kakma; aynalar açılırken, lavantalar ve ürkü! Dışardan seslenilir: ‘sakın açık bırakma!..’ Kapatırdım; âh, o mahcup gelinliği ve kürkü... Bohçalar hep üstüste, simle beyaz, tel duvak; Beklerdim, parmaklarım değsin... ona dokunmak Aşklara dokunmaktı... ten ve jorjet bir temas; Bulanıyor ve atlas... âh, serseri sığınak!.. Onlar yaz gibidirler; yaz’dır, ser serin yatak; Loş sandık odaları ıslak, derin ve batak... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Lethe
Şair: Hilmi Yavuz şiir, şiirin kurdudur işte zümrüt ve sürüngen bir dize gidiyor;-gidişi öteki şiire doğru’dur şiirdir seni saran sur kalbim, usul bir düden ve sanki bir büyüden artakalandı ve aktıydı yazları söylete söylete lethe! yeşil bellek! sen de unuttundu yurdunu ve birdenbire kendi suyunu terk eden bir ırmak gibi aktındı şiirden şiire |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kharybdis İle Skylla
Şair: Hilmi Yavuz ölümle yeşil arasında ne var? bir mağara durur ve ötekini dinler, mağrur bir çocuk sığınmıştır dağa at biner gibi biniyor tadılan bir şey midir akşam bir sözün bulutunda bir uçurumun yasında? ölümle yeşil arasında hep onlar var! terkideki çocukta bir dağ, bir daha ötekinin yerini alıyor çoktan terkedildi bir bahara ebruli sözler: teyze, hala bir ev yılanının saçlarında bir büyünün kokusunda ölümle yeşil arasında kimler onlar? anne, baba daha sağlar, dağlar ne yapıyor diye dışarı uzandı biri bir yalnızlık ötekine karıştı baba ıssız, anne tenha bir kentin yaprağında bir nehrin yarasında çocuğuysa işte öylece andım ölümle yeşil arasındandım yollar da oralıdırlar |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Lavinia İçin Sonnet
Şair: Hilmi Yavuz sana da yas yaraştığı söylenir,öyle değil!.. birden bir dal kırılır,hani düşer ya suya, sen o akarsusun...akma!..kendine eğil, orda gördüğün dalı,ey solgun lavinia, sanki tanır gibisin...belki eski yerinden göçmüş bir yaz sözünde unutulan zakkumu usulca büyüttündü,akarak ta derinden; anımsa,öpüşlerdeki taşı,çakılı,kumu... nerde bir yaz olduysa o dalı taşır şimdi; ah!al götür,al götür...bırakma bir kuytuda; sen onu bıraktıkça ona yaraşırım şimdi yas...ansızın köpüklerle sevişen bir duyguda... kırık...o yaz aynalarda durulsun diye güya sana yas değil elbet,yaz yaraşır lavinia... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Las Maninas İçin Sonnet
Şair: Hilmi Yavuz aynalar las meninas, örtün onları, örtün! örtün ki görünmesin ayna içinde ayna... hangisinde eksiğiz ve hangisinde bütün? bir ayna kendini gizliyor gibi, güyâ, parçalanıp sırlarıyla bana döner, gülümser; ve aynalar, bana katlanırken, iyimser; ev içleri dışarda aynadaki kralın; her biri bir başka yerde yolculukların... gidebilsin diyedir aynalardan da biraz; çıktığı yer aynalar, vardığı yerse sır’ı: bildiği herşeyleri söylese de aykırı; kim kimle yer değişir? aynalar? las meninas? biz Aşk’ız... –kendimize! ve o aynaydı bunca bencil! sadece kendini gösteriyor... –bakınca!.. SİTE |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Labirent Sonnet
Şair: Hilmi Yavuz sen hüzünlesin belki, belki hüzünlerlesin; ben, her zaman kendine yarılan bir uçurum; bir öğle sonrasıdır, kimse yok, kendi sesin sana âşinâ gelir: ‘bir yerden tanıyorum! ..’ kim nereden bilecek o sesi, yaz gününde? yaz, bir düğüm demektir, bu yüzden durup durup sen dâimâ yazları, onları çözdüğünde bir yumak olur aşklar... sanki hemen bulunup da yiten labirente, gene ona yolculuk etmeye geliyorsun... akşamları frengi- li o resimdeki (hangi resim?) o soluk ve çok tuhaf kadına... Ariadne, kahverengi... âh, elbette ölüme endeksleniyor bu kent; hem aynayla doluyum hem de bomboş labirent... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kış Medıtatıonları
Şair: Hilmi Yavuz Ürkek ayak sesiyle kış Geyikler çizen sesimdir Her kelime bir resimdir Sanki bakmaya asılmış Beyaz deriz ama neden Duyduğumuz karlı tarla Görüntü çeken atlarla Aşılmaz yollar kapanmış Kuşlarımı koymak için Bir gök resmi bulamadım İlkel bir dil benim adım Onunla gül çizmek varmış |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kün
Şair: Hilmi Yavuz hem acıyım hem acının yalvacıyım ben git! benden yollara doğru yollar sana dönmeden git! düş sözleri ol kün bir yerde çözül, okunsun genç belirtiler: altın yün kuş yığınları söz değildi gördüğün, neyse o ol kün ve seviştir seviştirebilirsen iki hüznü sözler buluta girmeden sen sen ol kün akşamın yakarısı ve sevdanın anlamını değiştir hem tarla hem gelincik olanla daha dün yazdan kalan neyse o ol kün ve üleştir üleştirebilirsen kuşlar seninle bitmeden hem acıyım hem acının yalvacıyım ben git benden yollara doğru yollar bana dönmeden |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Küller ve Zaman
Şair: Hilmi Yavuz Zaman, dilsiz çocuk, Zaman... bana neler söylemek istedin? sözcüklere yağan kar'dın izini yitirdim bakışlarda bir külün içinden okuyuşlarda kar'dın, kendini küredin Zaman, dilsiz çocuk, Zaman... ince aşklarla yırtılan sendin, yollarla erguvan sunulmuş lanetli kışlardan aldığım belirsiz dokunuşlardan kopan tenini dinledin Zaman, dilsiz çocuk, Zaman... sözcüklerin ardında duran melektin, kendini okuyan Söz'ün geldiği durumu yaprak ve külden olduğumu belki onlarda söyledin Zaman, dilsiz çocuk, Zaman... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kurma
Şair: Hilmi Yavuz Döner kapılardan girip çıkardı Tıka basa kuşla dolu bir adam Ha dese ölümsüz olacakken tam Tezgah kurup kuşbazlığı yeğledi Yemeyip içmeyip cimri kerata Habere bir açlığı biriktiriyor Gün aşırı gömlekler diktiriyor Almaz oldu nişanları ceketi Ya iğreti ya bayramlık bilinmez Yüzünü herkeslerden gizledi Mermer anıtlara hayranlığından Ağzı acık bankaları gözledi Zarif duyarlıklar mi, o eskidendi Kuşbazlığın envâını denedi Metelik etmezken aptallığının Simdi yükseliyor hisse senedi |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kuduz Sonnet
Şair: Hilmi Yavuz bir gül üremekte... bizi kuşatır mutlak; o kocaman ağzıyla, giderek korkunç, kuduz! dikenli pençesiyle ve dili çatal yaparak, saldırdı saldıracak... korkuyla besleniyoruz... bir eyerde (kent mi bu?) gidiyoruz, eğreti! atlara benziyoruz, ürkmüş, kaçışan, sürü! hüznümüz bile bizim çürümüş insan eti; semirirken bir aşkın dışkısıyla öbürü; kuduz gül! büyürsün aynanın terkisinde; ölürsün artık burda, kokuşarak bu kenti; ne geldiyse gizemli, o gülün ertesinde; herhangi bir sokağa döndürdü labirenti... ‘kendi_için_kanser’in balını ören arı; yüzüme bulaşıyor o gülün salyaları... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kronos
Şair: Hilmi Yavuz ah, ağaçların dağıldığı yer! bir kadın durur, -ve kendi hüznünü bekler aşklar toplanır, günler derlenir, beklenen sözler söylenir, biter... ağaçlar, unutmaktır; bellekse, yapraklardır, -ki ağır ağır ve birer birer bir Zaman gibi... sevmek, anlaşılır; anlamak, her zaman bir mevsimdir bir gül, donanmış ve kanser duruyor yok-olan bağçemde... günlerin ne kadar ezilmiş! belki bir yaz, tenha yol, bir sesleniş... ve hangi sessizliğe çıkar bilinmez bir kuş, nedensiz bir duygudur: ‘sanki şeniz bu düğünde...’ bir Zaman gibi... ah, işte soluyor, herşey, anılar, gölgelerdir, bir kumaş... nedense hep bulutlara bağlaşık, seninle arkadaş, vuruyor... yavaş yavaş ezilen suya varolmak bu güya, oysa yalnızlık bir Zaman gibi... ah, ağaçların dağıldığı yer! |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Koç Salih
Şair: Hilmi Yavuz ey can huması, bize bu ruzigardan bir sayfa okur musun? sen umuda bak ve onu güzel eyle ey tanyerini kızıl bir harmaniyeyse boydan boya örten uzun bedevi bize altın lengerlerde ölümsün sonra bir dudağı yerde ve bir dudağı gökte bir devi sanki sen doğurmuşsun gibi acıyan memelerle bizi emzir gün döner, ay ırılır, ey can huması bize bu ruzigardan bir sayfa okur musun? şimdi gök, suskun develerle ve mahzun ağır konup kalkan kervandır çölü, yeni doğmuş bir bebek gibi koynunda uyutup bir lalenin perçemini keserek okşa onu, ey can huması ve öp ve onu kanayan geceyle uyandır ölümün bir toy gibi kurulduğunu hiç görmemişiz hayli zamandır |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kimlik Sonnetsi
Şair: Hilmi Yavuz ben aynada büyüdüm, aynalar ise bende: acıları gezerken, sözlerimizle ikiz: birlikte olduğumuz, ah, o ürkünç bedende bakarken kendimize, sevişen günlerimiz birer görünüp dibe çöker...ah, kısır bir yolculuk bizimki... hani durak, yol nemde? hangimiz ötekine giz oluruz ya da sır? ayna tende dağılır, ten aynada yiter de fırtına saatlerde aşklardaki ince kum üstüme yığılırken, aksamları kederle -ve sanki sevişirmiş gibi ikindilerle, o dökülüp düşerse kırılan ben olurum... kimliğim oldu benim, çoktan geçtim adımdan, ah, başka bir şey değilim aynalarımdan... |
Cevap: Hilmi Yavuz Şiirleri
Kilit
Şair: Hilmi Yavuz herşeyin kilide, bir kilide dönüştüğü günlerde; herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde; kilitle beni, ey eşya bakışlı sevgilim! eski bir ceviz sandık gibi bırakıldığı yerde ölü bir şairin, taflanların arasında öylece duruyor olması ve kimsenin ona yüz vermemesi gibi anma gününde... Kitab'ımı Yalnızlığa indirdiğim günlerde; Aşkların bile ben geçerken eğildiği günlerde; nehirlerin bir testiye sıkışıp kaldığı günlerde; doğur cübbeni cüneyd; cübbeni doğur; beni kilitle cüneyd; beni kilitle... parmak uçlarıyla bir taflanı ufalayan şair; elinde ulu bir ağaçla oynayan şair; kendini doğum günü gibi hissediyor bu kentin, ölü doğmuş bu kentin doğum günü gibi hissediyor anma gününde... bırakın hissetsin, beni kilitle! je suis un vieux boudoir plein de roses fanées çekmeceler açık dursun, çekmecedeki solgun gülleri kilitle! ve sandığı sulara bırak, bırak aksın o sandık; onu var eden ulu ceviz ağacına doğru aksın, herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde... kilitle, şiirin içindeki derin yaraya kilitle... |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:39. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.