![]() |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Bodrum Katı
Şair: Nurullah Genç Ne bayram misafiri, ne düğün gölgesiyim Şu koskoca alemde yalnızlığın sesiyim Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta Pencereden bakarken gördüğüm tek şey: Hüzün Farkedemedim hala endamını gündüzün Bir yığın eski hayal duruyor tabağımda Eski günlerin tadı sızlıyor damağımda Gönlümün mahzenine çekildim; biçareyim Sevgiyi de, aşkı da unuttum; avareyim Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Canfezam
Şair: Nurullah Genç bir darbımeseldir canfêzam bakışların vurur beni uzanırım da kadife saçaklarına rüzgâr durdurur beni şehrinde kaybolmuşum uzatmalı kirpiklerinin en leylâk kokuşunla, en şahin uçuşunla o körpe, o İstanbul endâmın kavurur beni bu bir cefâ derbendi, kahır istilâsıdır ellerin ufalar, tenhâlara savurur beni şenliğinde aykırı yürüyüşlerin eziyorsun göklerini yine de ufuklarda bekletiyor gurur beni bu hicran değişmeyen kaderimdir, umarım biliyorum canfezâm, vuslat unutturur beni |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Derindesin Rüya Kadar Derinde
Şair: Nurullah Genç seni bir kilimin nakışlarında devlerin şimşekli bakışlarında kanı sevgi olan hatıraların göklere uzayan yokuşlarında bulamaz ayağı prangalılar yayını terkederken kırılan bir ok gibi doğarken ölen bir çocuk gibi çekingen çeşmelerin suyunda eriyen güz yorgun patikalarda sevda arayan öksüz bulamaz izlerini tilkiler kurt ininde yağmur hala murada ermedi teninde mağrur bir kıvılcım görünce seni başın alıp gitmiş karanlıklara mehtabı beklemiş seneler boyu yüreğinde duymuş hep o korkuyu ardına bakınca gamlı bir akşam duymuş tenhalarında çalan şarkıyı ceviz sandık bomboş ; kapılar kırık senden artakalan mor bir hıçkırık okunmamış esrarlı bir öykünün memnu satırları gibidir yüzün vuslatın eflatun gecelerinde uykusunu kaçırmışsın gündüzün oysa ne yerdesin , ne gökyüzünde derindesin rüya kadar derinde |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Diken Diken
Şair: Nurullah Genç zembilcide büyüyen, dal üstünde uyuyan gülmek sende gül olur, sen bende diken diken elmas beşik içinde kundağını öptüğüm sevmek tende gül olur, ten bende diken diken inci döker gözlerin asil kirpiklerinden umut kanda gül olur, kan bende diken diken kezzap akıtsan bile filizlenir yüreğim ölüm canda gül olur, can bende diken diken maverayı bulunca kapında süvariler kılıç kında gül olur, kın bende diken diken kafdağından öteye gidenler birgün döner hasret handa gül olur, han bende diken diken hasadı diriliştir tarlasında sevginin buğday unda gül olur, un bende diken diken acıların birikir, birikir de içimde her şey bende gül olur, ben bende diken diken |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Dinlediği Şarkıya
Şair: Nurullah Genç gözlerinin renginden almışsa ahengini ruhum nasıl unutur gözlerinin rengini uzaktan bakıyorun O'na hep yeşil yeşil bu vehimli muamma parlıyor ışıl ışıl yanıyor nağmelerin bedevî kanatları şahlandı obamızın doludizgin atları bir kum saatindeyim, yine tuttu kan beni çile bülbülüm çile feryadıyla ân beni binlerce ok ağlıyor kırdığımız yay için yıldızlar dökülüyor tutulan her ay için bu kuzgun vadisinde yanelim korkuları Dede'den dinleyelim en güzel şarkıları musıkî bahçesidir tende lisan-ı fıtrî asîl bahçıvanıdır o hanede, o Itrî endamını tasvire gücü yetmez tarifin kuşları uçuşuyor gökte Hacı Arif'in kumlara gömülmeden kervan, gönül çağında telâfisi imkânsız nağmeler tuzağında akmasın yüzümüze kötürümler pınarı devirdik, o devrilmez zannedilen çınarı yeşil yeşil bakamaz, kırmızıdır gözlerim öteye varsam bile, O'nu yine özlerim dinlediği şarkılar, arayıp bulun beni gülümün gözlerinde şehzâde kılın beni |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Ey Sarı Gök Bulutu
Şair: Nurullah Genç dön kendine, gözlerimi yüzünde vur kendini kimsesiz yollara ömrünün ey sarı gök bulutu, ey ızdırap gülşeni zaman definesini taşı dağarcığında yoksa aşkı bir belalı vadiye çekersin eline geçince ruhun dizginlerini umudunu imkansız çöllere taşır ölüm kumların dehşetine salar gezginlerini efsunlu bir vahanın bağrına düşer ölüm eteği neden yaslı keremsiz kalan dağın hangi rüzgar kuruttu duygular tarlasını ey sarı gök bulutu, ey ızdırap gülşeni dokundur ellerini şiirin alevine yoksa aşk, bir köşede ansızın yakar seni dön kendine, anlarsın; yıllar boyu çaresiz olmak ne kadar acı karanlık bir kuyuda birer birer kapanır güneşin perdeleri kaybedersin bir daha dönmemek üzere geri riyakar neş’eyi de, budala uykuyu da |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Gelmedin
Şair: Nurullah Genç gelmedin son hayal de yanıp yanıp kül oldu bu deruni kavgada kırılan gönül oldu şimdi menziller elem,yürek duman,sine çak devleri mahkum eden hayatım şimdi helak gelmedin yıldırımlar düştü hülyalarıma nasıl kıydın be zalim masum rüyalarıma sana doğru her adım neden hep ölüm sunar seni her andığımda renk solar,desen yanar hangi rüzgar sabırla böyle koşar ardından hangi el nakış nakış gergef dokur ardından susarsam anlatır mı seni göklere tarih bensiz olur mu sabah güler mi kara talih gelmedin koptu zincir parçalandı anılar sardı bütün ruhumu tükenmeyen ağrılar kalbimin pembe köşkü harab oldu gelmedin bahçesinde açan gül turab oldu gelmedin bil ki kıyamet kopsa bu ateş sönmeyecek heyhat!şair mehtaba bir daha dönmeyecek |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Giderim
Şair: Nurullah Genç İçimde bir acı fırtına kopar Bulutlarda şimşek çakar giderim Bitmeyen arzular yolumu kapar Çılgın bir sel gibi yıkar giderim Anlarım eşitten farkını farkın Yıllar süren ömrü biter merakın Keder uzak olur; mutluluk yakın Yorgun kafesimden çıkar giderim O an, zaman durur, mekan silinir Sonsuzluğa doğru nefes alınır Ruhum bir damla su, göğe salınır Süzüle süzüle akar giderim Çile denizinin görünür dibi Alır beni yüreğimin sahibi Geceyi süsleyen yıldızlar gibi Ben de, bir meş'ale yakar giderim Birgün utku için, hicran yerine Dalmak için hülya bahçelerine Dostların ıslanmış çehrelerine Son defa, hasretle bakar giderim |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Gül ( Yine Hüzün)
Şair: Nurullah Genç bitir bu işkenceyi , sende artık bana gül dokundurma elini pıhtılaşan kana gül bahçe boş ;çeşme kuru ; nerde bostancıbaşı gelde feryâd ü figân etme bu hüsrâna gül yıllarca yatağında uyudum semenderin çakallar yuvalandı bizim olan hana gül unuttum gökkuşağı altındaki resmini nice bühtan ettiler eski bir sultana gül kâinat oluk oluk boşalırken içimden yağmur damlası bile olamadım sana gül uzandığım her hayal tutuşturdu ömrümü her yangınla yeni bir yangın düştü cana gül ya öldür , yarasalar okşasın cesedimi ya da terkedip gitme beni bu isyâna gül dinle ki , en ölümcül şarkımı söylüyorum darağacı kurdular döndüğüm her yana gül nasıl sevişiyorsun kırkayakla , çıyanla hani boyun bükmüştün ebedî fermana gül meğer bir yanılgının zinciriymiş umudum güvenimi yitirdim şimdi her dermana gül. |
Cevap: Nurullah Genç Şiirleri
Güldeste/ Sonsuzluk
Şair: Nurullah Genç gül zindanı yapsalar vardığım her durağı bana bir gül delisi deseler de her akşam seninle ışık oldum, yakın ettim ırağı benimdir gözlerinden aldığım bu ihtişam şimdi bütün çiçekler nakkaşımdır bu yerde yapraklarından sızan gözyaşımdır bu yerde turuncuydu yüreğim, benekleri kırmızı yeşildi bir Hüma-yı Ata'nın şakağında ateşin bir baharı taşıyan ince sızı cemşide rakib oldu güllerin yaprağında 'hu' çekiyor içimde Mevlana bir semazen lalede imreniyor dertli Hallac'a bazen tutundum bir zamanlar Gencine-i Cemal'e meğer dibacesiymiş sonsuzluk ülkesinin gördüysem yapayalnız nerede bir ters lale yandı titreşimleri uğuldayan sesinin şafağında büyüyen zambak soldu aniden tanyeri 'gül gül' diye güneş oldu yeniden Levni'yi kollarına alır taze bir bahar bir Tac-ı Kayser gibi sokulur sinesine onuruna Çırağan kurduğumuz aynalar düşer yüzyıllar boyu en karanlık ye'sine her hassa, bir merili bahçesine vurulur her sultanın tahtına bir prenses kurulur bana, ne Dürr-i Yekta, ne Semen Sima gerek senden kalan her harfin içinde binlerce bağ bağına girmek için küçük bir ima gerek seninle güle döner derin vadi, yüce dağ bu sevda ılgıt ılgıt çoğaldıkça bedende Çiçekçiler Başbuğu olurum belki ben de dikendi, serfiraza döndü kapında ruhum büyüdükçe çiçeğim, yapraklarım kısaldı senden önce ardında 'ah' edip avunduğum meğer bir malihulya, çaresiz bir masaldı ölümsüz vuslatına erdim Bağ-ı Safa'nın nağmeleri duyulmaz oldu Gülfer Kalfa'nın dantelası çiğdemli yastıklar küf kokuyor yenilgiler devrinde tarümar oldu bostan göçenler mor kokulu hüzünler bırakıyor servilerin dalları yine kırıldı yastan bu gönül mevsiminden gitti uzağa giden atmak gerek toprağa tohumları yeniden kapında pusat koyup gül alan sipahiler seccadesi sularda bir dervişe dönüşür tahammülü kuşanır, el açıp Me'va diler goncanın kirpiğinde nilüferle görüşür bir ömür yalnızlığı alsa da kollarına gittiği her ülkede gül düşer yollarına gözüme gül dumanı çöktü yine bu akşam baktığım her noktada yalnız senin güllerin içimde gül pınarı aktı yine bu akşam irinli dertlerime şifa oldu ellerin Mecnun ile Leyla'nın buluştuğu yerdeyim bu gül yolculuğunda şimdi son seferdeyim yanakları gül oya, parmakları gül dalı kızlar, delikanlılar baştanbaşa gül oldu ayrılık gül tohumu, şiir güle sevdalı şair ki, feryadından yana yana kül oldu onun çemenzarıdır köşelerde hıçkıran nerde bir bulut varsa, gülsuyudur fışkıran gül sesleri geliyor; her yer dua ve niyaz açtı gök kapısını yerde çiğ taneleri adımları parıltı, alınları bembeyaz dağılıyor evrene gülün mestaneleri sen ki, en büyük GÜL'sün, en çok gülü seversin söyle bahçıvanına, bir gül de bana versin Ulu Tanrı adıyla aldığım her nefeste senin için gül açar, kuş olup göğe uçar sen ey bahar elçisi, sen ey kutlu güldeste senin için cansızlar bile canından geçer gölgeler şehrinde gül, kimseye kalmayacak öteler şehrinde gül, bir daha solmayacak |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:28. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.