‘Yönelimsellik’ Teriminin Gelişimi
Yönelimsellik, bir zihin durumunun bir şey hakkında oluşunu, bir şeyi konu etmesini, bir şeyi tasarlamasını karşılamak üzerine kullanılan terimdir. Terimin İngilizcesi olan ‘intentionality’ Latince ‘intentio’ sözcüğünden türetilmiştir. ‘Intentio’ düz anlamıyla germe ya da gerilim demektir. Zamanla ‘intentio’ Skolastik felsefede kavram ya da kavrayış anlamlarında kullanılan bir terime dönüşmüştür.
Yönelimselliğe yaygın kullanımını kazandıran ize Franz Brentano (1838-1917) olmuştur. Her ne kadar Brentano, yönelimsellik yerine, “yönelimsel içsel varoluş”u (Intentionale Inexistenz) kullanmış olsa da yaptığı çalışmalar sonrasında zihinsel olanın temelini nitelemek için ‘yönelimsellik’ teriminin kullanılması benimsenmiştir. Brentano şöyle demektedir:
“Her zihinsel durum, Orta Çağ skolastiklerin gönderme yaptığı üzere zihnin yönelimsel içsel varoluşuyla nitelenir ve bir içerikle bağıntı, bir nesneye yönelme ve içkin nesnellik olarak adlandırılır. Her zihinsel durum kendi içinde bir şeyi nesne olarak içerir. Bir tasarımda, bir şey tasarlanmıştır, bir yargıda bir şey onaylanmış ya da onaylanmamıştır, sevgide bir şey sevilir, nefrette bir şeyden nefret edilir vb.” (Franz Brentano, Psychology from an Empirical Standpoint, 1874, s. 88)Burada Brentano2 her zihinsel durumda yönelimsellik sergilendiğini belirtir. Bu savı yalnızca ve tüm zihinsel durumlar yönelimsellik taşır biçiminde de ortaya koyabiliriz. Bir şey zihinsel ise yönelimseldir ve yönelimsel ise zihinseldir.
Yönelimselliğin Felsefi Önemi
Zihin bütünlüğü nasıl sağlanır? Zihin durumlarında söz gelimi acı çekme ile bir sanı taşıma arasında ortak yan nedir? İşte yönelimselliğin önemli yanlarından biri zihnin söz konusu yönleriyle ilgili getirdiği açıklamalardır. Tüm zihin durumları yönelimseldir. Eş deyişle her zihin durumunda söz konusu olan bir şeyin bilincidir.
Yönelimsellikle ilgili önemli bir sorun, var oluşu bulunmayan bir şeyin nasıl düşünülebildiğinin açıklanmasıdır. Şu üç yargı üzerinden konuyu açımlamaya çalışalım.
a. Yönelimsel durumlar, düşünülen şeyler ile düşünenler arasında bağıntılardır.Her üç yargı aynı anda doğru olmayacağına göre hangisini benimsemeliyiz?
b. Bağıntılı olduklarının varoluşunu gerektiren bağıntılardır.
c. Yönelimsel durumlar, var olmayan şeyler hakkında olabilir.
Kimilerine göre A hakkında uzlaşma sağlanamaz. Bu bakımdan yönelimsellik temelde bağıntısaldır. Bu görüşü Russell bilgiye ilişkin ünlü bölümlemesi olan betimleme yoluyla bilme ile tanışıklık yoluyla bilmede kullanır. Russell açısından duyu verileriyle bağıntımız tanışıklık yoluyla bilmedir oysa özelliklerden söz edildiğinde betimleme yoluyla bilgiyi kullanırız.
Öte yandan şeyler hakkında bağıntılar yoluyla açıklanamayan pek çok düşünüş bulunur. Bu tür düşünüşler ne özelliklere ilişkin bağıntılar ne de var olan nesneler arasındaki bağıntılar hakkındadır. Şu iki durumu göz önünde tutalım:
- Kurgu durumu: Hakkında konuştuğumuzun var olmadığını nereden biliyoruz?
- Hata durumu: Nasıl oluyor da var olmadığı durumda bir şeyin var olduğunu yanlışlıkla düşünebiliyoruz?








Hybrid-Şeklinde