Forum Düzeni
Üye Günlüğü
Üyelerimizin kişisel sayfaları olarak da kullanabilecekleri, günlük tutabilecekleri ve hoşuna giden resim, yazı, video paylaşımlarında bulunabilecekleri bölüm.
Kullanıcı Etiket Listesi

Like Tree97Beğeni(ler)

Seçenekler
Seçenekler
Stil
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute

Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı

06 Temmuz 2019
Tarihin İlk Suikast Örgütü Haşhaşilerin Lideri Hasan Sabbah Kimdir?
Tarihin ilk terör örgütlerinden Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah'ın hikayesi.


hakkında güvenilir bilgilere ulaşmanın neredeyse imkansız olduğu biridir hasan sabbah
bunda etkili olan da şüphesiz moğollar tarafından ele geçirilen alamut'un ve kütüphanesinin yakılmasıdır; ancak hülagü han alamut kütüphanesindeki kitapların incelenmesini ve din dışı, aykırı bütün eserlerin yakılmasını emrederken alamut kütüphanesinde yanmaktan kurtarılmış olduğu kesin sadece bir eser vardır. bir hasan sabbah biyografisi. bu biyografinin sonra başına neler geldiği bilinmese de tarihçi cüveyni hasan sabbah ve haşhaşiler hakkındaki yazılarında bu eserden yararlanmıştır. dolayısıyla hasan sabbah hakkında söylenebilecek en doğru ve kesin bilgilere cüveyni'nin bize onun hakkında aktardıklarıyla ulaşabiliriz.


biyografide yazılanlara göre tabii ki şu popüler üç arkadaş hikayesi tamamen bir masaldır
bu hikayeden bahsedilmez bile. zaten nizamülmülk'ün ömer hayyam ve hasan sabbah'tan yaşça çok büyük olması bunu imkansız kılar. ayrıca yaşları birbirine yakın bile olsa nizamülmülk gibi sünni olan birinin hasan sabbah gibi şii aileden gelmiş biriyle aynı hocadan ders alıyor olması biraz mantıksızdır. biyografiden bağımsız olarak bu konuda benim düşüncem, ömer hayyam ve hasan sabbah'ın çocukluktan arkadaş olma ihtimalleri yüksektir.


bu olasılık bir yana cüveyni bize hasan sabbah'ın bir şekilde, yüksek olasılıkla nizamülmülk'ün yardımıyla, saraya girdiğini söyler
buna göre semerkant adlı romanda anlatılan hikaye gerçeğe biraz daha yakın olmakla beraber hasan sabbah'ın saraydan ne şekilde uzaklaştırıldığı konusunda iki farklı görüş vardır. hasan sabbah yetenekleriyle melikşah'ı etkilemiş ve nizamülmülk'ü makamından uzaklaştırmak istemiştir; ancak bu başarısız olmuş ve nizam tarafından ona bir oyun oynanarak idamı istenmiştir. bu noktada tabii ki ömer hayyam devreye girmiş ve idamı sürgüne çevirmiştir. diğerine göreyse hasan sabbah hızlı bir ilerleme kaydetmiş ve bu durum nizamülmülk'te onun makamından edileceği düşüncesiyle korkmasına sebep omuş ve hasan sabbah'ı saraydan ayrılmaya zorlamıştır. kesin olarak denilebilir ki, nizamülmülk'ü hasan sabbah'ın gözünde amansız bir düşman haline getiren olayın yaşandığı doğrudur.


cüveyni'ye göre hasan sabbah, 1053 ya da 1054 yılında kum'da dünyaya gelmiştir
daha sonra rey'e taşınmışlardır; ancak rey'e daha küçük yaşlardayken mi, yoksa hasan sabbah ismaili öğretisi etkisi altında kalınca babasının oğlunun aykırı fikirlerinin hepsi birer koyu şii olan kumlularca fark edilmesinden korktuğu için mi taşındıkları kesin değildir. hasan sabbah 7 yaşından itibaren okumaya çok meraklı bir çocuktur. uzun süre eğitimi kültürlü bir adam olan babası tarafından sağlanmıştır. 17 yaşına geldiğinde emir darrab isimli bir ismaili daisiyle karşılaşır ve hasan bu dainin etkisine çok çabuk girer ve dai onun inançlarını sarsmayı başarır; ancak hasan sabbah bu olay yaşandıktan hemen sonra ismaili inancına girmez. ciddi bir hastalık geçirdikten sonra ismaili inancına girer. bu olay da 1071 senesine denk gelir. saraya girip sonra ayrılmaya zorlandığı dönem 1073-1075 arasında gerçekleşir. saraydan ayrılmaya zorlanmasından sonra iki yıl kadar ısfahan'da re’îs ebü’l-fadl’ın yanında kalır ve ismaili inancını öğrenerek geçirir. ve orada hocasına şu meşhur lafını söyler: ''sadece güvenilir iki dosta sahip olsaydım, bu hükümdarlığı yıkardım''

bu lafı üzerine tabii ki hocası hasan'ın deli olduğunu zanneder ve onu tedavi edecek ilaçlar yapmaya başlar, bu durumdan rahatsız olan hasan da bunu fırsat bilerek tam olarak 1078 yılında mısır'a gider. ismaili inancı dolayısıyla mısır'da çok iyi karşılanır hasan. halifeler, önemli kişiler ona hediyeler sunarlar; ancak bu durumun bazı kişileri kıskandırdığı ve mısır'ı terk etmeye zorlandığı söylenir (adamın lanetli bir kaderi var) haşhaşin örgütünü kurmaktaki asıl nedeninin tam olarak ne olduğu ve ne zaman buna karar verdiği asla bilinememiştir. hocası re’îs ebü’l-fadl’ı çok korkutan o sözü söylediğinde muhtemelen aklında bir şeyler vardı ve bu nedenlerle hasan sabbah 1080 yılında iran'da tekrar görünür ve tüm ülkeyi dolaşarak inancını yaymaya başlar, birçok taraftar toplar.

1090 yılında alamut kalesi'ni ele geçirir. nasıl ele geçirdiği hakkında kesin bir bilgi yoktur. bazıları alamut'un dağlık bir yer olduğunu ve hiçbir kalenin olmadığını bunu hasan sabbah'ın sonradan inşa ettrdiğini söylese de daha güvenilir kaynaklar önceden alamut'ta kalenin inşa edilmiş olduğunu söyler.


bazı tarihçiler ilginç bir not düşmüşlerdir, âluhâmût (alamut) kelimesindeki harflerin arapça'daki sayısal karşılıkları toplandığında bunun 483 etmesi, yani miladi takvime göre hasan sabbah'ın alamut'u aldığı 1090 yılına denk düşmesidir.

hasan sabbah'ın ölene kadar alamut'tan, hatta küçük kalesinden hiç çıkmadığı rivayet edilse de çok gerçekçi değildir. sonuçta birkaç kez kuşatılma tehlikesine maruz kalmış bir kale içinde hasan sabbah'ın rahat bir şekilde yaşaması mantıksız olur.


marco polo'nun haşhaşinler hakkında yazdığı şeyler güvenilir olmamakla birlikte kesinlikle doğru değil demek doğru olmaz

hasan sabbah'ın güçlü ve yetenekli bulduğu fedailerine özel bir yemek düzenlediği ve orda onlara kendilerini cennete götürecek yetkiye sahip olduğunu söylediği yüksek bir olasılık ve gerçeğe yakın. ancak daha başka olasılıklar da var. hasan sabbah fedailerine suikast eylemini tamamladıktan sonra onlara kaçmamalarını ve kendilerini ölüme bırakmalarını emrederken yanlarında daha az acı hissetmeleri için haşhaş bulundurmalarını emretmiş olabilir ya da haşhaşın kısa süreli de olsa enerji verici özelliği öldürme işlemini fedailer için oldukça renkli ve eğlenceli kılmış da olabilir. bu da dolayısıyla birtakım tarihçilerin "o kafayla nasıl düşmanlarının içlerine sızıp adam öldürsünler?" demelerine karşılık bir cevap olabilir. haşhaşın ne şekilde ve ne amaçla kullanıldığı konusunda bir kesinlik yokken, hiç kullanmadıklarını söylemek doğru olmaz. kaldı ki batıni öğretilerin hemen hemen hepsinde haşhaş ya da diğer uyuşturucu maddeler ilahi olanla ya da ışıkla iletişime geçmek için kurulan bir bağdır. bu yüzden kullanmadıklarını öne sürmek mantıksız olur.


hasan sabbah hakkında ateist mi, yoksa dindar mı tartışmasında da bilinmeyen şey, ismaili inancının temelinde dinleri ve peygamberleri yalanlayan bir sistem olmasıdır
kimi kez hasan sabbah'ın fedailerine katı kurallar uygulaması hasan sabbah'ın aslında çok dindar olduğunu gösterir şeklinde yorumlarda bulunulmasına sebep olmuştur; ancak bunu söyleyenlerin bilmedikleri şey ismaili inancıdır. en üst düzeyde ''hiçbir şey gerçek değildir, her şeye izin verilmiştir'' düsturuna sahip bir öğretinin liderinin çok dindar birisi olduğu söylenemez. ismaili inancı zaten batıni bir öğretidir. batıni öğretilerin kökeni yeni platoncu görüşe kadar gider. alevilik ve şiilik de batınidir, bu yüzden hasan sabbah kimilerince alevi bir lider görülmüştür. bunun doğru olup olmadığını sizin mantığınıza bırakıyorum.


hasan sabbah'ı iyi ya da kötü biri olarak adlandırmak doğru olmaz
ama eğer yaşadığınız zamanın gücü elinde bulunduranlarına aykırı fikirdeyseniz her zaman kötü olursunuz, hakkınızı arıyorsanız da terörist olarak adlandırılırsınız. hasan sabbah terörist değildir, bir suikastçidir; ama tarihteki ilk suikastçi de olmamıştır hiçbir zaman. yalnızca inançları, belki kişisel intikamları için böylesine güçlü bir örgüt kurmak çok büyük bir deha gerektirir. hasan sabbah iyi ya da kötü olamaz. idealleri olan çok zeki bir insan olabilir yalnızca.

fakat hasan sabbah hakkında yapılan nitelendirmelerin neden bu kadar olumsuz olduğu hakkında tartışılabilir. neden bugün bu adama yalnızca terörist demekle kalmaz da "tarihteki ilk terörist" deriz? onu tarihteki diğer teröristlerden ayıran, daha da kötü yapan bu "ilk"lik nerden gelir mesela? neden bu kadar kötü adlandırılır hasan sabbah? tarihte ondan çok daha fazla kötü olan birçok tarihi kişilik olmasına rağmen neden hasan sabbah hep ilk sırada yer alır? kanımca hasan sabbah'a böylesine kötü bir tanım yüklemek tarih boyunca öldürülmüş, katledilmiş yüz binlerce, belki milyonlarca insana yapılmış en büyük haksızlık olur. tarihteki birkaç önemli isme suikast düzenlemenin bedeli tarihteki "ilk terörist" olmaksa, senin ve benim gibi insanların da içinde bulunduğu insanların tarih boyunca imparatorlar ve sultanlar tarafından katledilmesinin bedeli ne olmalı? söz konusu olan insan öldürmenin yanlışlığı değil, tarih boyunca hep varolmuş insanlığın ikiyüzlülüğü, insan hakları çağında bile insanların hala yalnızca güçlü olanın bakış açısından bakması dünyaya. mesela hala afganistan'da belki her gün yaşanan patlamaların, çocuk ölümlerinin artık pek bir şey ifade etmemesi ya da çoluk çocuğuna bakmak için kötü şartlarda tersanede çalışan ahmet amcanın ihmalkarlık yüzünden ölümünün bir değerinin olmaması gibi. ilginç olan hayat hasan sabbah'ın söylediklerini kanıtlar gibi işliyor.

ayrıca haşhaşiler (ya da ismaililer) için öbür dünya diye bir yer yoktur, cennet ve cehennem de yoktur. cennet ve cehennem sadece bu dünyadadır. öldüklerinde eğer iyi bir insan olmuşlarsa daha iyi bir yaşam biçimi olarak yeniden dünyaya geleceklerine inanırlar. bu yüzden şeyhlerinin emirlerine uyarak ölmek onlar için iyi bir iş yapmak demektir. haşhaşilerin bu kadar kolay bir şekilde ölüme gitmeleri bununla da açıklanabilir.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019
19 Kardeşini Boğduran Osmanlı Padişahı: Üçüncü Mehmed
13. Osmanlı padişahı III. Mehmed'in, 1595 yılında tahta çıktığında yaptığı ilk işi 19 kardeşinin ölüm fermanını vermek olmuş.


üçüncü mehmed, 13. osmanlı padişahı ve 92. islam halifesidir.

tahta çıktığı gece 19 erkek kardeşini, daha sonra öz oğlunu, iki kardeşinden gebe 7 cariyeyi ve babasının gebe eşlerini öldürterek kırılamayan bir rekora imza atmıştır.

öldüğünde oğlu 1. ahmet tahta geçmiştir. babasının cenaze namazını kılmamıştır. tam 214 yıl suren kardeş katli yasasını kaldıran padişahtır...

üçüncü mehmed, tahta çıktığı gün işlettirdiği cinayetlerin etkisinden bir ömür boyu kurtulamamış ve hep karanlık bir ruha sahip olmuştur. haremden ve saraydan bu yüzden nefret etmiş, hatta ordunun başında seferlere katılıp uzun süre saraya dönmemiştir.

özellikle cellat içeri girdiğinde kestane yemekte olan çocuk yaşındaki kardeşinin "kestanelerimi bitireyim sonra götürün" şeklindeki tepkisinin anlatılması sırasında gözyaşlarına hakim olamamıştır.

ancak öldürmenin tadını alan padişah pişman da olsa, girdiği bu yolda artık durmaz ve büyük oğlu şehzade mahmut'u da boğdurtur. peki neden?

öncelikle şehzade mahmud bir şehzade için biraz fazla atak. sürekli ordunun başına geçmek istiyor. celali isyanlarını tek seferde bastırabileceğini umuyor ve bu talepler iktidarını paylaşmak istemeyen hünkarın pek de hoşuna gitmiyor.

ama esas kopma noktası şehzadenin gözden düşen anasının bir kahine gidip oğlunun ne zaman padişah olacağını sormasıdır. bir başka deyişle hünkarın ne zaman öleceğini sorması...

rivayet odur ki; kahin kadın üç vakte kadar oğluna saltanat nasib olacak der ve bu olay padişahın kulağına gider. bu işin sonunda hem falcı kadın, hem valide hem de genç şehzade öldürülür. işin ilginç yanı bu olaydan üç ay sonra da padişah ölür. yani falcı bir bakıma doğru haber vermiştir. eğer annesi az dişini sıksaydı bugün sultan ahmed camii olmayacaktı çünkü başa şehzade mahmud geçecekti.

koca sinan paşa'nın başarılı bir huruç harekatıyla sonlandırdığı meşhur eğri müdafaası bu padişah döneminde gerçekleşmiştir. bu olayın ardından sultan, paşa'ya büyük övgüler, iltifatlar içeren bir berat gönderir ama bu berat sinan paşa'yı gururlandırsa da çok üzmüştür. "koca osmanlı küçük bir kalenin müdafaası üzerine bayram yapacak hallere gelmiş." der kendisi.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019
Rusların Alman Askerlerini Adeta Korkutarak Püskürttüğü Olay: Ölü Adamların Saldırısı
1915 yılında gerçekleşen bu olay, I. Dünya Savaşı'nın en ilginç hikayelerinden biri.


1915 senesi doğu polonyadayız
osowiec (osoviç) kalesi rus, alman ve avusturya işgali altında bulunan polonya topraklarında rus imparatorluğu tarafından 19. yy sonlarında olası bir alman işgaline karşı inşa edilmişti.

1914 senesinde rusya seferberliğini beklenenden kısa sürede tamamlayıp hem avusturya-macaristan hem de alman sınırına dayanmıştı. ne var ki general hindenburg ve general ludendorff 1914’ün ağustos ayında tannenberg muharebesinde rusları perişan edip olası bir istilayı önlemişti. doğu cephesinde tannenberg yenilgisinden sonra almanlar rus imparatorluğu topraklarına girmiş ve doğu polonya’da bulunan osowiec kalesini kuşatmıştı.


Osowiec Kalesi

almanlar ilk saldırıyı 4 eylül 1914 tarihinde gerçekleştirdi
alman topçusu kaleyi 6 gün boyunca bombaladı ve 6 günün sonunda almanlar kaleye cesurca taarruz ettiler fakat iyi konuşlandırılmış ruslar makineli tüfekleri ve başarılı karşı saldırılarla almanları geri çekilmeye zorladı. şubat - mart 1915 tarihinde bu sefer 1420 kalibre big bertha obüsleri kaleyi bombardıman ederken havadanda alman uçakları kaleye ateş yağdırmaktaydı. alman komutanlar bombardımanın rusları hızlı bir şekilde teslim olmaya zorlayacağını düşünmekteydi. ilginç şekilde kale bombardımana karşı aylarca tutuldu ve rus topçu barajı alman piyadesi ne zaman taarruz etse onları hep geri çekilmeye zorladı. gerektiğinden fazla uzayan bu işe çözüm olarak bizzat mareşal hindenburg’un emriyle yeni bir taarruz yapılmasında karar kılındı ancak bu seferki taarruz öncekilerden farklı olarak zehirli gaz kullanılarak yapılacaktı zira mareşal hindenburg rusların gaz maskesi olmadığını biliyordu.

6 ağustos 1915 günü 30 adet ağır top ve gaz bataryası menzile getirildi ve rüzgarın da yanlarında olmasıyla almanlar kaleye gaz saldırısı başlattı. gazdan sonra atılan bombaların yanı sıra klorin ve bromürden oluşan koyu yeşil bir duman ruslara doğru hareketlendi. çimler siyaha ağaç yaprakları gazın etkisiyle sarıya döndü. bakırdan yapılmış rus mosin-nagant tüfekleri yeşil bir kloroksit tabakası ile kaplanmıştı. ruslar gaz yüzünden boğularak bir tabur kadar zayiat verdikten sonra sayıları 7000’i bulan 14 alman kara taburu bombardımanın şiddetiyle yanmakta olan siperleri ele geçirmek için harekete geçti.


ancak almanlar siperlere yaklaştıklarında gördükleri manzara karşısında dehşete düştüler
kalan rus askerleri almanlara karşı ellerinde kalan her şey ile karşı taarruza başlamıştı. bu askerler yüzlerinde kimyasal yanık izleri, mendil ile sardıkları yanmış vücutları ve ağızlarından kan ve ciğerlerini parça parça tükürerek süngü ile saldırmışlardı. bu manzara o kadar korkutucuydu ki almanlar panik halinde eski pozisyonlarına doğru kaçmaya başladılar. kaçarken düzeni bozan alman kuvvetleri birbirlerini ezerek kendi dikenli tellerinin üzerine düştüler ve çekilenlerin çoğu rus topçu ateşiyle öldürüldü. osowiec kalesinden kurtulanlar ise iki hafta sonra tahliye edildi.

birinci dünya savaşında gazeteler ise bu saldırıya "ölü adamların saldırısı" yani "attack of the dead men" adını verecekti.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019
Hayvan Yağmuru
Örnek olarak, gökten kurbağa ve balık yağması şeklinde nadiren de olsa görülen bu fantastik olay şaşırtıyor insanı.


gökten bildiğin hayvan yağması ufuk açıcı bir olaydır.

su yerine hayvanların yağdığı ender bir doğa olay bu. hayvan yağmuru olarak da bilinir. çok eski zamanlardan bu yana az da olsa gözlemlenmiştir. ms 1. yüzyılda, roman doğabilimci the elder kurbağaların ve balıkların gökyüzünden düştüğünü not etmiştir.

1794 yılında fransız askerleri, fransa’nın lille kenti yakınlarındaki lalain’deki şiddetli yağış sırasında kurbağaların gökyüzünden düştüğüne tanık oldular.

honduras’ın yoro kentindeki kırsal yerleşimciler, her yaz oralarda lluvia de peces diye adlandırdıkları bir olay olan ‘balık yağmuru’ yağdığını iddia ediyorlar.


1555'e ait bir balık yağmuru çizimi.

fransız fizikçi andre-marie ampere bu sıradışı olayı dikkate alıp inceleyen ilk kişilerden biri olup şiddetli rüzgarların hayvanları toplayıp uzak mesafelere taşıyabileceğini söylemiştir.


en akla yatkın açıklama ise aşağıdaki gibidir
bu fenomen, genellikle hayvanların göç zamanlarında görülür ve basitçe şöyle açıklanır: fırtınadan sonra oluşan hortumlar hayvanları yerden kaldırır ve kilometrelerce taşıdıktan sonra başka bir bölgeye bırakır. kuş sürüleri için ise, fırtına onları göç halinde, havada yakalamaktadır. hayvanların göç sırasında toplu halde olması, yağan hayvanın tek tür olmasını da açıklamaktadır.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019
Romanya'nın 25 Yıllık Diktatörü Nikolay Çavuşesku'nun Korkunç Yaptırımları
Romanya eski cumhurbaşkanı (26 Ocak 1918-25 Aralık 1989) Nikolay Çavuşesku, büyük hasar bırakan sıkıyönetimi ve abartılı yaptırımlarıyla tarihte kara bir leke olarak yerini aldı. İşte kendisine dair fikir veren bazı icraatları.


Nikolay Çavuşesku (Nicolae Ceauşescu) görev süresi: 22 Mart 1965 - 22 Aralık 1989
çavuşesku, -halktan kopuk yaşantısıyla ülkede -özellikle son dönemde- ne olup bittiğini bilmeden kararlar almış ve bu kararlar da genel olarak birçok kayıp yaşanmasına neden olmuştur. örnekler:

* romanya'nın gücünü dışarı göstermek için üretilen tüm tarım ürünlerini ihraç etmesi. eşimin, annesi babası ile dönüşümlü olarak 3 gün kuyrukta bekleyip 1 (yazıyla bir) tane patates alabilmesi bu aklın, bu kararın ürünüdür.

* yine romanya'nın gücünü gösterebilmek için bugün dünyanın en büyük binası sayılan casa popurului'yi inşa ettirmesi (bu binanın adı şu anda halk sarayı olarak geçiyor, halkın 90%'lık kısmı binadan nefret eder çünkü akrabaları, eşleri, dostları bu binanın inşası sırasında can vermiştir. ama saray önemli biliyorsunuz).


romanya nüfusunun hızlı şekilde artması için düşüncesizce halkı teşvik hatta tehdit etmesi
* çocuk yapan ailelere hayvan (küçükbaş) besleme izni verilmesi, şehirlerde yaşayan aileler için günlük süt karnelerinin dağıtılması (e iyi işte diyen hayvanla veren allah rızkını da verir diyen vizyonsuz arasında bir fark yoktur).

* kürtajı yasaklaması (neticesinde binlerce ölü hamile kadın yine binlerce yetim ortaya çıkmıştır).


karısı elena'nın kararlarını etkilemesine izin vermesi
* bilmeyenler için elena çavuşesku gayet cahil bir kadındır. okuma yazması yoktur ama kimya profesörü unvanı vardır çünkü üniversiteden fahri diplomalarını almıştır. hatta abd'de bir üniversiteden fahri diploma istenmiş üniversiteden hayır cevabı geldiğinde diplomatik bir kriz çıkartmıştır (diploma ile diplomatiği karıştırmış gerizekalı).

* bu en sevdiklerimden biri: kendisi bükreş metrosu inşa halindeyken romana meydanındaki metro istasyonunu iptal ettirmiş, gerekçe olarak burada üniversite var, buraya metro yaparsak öğrenciler yürümez, şişmanlarlar halkımız şişko olur demiş, allahtan işçiler "bu manyak karıya uymayalım abi" diyerek metro istasyonunu yapmış ama saklamışlardır. nitekim ölümlerinden sonra metro istasyonu açılmıştır. bu yüzdendir ki hala bu metro istasyonunun duvarları ile rayların arasında ancak bir insan durabilmektedir ('yalanına sokuyum'culara gelsin):


çavuşesku kendi gücünü kanıtlamak için komşu ülkelere aptal aptal çıkışlarda bulunmuş, dış ilişkileri (amiyane tabirle) denyo seviyesine indirmiştir
* sscb kendilerinden petrol ihracatını arttırmasını isterken kendisi -sırf kıllığına- 6 olan rafineri sayısını önce dörde, sonra da bire indirmiş bunu da "mermer üretimine geçiyoruz bu yüzden işçi lazım" diyerek açıklamıştır.

* bunu arkadaşımın babası anlattı: bir gece ansızın 81 budapeşte 82 prag 83 mardin diyerek fetesti'de bulunan kolluk kuvvetlerini macaristan sınırına yığmış ertesi gün "tatbikat yapmıyor muyduk yeaw" diyerek ortamı toplamaya çalışmıştır. varşova paktını krize sürükleyen olayın üstü örtülmüş "sosyalizmin yaramaz çocuğu" lakabı aslında bu olaydan sonra verilmiştir (yine arkadaşımın babasının anlatısı ki kendisi o birliğin subaylarından biriymiş). fetesti ile timisoara arası yaklaşık 12 saat. o günün koşulları ile 20 saat diyelim. adam hakikaten ilginçmiş.

* daha prag baharı olayına girmiyorum. oraya gitmemesinin iyiliği kötülüğü sabaha kadar tartışılır.


devrim başladığında istifa etmek ya da en azından seçim tertip etmek yerine tüm orduyu sokağa çıkararak sivil halkı acımasızca katletmesi
* devrim timisoara'da başladığında (iran'dı sanıyorum) yurtdışı gezisine karar vermesi ilginçtir.

* devrim başladığında insanları sadece ordu yoluyla değil ispiyonculukla katletmesi. devrime katılan komşusunu ispiyonlayanlar belirli haklar kazanıyorlardı.

kendisini eleştiren gazeteci, sanatçı, akademisyen vb çevreyi direkt hapse atması, dava sonuçlanmadan hapis kararları aldırması ve bu insanların ağır işkenceler görmesi...
* bir arkadaşıma abi beni şu saraya götürsene diye ricada bulunmuştum, aldığım cevap "abi ben oraya gitmem, dedem orada öldü benim" ölmüştü. hapse düşen insanlar inşaatta çalıştırılıyordu.

* yine başka bir arkadaşımın babası engelli. çok zor yürüyor adamcağız. ne oldu diye sorduğumda yine aldığım cevap "hapiste işkence gördü" ölmüştü. adam ünlü bir edebiyat profesörü fakat edebiyata dair bildiği (hatırladığı) hiçbir şey yok. hapishane günlerini ise kusursuz anlatabiliyor. evindeki kütüphaneyi gördüm herhangi bir anadolu üniversitesinin kütüphanesinden halliceydi. düşünün evinizdeki kitaplardan birini bile okuduğunuzu hatırlamıyorsunuz.

gereksiz bir güç gösterisi aşkına gelip halk ölürken gereksiz paralar harcaması
* adam yaptırdığı sarayın altına marina (yat limanı) yaptırmış. tabi ki hayali tuna nehrinden yatıyla saraya ulaşmak, lakin tıpkı saray gibi kanalı görmeye de ömrü yetmemiş. hükümet 2014'te karar aldı. 2018'e kadar kanalı bitirecekler. son 12 km mi ne kalmış yanlış hatırlamıyorsam. işte bu yüzdendir ki ortasından tuna geçecek olan bükreş ikiye bölünecek ve bir tarafı bük diğer tarafı reş olarak anılacaktır.

* adam gayet titiz bir şekilde kendine özel tren istasyonu yaptırmış. bu istasyondan kaldırdığı özel trenlerde sex'li içkili toplantılar tanzim etmiş. sözde iş ve hükümet çevresiyle toplantı yapmak amacı ile (atıyorum genel müdürleri topluyor pitesti'de bir fabrikayı ziyarete gidiyorlarmış) yapılan bu yolculuklardan birkaçına katılmış bir adamla tanışmıştım. kendisinin söylediğini birebir aktarıyorum: "o trende harcanan parayla bir köy değil bir şehir aylarca doyabilirdi" (tanıştığım adam o günlerin kaymağını yemiş ama, aşırı zengin)

son olarak kendisi anlı şanlı bir devrimci olarak değil koltuğu kaptırmamak için insanları öldürmüş sonrasında yalvarırken öldürülmüştür.

idam cezasına tamamen karşı olan sosyalist bir insan olarak ne yargılandıkları ortamı, ne yargılanış biçimlerini ne de idamlarını (ki gözleri bile bağlanmamış, yarım yamalak kapatılmıştır) hiç onaylamadım (lan ben onaylasam ne olacaksa). keşke şu an bile hapiste olsalardı da kendileriyle konuşabilsek ve "olm manyak mıydın sen ne yaptın böyle?" diye sorabilseydik...

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019
2001'de Hindistan'ın Kerala Bölgesinde Gerçekleşen Paranormal Kırmızı Yağmur Olayı
2001'de 25 Temmuz'dan 23 Eylül'e kadar aralıklarla da olsa bildiğiniz kırmızı yağmur yağmış.


2001 yılında, 25 temmuz'dan, 23 eylül'e kadar hindistan'ın kerala bölgesine kırmızı yağmur yağması ufuk açan cinstendir.

bazı görgü tanıkları yağmurun kırmızının yanı sıra yeşil, siyah ve hatta sarı olarak yağdığını iletmiştir.yağan yağmurun ph seviyesinin nötr olduğu ve içerisinde yüksek miktarda nikel, manganez, titanyum, krom ve bakır olduğunu tespit edildi. ayrıca kırmızı partiküllerin kendi içlerinde karbon ve oksijen içerdiği ve az miktarda demir ve silikon barındırdığı gözlendi.

ilk başta, dünya bilim araştırmaları merkezi (cess), kırmızı yağmurun muhtemel nedeninin yaklaşık 1.000 kg (bir ton) malzeme dağıtan patlayan bir meteor olduğunu belirtti. ancak daha sonra yapılan incelemelerde yağmur damlalarına bir bitkinin sporlarının sebep olduğu öne sürüldü. tropikal botanik bahçesi ve araştırma enstitüsü parçacıkların yerel bitkilerden geldiğini ve trentepohlia cinsine ait liken oluşturan alg’in sporları olduğunu söylediler. ancak likenlerin renkli yağmura sebep olabilecek kadar atmosferde bulunmadığı tespit edildi.


bazı araştırmacılar ise, sporların dünya dışı bir kökene sahip olabileceğini iddia etti. analizler, parçacıkların organik maddeden oluştuğunu gösterdi. bu yüzden bunların dünya dışı kaynaklı mikroplar olabileceğini öne sürdüler. kasım 2012'de, rajkumar gangappa ve glamorgan üniversitesi'nden stuart hogg, (ingiltere) kerala'dan gelen kırmızı yağmur hücrelerinin dna içerdiğini doğruladı. ancak dünya dışından gelmiş olması iddiası çok destek almadı.

uzun bir süre sonra gerçek sebep bulundu. 2015'te bilim adamları kırmızı renkli yağmura, hindistan’da olmayan, avusturya'ya özgü bir ağacın üstünde yaşayan trentepohlia annulata adlı bir alg’ın sebep olduğunu keşfettiler. bu algler bulutlarla birlikte rüzgar sayesinde hindistan'a kadar taşınmıştı.


Trentepohlia, ağacın üzerinde görülebilir. / Fotoğraf © GNU Free Documentation License.


Kırmızı yağmurdan alınan örneğin mikroskobik görüntüsü.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019
Okuma Yazması Dahi Olmayan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'a Kazandırdıkları
Kavalalı Mehmed Ali Paşa kimdir? Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a getirdiği yenilikler.



bu güzel insan gelmeden önce mısır kölemen adlı, aslında ortaç ağ’ın derebeylerinden pek de farkı olmayan askeri önde gelenler tarafından parçalanmıştı
“elalem merkezi yönetimlerden anayasal sistemlere geçiyor, biz uyuyoruz aloo…” diyen mehmet ali paşa, bu arkadaşlar için mekanında güzel bir ziyafet hazırlamış, bir yandan “oohh afiyet şeker olsun, yarasın yiğidime” deyip “tatlıya yer kalmadı ama…” diyenlere tatlıyı paket yaptırırken bir yandan da ellerini oğuşturmaya başlamış. yemeğin sonunda “paşam uzaktan bir gelen var herhalde, üzerimize feci bir ağırlık çöktü.” diyenlere haşince gülerek “gülüm o kadar zehire gene iyi dayandınız, öküz gibi kudretliymişsiniz maşallah.” demiş ve onlar bu dünyadan göçerken kendi otoritesini kurmak üzere çalışmalarına başlamış.


paşanın esas amacı şöyle sağlam, vurdum mu ses getiren, iyi vurursa gol olan bir ordu yaratmakmış
ordunun kıyafetlerini değiştirmiş, aswan’da yeni kuracağı ordu için güzel güzel teknik okullar kurmuş, avrupa’ya öğrenci gönderip oradan öğretmenler getirtmiş. tıpkı kendine iktidar yolunu açıp ingilizler tarafından kovulan napoleon gibi o da asker ihtiyacı için sudan’a yönelmiş, kuzeyini işgal edip köleliğe dayalı askeri bir sistem geliştirmek istemiş. fakat yardımcıları “yok hoca, bu sudanlılardan cacık olmaz.” deyince zorunlu askerliği getirmiş, 130.000 kişilik, mısır köylüsü fellahinlerden oluşan devasa bir ordu yaratmış. –ki burada aklımıza hemen levee en masse geliyor değil mi sevgili okuyucu?- bu öyle dev bir orduymuş ki, mısır’daki çalışan erkek nüfusun yüzde 12’si bu orduya alınmış. –yalnız bu sayının toplam erkek nüfusun yüzde 4’ü olması, o dönemde ülkenin nasıl bir demografik yapıya sahip olduğu hakkında fikir verir herhalde. buna peksimet mi dayanır be…-


yalnız bu adam akıllı bir insanmış, güçlü bir ordu kurmak için de sadece orduya çeki düzen vermenin yetmeyeceğini biliyormuş
tutmuş, gene napoleon’u örnek alarak, onun ordusundan arta kalan mühendislere jumel cinsi pamuktan ülkeye ektirmiş, ülkeyi “tahıl ambarı” klişesinden kurtarmış. yalnız bu pamuk denen meret bildiğimiz üzere çok su ister, sulama kanallarını yapmak için de gene zorunlu çalışma kampları kurup corvée diye bilinen işçileri bu kamplarda çalıştırtmış; ki bu nedenle milleti onu pek sevmezmiş. tarımın dışında sanayiye de yatırım yapmış, pamuğa bağlı olarak tekstil fabrikaları ve pamuğa bağsız olarak silah üretim merkezleri kurmuş. –tekrar görüyoruz değil mi, esas amacı ordu, yanlış olmasın- yalnız bu adam tekstil fabrikasını kurarken kimse “yapma etme, ingiltere bu işin piri, ucuz işçi + bedava hammadde + tekelci piyasa, bizi siler süpürürler tozumuzu komazlar” dememiş, neticede o kadar tekelciliğe, devletin malı halktan kendi istediği fiyata alıp dışarıya kendi eliyle maksimum kâra satmasına rağmen fabrika dayanamayıp 1850’lerde kapatılmış. tabii 1882’deki ingiliz işgalinde pamuk faktörünün hiç etkisi yoktur diyemeyiz, onu da buraya eklemeli.


“madem fransa’dan gidiyoruz, sosyal reformları da onlardan alalım.” diyerek matbaayı mısır’a getirmiş
1828’de ilk arapça gazete al-waqai al-misriyyah’ı bastırmış. ayrıca bir adet yabancı diller okulu açmış, ama öyle ismen değil, buradan bayağı öğrenci avrupa’ya gitmiş. al-tahtawi mesela, o da bu okuldan mezunmuş. bunları yapınca millet aniden aydınlanmamış tabii, ama yine de bir bürokrasi sınıfının oluşması için bunlar gerekli şeylermiş, nitekim avrupa’dan dönenlere “yediklerin içtiklerin sana, gördüğünü gezdiğini anlat.” diyerek mısırlılar çok şey öğrenmişler, avrupa’yla iletişimi bu yolla sağlamışlar.


“her şey hazır, kırmızı düğmeye basayım mı?” diyen yanındakilere “sen çekil lan, ben basıcam.” diyecek kadar kontrolü elinde tutmayı seven bir insanmış paşa
o yüzden neredeyse copy-paste üslubuyla fransa’dan getirdiği reformlarda anayasal monarşiyi hasıraltı etmiş. fakat yine de yerel aristokrasinin karşısına elinde tuttuğu bürokrasiyi çıkarıp –ahan da 14. louis ruhu- ülkeyi sonra sonra meşruti monarşiye götürecek adımları atmış. iltizam sistemini yasaklamış, vakıf arazilerine acayip ağır vergiler koyup ulemaya bu topraklardan el etek çektirmiş, o toprakları da yakınları arasında pay edip tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemiş. yeni sistemini altı bakanlıktan kurmuş ki bunlar denizcilik, savaş, eğitim, dışişleri, maliye ve sanayi imiş. –halbuki turizm bakanlığı’nı kursa, piramitlerden ne para kırar ama akılsızlık işte- tabii bu işten kârlı çıkan ikinci sınıf da tüccarlarmış, ekonomi böyle gelişirken onlar da kaymağını yemişler. genelde hıristiyan olan bu tüccarlar, eğitim görüp sınıf atlayan sıradan mısırlılarla birlikte bu sosyal değişimin en önemli unsurlarından biri olmuşlar. ama yönetime hakim sınıf değişmemiş, mehmet ali paşa –ki yabancı kaynaklarda muhammad ali diye geçiyor- etrafına güvendiği birkaç adamı alıp en üste de kendini yerleştirerek despot rejimi devam ettirmiş. doğal olarak, o dönemde bu kadar gazeteye, matbaaya filan rağmen elle tutulur muhalif bir görüş oluşmamış.

yapp demiş ki; paşanın amaçları hakkında dört tane iddia vardır: bir tanesi arap milliyetçisi olduğundan dem vurur ve “bıraksalar arapları birleştirirdi, arap birleşik devletleri’ni kurardı.” der. ilber ortaylı bu görüşe karşı çıkar ve “adam daha arap bile değildi, sadece askeri amaçları olan ve kendi şanını yaymak amacıyla ona buna sataşan biriydi.” diyerek ikinci görüşü ortaya atar. bir diğeri “bu adam arap değil mısır milliyetçisiydi, multi-kültürel bir devlet kurmak istiyordu.” diyerek bana afedersiniz oha dedirtmiştir. hicaz’a, yunanistan’a ve suriye üzerinden anadolu’ya girişini yok sayan bu görüşe karşı bir de “istanbul’a girip osmanlı’yı yönetmek istiyordu.” görüşü vardır, “lakin o koltuğu ona bırakmayacaklarını anlayınca kedi gibi pısmış, kendi yağında kavrulan bir mısır inşa etmeye çalışmıştır.” der. –yalnız şu da var, fransızlar içten içe bu fikri desteklemişler ki kendi etkilerinde olan biri osmanlı tahtına çıksın, ingiltere’ye zamanı gelince nanik yapsın, olaylar gelişsin… politika zor iş be…-

ne olursa olsun, adam ülkesini o kadar modernize etmiş, çekmiş çevirmiş, hatta 2. mahmut’u bile etkilemiş. despot da olsa, psikopat da olsa tarihe adını yazdırmış, günümüz modern mısır’ının temellerini atmıştır. büyük insandır, güzel insandır, bu vesileyle kendi kadar güzel olan tüm sözlükçü torunlarına da selam ederim.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019
Lufthansa'nın Ucuza Uçmak İçin Aktarma Yapan (Skiplagged) Yolcuyu Dava Etmesi
Hava yolu şirketi Lufthansa, aktarma bilet satın alıp sonradan bu aktarmaya devam etmeyerek kâr eden bir müşterisine dava açmış. Skiplagged adı verilen bu ucuza bilet hilesinin bir internet sitesi dahi var.


olay şöyle gerçekleşiyor efendim;

dava edilen yolcu, 2016 nisan'ında seattle'dan oslo'ya frankfurt aktarmalı bir bilet alıyor. yolcu, frankfurt'a vardığında oslo'ya giden uçağa binmek yerine berlin'e gidiyor ayrıca satın aldığı biletle. olay da burada kopuyor işte. lufthansa diyor ki; yolcu çakallık yapmayıp direkt frankfurt bileti alsaydı 2,769 euro ödeyecekti 657 euro'luk aktarmalı oslo bileti yerine. ayrıca adam berlin'e gitmiş, oslo'yla alakası yokmuş; sistemi kötüye kullanmış işte diye de çemkiriyor yani. bu yüzden de aradaki 2,112 euro'yu faiziyle birlikte yolcudan almak için dava açıyorlar adama.

havayolu firmalarının rekabetin yoğun olduğu yerlerdeki fiyat kırma politikası buna sebep oluyor sanırım ama bundan faydalanan yolcuyu suçlamak da enteresanmış gerçekten. açılan dava yolcu lehine sonuçlansa da karara itiraz hakkı bulunmaktaymış hala lufthansa'nın.

yolcuların bu yolla aktarmalı ucuz bilet alıp aktarma sonrasına devam etmemesi olayına skiplagging ya da skiplagged deniyormuş. ispanya yüksek mahkemesi de yolcuların buna hakkı olduğu yönünde bir karar vermiş geçen sene. aslında koca havayolu firmasının "lan bu yolcu aktarmaya gelmedi, ne yaptı acaba " deyip yolcu hakkında data toplaması ne kadar yasaldır onu araştırmalı bence.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019
Döneminin En Kanlı Savaşlarından Biri: Katalon Muharebesi
Roma İmparatorluğu generali Aetius ve müttefiki Vizigotlar ile, Attila arasında Galya'da 451 yılında gerçekleşen Katalon Muharebesi, dönemin en kanlı olaylarından biri.


katalon muharebesi (catalaunum) avrupa hunları ile batı romalıları karşı karşıya getiren ve 451 yılında yapılan savaşın adı.

ilk olarak savaşa giden süreci anlatalım

romalı prenses honoria, attila'ya karısı olmasını bildiren bir mektup ve nişan yüzüğü gönderir. attila ise ne zamandır aradığı fırsatı bulduğunu düşünerek bunu batı roma'ya bir saldırı bahanesi olarak değerlendirir ve çeyiz olarak imparatorluğun yarısını ister. tabii ki isteği reddedilir ve attila, kuvvetleriyle birlikte yürüyüşe geçer.

451 şubat sonlarında attila, roma imparatorluğunun sınırlarından içeri girer ve bir yıldırım gibi aniden yumruğunu indirir. şehirler birer birer düşer ve yıkılırlar: treves, metz, laon, troyes, saint-quentin, auxerre, lutece, orleans. attila geçtiği her yeri dümdüz ederken, her şehirden birer tane aziz çıkıyordu. troyes'te loup, orleans'ta aignan, lutece'de genevieve gibi daha niceleri... psikoposlar ve din adamları halkı cesaretlenmeye çalışsa da nafileydi, herkes yollara düşmüş kaçışmaktaydı. tüm ülke bu yıkım karşısında, başkentin yardımını istemekteydi ve beklenen cevap attila'nın eski arkadaşı olan aetyüs'ten gelecekti. roma bir ordu toplayacak ve "barbar"lara karşı koyacaktı.


aetyüs önderliğindeki roma lejyonları ve barbar kuvvetleri, attila'nın hunlarını ve barbar müttefiklerini catalaunum (katalon) ovasında yakalar
tarih 20 haziran 451'i göstermektedir. iki tarafın ordularının toplam sayısının yaklaşık dört yüz bini bulduğu rivayet edilir ve savaşın dar bir alanda değil koca bir eyalette yapıldığı söylenegelir.

attila bu savaşta saldırıda değil, savunmadadır. çok büyük bir ganimet elde etmiştir ve bunu bırakmak peşinde değildir. tarihçiler bu savaşı o zamana kadar yapıla gelmiş en büyük savaş olarak nitelerler. bakın gotlu tarihçi jordanes ne diyor: "bu çok büyük, korkunç, bugüne kadar duyulmamış bir savaştı. ilkçağ bunun benzerini görmemiştir... küçücük bir dere bir sele dönüşüp kan olup akmıştır. dünyanın en büyük uluslarının bu büyük savaşında tam yüz atmış beş bin adam telef olmuştur."

bu büyük savaş şöyle neticelenmiştir
attila gece olduğunda eski bir taktik uygular: yük arabalarını arkasına gizlenebileceği bir siper olarak daire biçimimde dizdirir ve düşmanın zayıf yerlerine saldırılar düzenletir daha sonra da yavaşça çekilir. aetyüs ise savaş alanında yalnız kaldığı için attila'yı yendiğini sanar. ama tanrı'nın kırbacı bir yıl sonra geri döndüğünde, bu kez galyaya değil, doğrudan italya'ya gider ve roma'yı işgal etmek ister, bu sefer sırasında karşısına bir ordu çıkmayışı, aslında catalaunum'da kimin kazandığını bir anlamda göstermektedir.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Üyelik tarihi: 17 Temmuz 2018
Nereden: Tel'aran'rhiod
Mesajlar: 6.699
Konular: 883
Cinsiyet:Bay
Seslenenler: 664 Mesaj(lar)
Etiketleyenler: 73 Konu(lar)
Alınan Beğeni: 2144
Verilen Beğeni: 1250
Nereden: Tel'aran'rhiod
İlişki Durumu: Yok
Burç: Boga
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 47
Farkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond reputeFarkedmez has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Börü Tonga'nın Otağı
06 Temmuz 2019


Örümcek Adam Örümcek Evreninde

Ödüller aldığını duyuyordum ama izlemek bugüne kısmetmiş..Çoklu evren oluşturuluyor ve bir çok örümcek adam tek bir dünyada buluşuyorlar..Ve bir tane yeni örümcek adam olan çocuk var..Herkes evine dönmek için elinden geleni yaparken yeni örümcek adam işi öğrenmeye çalışıyor..Tabii bu peter parker değil farklı isimde biri..Farklı güçleri ve yetenekleri var..Harika bir yapım olmuş bunu filme bile dökebilirler bence İzlemenizi tavsiye ederim.

To view links or images in signatures your post count must be 0 or greater. You currently have 0 posts.
Konuyu 3 kişi okuyor. (0 üye ve 3 misafir)
 
Seçenekler
Stil




Ticarî amaç gütmeden, maddî bir menfaat elde etmeden internet yayınlarına olanak sağlayan global bir paylaşım ağı olan ForumDenizi, adından ve vasfından da anlaşılabileceği üzere bir forum sitesidir. Forum siteleri, tıpkı sosyal medya ve interaktif sözlükler gibi 5651 sayılı kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının "m" bendine göre Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermekte olan, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten platformdur.
5651 sayılı kanunun 5. maddesine göre yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Başka bir deyişle ForumDenizi üzerinden yapılan yazılı, görsel ya da işitsel paylaşımlardan doğabilecek yasal sorumluluk, mezkur içeriği paylaşan ForumDenizi üyesi gerçek kişilere aittir. İlgili kanunun anılan maddesinin 2. fıkrasında da çok açık bir biçimde öngörüldüğü üzere; yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak imkân bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlüdür.
Açıklanan hukuki dayanaklar temelinde, hak ihlâli iddiasında bulunan hak sahipleri İLETİŞİM linkinden yer sağlayıcı ForumDenizi yöneticilerine ihtarda bulunarak bahse konu hususu tebliğ etmeleri halinde incelemeler yapılıp, en geç 2 gün içerisinde gerekli işlemler tesis edilecektir.
5101 sayılı yasayla degişik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince ForumDenizi üzerinde telif hakkı bulunan MP3, video vb. eserlerin paylaşımı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hak sahipliği verilmiş olan MÜ-YAP tarafindan yasaklanmış olup, yasal işlem olması halinde, paylaşan kişi ya da kişilerin bilgileri gerekli kuruma verilecektir.