![]() |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
|
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Hayatım boyunca cevabını bulamayacağım sorulardan biri de;
Neden hep iyi insanlar değmeyen insanlar yüzünden üzülürler. Oysa iyiler hep iyilere denk gelse, kimsenin kalbi kırılmasa. Evet belki tecrübe kazanıyoruz, Ama tecrübe kazanırken de güvenimizi kaybediyoruz. Sevmeye korkar hale geliyoruz, Güvenemiyoruz belki tekrar üzülürüz diye. Keşke kötülerle tanışmadan, iyilerle tanışabilseydik, Kıymet bilenlere emanet edebilseydik kalplerimizi. Herkesin sevdiği birilerini, geçmişte üzen kalbini yaralayan biri muhakkak olmuştur. Bir daha eskisi gibi açamazlar kalplerini başkasına. Belki sen o yarayı öpmeye hazırsındır, Ama bilirsin de istesen de merhem olamazsın, Tekrar kanamasından korktuğu için o yaraya dokunamazsın. Yakınsındır ama uzaksındır aynı zamanda. Gizli bir duvar vardır kalplerin önünde, O duvarların arkasında hep dokunamadığımız, Dokundurmadığımız yaralar gizlidir. ~~~ |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Balkanların kapısı açık kalmış olmalı.
Haziran oldu, mevsim hâlâ kış, ben hâlâ üşüyorum. Ortalıkta virüs dolaşıyor, havalar dengesiz, insanlar dengesiz. Atın beni denizlere! ~~~ Mantıklı ;kıskıs; https://i.hizliresim.com/8ae1gi.jpg |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
İçinizde kelebekler uçuşur, O kelebekler her uçuştuğunda kalbiniz de mutluluğu hissedersiniz. Sonra ömrünü tamamlayan kelebekler ölür, Ve onlar her öldüğünde, anlam veremediğiniz bir acı duyarsınız. Umutlar da kelebek misali. Her gün yeniden doğar ve her gece zifiri karanlıkta birer birer ölürler. ~~~ |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Bir sabah uyansak, her şey eskisi gibi olsa, Eskisi gibi virüssüz bir hayata göz açsak. Öyle çok uzak da değil, mesela yarın? Ya da bunu bir rüya farz etsek, bu kabus bitmiş olsa. Özlüyorum her şeyi. Yanımdan geçen yada karşıdan gelen kişi için; Acaba virüs taşıyor mu? Sosyal mesafeye dikkat et, Ay onun maskesi yok, Öcü gibi bakışlarımız, düşüncelerimiz... Son bulsa artık... Düşünmeden, korkmadan yaşamayı geri istiyorum! Nefes almayı, Ve özgürlüğümü geri istiyorum... Özlediklerimi görmek, Bekletilen planları hayata geçirmek... Umutlar bile yoruldu artık! ~~~ |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Püfff irmiği pek sevmem, gidip de irmik helvası yapma fikri aklıma nereden geldiyse.
Havanın sıcaklığıyla, irmik mi kavruldu ben mi bilmiyorum :nee: Dondurmayı irmiksiz de yiyebilirdik sanki. Yoruldum. Bir daha deneyeceğimi sanmıyorum, güzel oldu ama irmik sonuçta olmasa da olur. Ne güzel ağlayan pasta yapacaktım onu yapsaydım ;sıkıldım; |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Şakır şakır yağmur yağıyor şimdi dışarıda.
Bardaktan boşanırcasına. Saatlerce camda durup seyredebilirim. Ne güzel kokuyor. Islanmak da vardı ama şimdi hiç zamanı değil. Açık bıraktım camı, sesi bile yetiyor insana. Tek üzüntüm kaçışan sokak hayvanları. Yağmurun sesiyle, onların da sesleri geliyor. Umarım sığınacak yer bulmuşlardır diye geçiyor içimden. Aynı zamanda dinlediğim şarkılara eşlik ediyor yağmurun melodisi. Küçücük şeylerden mutluluk bulmak en sevdiğim. Neyse yağmur bitmeden ben yine azıcık daha yağmuru seyredeyim sonra yine uğrarım günlük. :gul: ~~~ |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Bilsen yokluğunun üzüntüsünü,
Böyle olur muydu? Engel olur muydun gözyaşlarıma? Sımsıkı sarılır mıydın kalbime? Hiçbir şey bilmiyorum. Ben bir yokluğunu bilirim, Bir de ağrıyan kalbimi. ~~~ Z.H. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
En çok da sevseydi…
Cümlesi tamamlandığında, Paramparça oluyorum. ~~~ Z.H. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Sevmek;
İki hece, tek kelime, Ama bir çok duyguyu barındırır içinde. Sevmek; Nefestir, Hissetmektir, Özlemektir, Beklemektir, Hayal etmektir, Aklına her düştüğünde, Sebepli sebepsiz gülümsemektir, Umuttur hayata dair, Okyanuslar gibi, Sonsuz ve derindir. Bazen boğulacağım sanırsın, Ama kalbine tutundun mu, O sevgi mutluluğun olur, Sonsuz olur kalbinde. Z.H. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Güya herkes kalbinin ekmeğini yer derler.
Kalbimiz çok kötü olmalı o zaman, Yoksa yufka yürekli olmanın ekmeği bu olmazdı. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Evet günlükcüm, dedim bugün sana uzun uzun yazayım.
Uzun dediysem çok da uzun değil, kısanın az uzun olanından :D Malum, en son 20 Mart Cuma günü son kez işe gitmiştim. Ee bugün de 21 Haziran. Ve ben 3 ay sonra yarın işe dönüyorum artık. Bu kötü haberi seninle paylaşayım dedim. Aslında işe gitmek kötü değil ama virüs bitmemişken gitmek risk. Bu süre zarfında virüsün bitmesini çok ümit ettik ama malesef bitmedi. Ne düşünüyorum, ne hissediyorum bu konuda bende bilmiyorum. Yaşayıp göreceğiz tabi. Ama işe gitmek zor olmayacak, bakma hiç öyle günlükcüm, tembelliğe falan alışmadım. Her sabah erken kalkıyorum yine. ;sıkıldım; Yalnız biraz korkuyorum ya, geçen gün sağlık ocağında olanlar aklıma geldi. Maskenin içinde nefes alamadım. Fabrikanın içinde ki o kapalı ofiste, maskeyle nasıl nefes alacağımı kara kara düşünüyorum. Neyse bakalım neler bekliyor bizi. "Virüs öldürmez, süründürür!" diyip noktalıyorum :) |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Hayat bazen çok tuhaf.
Bazen çok mutlu oluyorsun, bazen çok üzgün. Bazen de keşkelerle boğuşuyorsun. Keşke olmasaymış, keşke tanımasaydım gibi cümleler yer alıyor kelime dağarcığımızda. Ama sonra yine zamanla o keşkelerin sizi daha güçlü yaptığını fark ediyorsunuz. Ve o keşke tanımasaydım dediğiniz insanlar sayesinde, iyi ki dediğiniz insanlar kalbinizde yer alıyor. İyi kileriniz keşkeleriniz sayesinde çoğalmaya başlıyor. Sadece tek keşkeniz; iyi kilerinizi keşkelerinizden önce tanısaymışım oluyor. Sonra o keşkeler bile iyi kilerinizin mutluluğu, huzuru yanında kayboluveriyor. İyi ki... İyi ki... :gul: |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Ölümün ne zaman nasıl geldiği belli olmuyor.
Bir sabah uyanıyorsun ve eşin vefat etmiş. Sonsuz uykuya dalmış yanında. Genç yaşta öldüğüne mi, Yeni evli olmasına mı, Daha anneliği tatmadan vefat edişine mi üzülesin. Her türlü üzücü. Düşününce yaşamayan insanı bile derinden etkiliyor. Tarifsiz bir acı. Ölümü hatırlasak belki hayatın, hayattaki savaşların, kavgaların, kötülüklerin boş olduğunu anlayacağız da işte. Ölümün yaşı yok ama biz hep unutuyoruz. Hayatı hep ekmek kavgası olarak tanımlıyoruz, oysa sadece bir ölüm kalım meselesi. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Kalbim,
Bazen kuşlar gibi ürkek ve savunmasız. Ve hep sevgi dolu. *** Benim anlatamadıklarımı, kuş yürekli kalbimi anlatmış sanki... - (Alıntı Şiir) Alıntı:
|
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
|
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Bazen etkileniyorum rüyalardan. Yine bu gece gördüğüm onlardan biriydi.
Hala etkisindeyim. Ellerimde hala rüyada ki o sıcaklık. Hastaydın üşüyorum dedin üstünü örttüm, elimi tuttuğunda sıcacıktın. Ama gülümsüyordun beni gördüğünde öyle sevindin ki. Ölsem unutmam o gülüşü. Öptüm seni, yatıyor olmasan sıkıca sarılırdım da belki. Ama sonrası yok uyandım. Saat gecenin 1'ydi sonra tekrar uyudum ama göremedim seni. 6 yıl oldu sen vefat edeli. Geçen sene de görmüştüm, o zor günlerde en çok senin varlığın güç vermişti bana. Beni hissediyorsun biliyorum, bende hissediyorum. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Bazen çocukken huzursuz olduğumda saçma şeyler düşünürdüm,
Kendimi o düşünceye inandırmaya çalışırdım. Çocukken saçmaladığımı zannederdim ama bazen çocukken düşündüğüm şeylerin doğruluk payı olmadığını bilsem bile halen aynı düşünceyi düşünüyor olmam çok ilginç. Ya da saçma olan yıllar geçse de bana böyle düşündüren sebeplerin hiç değişmemesi. Neyse. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Günlükcüm bana bu postu ayırdığın için teşekkür ederim.
Yalnız sana yazacak bir şey bulamıyorum. Yoksa yanına uğrardım biliyorsun. Yazmış olmak için geldim, itiraf ediyorum. Geçiyordum uğradım öyle. Nasıl mıyım? Yunus Emre ile cevap vereyim sana; "Beni bende demem bende değilim, Bir ben vardır bende benden içeri" ;kalp; |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Çok şey yazasım var buraya ama bazen kelimeleri toparlayıp da hiçbir şey yazamıyorsun.
HİÇ! (Halk dilinde: Hayatın içinden çıkamıyorum.) Kısa ve öz. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Bazen kalbime oturan o huzursuzluğun sebebini şimdi daha iyi anlıyorum.
Ve sevdiğim gibi sevilmeyeceğimi de. Mantığımla kalbimin çatışmasında defalarca yenik düşüp, kimin haklı olduğunu çözümleyemedim. Kalbimi dinledim, hep dinledim. Dinlememem gerektiğini bile bile. Sevgi dilencisi olan kalbimin hep azla yetinmeye sevgi kırıntılarıyla doymaya çalışması, kendini avutması. Hep birilerinin kalbinde başkalarının açtığı yaralar var. Ve hiçbir zaman o birilerinin yerini dolduramayacağız. Ne kadar sevsekte bir giden kadar yer etmiyor varlığımız. Birilerinin gönlünde çiçek açtıranların gidişiyle solan çiçeklerin suyu olamıyoruz malesef. Ne kadar sevsekte can veremiyoruz. Kalbindeysem neden hep hayatının kıyısındaydım. Kalpte olan özlenmez mi? Özleyenin sadece kendim olduğumu fark edince kalbimi nasıl kandırdığımı da fark ettim. İnsan estikçe özledikçe arar sorar merak eder. Küçük bir dokunuş bile bazen bir çok söylenmiş güzel sözlerin üstüne çıkabilir. Ne çok koşmuşum, dizlerim kanasada koşmaya devam etmişim. Yetişemediğimi görememişim. Yine ne çok konuşturmuşum söz hakkı vermişim kalbime. Şşşttt artık sus ve uslan biraz! Sus ve o kıyıda bekle. İçeri girmeye çalıştıkça fırtınada savrulduğunu gör. Ve şunu bil kalbim; "Eğer o kapı sana içeriden açılmamışsa giremezsin" Zorlama artık! ~ Zeze |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Eylül... Hoş geldin! İyi ki geldin... Senin için öyle şiirler yazamadım bu kez. Biliyorum geçen sene de ihmal ettim seni. Ama geçen sene biliyorsun ben bende değildim. Ee bu sene de dünya kendinde değil zaten. Seninle baş başa yeşille ve doğayla geçirdiğim günlerimi özledim. Yalnız başımıza sonbaharı ne güzel kutluyorduk. 2018'i hatırlıyor musun? Gerçi seni uğurlamıştım. Ama sonbaharda senden sonra dökülen yaprakları halen daha saklıyorum... Kitabımın arasında çürümeden duruyorlar öyle... Şimdi sırf senin için çıkardım kitabın arasından. Sana özel! Fotoğrafını çeker çekmez de hemen bozulmasın diye koydum yerlerine. https://i.hizliresim.com/rjEVp4.jpg Bir şey mi dedin? Deli miyim? Haa evet olabilir. Seninle yani bir ay ile konuşuyor olmam evet belki delilik doğru diyorsun. Ama sen basit bir ay değilsin bunu biliyorsun değil mi? Benim için sıradan geçip giden rutine bağlanan aylardan değilsin. Sen Eylül'sün. Sonbaharın başlangıcı sensin. Belki sene Ocak'tan başlıyor olabilir. Ama benim için senenin başlangıcı gibisin. Kimisi için hüzün ayısın belki... Yaprak dökümünden dolayı çok sevilmiyorsun. Boş ver be! Çok sevenin olması gerekiyor mu? Ee ben seviyorum ya seni. Hem de çok seviyorum. Biz bize yeteriz değil mi? Yeteriz... Herkes sevmese de olur seni. Ben her sene unutmam seni biliyorsun. Daha bir ay beraberiz. Sen virüsü de boş ver. En kötü pencereden konuşuruz? Ben arada ilham gelirse yazarım yine sana. Bir de üzülme sakın hüzün ayı değilsin sen. Ağaçlar nasıl kök atıyor? Her baharda yeniden tazeliyorlar yapraklarını daha sağlam kök atıyorlar. Sonbahar yağmurları şifa oluyor köklerine. Kimin sayesinde? Düşündün mü? Sıkma canını... Bir yanımız yaprak dökse de yeniden açar çiçeklerimiz. Tüm canlılar yeniden gülümser doğaya. Sende gülümse... Şimdilik hoşçakal! :gul: :gul: :gul: 01.09.2020 / Z.H. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Selam gün/lük! Selam olsun kalbime dokunan, herkese ve her şeye; Eylüle, Gökyüzüne, Güneşe, Çiçeğe, Böceğe, Kahveye, Kitaplara, Sonbahara, Toprağa, Suya, Buluta, Kuşa, Aya, Yıldızlara. Ve kalbime... https://www.forumdenizi.com/images/i...xiP1qdlkyg.gif Zeze |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Günlük'cüm.
Ne buldum; 2014 yılından bir fiş. Silinmeden kalmış öyle. Ben daha önce de bulmuştum attım sanıyordum. Yine sıkışmış bir kenara, yine buldum :) Dan Brown'un aldığım kitabı... Fiş özellikle silinmek istemiyor gibi. Napim saklamaya devam edeyim mi? :D Bilemedim şimdi :p Bulduğum yere koyayım tekrar, kıyamadım ;utan; https://i.hizliresim.com/3PAOYp.jpg Yalnız kitap efsaneydi. Söylemeden geçemeyeceğim. :rolleyes: |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Ah şu hayat! Ah şu yıllar! Hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Yılların ise nasıl geçeceğinden habersiz her gelecek yılın bir öncekinden iyi geçmesini temenni ederek bekliyoruz; Ve bu böyle devam ediyor... Her gelen yıl ya bir öncekinin tekrarı gibi ya da keşkelerle dolu... Son 10 yılıma baktığımda ne çabuk geçmiş bunca sene diyorum. Her yıla acı, tatlı bir çok şey sığdırmışım. Ve bir çoğumuz da benzer şeyler yaşıyoruz. Bazen iyi bazen kötü geçip gidiyor yıllarımız. Neler gördük, neler görüyoruz ve neler göreceğiz daha... Üniversitedeyken trajikomik bir anımız olmuştu arkadaşımla. Koştura koştura Eminönü/Kadıköy vapuruna yetişmeye çalışıyorduk. Tabi koştura koştura dediysem hızlı adımlarla ve sohbet eşliğinde. Sohbetimizin detaylarını hatırlamıyorum ama tek hatırladığım ve halen daha arkadaşımla bir araya geldiğimizde yad ettiğimiz konuşma ve akabinde yaşadıklarımız aynen şöyleydi: Hiç bir anımızın garantisi olmadığından ve 5 saniye sonra ya da bir dakika sonra kimbilir neler yaşayabileceğimizi konuşuyorduk. Daha doğrusu bu cümleleri sarfeden bendim arkadaşımda aynı şekilde karşılık veriyordu. Sonra biz Eminönünden Kadıköy'e geçtik eve gitmek üzere. (Avrupa yakasından Anadolu yakasına.) Tabi yine aynı koşturmacayla farkında olmadan yanlış otobüse binmişiz. Farkına vardığımızda Boğaziçi köprüsünde bulmuştuk kendimizi. Avrupa yakasına geri dönüyormuşuz haberimiz yok. Farkına vardığımızda çok geçti ve hayatımda en çok güldüğüm karnıma ağrıların girdiği anlardan biriydi. Keza arkadaşımın da öyle. Aklımıza gelen tek şey ise vapura binmeden önce yaptığımız konuşmaydı. Sanki o konuşmayla gerçekten 5 dakika sonra ne yaşayacağımızın belirsiz olduğunu ispatlamıştık kendimize. Ve sonrasında hayatım hep bunun bilincinde olarak geçti. Gerçi öncesinde de öyleydi ama yine de insan bir şeyler öğreniyordu. Ben İstanbul'u severdim. Çünkü sevdiklerim, anılarım oradaydı. Acı tatlı bir çok anım, çocukluğum, gençliğim, üniversite hayatım hepsi oradaydı. 2015 yılında her şeyi orada bırakmıştım. Son taşınmadan önce ki gün aklıma bu şarkı gelmişti. Dönülmez akşamın ufkundayız... Ve az önce bir fotoğraf karesi o akşamı ve bu şarkıyı hatırlattı bana. https://www.youtube.com/watch?v=dPgpDn-ORDo Şimdi ise o taşınmak istemediğim şehir artık bir yabancı olmuştu. Çünkü içindekiler artık bir yabancıydı benim için. Bazen insan nereden nereye diyor. Dostun düşmanın, düşmanın dost olabiliyor. En sevdiklerin canını yakarken, hiç beklemediğin hatta bir zamanlar haz etmediğin insanları daha sever hale gelebiliyorsun. Öğrendim diyorsun ama daha hiçbir şey öğrenmediğinin farkına varıyorsun. Çünkü hayat bilinmezliklerle dolu. Ve o bilinmezlikler her yıl bir şey öğretiyor bize. Ve en sevdiğim ve bazen insanlara verdiğim cevap şu oluyor: "Hayatta tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim" Şu virüsü hiç konuşmak istemiyorum bile. Şimdiye kadar herkesin telaşları ayrı ayrıyken, şu an dünyanın tek sorunu ve tek bilinmezliği bu virüs... Hayat böyle bir şey işte. Bazen tekil, bazen çoğul... Her yıl bir şey öğrenerek yada bir şeyleri feda ederek tüketiyoruz ömrümüzü... |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Hala her şey dün gibi günlüğüm.
Bir seneyi geçti... Bana geriye sadece eski günlerden bir sürü fotoğraf kaldı ve arada bakıp kendimi mutsuzluğa ittiğim toz pembe anılar. İçin yansa da affedemiyorsun bazı şeyleri, acısı hiç dinmiyor. Kinci olduğumu çok duyar oldum... Benim içimde ne fırtınaların koptuğunu bilmiyorlar. Bir bilseler kin kelimesinin bile beni ne kadar yaraladığını. Affetmemek kin gütmek değil ki. Güvenmemek de kin gütmek değil. Bir daha bir şey paylaşamayacağını bildiğin ve seni bir daha asla üzmesini istemediğin insanlara duvar örmek benimkisi. En kötüsüde en yakınındakilerin bile seni ve kalbini tanımadığı. O günlerden sonra ne değişti? Kendime verdiğim sözleri tutmayı hiç mi hiç beceremiyorum. Ruhumda ki sızı hiç geçmiyor. Bazen korkuyorum benimde kalbim bir gün taşlaşır mı? Bazen sevgisizlik, bazen anılar, bazen de düşünceler çok yoruyor. İnsanları söylemiyorum. En çok da onlar. Gidebilmeyi isterdim, şöyle sessiz sakin, deniz kenarı veya bir göl kenarına. Tam kafa dinlemelik. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Elimizde bir bilinen, bir de bilinmeyen bir denklem var. Ve bu bilinmeyen denklemin sonuçları bizi bilinen bir denkleme çıkarıyor. Gelelim bu bilinen ve bilinmeyen denklemin ne olduğuna; Bir virüs var ve ne cins bir virüs olduğunu halen daha kimse tam anlamıyla tanımlayamadı. Kimimiz sapasağlam kalırken kimimiz de ölümle burun buruna kalıyor veya yaşamını yitiriyor. Hal böyle olunca bu virüs bilinmeyenli bir denklem gibi... Hem de en zor olanından. Daha kimyasını hiç bir bilim adamı bulamadı. Ama bildiğimiz yegane bir gerçek var, bahsettiğim bilinen denklem de bu; Bu virüsün kimleri esir aldığı yada nasıl yok edildiğini henüz bilemesek de, bildiğimiz şu ki psikolojik olarak tüm dünyayı çökerttiği... Ekonomi demiyorum bakın. Ekonomiden bence daha önemli bir şey var. O da ruh sağlığı... İşte bu virüsün yarattığı yegane bilinen sonuç; panik bozukluğu... Şu an veya gelecekte, bu virüs hayatımızdan gitse bile hayatlarımızın eskisi gibi olmayacağı aşikar; "Tabi dünya yansa umurunda olmayanlar dışında" diye ekleme de yapayım. Hasta oldum, olacağım, olursam nasıl olur, sevdiklerime bulaştırır mıyım? Bulaşırsa ne yaparız? Bizi bitiren de işte bu sorular. Ömrümüzden virüs değil, virüsün neden olduğu panik bozukluğu çalıyor aslında. Ve psikolojik boyutunun zararları gittikçe artıyor. Umarım yakın tarihte şu virüs gizemini kaybeder de, kalan ruh sağlığımızı da kaybetmeyiz. Zira bir sene daha devam etmesi halinde hastaneler virüsten değil, panik bozukluğu yaşayan hastalarla dolacak. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Bir söz var; "Dünyanın en büyük evindeki en büyük odaya sahip olsan da; senin sıkıştığın yer beyninin içidir ve bütün kazalar orada gerçekleşir."Ne güzel demiş Ahmet Batman. Benim de sevdiğim sözlerden biri. Aslında günlük yaşamamızda bizi engeller koyan, bilgi karmaşasından kafamızı allak bullak eden, bazen doğruyu görmemizi engelleyen yine aynı yer değil mi? Beynimizin içi! Bir de ben şöyle bir teori ortaya atayım bu söz üzerinden; "Kalbimizi sıkıştıran şey, aslında beynimizin içinde sıkışmamızdır." Kimbilir... Sıkışmayın! / Sıkışmayalım! -ki beynimiz özgür kalsın. Çok düşünmek yorar, hem ruhumuzu hem de kalbimizi... Pozitif düşünüp, bol bol gülümsemeli! Çünkü hayat beynimizde ki kazalara yer ayıramayacak kadar çok kısa! |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Günlüğüm bakma sen benim arada filozof filozof konuştuğuma. "Sen bir de beni bana sor..." derken tam da aklıma eskilerden şu amatör şarkı geldi: https://www.youtube.com/watch?v=BLIK_Epvq1A Tabi şu an ki halet-i ruhiyemin şarkıyla alakası olmasa da aklıma gelmişken dursun burada. Beni bana sorarsan bu aralar dediğim gibi filozoflukla hiç alakam yok tamamen duygusal ruh hali içindeyim. Bir müzik, bir film sahnesi, bir haber, her şeye ağlayabilirim. Sağım solum belli olmaz benim. "Neden ben böyleyim." diye kendime sormuyor da değilim. Yalnız ne dipte, ne son da, ne de depresyondayım. Sadece duygusalım ;utan; Geçen gün Atiye'nin 2.bölümünde Elif ile babasının sarıldığı sahne, tek ağlayan ben miyimdir acaba? :agla: Sonra sosyal medyada bir arkadaşın duygusal paylaşımı öyle hüzünlendirdi ki içim gitti. Bir gün arayla babası vefat edip, bir gün sonra doğum yaptı kız. Ben ağlamayayım da kimler ağlasın? Bunlar tabi bir kaçı. Dedim ya bakma sen benim filozofluğuma, kendime faydam dokunmaz benim. Biraz dengesizlik de var hani. Dibine kadar ağlar, dibine kadar gülerim biliyorsun. “Gözyaşının bile görevi varmış, ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış.” demiş Mevlana. Heh işte tam da böyleyim. :rolleyes: ~ ~ ~ |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Her gün ömrümüzden bir gün eksiliyor. Ve biz ne zaman son bulacağını bilmediğimiz bu ömrü nasıl yaşıyoruz? Asıl en önemli soru bu. Eksilen her gün yaşanıp bitiyor ve bize hatıraları kalıyor. Arkamıza dönüp baktığımızda yada akşam kafamızı yastığa koyduğumuzda bugünü de güzel yaşadım diyebiliyor muyuz? İşte tüm mesele bu. Ya da hayatın rutini içinde kaybolup gidiyor muyuz? Evet sanırım en çok bunu yapıyoruz... Hayatın içinde ki rutinler tek engelimiz, Günün nasıl geçtiğini anlamadan bir bakıyoruz bir gün daha eksilmiş. Farkında değiliz geçen zamanla birlikte ömrümüzden de gittiğini... Bilsek her anın kıymetini bilerek eksiltirdik günlerimizi. Hayat aslında şu andan ibaret. Evet belki yarını yok sayamayız ama gelmeden ve ne getireceğini bilmeden; hayatımıza şekil vermeye çalışmak bugünü yaşamadan öldürmek gibi değil mi? Bugünün kıymetini bilmeli, önce bugünün hakkını vermeliyiz. Çünkü yarın olduğunda yine o günün hakkını vermek yerine gelecek yarınları düşünüp; dünün yarınının kıymetini bilmeden gün yine yaşanmadan bitmeye mahkum olacak. Bugünümüzü yarınlarımıza mahkum etmeden yaşamayı öğrenebiliriz umarım... ~ Zeze ~ |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
MFÖ'nün şarkısında söylediği gibi; "Ah Bu Ben Kendimi Nerelerde Bulsam, Çekilsem Sahillere Hayaller mi Kursam?" misali, kendimi sahil de buldum bugün. Şarkıyı da şuraya koyalım ki tam olsun. https://www.youtube.com/watch?v=dQnf1gNZ6eg |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Bu fotoğraf burada durmalı. Günümün son fotoğraf karesi. Bol bol denizi içime çektikten sonra kitap okuduğum, penceresinden yine denizi seyredip ilham bulduğum ve bir şeyler yazdığım huzurlu mekan. https://i.hizliresim.com/eIlBcR.jpg |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Hava kasvetli, bunaltıcı olabilir. Tamam işlerde sıkıcı. Hele bu aralar çalışmanın pek keyfi yok; maske, virüs falan derken tadı kalmadı hiçbir şeyin. Ama inancımız tükenmedi. Umudumuz baki! Güzel günler bizi bekler... İşe devam ;gulck; |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Ne kadar çok biliyoruz her şeyi, Ne kadar çok israf ediyoruz kelimeleri... Hiç tanımadığımız, saniyelik gördüğümüz insanlar hakkında âhkam kesiyoruz. Eleştiriyoruz. Hem de o kişinin haberi olmadan, yanımızdan geçen 3-5 kişinin duyabileceği cinsten... Niye kimse kendi işine gücüne bakmaz ki. Tanısın, tanımasın olduğu gibi kabul etmez. Tanıdığın insanların iyiliği için önerilerde bulunursun o başka tabi. Ama hiç tanımadığı insanların görüntülerine niye takılır ki insan. Şekilcilik bu kadar önemli olmamalı. Bir elin beş parmağı aynı mı? Aynı değil diye kesin parmaklarınızı? Eşitleyin... Benzetin birbirine. İnsanlar da öyle... Hepimiz bir elin parmakları gibiyiz; Cinsimiz aynı ama şekillerimiz farklı. Boş verin şekli görüntüyü, içi nasıl içi... Ona bakın siz! Sizin içinizde ne yangınlar sönüyorsa, Kimbilir hiç tanımadığınız onca insanın ne derdi kederi var. Herkes kendi içini biliyor; Bir kendi görüntüsü güzel, Bir kendisi doğru... Yanlış! |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Günlükcüm... Sana bak ne anlatıcam. Herkesin bir şeylere başlama hikayesi vardır ya. Kimisi sigaraya başlar ve gizli gizli içer onu saklar herkesten. Kendine özel hisseder belki bilmiyorum. Tamam kabul kötü bir örnek verdim. Sigarayla alakam da yok zaten. Hiç denemişliğim bile yoktur. Her neyse sana Türk kahvesine başlama hikayemi anlatayım. Bizde bir çay vardır bir de çay vardır. Yani memleketimde çay olduğu için yalnızlıkta da, kalabalıkta da bir tek çay içerler. Hem de en koyusundan tavşan kanı! Öyle yalnızlığa iyi gelen tarafıymış, kalabalıkla çay içilirmiş gibi sözlerde bilmezler öyle. Çayı buldular mı içerler. Her neyse... Çayı içerim ama aramam. Çayla öyle yakınen pek bağım olmadı. Bizim evde hiç Türk kahvesi alındığını görmedim. Görmediğimi geçtim imkansız. Bizde eskiden hiçbir misafir Türk kahvesi içerim diye sormadı. Tabi ben çocukluk ve gençlik dönemlerimdeyken böyleydi. Gençlik dediysem lise yıllarımda diyeyim. Lisedeyken de nescafe tüketirdik. Şu bildiğimiz 2'si bir arada 3'ü bir arada olanlardan. Şimdi diyorum nasıl içiyormuşum onları. 3'ü bir arada çok şekerli geliyor. Nescafe uykusuz gecelerimin içeceğiydi. Uykusuz gecelerimin sebebi tabi ki ders çalışmaktı. Okuldan geldiğimde uyur dinlenir gece ders çalışırdım nescafe yapıp. Nescafenin de hakkını ödeyemem şimdi :p Ama sonra üniversite yıllarımda Türk kahvesine olan ilgim arttı. Tek tük dışarıda içerdim. Çünkü bizim eve henüz girmemişti. Sonra bizim eve Türk kahvesi almaya başladım. Böyle kendime özel yapıp odama çekildiğimde benden mutlusu olmazdı. Sanki Türk kahvesini kimse bilmiyordu ve sadece bana özeldi. Türk kahvesiyle kendimi dost olmuş gibi hissetmedim desem yalan olur. Ama tabi bana özel demiştim ya. Günün birinde o özelliğini yitirdi. Bizim Taş Devri malikanemiz de Türk kahvesini keşfeden ben olmuştum ama ünü ve kokusu tüm ev halkına yayılmıştı. Bir anda çay dışında başka bir şey içilmeyen evimizde Türk kahvesi yapmasam alınan bir nesil ortaya çıkmıştı. Teknolojiyle yeni tanışan nesil gibi düşünün. Düşündünüz mü? Tam da onun gibi bir şey işte... Ve tüm büyü bozulmuştu. Bir de ben hazır elektrikli cezvelerde de sevmiyorum kahveyi. Tadını değiştiriyor. Ocakta ağır ağır pişireceksin kahveyi. En sevdiğim. Bu yüzden kahve içen sayısı arttıkça bana afakanlar basıyor ;tripp; Beklemeyi hiç sevmiyorum. Tabi bu kahveye özel bir durum değil bekletilmeyi sevmememden kaynaklı. Kahveyi halen daha bana özel olsun istiyorum. Ama değil biliyorum. Bu durum kahveden vazgeçme sebebim olamaz tabi ki! Çayı aramam gün içinde ama mutlaka o güne bir fincan Türk kahvesi sığdırmalıyım. Neyse çok uzattım günlükcüm. Böyle işte. Başka hikaye ve anılarda görüşmek üzere... https://i.hizliresim.com/5BDMUJ.jpg |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Küçük notlar yazmayı seviyorum. Seninle eski yazdığım bir notu paylaşacağım Günlükcüm. Sabahları dağın o buz gibi soğuğunun kırağı gibi şehrin üstüne çökmesi ile yürekleri değil de bedenleri yaz sıcaklarının üstüne epey bir üşüttüğü aşikar. Üşümüş bir benden sonra, öğle sıcağıyla mayışmanın rehaveti üstüne bir kahve fena olmaz değil mi? Eee o zaman bu notta fena olmaz! https://i.hizliresim.com/rPUITk.jpg |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Tüm hayvanları seviyorum. Köpekleri de... Köpekleri de diyorum çünkü bazı kötü anılarım sebebiyle hep bir ürkeklik var içimde yenemediğim. Az önce de o sevimli şirin şirin bakan köpeği çok sevmek istedim. Yanıma yanaşıp koklamaya başladı. Ürktüm. Aslında melül melül bakıyordu. Belki sevilmek istedi. Sev beni diyordu belki. Cesaretimi toplayamadım, yapamadım, sevemedim onu. Sırtını sıvazlayabilirdim yada kafasını okşayabilirdim. O an kalbimde hem korku hemde şefkat vardı. İki duygu aynı anda barınabilir miydi? Bende barınıyordu. Peki şefkat korkuyu neden yenmiyor? Kafamda yine bir sürü soru. O da hissetti belki bana dokunmadı baktı sevimli sevimli anlıyordu beni ama ben korkuma yenik düştüm. Anlayamadım onu. İş yerinden abi korktuğum için gönderdi köpeği. Üzüldüm. Aslında çok istiyorum bir köpeğim olsun. Köpek dostum olsun. Umarım bir gün. Belki... Kimbilir... |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Dinlediğim bir olay üzerine... Eskidendi her şey. Şimdi herkeste bir sabırsızlık, Bir kıymet bilmezlik, Bir telaş.. Ne hoşgörü, ne anlayış ne fedakarlık kaldı. Görüyorsun, beğeniyorsun. Görücü usulü veya kendin. Bir yuva kurmak için adım atıyorsun. Araya kimsenin elinde olmadan dünyayı sarsan bir hastalık giriyor. Nikahını kıymışsın ama düğün yapamıyorsun virüsten. Ne karşı tarafta anlayış var Ne de sende. Sevgi bunun neresinde? Sevgi muhakkak orta yolu bulur. Sevgi yoksa terk edip gitmek kolay. Kanlı düşmanlı olmak sevginin kaçıncı satırı? Ya bir gün bile aynı hayatı paylaşmadan boşanmak. Özlemeyi bilmemek, Sabrı bilmemek, Beklemeyi bilmemek... Sorsan ikiside haklıdır. Sorsan ikiside kötü. Sorsan ikisi de haklıdır, ikiside haksız. Yargılamak kolay, Empati yapmak en zor olan. Peki ya saygı belki o hiç var olmamış bile. Evlenmek o da kolay, bir imza. Ama gerçek sevgiyi bulmak zor. Sevgi emek ister! Sevgi yolunda; Beklemesini de, özlemeyi de bilmek gerek. *** Üzülüyor insan böyle evliliklere/ayrılıklara şahit olduğunda. Neyse. Sevginin kıymetini bilenlerden olalım ve yolumuz sevginin kıymetini bilenlere çıksın hep. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Bu aralar çok duygusalım sanırım. Yine böyle her şeye duygulanan bir haldeyim. Okuduğum bir haber, gördüğüm üzücü bir kare ya da hatırladığım bir olay her şey istisnasız üzüyor bu aralar. Ve ben duygusallaşınca sanırım elim ayağıma dolanıyor. Tüm aksilikler beni buluyor ve üstüne daha da duygusallaşıyorum. Ben İstanbul'a gidecektim ve gittiğim gün dönecektim. Önceden olsa buna gülerdim. Şimdi üzülüyorum. Ama döndüğüme değil. Değmeyen insanlara haftalarımı, günlerimi, saatlerimi harcadığım için. Hayat öyle garip ki, geçmişte vakit geçirdiğim insanlardan ayrıldığımda üzülürken şimdi tam tersi o vakti harcadığıma üzülüyorum. Ve herkese yetmeye çalışırken yetemediğim insanları belki de farkında olmadan kırmış olabileceğim için ayrı bir hüzün kaplıyor içimi. Şunu çok iyi anladım ama İstanbul bana iyi gelmiyor. Bir anlam ifade etmiyor artık. Sadece kendime daha çok kızmama sebep oluyor. Kendimi hiç bu kadar yabancı hissetmemiştim bir şehre. Bir sene de çok değişmiş zaten. Ben gibi İstanbul'da değişmiş. Eskiden ne olursa olsun yaşarım diyordum. Şimdi o kocaman kuleleri görünce kendimi İstanbul'da değil de yabancı bir ülkede gibi hissettim. O kulelerin tepesinden bakan sanırım insanları değil arabaları bile karınca gibi görüyordur. Ben yerden yukarı bakınca bile boğulacak gibi oldum. Tek başıma koca şehri talan eden benin bir gün aynı şehirde kendimi yapayalnız hissedeceğim aklıma gelmezdi. Tabi bir de bulunduğum şehre taşınırken üzüldüğüm kısmı var. Hayatta bazı seçimler bizi üzerken gelecekte aslında bizim için doğru seçimler olabileceği aklımıza gelmiyor. Neyse. Böyle işte be günlük. |
Cevap: Bir gün daha eksildi ömürden
Günler birbirinin hep aynı gibi, Hep aynı rutin, Aynı telaş. Ya da benzeri... Ama o rutinin içinde varlığıyla bizi mutlu eden, kalbiyle huzur bulduğumuz ve kalbimizin ritmini değiştirenler olmasa günler hiç çekilir gibi değil. O rutinin içinde ki, tek mutluluk sebebimiz; günümüzün asıl anlam ve önemi de değil mi zaten? Ve ben yine yaramaz küçük çocuk sabırsızlığında, yine özlemlerdeyim... :kalpp: https://i.hizliresim.com/KaHANM.png ;sonbahar; https://i.hizliresim.com/TvIr0J.jpg |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:27. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.