![]() |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Cenaze Kaldırıcısı Adem Bir ölü nedir ki bir ölüm nedir Acıyla kirlenmektir, acıya sevinmektir. Siz bilirsiniz, isterseniz biraz gecikiriz Gelmesine geliriz, birazcık gecikiriz Ne kadar gecikirsek o kadar iyiyiz Ben o kadar iyiyim. Bir zamanlar hamaldım, çelenk taşırdım En güzel çiçekleri ben sırtımda taşırdım Caddelerden geçerdim, büyük vitrinlerin önünden Serlerden bahçelerden güne damlardım Renklere karışırdım, kentin ışıklarına İçinden soyulan bir portakal gibi Kendi içdenizlerimi öper okşardım Süslenmiş gibi olurdum Kokular içinde kalırdım. Sonra bir gün çağırdılar Sonra bir gün beni gene çağırdılar Artık hep çağırdılar, dört kişi olduk Dört kişi gerekliydi, dört kişi olduk Ölüleri gördük, ölüler koltuktaydılar Ölüleri gördük ölüler yatakta Ölüler giyinik, ölüler çıplak İşte biz dört kişi buna alıştık Bizi alıştırdılar. Omuzlarım kesik kesiktir, nasırlıdır Her zaman bir ölü vardır omuzlarımda O kadar ölü vardır ki her yanımda benim - Ölüler içindeyim ölüler içindeyim - Örneğin bir bardak su içsem bir ölü kayar şuramdan Su içmeyen bir balık gibi kayar Ölülere takılmış bir uçurtma gibiyim Biraz öyleyim. Ve otel müşterileri, onlar En inandırıcı ölülerimdir benim Her biri ölümü her gün yeniden yaşar Camlara yapıştırılmış yüzler gibi - Unutmak utanmaktır, siz bilirsiniz - Hüzünsüz, anlatımsız, soğuk Akşamüstü rengindedirler ve yorgundurlar. Siz daha iyi bilirsiniz, Hıristiyanları soyarlar Ölüleri çıplaktır onların Ne yalan söyleyeyim görünce huylanırım Yeni ölmüş genç kızlar yeni doğmuş çocuklara benzerler Görünce huylanırım Bunu karıma da anlatırım, su dökünürüm Adım mı, Ademdir, iyi adamımdır. Karıma anlatırım ya, size de anlatırım Bir gün bir ölü kaldırdık, Aşkenazlardan Heni şu Leh Yahudilerinden işte Gözleri o kadar mavi olan, mavi bir suda yüzer gibi gövdesi Saçları tütün renginde Her neyse, uzatmayalım, bir de baktık ki ölünün arka cebinde Dolarlar, marklar, sterlinler Önce paylaşmayı düşündük, yalan söylemeyeyim Götürüp geri verdik az sonra Götürüp geri verdik, yüz lira aldık Hepsi hepsi yüz lira Bir gün bir ölüye asılı iki torba Torbalar kalçalara inmiş, askılar omuzlarda İçleri altın dolu Ölüyse bir kocakarı, Ermeni Çoluk çocuğu Elbette geri verdik altınları da. Ve genç bir kız ölüsünden ametist bir kolye çıkardım Doğrusu sakladım onu gizlice Karımdan bile sakladım, karımdan Niye mi sakladım, uğurdur diye. Bir karım, iki çocuğum, dört kişiyiz Kimseler bizimle konuşmaz Mahallede kahveye çıkmam, anlarsınız Giderek alıştım içkiye de Demin de söyledim ya, iyi adamımdır Benden kötülük gelmez İnanır mısınız, bir gün gene bir ölüyü kaldıracağız Tam kaldıracağız, birden farkına vardım Adam düpedüz yaşıyor Oysa raporlar filan tamam Buzluğa girdi mi o anda işi bitik Başında mirasçılar yas giysileri içinde Dedim ya, birden farkına vardım Evet, o gün bugündür yaşıyor Cihangir'de oturur, zengindir Bir iki kez evine de uğradım Beni pek sevmez. Ne de olsa herkes biraz ölüdür Otel müşterileri en önde gelir Kendileri soyar kendilerini kendileri giydirir Büyük kentlerin büyük tabutlarıdır oteller Nedense işte onlar gökyüzüne gömülür. Bu sabah on birde bitirdim işimi Gidip uyuyacağım Belki de Ya karımla ya da Bir başka ölüyle yatacağım. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Cin Tapınırken bulduk kendimizi O sonsuz geceye Gece mi, değil mi, bir gece hayaleti mi belki Dolaştı durdu bizimle Bütün gün dolaştı durdu ve Sindi Büyülenmekten arta kalan bir bitkinliğe. Sahi, o ölen kimdi. İlkel bir acı gibi Düşüverdi ilk bakış gözlerinden Kaskatı. Ve belirdi sanki yüzünde Görünürdeki tek şey; daa sonra da olmak Çıkardı birden şapkasını ve çıkardı şapkasını, şapkasını Şapka mı, değil mi, bir şapka hayaleti mi belki Bir bira içti ve vurup gitti kapıyı ardından Yürüdü, geçti, kuru otlar Yapraklar yakılan bir caddeyi. Peki, o ölen kimdi. Tam o sırada bir dolu bardak cin istemiştin sen Bir dolu bardak cin, öğle üzeri Damıtılmış gündüzden Cin, cin! Seni bir daha kendine gömen, bir daha Kendine gömdükçe de bir önceki acı yenisinden Elbette ki güzeldir İnsanın insana verebileceği en değerli şey Yalnızlıktır. Cin bitti. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Dağılgan Sesini öyle sesini Görünen ağzında yarı çıplak Seni sevdiğimin görünüşü gibi. Güzdü, yapraklar vardı Biz yitirmek için yaşadık bu ölmezliği Güzdü, yapraklar vardı Her bir bakışıyla o şimdi Dağılan beni sevdiğinin dağılışı gibi. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Dipsiz Testi Beni dinlersen Üskudar'a gitme İbrahim'i görme şiir yazma Şu herkesin bildiği düzlük Bu deli alacası cayır Ardıç kuşu türkülü sokak Senin içn değil. Sen yoksun Çevrende kimseler yok Zengin de olsan Yoksulluğun gitmez. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Dostlar -Fethi Naci'ye- Geldin mi, iyi Yollarından yürüyüşler sızdıran sonbahar Bir tenhalığı eskisinden çok sezmeyi Bakımsız bahçeler mi olur, büyük ahşap boş odaları mı olur Ne olur Ey bana sevmeme gücü veren güzellik Eski bir kadını eski bir park kanepesinde bırakan sonbahar Aldatılmış bir yüzü yağmur oluklarında O yüz ki bir denizin tekrar tekrar bittiği Gece yarısı kokularında Yosunlu bir kıyıda ancak Dilinde çakılların ve derinliğin en son tadı İşte Bir vakit daha geçti, şimdi ne yapsak Ne yapsak, bir vakit geldi ve geçti Ey bana sevmeme gücü veren güzellik Sonbahar Sen mi kaldın bir Yok birşey yapacak. Bin dokuz yüz yetmiş bir yazı, ey unutulmayan yaz Bıraktığın gibi mi kalsak Bir çiçek milyon kere katılaştı eridi Açtı dağıldı Yaşamadı hiç belki Bir ışık olsun yakmadı Tuzlu ve ıslak bir ışık Tankerler geçti kıyılardan gene Suyu zonklataraktan Gül koktu saçlarında taşıdikları benzin Senin saçlarında Alnın üstünden kuzular inen bir tepe gibi eğildi Boynun bir uçurumdan çekiliyormuş gibi gergin Bitti o yaz, şimdi Yerleşti çoktan Bize sevmeme gücü veren güzellik. Tenha bir meyhanede oturuyorduk sevgilim İzmir'in eski rıhtımında Bilirsin, severim çok İzmir'in eski rıhtımını Hani bir çesit kuşlar vardır bulanık denizinin İnsanlar gibi konuşur o kuşlar bazen Ve unutulmuş diller gibi pek anlaşılmaz ne konuştukları Millerce yıl öteden bir tenhalığı sözlendirirler Hatırla Ne demiştim o gün ben sana 'Her tenha semtte kurulmamış bir saat yakışır' Benim o bunaltılı günlerimden kalma bir mısra Ve sense bana Aragon'un -Parisli şair, yüzü aslan dolu- Sımsıcak, dipdiri bir mısrasını anlatmıştin Seninle ve parmaklarınla Bardakta duran suyun bir akarsuyu Nasıl kıskandığını anlatmıştın boyuna Nasıl mı Dedim ya, seninle ve parmaklarınla Neden olmasın, yeni yakilan bir sigarayla da anlatılabilir şiir Apansız bir yolculukla da Bir karpuzu ikiye bölmekle, bir portakalı dilim dilim ayırmakla Anlatılabilir Ama bizim memleketimizde şiir Yazık ki ölümle anlatılır biraz Ölümle anlaşılabilir Olsun, diyeceksin ne çıkar bundan Biz hayatı şiirden Şiiri hayattan özümlemedik mi Ölümde girse araya Sahici aşklar kurmadık mı seninle Tertemiz, dosdoğru aşklar İzmir'de İzmir'in eski rıhtımında Unutmak için şimdilik Kolayca unutulmaz ya İçimizdeki bin dokuz yüz yetmiş bir yazını. Yeni bir yüz müydü ne Kuru bir bozkırı çıkarıp göğsünden Yeni yazdığı bir şiiri düzeltiyordur Ahmet Oktay Alnını dayayaraktan cama Kalemsiz kağıtşiz yazar çünkü Ahmet Oktay İçinden geldiği gibi Ve mısra çeker durmadan, hafifçe eğri sırtını doğrultarak Nemlenir kimi zaman da gözleri Şiir yürür, şiir sever, şiir içer mi Şiir mi Yürür de, sever de, içer de elbet. Kocaman bir sevgi miydi ne Dünyanın bütün zamanlarını dolaşan Bastırıp gögsüne bozkırın Ey, baksana, diyor, ne biçim kent bu Geçerek caddelerinden Dalarak meyhanelerine Ne biçim kent bu Bilmiyor ki nice insan kolsuzdur Sevgisizliğe, bir sevgisizliğe kullanırlar kolu. Hohlayıp siliyorum iyice Gözlüğümün camlarını Göğe bakıyorum gözlerimi kısarak Güneye gidiyor bir leylek sürüsü Yeni Caminin üstünde Son bir defa daha süzülerekten Erimeye yüz tutuyor kentin pembe kapıları Günbatımı! Günbatımı! yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun diliyle Kolumu tutuyor Feşi Naci, şu manzaraya bak, diyor Tam Galata Köprüsünün üstünde Diyor ya, biz alıştık, yüreklerimize bakıyoruz gene de Uykusuz gecelerimize bakıyoruz: onurun uykusuzluğu Susturulmanın Ve gün batımıyla leylek sürüsü Hüzünlü bir görüntüyü akıtıyorlar Naci'nin yüzüne Kırılmak ama birlikte Birlikte, ama kırılmamak ve sanki kalplerimiz her yani dökülen bir otobüste Öyle İşte son damlalarını da bırakıyor güneş Karanlık bastiracak neredeyse Tırmaniyoruz Yüksekkaldırımı İyi biliyoruz, sevgimiz de öfkemiz de yalnız bizim olmamalı Güneş çekiliyor iyice Ne manzara kalıyor, ne göğün evlerindeki kızartı Ak bulutlar kara bulutlar Ötede bir bulut yavrusu Bilinmeli, diyoruz yeniden Yeniden başlamalı, yeniden Dostum, görüyorsun ya işte Bozuldu birkere umudun ordusu. Gelsene , diyordu İzmir'deki sevgilim Son mektubunda Kemetaltındaki kahveleri anlatıyordu İnce belli çay fincanlarını Kim bilir, belki de avutmak istiyordu beni Unutup kendi mahzunluğunu O kadar çabuk yeşerir ki, diyordu umut Öyle çabuk çiçeklenir ki Güçtür çünkü, herşeyden daha güç Denize, göğe toprağa karışmış bir kalebentlik Üstelik biliyorsun da Öfkeliyiz, öfkeyse sonuçtur er geç Bir aşk gibi yaşamak gerek öfkeyi Sevginin ağıtıdır bir bakıma Ve bir gün de gelebilir ki sevgilim Kapkara bir davet olabilir kin Zulmün ve tutsaklığın diyeti olabilir Sen bunu bilemezsin Bilsen de şairsin, havalar da, soğudu, kendine iyi bak Ve sakın unutma: sıra öfkenin. Bin dokuz yüz yetmiş bir yazı Yok böyle bir sevgilim benim Ama dayanıklı, ama gözü pek, ama umutla dolu Olunca böyle bir sevgilim olsun isterdim. Elimde bir çanta, şurda burda dolaşıyorum Hep bir yerlere gideceğim sanki Güvercinler konuyor saçlarıma bileklerime Uçuşuyorlar Bir çınar yaprağı düşüyor ayaklarımın dibine Kupkuru Elime alıyorum, çiziyorum üstüne kalbimi Kalbim, diyorum Yorgunsa da, yaralıysa da, hepimizin.. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Düşlüyor Ölümünü Ruhi Bey Niye ölmemeli öyleyse Yaşamak mutlu bir devinimse. Ölüsünü bekliyor Ruhi Bey Bir yanda Ruhi Bey bir yanda ölü Ve görmemek ister gibi ölüyü Oturmuş bir iskemleye. Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini. Getirdiler beni sayrılar evine bir sabah Asansörle yukarı çıkardılar Tertemiz bir yatağa yatırdılar - ben böyle istedim böyle oldu - Oda numaran 283'dü aklımda doğru kaldıysa Pencereden tepeler görünüyordu, bulutlar ve birtakım kuşlarla devinen tepeler Yakınımdan geçiyordu bazı kuşlar da Beyaz bir saat asılıydı duvarda. Duvarın her yerinden Bembeyaz saatler asılıydı Ve her şey o kadar beyazdı ki, ayrıntılar Yılların eklem yerlerini gösteriyordu sanki Ve bütün eklem yerlerinde koskocaman bir ölü Ruhi Beyin ölüsü Hepsi de ur gibi beni Sarmıştı ur gibi Ruhi Beyi O gün sigara içtim akşama kadar - İkinci gün aldılar sigaramı - Ve saatler biraz sarardı Sarardı bütün ayrıntılar. Ve otuz sekizin altına düşmedi ateşim Yataktan kalkamadım O gece uyuyamadım sabaha kadar Koridorlarda ayak sesleri, bağrışmalar Kapı gıcırtıları ve acayip sesler Bilmem böylece kaça çıktı beklediğim ölüler. Üçüncü gün kan şişeleri, tüpler, serumlar Doktorlar, hastabakıcılar Aralıksız girip çıkmalar Gidip gelmeler Tepelerden pencereye akan kuşlar Pencereye sıvanan kuşlar Ve benim mutluluğumun altında Kararıp yitti bütün ayrıntılar Bir daha görünmedi Ve artık hiç görünmeyen Şişeler, tüpler, serumlar. Ve o gün ilk defa ölüsünü gördü Ruhi Bey Soğumuşgövdesini gördü Donuk gözlerini, durmuş kalbini Gördü neye benzerse bir ölü. - Ben Ruhi Bey nasılım - Mutlusunuz Ruhi Bey. Yarın gazetelerde çıkacak ilanlarım Ruhi Bey öldü Bu ölüm töreninde mutlaka bulunacağım Bir daha görmek için ölümü Çelenkler yığılacak avluya Ki benim sayısız ölülerime Yaldızlı yapraklarını kıpırdatarak bakacaklar Sevgiyle Ve babam elinde gümüş kırbacıyla Bir başına bir ölü Annem bir limon görüntüsünün önünde giyinmiş ölümlüğünü Ölüler halinde duracak onlar da Dışımdaki ölüler, içimdeki ölüler Bir alaşım halinde, donuk güneşin altında Ve benim mutluluğumun altında Akıp gidecek bütün kötülükler Ölümün armaları gibi Akıp gidecekler en sonunda Niye ölmemeli öyleyse Yaşamak mutlu bir devinimse. KORO (Çiçek sergicisi, meyhane garsonu, meyhane patronu, kürk tamircisi Yorgo, Hayrünnisa, genelev kadını, otel katibi, cenaze kaldırıcısı Adem, akordeoncu kadın, emekli postacı, vb.) Çelenklerimizle geldik, yoktunuz Ara sokaklarda, pasajlarda aradık, yoktunuz Meyhanelere baktık, otellere sorduk, yoktunuz Nerdesiniz, Ruhi Bey? RUHİ BEY O kadar bekledim ki, geliyorum Ölümümü bekledim, geliyorum Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini Bekledim geliyorum. Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey Ölümü gömdüm, geliyorum Bir sonbahar günüydü, geliyorum Güneşler buz gibiydi, geliyorum Ve bütün kötülükler Ölümün armaları gibiydi Size anlatırım, geliyorum. Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum Havuzun kırık taşlarını - siz bilmezsiniz - Limonluğu ve kırmızı konağı - siz bilmezsiniz - Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi - siz bilmezsiniz - Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz - Gömdüm ben, geliyorum. KORO İyi biliriz sizi biz, iyi biliriz Nerdesiniz Ruhi Bey. RUHİ BEY Gömdüm hepsini, geliyorum Bütün ölülerimi gömdüm, geliyorum. KORO Peki ya sonuç, Ruhi Bey, ya sonuç Biz sizi tanımaz mıyız Siz ne yaparsınız bundan sonra, biz ne yaparız Bir bütünün parçalarıyız, bir bütünün parçalarıyız. RUHİ BEY Sonuç mu dediniz, ne dediniz, ne dediniz Sonuç hiç gömülür mü, geliyorum Ben yalnız ölülerimi gömdüm, geliyorum. KORO Doğrusu anlamıyoruz Ruhi Bey Her insan biraz ölüdür Biz ki bir bütünün parçalarıyız, biliriz Her insan biraz ölüdür. RUHİ BEY İnsan yaşıyorken özgürdür Yaklaştım iyice, geliyorum. KORO Her insan biraz ölüdür Biz de biraz ölüyüz. RUHİ BEY Ölüler ki bir gün gömülür İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler İnsan yaşıyorken özgürdür İnsan yaşıyorken özgürdür. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Dönelim Dönelim Döndürsün bizi Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan Ve akılda kalan bir yokuştan Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından Ve çocukluktan Dönelim Dönelim mi biz Gençlikten, oralardan Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan Dönelim mi acıya Acıya, büyük acıya Ve soralım mı acaba Ey büyük yalnızlık insansan eğer Bir kaya Dalgalar yalarken onu O bakarken kaskatı kalabalıklara Ah, kalbin bulut bulut akan sesi. Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı Kedilerden örülmüş birsemte Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan Her şeyin, ama herşeyin çok dıştan farkedildiği Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği Belki de genç bir şairden ödünç laınan. Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına Azıcık vakit kalmış Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar Gövdenin yazgıya başkaldırması mı Ruhi Beyin Başkaldırması mı yoksa Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı Vaktinde anlamanın sevinci mi Ya da biraz geç kalmanın O gereksiz tedirginliği mi Hangisi Ama belli ki sonundayız her şeyin En sonunda. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Dört Güneş Her şey o kadar anlamsızdı ki, yaz Bunu bir daha pekiştirdi Avuçlarımı sıcak tutar, bulundururdum Sevgisiz ve gereksiz kalmak için Öyle, kendime yorgun hazırlamışlar beni. Şehir ki aydınlıktan görünmeyen birini Açılmış iskambiller gibi bilerken Orada, içimde şimdi Dört güneş bir arada Gözlerimde hiç bitmeyen bir deli |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ek.. Silik bir izlenim gibi kalıyordum kendimde Elimle filan bir şeyler yaptığımı görüyordum Seyrek de olsa konuşuyordum, örneğin Eski bir efsaneyi anlatıyordum birilerine Ya da bir yerleri tarif ediyordum yüzümü buruşturarak İçki de içiyordum, hem de sert içkiler içiyordum Bazan bir iki bardak Bazan da sabahtan akşama kadar Durmadan içiyordum Canım elbette, diyordum, nasılsa Otel batacak, otel batacak! En önemlisi de tanıştırılır gibiydim biriyle Hiç kimselerin ilgilenmediği Bazı olayların tarihcisi olarak. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Eski Bir Takvim İçin Şiirler I Evlerin saat beş olma hali Ben yorgunum anlamaktan Bir duvar, bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan. Ve akşam Alanların caddelerin bana biraz fazla geldiği Üstümü başımı bilmediğim bir akşam Ne yapsam Alkollere gitsem. Giderim alkollere bir mektup gibi Alkollerden gelirim bir mektup gibi Bellidir sırtımdaki kan lekesinden ve puldan. Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur Islanırım ıslanırım anlamam Sanki nedir bir yağmurun güzel olması Sahi bir yağmurun güzel olması Yağarken kendine severek bakmasından. II Duran ben değilim ki ayakta Gövdemden daha büyük ve akşama doğru Görünmekte olan bir sıkıntı var Dönüp arkama bakamam. Su gürültüleri! ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar! Ben işte günün birinde belli olurum İki olmam, bir olurum günün birinde Hızarlar! bir olurum, tarih de düşerim Cep defterime bir şeyler de yazarım Bir gün bir akşama doğru bulunurum da Bir kapıdan uzanmış binlerce boyun tarafından Hızarlar! neden olmasın, elbette sorulurum. Ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar! III Çimen kokusundan hızlı Bir sıyrık gibi bitiveren elde ayakta Nedir bu benim yalnızlığım? Neyiz ki bu karanlık kar yağışında Ey ipini kendi gerip ufka bakanlar Ölüler, diriler, daha doğmamışlar Toplanıp birdenbire hep aynı yaşta Ve nedir bu benim yalnızlığım? Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla Söylesem size söylerim ey ipini kendi gerenler Kedere kederle, ağrıya ağrıyla karşı çıkarım. Masam ki şuracıkta solgun bir köy akşamı Bir uzun yoksul, bir başka yoksul Düşer ellerim bir çağın artıklarına Çatalımda kemikler, ölü gözleri Ve iniltiler, çığlıklar Benden bir şey sorulamaz gibiyim. Biri gelsin şu tabağımı kaldırsın Çatalımı da İğrenmenin, tiksinmenin en eskisiyim İki eşya arasında bir hiçlik Ne iskemle, ne masa, tam orda tökezlenirim. Bir haziran, bir temmuz nasıl olsa gelir de Sorsanız size söylerim ey ipini kendi gerenler Ben döğüşken olanlara açılmış bir mendilim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ey !.. Bu böyle kimin gittiği? Sen dur ey! Belki de ellerimiz mi? biraz ince, biraz da çok kelimeli! Bu sanki niye durduğumuz mu? Ay, pencere, göz! Siz git ey! Kim bilir neyi saldığımız bu da, yalnızlığımız gel Yırtıcı kuşları mı gözlerimizin, onlar mı bu sürüylen Yoksa onlar mı işte seninle sevişme biçiminde Oysa sevgimiz yerde, kara sevda sen uç ey! Sen usul, ben yavaş, kime yaraşır bu sessizlik Kim biner bu gemiye insandan kıyılar yapılırken Yetmez mi dalgası vursundu azıcık gözlerimize Gözlerin gözlerime, siz bak ey! Su sen de olmasan insan çıldıracak mı Hiç yoktan bir yerlere mi gidecek belki Olsun neresi olursa, git karanlık ama git Gecemizde duranı sen kal ey! Benim bu çok elli, bu çok gözlü delişmen Çok bildim sana yaraşır olmayı günlerce Şunu sevdim, şuna özendim, şununla yetindim sonunda Ben miyim şimdi nerede, ben çok ey! |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Eylülün Sesiyle Baylar! Bin dokuz yüz seksen birdeyiz Karşınızda eylülün sesi Ağustosa çekildi, eylülün sesi Birazdan konuşacak "Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar." Tepelerde bulamaçların kahverengi eridiği Eriyip sarı sarı aktığı bir mevsim Bir saat gibi işlerken avucumdaki güz çiçeği Yosunların kapılara usulca Tırmanıp yerleştiği Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar. Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk Eni boyu belirsiz bir ıslaklıktan Upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden Eylül ki, sorabilir mi Hüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksul Bir asfaltın kuru sıcak soğuğundayız Oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar. Dahası Bu düğmesiz giysileri şöylece giymek Bir boşluuğu giyinmek mi olur Olsun İşte karşınızda ekimin sesi Kasımın sesi sonra Yağmurun eşliğinde -çocuğunu emziriyor yaz- Bundan böyle günlerimiz nasıl geçecek baylar. Her şey o kadar dokunaklı ki Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen Dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem Üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri- Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar. Sonra bir kır kahvesi kendini okurken Masaları toplanmış, bardakları toplanmış Tam kendini okurken Derim ki bir semti iyi tanımak kadar İyi tanımal dünyayı Açın radyolarınızı: eylülün sesi Bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar. Elmalar silik silik kırmızı artık -olsun- Gözlerimiz tozlanmış, kirli Gizlisi yok, bu dünyada böyle sıkılmak iyi Sıkılmak iyi baylar Biz hazır tuttukça böyle İçi yangından alev alev Dışı buz tutmuş kalplerimizi. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Geçtikti Birgün Hani... Ben uykudan uyandır uyanmaz Dünyanın bütün huyları yüzümde Ben bunlardan birini seviyorum en çok Sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa Tutsam tanelerini Sevincin gözyaşları derdim buna. Bir süre bakışıyoruz karşılıklı Ben uykudan uyanır uyanmaz Benimle şiir gibidir bu Tam karşımda ama yazılmamış Durmadan bileniyor aklımda. Seni unutarak baktığımda bile Dunyanın her yerlerinden geçiyorsun Yayılıyorsun kalabalıklara Yalnız yayılmak mı Aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna. Özlenirsin, alabildiğine varsın da Daha da var oluyorsun gün günden Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin Bir kuş olsa mavilik derdi buna. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Gelincikler gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda. saat onikilerde postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi durmadan bakar ki o mektuplar nereye giderse gitsin öylesine uzundur ki kasaba gelinciklerden bükülmüş bir ibrişim gibi gidip gelen mektup zarflarıyla tarif edilebilir ancak içerinde kar serpintisi icçerinde bozkır içlerinde herkesin bir güneyi olan ve marangozlar upuzun kayıklar yaparlar bunun için kesersiz, çivisiz, elsiz sadece ruhlarından o kayıkları içinde domates doğranan bir akşamüstünde yüzdürürler canlanır suya değince hemen bordalarındaki nakışlar bir derya gülü alıp başını gider. yeter ki görünsün gelincikler önce tek tek görünsün sonra topluca usta bir doğramacı gibi kırmızılar doğrar kasaba gelincikler indi mi çayırlardan su bardaklarına, berber dukkanlarına girdi mi duvarlara sicimle tutturulmuş şişelere girdi mi bir kere -aynaları boğacak neredeyse -taşlıkları basacak sel gibi o zaman... tam o zaman marangozlar mis gibi rakılar içerek kayıklarında konuştukca binlerce kayık konuştukca binlerce köpük, binlerce kıyı olurlar ve nedense bir vapur bizi alıp götürecekmiş gibi bakarız bir- birimize unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de yeter ki iki dudak arasına konsun gelincikler ipince bir ıslığa yerleştirilsin türküler süzsün tüveylerinden kahveler eski renklerine boyanır yeniden biralar çiğ ışıkta bile parlak yıkanır tertemiz oluncaya kadar yaşamak. gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde sevgiler umutlar yok değildir öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize çabuk öfkeleniriz durup durup böyle hüzünlenmemiz neden anlamıyoruz da ondan mı yoksa bir bütün olduğunu mutluluğun umudun bir bütün olduğunu seziyor muyuz yalnızca baktıkca gelincik tarlalarına uzaktan öyle bir arada güzel yaşamanın lezzetini kanımızı tutuşturdukça gün günden buğusunu saldıkça bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Gelmiş Bulundum Şair: Edip Cansever Ben mişim---neymiş?---su sesiymiş Oymuş---cam kırıkları gibi gövdemi yakan--- Yanağında sardunya kokusuyla yazdan Kimmiş o gelen ya giden kimmiş Bir yabancı mı , yoksa bir ermiş Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan. Güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan Kim koparmış dalından bu yabani incirleri Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan. Yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan Bir kaya, bir ot, bir akarsu Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu Ki bütün ölüleri sağa çıkaran Ve kenti bir ölüm derinliğine salan Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu. Şiirler yazdım, kitaplar okudum Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum Derinlerde kaldım böyle bir zaman Kim bulmus ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları Söyleşin benimle biraz, bir kere gelmiş bulundum. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Gidemeyiş Şair: Edip Cansever Güz ve kış ve ilkbahar geçti Yaz çarçabuk geçti Hepsi tekrar tekrar geçtiler Bu bana uzun geldi Gecem avurtlarım gibi çöktü Ve çoktum Sabahım, sabahlarım Kabından taşan sütler gibi büyüdü Ve taştım Gün güne taşındı, yıl yıla Gitmedim, gidemedim.. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Gül Dönüyor Avcumda Şair: Edip Cansever I O akşam söylediydim ona Gördüm Hümakuşunun iskeletini Haber de saldıydım Pegasos'un sırtındaki ozana Seyretsin diye ölümün bu sırça gelinliğini Duyan da var bunu duymayan da. O gün bugündür ıslık çala çala Gelip geçiyor kapımın önünden Konuşuyoruz da arasıra. Geçen gün dedi ki Farketmez gözyaşı kimseyi, ruhsa Başıboşbir deniz gibi anlamsız yatar Kocaman bir ıssızlığı yonta yonta Anlattı sonra uzun uzun. Nasıl onardığını eski tekneyi Nasıl kalafata çektiğini, boyasını Hangi dağ çiçeklerinden kardığını. (Bir çocuk dişi parladıydı.. Çekmişti onu kırmızı bir akşamüstünün dişetlerine. Ya direkleri? özenli bir kılıfa girer gibi girmişti göğe. Doğrusu görkem iki parmak arasında büyüyen ama hiç gölgesi olmayan uçsuz bucaksız bir bitkiydi. Giz olmayan bir gizdi belki. Evleri dolaşan cinsiyetsiz bir tanrı da olamazdı ki. İnandıydı bu yüzden kanının tekneyi dolaşıp şafakları çevirdiğine. Ve gördüydü yer değiştirdiğini gövdesiyle teknenin böylece ruh olduğunu anladıydı bira köpüğü gibi altınsı altınsı parlayan tahtalara. Ve yetinmedi. Bir öğleüstü konservesini yedi. Çekti bıçağını sapladığı yerden kaldırdı havaay. Birden parladı bıçak dünya zamanından başka bir zamanla ve noktalandı uzayın çilekleri işbaşındayken. Besbelli bir uzay tapınağındaki ilk duaydı bu. Ve seyretti uzun uzun tarihte yeri olmayan bu titreşimi. Bir şey ki artık birdenbire her şeydi. Ve yazdı bordasına İki Parmak diye İki Parmaktı çünkü teknenin ismi.) II Ey iki el arasındaki çaresiz vakit Yıkanmış çekmiş çamaşırlar gibisin Azsın, öyle çok kıyılısın ki genişliğime İçinde asfaltların dondurmaların eridiği bir salı Mühürler gibi kazılmış çarşambanın üstüne Tuz uzun, bakışlarımsa bir avuç tuzla orantılı Tam yüreğimin hizasında o otel Bir otel ki sabah akşam buruşturan kıyıyı Dönüp dönüp arkama baktığım işte Severek bir ıslak battaniyeyi belki Didiklenmiş bir saati, yıpranmış Tırnak uçlarını ve her şeyi. Oysa ey denizlerin ıslak geçidi Her yandan sızan şeridi akarsuların Balığın dil bilmeyeni ben Neden hep tuzdan anlardım o zaman Tuzdan mı, evet tuzdan Denizin merasından yani. Uzat elini artık, kutla kendini Götür bir bardak sonsuz suyu ağzına Bak Gördün mü, hem de nasıl Bir gül dönüyor öteki avucunda. III Ağrıtmayan böylece dindirmeyen o sabah Puhukuşu muydu, neydi, öttü uzun uzun Biçimini vermeye çalıştı bir yıkıntıya Biz geçince dönüp baktı arkamızdan üç çocuk Üçü de Bir tahta perdenin önündeki ömründe Gözleri dümdüz, kireç kıyıları gibi Bir yanıp bir sönüyordu umuda ve ezikliğe. Farketmez deniz de gözyaşını, dedim ustama Ve gözyaşı denizi Ey göstergelerinen güzeli, göster ki beni Ben ıssızı yonta yonta gürültüler ederim Kendimi yonta yonta dağılan bir mermerim O sabah demir atmış bulduk Tekneyi bütün kıyılarda. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Gül Kokuyorsun Şair: Edip Cansever gül kokuyorsun bir de amansız, acımasız kokuyorsun gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun hırçın hırçın, pembe pembe öfkeli öfkeli gül gül kokuyorsun nefes nefese. gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle sen koktukca düşümde görüyorum onu düşümde, yani her yerde yüzü sararmış, titriyor dudakları şakakları ter içinde tam alnının altında masmavi iki ateş iki su iki deniz bazan bazan iki damla yaz yağmuru mermerini emerek dağlarının şiirler söylüyor gene ölümünden bu yana yazdığı şiirler kızaraktan birtakım şiirlere büyük sular büyük gemileri sever çünkü ve odur ki büyüklük şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse o zaman ölünce de şiirler yazar insan ölünce de yazdıklarını okutur elbet ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi yaşamanın herbir yerinde. gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun bu koku dunyayı tutacak nerdeyse gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün herkes, hep bir ağızdan: gül! ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek saçların, alınların,göğüslerin üstüne yüreklerin üstüne bembeyaz kemiklerin mezarsız ölülerin üstüne kurumuş gözyaşlarının titreyen kirpiklerin üstüne kenetlenmiş çenelerin ağarmış dudakların unutulmus çığlıkların üstüne kederlerin, yasların, sevinçlerin ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek. bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül yıllarca esecek belki ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah göreceğiz ki biz dunyamızı gerçekten görmemişiz daha geceyi, gündüzü, yıldızları görmemişiz hiç tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla. öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları bu umutsuzluklari bırakın kardeşler göreceksiniz nasıl güller güller güller dolusu nasıl gül kokacağız birlikte amansız, acımasiz kokacağız dayanılmaz kokacağız nefes nefese. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Güzel Atomların Yaptığı Ayak Şair: Edip Cansever Bir menekşe duyuyorum ellerimsiz O kadar güzel ki, Amerika bile güzel Sen bile güzelsin bensizce Atomlar bile güzel Moleküller bile Toplanıp ayak oluyorlar bende Ağız oluyorlar biraz Diş oluyorlar keskince İki göz parlakca On tırnak sivrice. Bir menekse duyuyorum ellerimle Bir molekul duyuyorum Bir atom Korkunç Birleşip ayak olmuyorlar bende Ağız, diş, tırnak Göz olmuyorlar Hep birden, Hep birden bir şey oluyoruz işte Ağzı, burnu, elleri, kolları O korkunç güzelliğe karşı. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Gök Anlam Şair: Edip Cansever ben büyürüm ne zaman her yerde hep deniz olana yarısı kesik inceden bir parmakla ondan ki yaslısıyım durup durup sevmenin ondan ki çoraklarda büyüdüm bir dilim tatlı kavunla. seni bir çare yaptım sana özendim bazı şiirler yırttım yenilerini edindim. geçtimse bir durumdan bir başka duruma hızla kanla ölümle değil bir çeşit sokulganlıkla artık ki güçlüsüyüm bir kişiden fazla olmanın bir anıdır susmamsa bakınca kesik parmağıma. açınca gözlerimi ipe çekilmiş güneşler varsın mavi bir çocuksun aşkımız mavi bir ambarın ortasından bakarsın. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Gözleri Şair: Edip Cansever Sanki hiçbir şey uyaramaz İçimizdeki sessizliği Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey Gözleri getirin gözleri. Başka değil, anlaşıyoruz böylece Yaprağın daha bir yaprağa değdiği O kadar yakın, o kadar uysal Elleri getirin elleri Diyorum, bir şeye karşı koymaktır günümüzde aşk Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Hiçbir Pul Hiçbir Zarfa Yakışmıyor Şair: Edip Cansever Hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor Hiçbir zarf üçbeş satıra Ne zaman yanyanayız işte o zaman Doyamıyoruz tenlerimizin bitmez tükenmez sorgusuna. Bırakmak bırakılmak demeyelim Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden Sanki kış aylarında bir uçurumda. Anlarım sedir ağacının dilinden Ve usta bir aslan terbiyecisinin ruhundan da Hiç anlamaz olur muyum öpüşünü de kalbimi O öpen sensen bir de dalgaları çekiştiren bir kız çocuğuyla. Hepsini biliyorum, hepsi aklımda Hepsi de hiç kımıldamayan bir duman gibi havada. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kaktüs Şair: Edip Cansever Sonunu istemiyorum sessizliğin Yokluğu istemiyorum bu akşamüstü çınlamasında Yüzümü dizlerime dayıyorum, bitiştiriyorum Kollarımı da Bir kaktüs olmalıyım ben, dışıma yağan bir sağnak Olmalıyım Uçsuz bucaksız dünyada Güneşin doğuşunu bekleyen. Ufukta ansızın bir ışık çizgisi Avuçlarımdayım belki. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kavga Şair: Edip Cansever Sivridir ayakları bastıkça katı taşlara Kadınlar memelidir-Ya viski içelim ya bira Hayatta olmayan masalar vardır ya Tam işte onlar içinde bir masa Mike ile Jim'e söyle bu gece kadınlara. Mike kadın sevmez, onu kahveye bırakırız ayrıca Azıcık kağıt oynar açılır Okyanuslara Hayatta olmayan adalar vardır ya Tam işte onlar içinde bir ada Bizi biliyorsun ya-göz kırpar-kadınlara. Sivridir ayakları gökyüzü vurunca damlara Bu kavga, bu işte yüzüncü katından bir kavga Hayatta olmayan insanlar vardır ya Sen misin Mike, Jim sen misin yoksa Hadi aldırmayalım-içini çeker-bu gece kadınlara. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kaybola Şair: Edip Cansever Sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var Bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa Bir çiçek geliyorsun yer altı çevresinden Bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla Şimdi bir pembeyi kovuşturuyor Omzundan yukarıya üç polis Deli ediyor onları saçlarında Bir karanfil çok Bir karanfil azala. En saklı yerlerinden en güzelliğin çıkıyor Ansızın doğan hayvanlar gibi güzel Bakınca bir şiir canlıyorum dünyaya Yapılan bir şeydir şiir, yuvarlak, kırmızı, geniş En genişi en kırmızısı o ezilmişler katında Şimdi bir gizliyi kovuşturuyor Gözlerinden içeriye üç polis Deli ediyor onları mısralarımda Bir karanfil az Bir karanfil çoğala çoğala. Bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizerler Bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan Bir uzantıdır işte umutla insan arası Bir yönüdür ne belli, görmekle anlaşılan Geceden gün yapılan o sevişme yakınlığında Şimdi bir sevdayı izliyor Uluslararası üç polis Deli ediyor onları sonsuzda Çok isimli bir çay Çok yuvarlak bir masa. Sanki bir tarih içindeyiz, günaydın minyatürler! Üç köle uzanık bir dünyayı imzalayaraktan Ansızın dört köşe, ansızın ehram En duymalı yerlerinde bir sessizlik Güneşin çok parladığı bir arka Başları dünyadan dışarıya sarkıyor Bozgunda çiçekler örneği duyulmaz bağırtılarla Şimdi bir tarih sürdürüyor Şimdi bir tarih sürdürüyor Yüzünun gizlerinde üç polis Deli ediyor onları Mısır’da Bir insan az Bir insan inana. Duymakla atların çıngıraklarından duyduğunu Bir ateş akımını dağda En korkulu çağ bu, onu altımızdaki şehirlerden çıkarıyoruz Küflü ev süsleri, geyik durmalı bir hayvan Bizi bakmaya zorluyorlar ayrıca Şimdi bir aydınlığı durduruyor Beyazlar giyinmiş üç polis Deli ediyor onları boşlukta Bir pencere az Bir pencere kaybola kaybola. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Keklik Kokar Şair: Edip Cansever Keklik kokar üç ili birden duyurur Amasya Nevşehir Bursa Bursa'da tanımıştım seni ben Adını hep başka söylediler kime sordumsa. Dağ tavşanı hemen irkilir Su adını duyunca Erzurum'da kar yağıyor Ben olsam da kimseler yok istasyonda. Ay ışığında ayak izleri karda Unutmanın başıboş kalbi Günler, su tatları ve hepsi Her şey, ama her şey çok alıngan bir çocuğun boyunda. Ey hep o mevsimden artakalan sen Akşam da değil sonbahar da. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kendime Şair: Edip Cansever Kimseye karıştım mi? hiç karışmadım Bu ki bana tuhaf sayılmadı Gözleyip sordum mu hiç? hayır sormadım Bu ki bana yalan sayılmadı Acımak isim miydi? hayır Bir evden olmak kötü müydü? hayır Zamana zamanla bakmak ne idi ki Baktım Tarlayı tarlayla ölçtüm Meyveyi mey mayla ölçtüm Denizi denizle ölçtüm Göğü gökle ölçtüm Zaten insanı insanla ölçtüm ki Buruk bir tat mı duydum Ve duydum Her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi Sonuç ki zaten yoktu Sen ki kim Beni bütün bırakma. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kesin Şair: Edip Cansever Gözlerim bir balığın onu tutma denizlerinde Gözlerim bir balığın Bir balık ellerimde Balıktan bir göz ellerimde Kirpiksiz, tuzlu, diri Bakışları günlerce.. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kirli Ağustos Şair: Edip Cansever O da var olanın ağır ağır yokluğu Şurda bir gündüz kımıldamakta Dağılmanın beyaz organı: tuz birikintileri Gibi bir gündüz Kalın kabuklarını kaldırır doğa. Düşer bir balıkçının tersi olan şey Kirli ağustos! beni oradan oraya götüren eşya Aklımda üç beş otel ya kalır Ya kalmaz üç beş otel aklımda O da değil bir otelin kendisi Yalnızlığın kahverengi organı: düş birikintisi Bir de kahverengi alevlerden yapılma. Başka değil, yokluğu görmek için Kirli ağustos! göz kapaklarımı da yaktım sonunda. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kokmayı Paylaştım Şair: Edip Cansever Gül renginde basıyordum yere. Kaçırdım gözden Küçük serüvenini su kuşunun Bana kendini sundu sazlıkların arasından ve kendini okşadı, Biraz da abartaraktan, gördüm bir ara Köprüyü de gördüm, tarihle işledi beni ve yaklaştırdı Orada bulunmayanların tarihini bana Kokmayı paylaştım kır çiçekleriyle Ve şaşırtıcı olmayı Ve biçimlendirici bir de. Portakal ağaçları, portakal ağaçları! Unutur muyum hiç Ellerim de sizsiniz, ellerim de.. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Konyak Şair: Edip Cansever Bugün pazar eve kırmızılar taşıyorum Amcamı arıyorum duvara bakıyor amcam Duvarda ne var, ben de bakıyorum Komşuları çağırıyorum onlar da bakıyor Çağırsam önüne gelen duvara bakacak. Sanki hiç birimiz duvar görmedik En sevimli cinayetleri işliyorum Çiviler çakıyorum, bir sivrilik uyumunda çiviler Kutular, evler, gömlekler asıyorum üstüne Asıyorum, asıyorum, asıyorum Aşkın, amcamın, mavinin önünde. Duvara bakıyorum duvarı çoğaltıyorum böylece O da bana bakıyor, ben de ne var Su götürmez bir gürültüyle Gelin olmuş bir kadın tuhaflığıyla Size anlatamam güneşi durdurarak. Bu kaç kapılı bir konyak? |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kuş Sürülerinden Bir Duvar Şair: Edip Cansever Eskişehirli bir tüccar tanırdım, bıyıkları Gereksiz konuşan bir adamın sakarlığında Enfiye çekerdi, bahçesindeki gülleri anlatırdı Çocuksu yüzler bırakırdı bir takım ambarlarda Sonbahar böyle geçerdi, o tüccarın sıkıntısı gibi Deniz kıyılarında, hayvan leşleri arasında Kış sanki iyi geçecek, bakıp duracaksın Yılbaşında eski bir sevgilinin gönderdiği bir karta Niye mektup yazmıyorum eskisi gibi Kahverengi bir şeyler oluyordu mektuplarda Yaşlı bir korsanın öğle uykusu doluyordu İçime ve uykusuzluğuma Kaypak bir haritam var şimdi, önüme seriyorum Birbirine karışıyor Avrupa ve Asya Bütün kara yollarında ölüme yakın bir şey var O kadar yaklaşığım ki şu ölüm duygusuna Okyanuslardan hiçbir şey anlamıyorum Küçük denizlerde yaşadım da ondan mı acaba Değilse neden bir türlü ısınamıyorum Yoksa büyük acıların kaptanları mı dolaşır okyanuslarda Ey büyük kaptan, Bodrumlu sarmaşıkçı Ey gün günden yüreğimi kanatan ada Bir yer istiyorum üstünde, doğduğum bir yer olsun Ve uzun yollarda hiç konuşmayan şöförlerin yanında Ey orman yollarındaki su sarnıçları Duyuyorum içinizdeki eski ses yüklü plaklarda Ölümün bitmiş yasını, sevincin yok olmuş fırtınasını Sözlerini çok değişik aşkların da Eskişehirli bir tüccar vardı. Var mıydı Duygular, zamanlar da bir çeşit insan mıydı yoksa Kuş sürülerinden bir duvar Hangi kuşu çeksem ölüyor avucumda. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kuşatma Şair: Edip Cansever Bir gün akıp gitmeye her yerim Suyundan içmeyle alışık. Gitmek! yazmışım defterime çoktan Rıhtımlar, güz halatları, daha bir sürü şey Şuramda darmadağınık. Vişneler, atlar, yıldızlar Yıldızlar, sık ağaçlar, kasaba lokantaları Yıllarca duran sözler yenisi konuşulmadık. Oteller, oteller, o bakımsız suçluluğum benim Geçmem kapınızdan bile artık. Doğasın, bir sen beklersin beni, bilirim Sesimi, düşlerimi, kırık parmaklarımı Var başka neyimse onları artık. Doğasın sen, doğasın, yarat beni yeniden Ey yalnızlığımı kuşatan yalnızlık. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kırda Karanlık Şair: Edip Cansever Kırda metalsi bir uçurum kalınlığında Hiç kimselerin geçmediği sesi Orda burda yaslı ışınlar. Ötede az Bir korkuluk; ölümün kırçıl çiçeği Saklı bir seyircini resim kalışındaki leke Her evin bahçesinde bir lamba yanıyor sanki. Gündüzler kimi yerde gecedir artık Bakışım kumdan şimdi Önce yaslı ışınlar, sonra karanlık Avuçlarımı yüzüme kapatıyorum Ben kapatır kapatmaz Evet, biliyorum, iki kere karanlık. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kürk Tamircisi Yorgo ve Küçük Bir Olay Şair: Edip Cansever Tepebaşı'ndan Pera'ya girerken Küçük bir alandan geçeceksiniz Geçmeyin Sağda ufak bir dükkan vardır, benimdir Kapının üstünde KÜRK TAMİRCİSİ YORGO yazılıdır İyi havalarda kapısı açıktır İçersi biraz loştur Loşolsun, ben severim, böylesi daha güzeldir Ben, karım, bir de anjel Biz üçümüz kürk kaplarız, kürk dikeriz Anjel elimzide büyümüştür, iyi kızdır Hemen hemen hiç konuşmayız - içersi biraz loştur - Yoktur ki ne konuşsak yıllarca konuşmuşuz. Ama baksak ki birbirimize arada - Yorulunca işten bakarız da - Sanki herkes yeni bir haber getirmiş gibidir Öyledir öyledir Yüzlerimiz ona göre kesilmiş Ona göre biçilmiştir Çünkü insan yalnızken katettiği yollardan Ne zaman geri dönse yeni bir haber getirir - Doğrusu kentlerden kentlere mektuplar da böyle sessiz gider - Ve dışardan biri geçse gözlerimiz ona dikilir Çok görmüşümdür iş hanlarındaki terziler Kapıları açık terziler de böyledir Biri merdivenleri çıkmayagörsün O çıraklar kalfalar yok mu Dişlerinde iğneler, iplikler Başlarını kaldırıp Hepsi birden göz kulak kesilirler. Her neyse Biz karı koca masada çalışırız Anjel yerde çalışır Nedense hoşlanır bundan, yerde çalışır Biraz da açık saçık giyinir - söylerim, dinlemez - Kürkleri bacaklarının arasına sıkıştırır Kızarsa donunu filan gösterir - söylerim, dinlemez - Yeni evlidir, kocası burada yoktur. Ruhi Bey derler bir adam vardır Ne bileyim işte, böyle bir adam vardır Cin gibidir, nereden geldiği bilinmez Dükkanın önünde durur Tam şurada dikilir Git dersin gitmez Bu kez de Anjel'e dönerim Anjel, derim, bak kızım Anjel - Söylerim, dinlemez - Yeni evlisin, kocan ne der - Hiçbir şey demez Yeğeni vardır bir de Anjel'in Şu karşıki dükkanda çalışır On altı yaşlarında, çocuk Bir gün yakaladığı gibi Ruhi Beyi Tuttuğu gibi yakasından Gerisini sormayın daha iyi - Çünkü ben böyle şeyleri pek sevmem - Hep birden karakolluk olduk Bu olaydan tanırım işte Ruhi Beyi. Gene mi Evet, geliyor Seyrek de olsa geliyor Bakıyor bakıyor bakıyor yalnız Anjel desen öyle Bacaklarını dikmiş oturur Aldırdığı bile yok Ruhi Bey de artık fazla kalmıyor. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kısa Bir Not: Şair: Edip Cansever Ve yıllarca sonra kadının ölüsünü Bir bulantı cenazesi gibi kaldırdılar içimden. O gece konağın bütün lambalarını yaktım Elimde bir içki şişesiyle ben Sanki bir insan şehrayini vardı da, ben Gecesiz bir sarışındım Gecesiz bir sarışındım ve işte Bütün kapıları açtım kapadım Kırdım parçaladım elime ne geçtiyse Biblolar mı olur, yağlıboya tablolar mı, kristal takımlar mı Elime ne geçtiyse Açtım pencereleri dışarı attım. Durmadan atıyordum, eşyalar bitmiyordu ki hiç Eşyalar bitmedikçe öfkeyle içiyordum Ve kinle İniltiler duyuyordum aşağıdan yukarıdan Ve bağrışmalar Ve çığlıklar duyuyordum bir de Tanıdığım artık ve bildiğim iyice Acayip hayvan seslerine benzeyen - Konak ki bir şimşekti de, elle düzeltilmişti sanki bir yağmur öncesinde - Uşaklar evlatlıklar birbirine giriyordu Birbirlerinden çıkıyordular Aralarına karıştım Boşaldım boşaldım boşaldım Ve bilirdim, biliyordum, süresiz bir sarışındım Başkalarını da çağırdım daha sonra Ve karşıladım. Oramla karşıladım, en çok oramla Kapıda karşıladım, düşümde karşıladım Bir sürü adamlar geldi,o bir sürü adamla bir sürü kadınlar Nerde kim varsa işte bir bir geliyordular Mutsuzlar, umutsuzlar, uyumsuzlar Ellerinde paketlerle geliyordular - neler yoktu ki - İçkiler, çiçekler, pastalar Küçük küçük paketler, büyük büyük kutular. (Ah, ne de çok şeyleri vardır da, nasıl Hep böyle yerinde harcar bu kentsoylular.) Giysiler giysiler gene giysiler Fiyonklar, boncuklar, payetler Değerli - değersiz, sahici - yalancı Türlü türlü iğneler, yüzükler ve kolyeler Önce hep nasılsınızlar, lütfenler, oturmaz mısınızlar Denenmiş iç geçirmeler, gizliden bakışmalar Ve yaldızlı cümleler Bu pazar ne yaptınız? Hangi pavyonda? Sahi mi? İğreti kahkahalar, ucuzundan gülmeler Bacak bacak üstüne atmalar, yerlere uzanmalar Sigaralar içkiler Sonra gene içkiler, hiç bitmeyen içkiler Ve dudaklar ve gözler, ince uzun boyunlar Memeler, kalçalar, kıçlar, falluslar Ve yavaştan seviciler, ibneler Poz kesen jigololar. (Nasıl da vaktini bilirler her şeyin Ve vaktinde girişirler herşeye bu kent soylular.) Sabaha karşı duruldu her şey Gidenler, gelenler, yeniden gidip gelenler Duruldu konak Denizanaları gibi açıldı kapandı Sızanlar mı dersiniz, uyuyup kalanlar mı - Elle düzeltilmiş bir yağmur sonrası mı acaba - Bir ara yağma edildiydibütün kamçılar Ne kalmışsa kırıp dökmediğim Fırlatıp atmadığım Yağma edildiydi gümüş şamdanlar Saatler, konsollar, sehpalar Perdeler, avizeler, halılar. (Bilmezsiniz siz, bilemezsiniz Görseniz nasıl ince Nasıl da kibardırlar bu kentsoylular.) Kanadı kanadı kanadı o gece bütün konak Görkemli bir Kadın kaburgasını andıran konak Bahçede acı acı bağıran tavuskuşları. (Kim ne derse desin iyi bilirler kovulmayı da Azıcık sırıtırlar, azıcık da şakaya filan alırlar Ve usuldan ve bozmadan hiç durumlarını Çıkarlar kırıtaraktan dışarı Yalanla avunurlar, yalanla korunurlar Bilmezler utanmayı hiç bu kokuşmuş kentsoylular.) Yaktım konağı da o gece Bir daha, bir daha yaktım Yüzlerce, yüzbinlerce yaktım hiç usanmadan Aklımda bunlar kaldı sadece. Soluksuz sessiz Gölgesiz devinimsiz Bir Ruhi Bey olarak Ruhi Beysiz Kentin içine kadar sokuldum. Ağzımın içi zehir gibiydi Tuttum bir sigarayaktım Kravatımı düzelttim Ayakkabılarımı sildim Ve sordum: - Ben Ruhi Bey nasılım - Sahi siz nasılsınız Ruhi Bey - İyiyim iyiyim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Masa Da Masaymış Ha Şair: Edip Cansever Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kaseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydu masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu. Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Medüza Şair: Edip Cansever Derin, sessiz, iyi, böylece Güz, ölülerini bırakan kuşlar Yer kalmadı acıya ülkemizde Derin, sessiz, iyi böylece Gün ortası alacakaranlık bakışlar Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz Biz o renksiz, o yalnız, o sürgün medüzalar Aşar söylediklerimizi çeker gideriz Ülkemiz, toprağımız, her şeyimiz Kıyısında camların bozbulanık rakılar Çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla Yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer Sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter Ne kadar konuşursak o kadar bir sessizlik olur Adımızı sorarız birine, o bize adını söyler. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Mendilimde Kan Sesleri Her yere yetişir Hiçbir şeye geç kalınmaz Çocuğum beni bağışla Ahmet Abi sen de bağışla. Boynu bükük duruyorsam eğer içimden böyle geldiği için değil Ama hiç değil Ah güzel Ahmet Abim benim insan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konyanın beyaz Antepin kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşe başlarına Öylesine benzer ki Ve avlularına (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) Ve sözlerine (Yani bir cep aynası alım-satımına belki) Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer Sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına Öyle bir cigara yakımına, birinin gazoz açmasına Minibüslerine, gecekondularına Hasretine, yalanına benzer Anısı ıssızlıktır Acısı bilincidir Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi. Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden Dirseğin iskemleye dayalı -- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -- Cigara paketinde yazılar resimler Resimler: cezaevleri Resimler: özlem Resimler: eskidenleri Ve bir kaşın yukarı kalkık Sevmen acele Dostluğun çabuk Bakıyorum da şimdi O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde. Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen Kadının ütülü patiskalardan bir teni Upuzun boynu Kirpikleri Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki Sofranı kurardı Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi Çocuklar doğururdu Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar... Bilmezlikten gelme Ahmet Abi Umudu dürt Umutsuzluğu yatıştır Diyeceğim şu ki Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse Çocuklar, kadınlar, erkekler Trenler tıklım tıklım Trenler cepheye giden trenler gibi İşçiler Almanya yolcusu işçiler Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi Ellerinde bavullar, fileler Kolonyalar, su şişeleri, paketler Onlar ki, hepsi Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlerde büyüyenler Ah güzel Ahmet Abim benim Gördün mü bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar Ve dağılmış pazar yerlerine memleket Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa işte o kadar. Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Mesire Yerleri Şair: Edip Cansever Sonra yavaş yavaş siz de Kırlara gömüldünüz Yaşayan bir aleme doğru Acildi hafifçe şemsiyeniz. Nasıl da kaynaşıyordu meydan Değişmemişti kırların hali Otlar fidanlar gibiydiniz Uzakta şimdi. Sıcakla beraber upuzun Dereyle akıyordunuz Yahut sallanıyordu rüzgarda Başaklar gibi kollarınız. Devam edin devam edin Gittikçe otlar karıncalar gibi İşte serçeler buğday sapları Günün civcivli vakti. Güneşle karışıvermiş Kırın içinde ne varsa Öyle gürültüsüz ferah Sıcak sıcağına dünya. Bir de şöyle düşünün Otlar fidanlar uzanış Arasında insanlar Kaynayıp gitmiş. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:14. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.