![]() |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Muleta Şair: Edip Cansever Geçtikti bir gün hani Ormandan ve aydınlıkların fısıltısından Kenti görmeye gittikti yağmurda Yürüdüktü dar sokaklarda saatlerce Girdikte sonunda yanık yağ kokulu Çinko tezgahlı bir meyhaneye Göz göze geldikti sevimsiz bir papağanla Demiştin o gün bana, anımsıyorum Ah, acısız boğulabilir insan. Eylüldü, mavi donemiydi sanki Picasso'nun -Denize inen atlılar- Sonra Guernica ve 'Chat et oiseau' Yıl bin dokuz yüz otuz dokuz Yas içinde bütün dünya Şehirler yanmış yıkılmış Gördüktü ne kadar yorgun Ne kadar çaresizdi Isa Ve demiştin bir gün, anımsıyorum Mutsuzluk da boğabilirmiş insani Bir gün, akşama doğru, alacakaranlıkta. Başını menekşeye koydu, uyudu Bir güvercin çalılığın orada Hani Görmeye gittikti güneşli günde Parkı ve ördekleri Yıllarca sonra. Savaştan Ekmek kırıntıları attıktı havuza Bir elim omzunda seyrettikti uzun uzun Dünyayı ve çiçekleri Nedense durgunlaşıverdindi bir ara Çok değil, en fazla bir kaç dakika Ve dedindi, mutluyken de boğulabilir insan. İlkyazları sevmiyoruz artık, yaşlandık da ondan mı Aşkımızı seyrediyoruz sanki uzaktan Oysa yok biten bir şey aramızda, yok da Hep aynı kalmıyor ki yakın duygular Demiştin bunları bir bir, anımsıyorum Mutlu da olsa insan mutsuz da Her an yeniden yaratabilirmiş kendini Demiştin, bir sabah, bir başka aşkla. Sen ölüm ! Seni hiç düşünmeden yaşadık Seni hiç düşünmeden yaşayacağız bundan sonra. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Niye İmalı Öyleyse Şair: Edip Cansever Sözlerim kendim üstüne Gölgem beni istedi O ki istedi Suyum beni istedi O ki istedi Cemile beni istedi Ne oldu? hiç! alışamadım Kartalın bir kayaya çarpısı idi Soyundum, giyindim, tekrar soyundum Arada olacağın düşünü kurdum Zevk duydum bundan Cemile anlamadı, Cemal hiç anlamadı Safiha görmedi ki Ve göstermedim Sözlerim kendim üstüne Bir uzak yerlere gitmek üstüne Sanki günler tek bir güne birikti Bense çıkmazda kaldım, usandım Çıkmazlarda üst üste Birikmiş ufuklar kadar derindim Ve dedim: elbette deneyeceğim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
O Mavilik Derdi Şair: Edip Cansever Beni uykudan uyandırır uyandırmaz Dünyanın bütün huyları yüzünde Ben bunlardan birini seviyorum en çok Sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa Tutsam tanelerini Sevincin gözyaşları derdim buna. Bir süre bakışıyoruz karşılıklı Ben uykudan uyanır uyanmaz Benimle şiir gibidir bu Tam karşımda ama yazılmamış Durmadan bileniyor aklımda. Seni unutarak baktığımda bile Dünyanın her yerlerinden geçiyorsun Yayılıyorsun kalabalıklara Yalnız yayılmak mı Aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna. Özlenirsin, alabildiğine varsın da Daha da var oluyorsun gün günden Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin Bir kuş olsa mavilik derdi buna. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
O Yalnız Şair: Edip Cansever O kadar ki, o yalnız Ona ilk rastladığım bir şeydir aklım Bir el sürer mavisini uzağa Uzaktan daha uzağa. Ardından Yetişir sayısızlığım. Kuzeyde, ince bir kar dağıtımında Çocukların oyun oynamadığı yerlerde Bulunmaya hazır ve Eski çağlara ait bir parayım. Aksam, soyulmuş gün ışıkları Bölüşülmüş insan yüzü gar Sayısız beni toplar bakışlarım Dört güneşten biri o. Kendimi tarif edemem Güneşler ıslak, soluğum kalın. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Oda Şair: Edip Cansever Gün günden odamın şeklini alıyorum İşliyorum bu iniltili varlığı yeniden Kimbilir, duyuyorum yazgısını belki de Kuru bir dal parçasını içinden yiye yiye Dal olan bir böceğin O garip yazgısını Ne ölüme benzer ne ölümsüzlüğe. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ona Bir Kolye Vermiştim Şair: Edip Cansever Ona bir kolye vermiştim kendi sözlerinden Sürekli bir gülümseyişle yüzümdeki Görülmemiş bir ustalıkla acıyı ters yüz eden. Elbette bir ustalıktır bizim sevgimiz Mutlu bir yolcu gibi yol kenarlarındakilere el eden. Bu kentin her yanını unuttuk Kim bilir nerde daha bir postacı olurken. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Otel Şair: Edip Cansever Denizin alçalışıyla otel bir düştü Binlerce kalıntı şehir değerinde Sularla kaçışan ölümler türküsü Sırdaş olan denizlerin diline Taşlaşmış hayat ürpertileri ardından Şekilsiz, oynak ve iniltili Pembe, daha doğrusu bir çocuk gülüşü renginde İzleri deniz hayvanlarının Belli ki bir adı var onların, varsa da Gezinir mi hiç mi hiç adı olmayan burada Bir dirilişe bile ayak uyduramayan burada Mevsimi olmayan mevsim sürüleri Yumuşak yüzgeçleriyle dalgınlığımı yalayan Anılar, anı sürüleri Hep birden unutulmuşluğa dadanan Hep birden, ama tek bir yaratık gibi Çıkarak gözlerime yarı loş mağrasından Görülmemiş bir şekilde intihar ederdi. O zaman belki bendim, belki bir şekil bildirisi Gibi o zaman işte çok değerli bir taşa Bakar gibi ben İstekli, sonra durgun, giderek düşünceli Derdim ki -daha doğrusu yaşardım- Mutluluk alışılmış bir kötümserlikti Ki tarih aldatılırdı, korkardım Gözü dönmüş bir kuşun göğsünü didikler gibi Bağrını açar gibi bir azizin Açardım ben de içimi - bu şehir kimin? Kimsenin değil - Baktıkça, baktıkça oaraya bakır Ne düşerse içine zehir Köpürür köpürür köpürür Önce asit, derken bir doğa parçası gibi Yaprak bir parça yaprak olana kadar Su bir parça su olana kadar Ben onlara su ve yaprak diyene kadar Demek istediğim yaşamak bir parça yaşamak oluncaya kadar Zamanlar, zaman sürüleri.. Bazı adamlar ki bu zamanlara Dokunur geçerlerdi Yani bir piyanya ve onun tek bir tuşuna Dokunur gibi Ses, o kalın ses, hiçbir şey umdurmayan Doru bir at dilinde orman ve su Korkuyu, sonra da yalnız korkuyu Büyüten ordan oraya Sayısız çeşitlendiren onu Yani bir hayat olarak çıkaran karşımıza Bir sesti bu Sadece bşr ses idiyse, bir durup bir boşaldıkça İçimize düşüren boynumuzu Yerleşen bizi pek az tanıyan yüzümüze sonra da İğrenmenin koşulu bir at gibi durduğu Bir uzunluğu ya da bir alanı olmayan yüzümüze Yerleşen Sızdıkça sızan bir çay saati gibi içimize Yani bütün bir burukluğu birden içeren Ve soran birden sorusunu Hanlarda denk saran yolcuların Yağmura kuşkuyla bakan Gözleri gibi Ses, o büyük ses, desem ki Sorardı bize durmadan Sorardı ölümün bütün bildiklerini. II Ölüler dirilirdi. Çıkamazdım ki otelden Ben otelden hiç çıkamazdım ki Her şeyi bilen bir adam gibi gelip geçerdi Kış Ve hayaletler halinde kuş sürüleri Gündüz ve gece Gece desem gece, gündüz desem gündüz Ve desem ki, sonuncu günü Dünyanın insan eliyle yaratılmasının Sonuncu günü Koridorlardan geçerdim. Koridorlar ki uzun desem uzun, kısa desem kısa Aslında bana göre bir şekil Bir monolog da diyebilirim buna, içinde bir konuşma ürpertisinin = yer aldığı Kelimeleri olmayan bir yazı türü belki de Koridor Ve benim çağrışımsız sesleri düşüren ellerime Meyhanelerden gelen ve bir daha gelmeyen Ölü sesleri Sokaklarda karşıma çıkan ve bir daha çıkmayan Ölü sesleri Masa örtülerinin altına saklanan ve bir daha saklanmayan Resim ve para sesleri Ölülerin Merdivenleri inerdim. Merdivenleri inmek kolay desem kolay, kolay demesem gene kolay Bir diyalog olduğu için değil, zaten bir diyalogdur merdivenler İçinde insan uğultularının yer aldığı Ve kimsenin kimseye bir şey sormadığı. Ne var ki Ben onun yanından geçerken O benim yanımdan geçerken O döner dönmez köşeyi Ben yere eğilir eğilmez O dönüp bakarken gizlice Ben cebime sokarken elimi O gözetlerken beni köşeden Ben başımı çevirirken ansızın Bir anahtar sesi Bir sigara gürültüsü Yere düşen bir çakmak Kırmızı bir benzin istasyonu belirtisi. Güya Tanrının hep birlikte olalım diye çizdiği Bir salon Ben o salona varıncaya kadar Tanrı yok -ne kadarda geçmiş aradan- Salon ki otelin salonu yani Ve dirilmiş ölüler ayakta Bir ikon tasviri gibi Ya da bir Bruegel tablosundaki çılgın Belli bir zaman parçasını kımıldatıp da içinden Sayısız zamanlara götüren O birtakım adamlar Ki artık ölü bile değil hiçbiri, değil de Gelecek bir zamanı ısırır gibi Kocaman dişleriyle Avurtları, göbekleri ve falluslarıyla Yani kaç yerinden delinmiş olmalı ki dünya Dünya desem dünya Değil desem değil Yaralı bir hayvan gibi soluk soluğa. III O ben ki seviyordum beni yargılayan Bir otel diye seviyordum oteli Kendi yasalarıyla Aslına bakılırsa kendimi dolaştırıyordum bir bir Sokakları olmayan bir şehir için Yaralı ayaklarımla Alanları, parkları ve afişleri Olmayan bir şehir için Ben kimim -ki fülütler çalıyordum bazı- Çenk ve santur sesleri düşürüyordum Tevrattan Bir ot, bir çöl motifi Bir kafatasını, bir h=96 kuşunun haykırışını = düşürüyordum Karışık ve acıklı çöpleriyle Bir cellat ipi, bir korsan gemisi Bir yargıç ya da bir idam gerekçesi Zaten düşüyordu kendi kendine 'Çıt' diye bir şey oluyordu bazen de -sessizlik- Diyelim bir ölü yer değiştiriyordu Tam yüz 'sene' daha atlayarak geçmişten Yüz 'sene' Ama belki de Issız ve sıcak duvarların ötesinde yaz Sert ve ince bir kabuk gibi Çatlayıp duruyordu gizlice Gidip ellerimi yağ kandillerine sürüyordum Nedense erimenin bu dıştan tadına Bırakıyordum kendimi Yukarda eski bir kule oluyordu, tahta -Uyarılmış sürgünlüğüm benim- Tahta desem tahta, değil desem değil Ya da bir kırıntı bir boşluk canavarının ağzında Oluyordu ki, bir rüzgar bile hiç yok Yok dediğim bile hiç yoksa Batırınca durgun göğsünü Gök kendini kanatıyordu orada. Fırtına, fırtına, fırtına Ben ki en azından bir durgunluğa çağrılıyordum Her şeyi bir bir yaşamış da.. Ve yanıtsız ve sessiz Bana kalırsa: - Yani o sular ki içinden Peygamber yüklü bir yunus balığa çıkarsa Hangi ilgi onu bir süre boşlukta tutacak Canım elbette Yunus batacak Yunus batacak - IV Denizse her şeyi unutturan bir adam gibi Gelecekti bir gün yeniden Demeye kalmadı geldi Sinirli bir gürültüyle yükseliverdi hemen Ardından bir iki şey daha oldu - nasıl anlatsam Kimse bunu daha yaşamadı ki - Sanki bir akvaryumun içinde Yapayalnız kaldım da ben Yanımda başka akvaryumlar ve İçinde başka birileri Doğrusu müşişti bu, denizin icat ettiği bir mezarlık gibiydik = başka değil Hepimiz az çok kımıldanıyorduk çünkü Hepimiz ağzımızı açıyorduk arada Bir sesi dışından olsun yakalamak için Ama nafile Yoktu ses Yok bile yoktu ki bir yerde Kapıdaki bir yaylı arabayla Süslü bir cenaze arabasına benzer bir arabayla Solukların iniltili bir dram yaratmasa Yoktu ses Ve yaşlı barmenin başı tezgahın ardında Saint Jean de Baptiste'in kesik Kesik desem kesik, yaşayan desem yaşayan Başı gibi sakin durmasa. EK Silik bir izlenim gibi kalıyordum kendimde Elimle filan bir şeyler yaptığımı görüyordum Seyrek de olsa konuşuyordum, örneğin Eski bir efsaneyi anlatıyordum birilerine Ya da bir yerleri tarif ediyordum yüzümü buruşturarak İçki de içiyordum, hem de sert içkiler içiyordum Bazen bir iki bardak Bazen de sabahtan akşama kadar Durmadan içiyordum Canım elbette, diyordum, nasılsa Otel batacak, otel batacak En önemlisi de tanıştırılır gibiydim biriyle Hiç kimselerin ilgilenmediği Bazı olayların tarihçisi olarak. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Paşatıque Şair: Edip Cansever Sıcak sıcak sıcak Oturmuştum otların üzerine Eski tiyatronun ortasındayım Saydam bir sarkaç gibi sallanıyorum durduğum yerde Buhardan ve güneş kokularından. Uzanıyorum toprağa yüzükoyun Papatyalar sırtlarını dönmüş çan çiçeklerine Ne bir kımıltı var, ne bir ses Ne de bir düşünce, bir anımsama işte Diyorum, yaşamıma dadanan bir an bu Sophokles Aiskhlos'a dargın belki de. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Phoen İ X Şair: Edip Cansever Ben orda, akşamına orospular dadanan Camlarında pis sinekler gezinen, ben orda Eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor Kadınlarda ölüyor kadınsız bakışlarla Başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber Ya Tanrıya inanır ya da isyana. Kimseye vermiyor ki acılardan artarsa Kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan Bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla Ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan Öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa Kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam. Orası bir ölümdür şarabımı doyuran Ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar Vaftizi günışığında bir garip protestan Tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum Yeniden doğmak için çıkardığım yangından |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Robespierre Şair: Edip Cansever Her gün biraz daha yalnız Robespierre Ve Fransa biraz uğultulu Yalnızdır akşamı yok edilen bir subay Bilinmez ürkütülmüş atları ne çok sevdiği Her yalnızlık biraz ihtilâl. Çok şeyleri kadınlar için yaptım, kadınlar Onlar ki yokmuşum gibi sevdiler beni Beğenmek, beğenilmek gibi ayrı kaldılar Bir gün de akşamdı, ben o akşamı hiç unutmam Her sessizlik biraz ihtilâl. İşte bir tanrı evi, kimler ki geçerken uğruyorlar Sonra çılgınlar gibi kalabalığa Belki de yarı kalmış bir sevgiye koşuyorlar Belki de her boyun eğdikleri, her diz çöküş Yavaşça bir ihtilâl. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ruhi Bey Anlatıyor: Şair: Edip Cansever Kısacık bir gündü, bir iki dakikalık bir gündü Çocukların günü gibi bir gündü Kahverengi fotoğrafları vardı, bulanıktı Hiçbir şey açık seçik görünmüyordu Kocaman bir bahçe olmalıydı, orda burda Tavuskuşları olmalıydı, herbiri Öyle bir başına hiç kımıldamadan duruyordu Saniyeler sümbüller gibiydi Saniyeler sümbüller gibiydi dokunsam iki parmağım arasında akıyordu Kısacık bir gündü. Bir kişi bile yoktu Hayrünnisa ile ben vardım Seylan taşları ile işlenmiş bir iğne vardı Yansıyan kırmızılık taranıyordu güneşte Kan gibi parlıyordu Şöyle böyle hatırlıyorum Beni ölüme uğurlayan bir düğün günü Babamı hatırlıyorum Babamın ölümünü Kırbacıyla birlikte bir çam ağacına gömülü Annemsa odasında babamın Hasta yatağında Kımıldamadan yatıyor Pencerede sapsarı bir limon görüntüsü Duvarda rengarenk bir kırbaç koleksiyonu Hatırlıyorum Dişleri vardı Hayrünnisa'nın Hatırlıyorum Bir şeyler vardı, ortasından kesilir gibiydi Dişleri bembeyazdı Kesilen her şey bembeyazdı O dişleriyle vardı, ben yoktum Seylan taşlı iğnenin altındaydım, ben yoktum Hayrünnisa vardı, ben yoktum Üç gün üç gece geçti, ben yoktum On gün daha geçti,sonra ben günleri unuttum Bir kuşluk vaktini iyi hatırlıyorum İçerenköy'deki tozlu bir yolu Postacıyı Terziyi Oyanmış limonluğu Çiçek satan adamı Bir otobüs durağını iyice hatırlıyorum O yoktu. Ve bir sabah ben vardım Koskoca bir konağı bir başıma soydum Yer halılarını çıkardım, kalın kadife perdeleri Maun konsolu, Çin porselenlerini, gümüş takımlarını Hatırlıyorum Mineli pandantifleri çıkardım, altın zincirleri, pırlanta yüzükleri Büyük kristal avizeleri, sedefli koltukları Bursa çatmalarını, Beykoz koleksiyonlarını, minyatürleri Hepsini, hepsini bir bir çıkardım Tutkuyla çıkardım, şehvetle çıkardım Öfkeyle Kanını akıtaraktan konağın Hatırlıyorum Konakta o gece konakla kaldım. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ruhi Bey ve Limonluktaki Yangın Şair: Edip Cansever Niye imalı öyleyse Aşk mutlu bir sürgünlükse. Üvey annemdi benim, ben sarışındım On altı yaşındaydım, sarışındım Bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim, görünümsüz Yalnızdım, karışıktım Beni tanıyan kimseler yoktu Hiç yoktu İçime kapanıktım Büyük ağaçların altında Havuzun kırık taşları arasında Bilmezdim mutluluk nedir Bilemezdim Alıp başımı gitmek isterdim İsterdim ama, kalırdım Sanki kar yağışlarının ardından Uzun süren kar yağışlarının ardından Sevimsiz bir lunaparkta Kimsesiz bir atlıkarıncaydım. Bir limonluğumuz vardı, öğle saatlerinde Bazen o limonlukta uyurdum Karışık düşler görürdüm Yalnızlık? O bir başına kalırdı, ben bir başıma kalırdım Sanki hiç tüketilmeyen bir otobüs durağı Gibi kalırdım Bir gün İçeri girdi, uyanıktım Yarı uzanmıştım, uyanıktım Bir üşümüşlüğü tutuyordum yüzümde, uyanıktım Dudakları aralıktı, ben uyanıktım Öyle bir süre durdu, baktı O baktı ben de baktım Yanıma usulca uzandı Uzandığını görmedim, ama uzandı Dağıldı, uçuştu, bir gülüş gibi uzandı Önce şaşırdım Önce hiç kımıldamadım - Yalnızlık biraz azaldı - Saçlarımı sevdi, hiç kımıldamadım Bir biçim değildim sanki, bir nesne, bir şey değildim Biraz utandım Sokuldu bana iyice, bana sarıldı Dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı Köpüren sütler gibi taşırdı Köpükler içinde kaldım - Mevsim her zamanki gibi yazdı - Birden beyaz bacaklarını gördüm Sonra her şeyi gördüm O her şeyi ben ilk defa gördüm Ses çıkarmadım Ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik Beni yeniden öptü, üstüne çekti beni Köpüren sütler gibiydik Limonlar beyazlandı Bir limondan başka bir limona geçtik Bir limondan başka bir limona geçtim Gözlerim süt gibiydi, sayısız gözlerim vardı İlk defa vardı Upuzun sürdü, kısacık sürdü Beni bıraktı Ayağa kalktı, saçlarını düzeltti Süt dindi Ama ben kaldım Çoraklar, çöller, tuzlu denizler gibi kaldım O gözlerini dikti bana - Ben suyun yanması gibi tuzda - Anlamsız, uzun Gizli, korunaklı Yüzüyle itermiş gibi ilk defa gördüğü bir yaratığı Yıllarca, ama yıllarca Baktı baktı baktı. Kimseye bir şey söylemedim Ama bir daha gelmedi Ne sevgi, ne nefret, ne önceleri bir şey duymadım Sadece gelsin istedim Uyanık bekledim Gelsin istedim Ama bir daha gelmedi. Anladım neden sonra Anladım kötülük olsun diye geldiğini limonluğa O bembeyaz dişleriyle yoktu, ben vardım Üç gündüz daha geçti, ben vardım On gün daha geçti, sonra ben günleri unuttum - Unutmak ben büyüdükçe o benim çocukluğum - O yoktu Beni uyardı, beni yalnız bıraktı, anladım Çocukken vururdu, kanatırdı, ezerdi Bu kez de Anladım severekten Okşayaraktan yapmak istedi aynı şeyi. Üvey annemdi, ben sarışındım O da sarışındı Beni uyardı, beni yalnız bıraktı (Açık saçık giyinirdi, pek anlamazdım Dudaklarını ıslak tutardı, pek anlamazdım Şehvetle aralardı, bembeyaz dişlerini görürdüm Bembeyaz dişlerini görürdüm Bembeyaz Kalçalarını okşayaraktan tutardı.) O günden sonradır ki iyi tanıdım ben kanı. Bir gece uykudaydı bütün konak Gizlice bahçeye çıktım Yaralı bir hayvan gibi sürünerekten Sokuldum limonluğa usul usul Döktüm bir şişe gazı ve limonluğu yaktım. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Salıncak Şair: Edip Cansever I Büyük bir oda. Bahçeye açılan bir pencere Ortada bir masa Yanda bir kapı Daha birkaç şey: Örneğin bir yunus balığı camdan, bir heykel Sabah. Duvarda gün tanrıları Rezneler, sedef otları, küpe çiçekleri görünür pencereden Görünür ama görünmez Yani hiçbir şey yerinde değil pek. Bugün ne? Salı! O bile yerinde değil Bir bardak, bir sürahi yerinden edilmiştir, nereye koysak Nereye? Bilmem! Bir çıkrık bir zaman dışını kolaçan eder şöyle İyi. Biz buna bir durumun sınırsız gelişimi diyoruz Diyoruz; sanki o her şey kadar bir her şeyi getirir, yığar Çıkrık Bir su gürültüsü, bir pul koleksiyonu, bir duanın yaratılışı duyulur bu ara Duyulmaz ama duyulur Başlar çünkü onlar da; yani pul, su gürültüsü, dua Başlar bir insan gibi; süreyi, düzeni ölümü taşımaya Sabah. Duvarda gün tanrıları Birinin süresiz terlik giyeceği tutmuştur yukarı katta Aşağıda İskemle gıcırtısı, ayak Tütün kokusu, koku Yaz kelebeği tadında bir soluma Yer değiştirme, kımıltı Tekrar soluma Kadın Sessizlik. II Gün ışır iyiden iyiye, odanın orta yerinde bir kayalık Sarı bir kertenkele... onunla her şey bir iki sıçrar, durur Başkaldırır, düşer Bir çorak bağırışı, bir taşın ikiye bölünmesi işitilir. Sonra? Bir su arayışı, bir bozgun... Biz buna benzer her şey diyoruz, her şey her şey her şey Çünkü o, kadın Uzanır, sağar bir yokluğun içinden Gene bir yokluğu sağlar, üşenmez Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır Çıkar boş kıyılardan katılaşmış akşamüstleri Böler o bakışları bir sarkaç gibi binlere Ama bir zaman gibi değil, bir sarkaç gibi böler Yani olanlar olmuştur bir kere Bir kartal donakalmıştır sıcaktan. Bir U sesi duyulur Yaratılmaya uygun bir ses, U Uzağa bakar kartal. O kadar bakar ki, bakmaz Taş kesilmiştir taş, boynu ileri düşmüştür Tanrım bize bir salıncak! Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri Bir daha, bir daha, bir daha Unutmak unutmak unutmak Tanrım! Taş kesilmemek için taş Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz Kadınsa kımıldamak ister, olmaz Yer değiştirmek ister, olmaz Solumak birdenbire Gene olmaz Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna Bir kaya daha çatlar Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya Eser bir silinti, bir sisin dağılışındaki öz Çıkar o yunus balığı, o heykel Yaz kelebeği, kapı Sonra? III Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil Bir aralık gibi durur dünyada İşte bir soru! Okurken elinde tuttuğu; okumaz, gene elinde tuttuğu "Önce hep gece vardı" diyen bir kitapla Biz buna bir sorunun sınırsız gerilimi diyoruz Diyoruz; çünkü o kadın Ne yapsa, neye uygulansa Bir aralıktır şimdi dünyada Bir aralık, bir aralık! Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi Tanrım ona bir salıncak! Bir gidip bir geliversin diye boşlukta Umutla, erinçle, tutkuyla Kendine kendine kendine katlanarak Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine Tanrım Ona bir salıncak! Tam burda Gözlüklü, kış akşamları yüzlü bir bahçıvan Sorar o sokak kedisinin dilindeki hızla Sorar o çiçekleri -bir çiçek olmayan yalnız- sorar sorar sorar Nereye kadar bilinmez Hani bir sormasa... korkunç! Hani bir çalgıcı vardı, başını çalgısına koymasa uyuyamaz Sonra? Sonra ne? İşte bir çamur gibi sıvanmış odaya Karanlık bir kilisenin İhtiyar zangoçunun ağzıyla Günaydın! İyi bir gün başlar ne de olsa IV İyi bir gün başlar. Dünyadayız artık. Dünya! Şu tatlı pencereniz. Sizin. Bunu anlamayacak ne var? Pencere Tanıklık ediyor işte. Gün mavisi bir şey. Tanıklık ediyor Pek açık değil. Değil de... Size. Tanıklık ediyor bir de Bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz Yok canım! kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler yaşıyor, o kadar İşte Yaşamış bir kadın yaşıyor orada Yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa Var ya Orada Tek imge kayalardır, işte orada Yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada Her şey hep kayalardır; otlar da böcekler de, sular da Günler de, zamanlar da -Görünen bir zamandır çünkü orada- Bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada Değilse bir hareket bu, yalnız orada Orada Bir ayak boyu yerde, bir kadın Bırakılmış gibi yıllarca Tanrım ona bir salıncak! Taş kesilmesin diye taş Donakalmasın diye boşlukta. Hani o balıkçılla yarışan çaylağa Kırpışan gözleriyle bakan gemici Gibi Baksın o da görmeden Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri. Tanrım size bir salıncak! |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Saplantı Şair: Edip Cansever Sözlerim kendim üstüne Gölgem beni istedi O ki istedi Suyum beni istedi O ki istedi Cemile beni istedi Ne oldu? hiç! alışamadım Kartalın bir kayaya çarpısı idi Soyundum, giyindim, tekrar soyundum Arada olacağın düşünü kurdum Zevk duydum bundan Cemile anlamadı, Cemal hiç anlamadı Safiha görmedi ki Ve göstermedim Sözlerim kendim üstüne Bir uzak yerlere gitmek üstüne Sanki gunler tek bir gune birikti Bense çıkmazda kaldim, usandim Çıkamazlar da üst üste Birikmiş ufuklar kadar derindim Ve dedim: elbette deneyeceğim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Seni Günlere Böldüm Şair: Edip Cansever Seni günlere böldüm, seni aylara Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşısında. Şiirler söylenir, şiirler biter Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa. Bütün günler yenileşir her bekleyişte Ve bütün dünler, bütün geçmişler Kapını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle. Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti Sonra bütün bulutlar hep birden geçti Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Sesli Harfler Şair: Edip Cansever Sen, o benim, daha ne duruyorsun aşk kelimesi Burası ben, gene bir sevdaya çağrıldı o yer İnanma ellerimi deniz, ağzımı bulut ettiğime Ağzım da, ellerim de dünyaya göre Günüm aydınlıkla biter. Tut ki ben her türlü görünmenin apayrısı Gün günden sevdaya benzer Bir adam düşünürsem şapkası maviyle gelen Bir ekmek koparılsam işte o sıra Benzer mi benzer sevdaya Bir duruşum var çevresi gözlerinden. Sanki yanımda gezdiriyorum aşk kelimesi Uyanık, duygulu, her günkü yanımda Bilmem ki ne yapsam, ne etsem bu sevinirliği Kendimi görmeye parklara gidiyorum Kiminin bana kiminin çaresizliğe elleri. Kaçsam da bir türlü karanlık şimdi Ne kadar aynı bir dünyadayız seninle Aşka, dövüşe, maviye yetmek için Biriyim, cesurum, var mısın ellerime Bir başka sabaha kadar içelim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Sevda Bir Ateş Buldu Sende Şair: Edip Cansever Sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni Artık kimse denizi bilmiyor. Dirseklerini masaya koyuşundan belli Gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini Sevda bir umut buldu sende. Ey bir yolcu listesinde bir ölüyü arayan Artık kimse gözlerini bilmiyor. Şunu imzala Bir mektup, bir telgraf alındısı değil Unutulmuş bir sevdadır kapını çalan Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan Kimse artık bir şey giymek istemiyor. Sonra bir pencereden kendine Ay ışığı gibi vuran sen Ne sana ne başkasına benziyor. Ve işte bir dip balığı su boşluğunda Çırparaktan yüzgeçlerini Hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Sevişen Şair: Edip Cansever Seni seviyorsam bununla her yerin Öyle iç çekişlerin gibi bir değil iki Nasıl yaşamaya başlar daha çok Buluşan iki mısra gibi.Bir şiirin Kokusuz, tatsız çocuk adları gibi Bir kuş da gözlerine uygulanmış sesiyle Öter durur kıyısız boş saatleri Ben niye titriyorum'la birlikte Sonsuzluk alanıdır yüreğin. Bir anlık gecesinde bir günlük mevsimlerin Bildik mi yaşamayı ikimizce Biz getirdik demektir anlamayı evrene Sevişmek alanıdır yüreğin. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Sonrası Kalır Şair: Edip Cansever On kalır benden geriye dokuzdan önceki on Dokuz değil on kalır On çiçek, on güneş, on haziran On eylül, on haziran.. On adam kalır benden, onu da Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan On adam kalır. Ne kalır ne kalır Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır On çizik, on çentik, on dudak izi Bir çay bardağında on dudak izi Aşklardan sevgilerden Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem Bir de bu kalır. Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır Asıl bu kalır. On yerde adam geçse geçmese Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm, anlaşılır. Akşam olur, bir günden dibe çökerim Su içer,dibe çökerim İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla düşürürüm elimden Bu yüzden gecikirim Size bu sıkıntı kalır. Ne kalır Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti Dişleri hiç kesmeyenden Gün geçer, kendi kalır Kahvelerde kayısı. Gezginim, açık denizlerden yanayım Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır Akdenizli herkes konuşur duyarlığını Başka ne kalır Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır. Ben buyum, dersin, arkadaş Sevgilim, ben buyum Yüreğim vurgun, dişlerim altın Ceketim sol omzumda Vakit vakit incelen vakit. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Su Altında Kanat Çırpan Üveyik Şair: Edip Cansever I Bir çift Van sesi Van'ın doğurgan sesi Bin çift nar düşürülmüş gibi dalından Bu onun sesi Sessizce yağan karda nar sesi. Su altında kanat çırpan üveyik Her rengin başka rengi Resmini kendi çizer Düşünde kendini görür Kıyılar onun itiş biçimi Üveyiktir Van'da anmak anılmak Üveyiktir sanrının üvey kardeşi. Dağ yollarında yalnız gezen çeşmeler Suyu eşkiya soluğu Akışı aralıksız nal sesi İlk kulak verişte duymanın uzak Çok derin içi Dağ yollarında yalnız gezen çeşmeler. Asurlu sert hüznü onun Bizans gözleri Yuvarlar beyaz taşlar İçini açar bana Açınca bana içini Gündışı bir saattir, acı bir kış kavununda Birikmiş gündüzlerdir Ve gelen kimdir bilinmez Oyunlarda ikinci Oyunlarda üçüncü Kişiler gibi Söze pek karışmayan Ya da Çok eski bir haberci. Kapamam gözlerimi, kapamam Korkarım kapayınca bir başka şehirde uyursam Yağarken yağan karda Doğu'nun İşleyen ezik sesi Yağarken yağan karda Çekip gider haberci. Eski bir manastır çanı Akşamları suya döker süsünü Su altından çıkan üveyik O da Yağmurda yıkar yüzünü Dağ başlarında yalnız gezen ormanlar Dağıtır kamyonlara sisinden sıyrılarak Günlerdir boşluğunda tuttuğu hüznü Ve hüzündür kendiliğinden Han havlularında ağır ağır Yem kesen atların yükü Toplanan pazarlarda, kapanan dükkânlarda Bütün gün ip satanların, bakır satanların Doluşup cami çeşmelerine El yıkarken çığırdıkları türkü Ve Tatvan'a giden vapur bir de Ekler bütün hüzünlere Bir sabah bir Van hüznünün özgünlüğünü. Sabah değilim, akşam değilim Sunaklarda ipince Belirsiz bir çiziğim Yüreğim kanda parlar Kan kadar yerde parlar Toprakla iç içeyim Biri kazıp bozmasa Alıp gitmese beni Batmadan yakalanmış çok eski bir güneşim Öyleyim Yeraltında gözleri kör mozayık Yeraltında yalnız gezen parmaklar Binlerce dibek konuşur Binlerce dibek parlar Koşar buğday tozuna su altındaki üveyik Bir çift Van sesi Doğan güneşle bu, batan güneşin sesi. Kapamam gözlerimi, kapamam Korkarım kapayınca bir başka şehirde uyursam. II Kış bitecek birazdan, kışa geç kalma Böyle diyordu savat ustası Hasan Gelirken az tütün getir Bir dağ keçisi parçala Tuz bas düşümde gördüğüm kana, tuz bas Ne derdi güz ortalarında baban sana Dokunma Van'a Van köylüsü kendini çavlan gibi üretir Göl gibi dokur Ve beklemesini bilir, burkulur Eğiktir şimdi boynu, sen de eğiksin O kadarını anlarım Ben bu savatları bunun için işlerim Üç beş kuruşa satarım Gözümün yeşili üstünde kalır Balkır güz kırmızısı eğiminde Üveyikler kalkar her bir nakışından Durur belleğimde konuk sayılır Senin olsun şu eski mavzer Biri armağan ettiydi babama Okşadı sevdi yıllarca onu Bir gün hiç konuşmadan Uzattı verdi bana İşine yarar mı bilmem Bildiğim bir şey varsa Mavzerle denenmek ister dağlar Hüzünle değil Yık şapkanı arkaya Bu da kundura Çakal derisi bu da Gerisi senin işin Bir soru kendine sor, bir soru ona Sakın sormadan vurma Ölüm pusuda Mahpusluk dersen Pusuda Ve yalnız kalma Dün biri seni sordu, Van'a gelmiş Görmek istemiş seni Demek ki bir başka tutsak o da Bir başka çekmiş Bilirim acılar birbirine benzemez Ama Acılar nerde bütün, sen onu yokla Çavlanı unutma, gölü unutma Mavzerini ayarla Hazır ol Kış bitecek birazdan, kışa geç kalma. III Bir tarakla ya da bir iğneyle saçlarından Tutturulmuş unutulmaya Suçu vardı, ne miydi suçu Suçları onların erkekleriyle Yokluğu varlığa çevirmek suçu Ve son kerteye gelmiş öfkenin cıvalanması "Hayır, hiç yenilmedik, çekildik yalnız Ve şimdi olduğumuz yerde Ve ayaktayız" Diyorlar ki, elbette doğru Kim katılmak istemez onlara Kim duymak istemez böyle bir suçu Ah Van'ın sarı rüzgârı Taşları şarap koyusu Akşamı kiremit tozu Hoşap Kalesi Bağdat Oteli Sınır türküsü Bana bir resmini ver arkadaş Ve söyle Neresinden bulurum şu İstanbul'u Bulamam Senin bakışın düzgün Bizimki çatık Ama anlaştık ya sen ona bak Yolun düşerse gene uğra Bizim gönlümüz kanmaz Aşımız bitmez senin gibi konuğa Üstelik daha bir pekişiriz İşleriz yan yanyken başkalarına da Tükenmez olur sevgimiz İyi yolculuklar sana. İyi geceler sana da Oğlum motoru ısıt İyi geceler Van Yolumuz bir başka Van'a, Kars'a. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Su.. Şair: Edip Cansever Bir gün, bir uzun gün hep denize baktık Miller ve ağırlıklar bitti Gelip geçmeler bitti, gemilerin Beyaz ve kocaman gövdeleri Gözün kahverengi suyuna geldik. Palamutlar yaktık, çalılar her zamanki gibi Süsledi bizi bu ufak değişiklik Çok ağır bir şeydi gün dörtgenleri üstümüze düsen Aydınlıktan kopan aydınlıktan kesilen Ağır mi ağır Kaldık ne kadar kaldıksa böyle Sonra gün diye bildiğimiz ne varsa akıtıldı Duvarlar, sarmaşıklar, evler akıtıldı Güneşler, hızarlar, kıymık taneleri Vinç sesleri, çekiç sesleri bir. Sokağın bitiminde donup arkama baktım Her şey nasıldı diye Sundurma hazin Çarsı kararsız Düzlerde yarlarda tepelerde Kurtlar, tavşanlar, yılanlar erimekte Herkes dünyayı bir yanından onarıyor sanki Meltem belli belirsiz birselleri kıpırdatıyor Gözümü kap atik sokağa baktığımda Sudur gün. Ah sudur, ne yandan baksam sudur Suyun imgesi sudur Trenlerin kalktığı her yerde Bavullar sudur Bir gün bir Erzurum çalkantısı Obur gün Konya pası Manikadan görünen İstanbul kıyıları Çantası açık duran bir kadının anisi ve Dudak boyası Ardahanlı bir kartal Kızılca hamamlı bir pirinç Tülbentler, yazmalar, krepler Hep sudur Askerin son defa memleketine baktığı Yüzünü çevirince bir bardak gibi düşüp kırılan memleket Ve gemilerin ağır ağır limanlardan çıktığı Ah sudur. Bir gün, bir uzun gün bir aynanın önündeyim Kirpikler ve saclar bitti Gövdem duvara sürte sürte inceltilmiş bir nesne gibi Dalgın ve uzun Uzun ve sisli Ben ki gövdemle tattım gövdemi, iyi bilirim Bir hurma, bir baş dönmesi Kokusu baş dönmesinin Güzel kaplar aldım bu yüzden, ne kadar güzel kap varsa aldım Bilmek için suyumu Ve hazırlıklı değildim ve bildim Ben suyun bir dakika durduğu Durunca boğulduğu bir yerdeyim. Bir kılımı yere sermek kadar güzel ne var Sonra püsküllerini düzeltmek kadar Ya sofraya dilim kesilmiş bir domatesi koymaktaki görkem Kamyon sürmek yükünü bilmeden Ve ikimiz bir akşam üstü sırasında Ve akşam üstünün Anadolu ya giden bir otobüs gibi kalkması sırasında Dağlarda, tarlalarda, köprü altlarında Sazların, taşların, yosunların arasından geçerek Bir akik gibi yansıyaraktan hem de Kırmızı bir karpuzun doğum sancısına Su akar ben akarım Ben akarım su akar Vakit yok bakışmaya Günlerden suya. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Tahta Kale Şair: Edip Cansever Gövdesi ince uzun, eliyse peynir ekmekli Beni mi süzüyor ne, çay mı içiyor ne, anlamadım Bir asker, öyle bir asker ki, doğduğu günden beri izinli Dünyaya izinli, kadına izinli, sevmeye izinli Bilmem ki nasıl olmuş her yerden çıkıvermişler Ürkek ve devamlı insan yüzleri. Güneşler gidiyor camlarda, Bayburt'ta akşam yemeği Kolunu kaldırıyor biraz, yüzünü ekşitiyor biraz, biraz da Donkişotvari Biriyse elini atmış durmadan karıştırıyor Cebini karıştırıyor, güldükçe gülüyor kadının biri Güldükçe gülüyor ya da gülmüyor işte güldükçe Adamla sıkıntı çatılmış silahlar gibi. Çocuksun, anlamıyorsun, süslemişler her yeri Dokunsan ağlayacak, konuşsan susmayacaklar bir daha Elleri vardır bilseniz, durmadan bizi gösterir elleri Baksanız bakılırlar, sevseniz sevilirler kimseye benzemeden Biri de bir kadındır alınmış efsanelerden Bir kadındır güzelim unutmuş erkekleri. Bu sandık, tahta sandık, üstünde gül resimleri Yanında bir adamla sanırım doğu illerinden Üç asker tıraş olmuş, beyaza kesmiş yüzleri Şeker mi yiyorlar ne, düş mü kuruyorlar ne, anlamadım Belki de bir Tanrısı var acının, hüznün, ayrılığın Ki durup dururken öyle ansızın yürüdükleri... |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Tangolar Kendisiymiş Şair: Edip Cansever Tangolar kendisiymiş, kim kime ne deseymiş Her yer tanrı gibiymiş, bir sonsuz pistmiş. Denirmiş Çalmış o kemanları ki parmakları kalmış Bakmış da yıllarca sanki günlerin hiç değişmeyen huyuna Örneğin ilk yaz buz rengi bir alanmış Basıp üstüne geçmiş, pespembe topukları kalmış Geçmiş mi yalnız, hayır, tatmış da o kalabalıkları Her şey öyle tamammış ki bir anlaşılması kalmış Biri mi tanıştırmış onu ne kendi düşüyle Öyle ki, kendisi gitmiş, düşüyle başbaşa kalmış. Her şey uzunca bir yolculukmuş ve anlatılmış Belki bir çay molasında. Belki Gözleri takılmış da kırık bir kayığa Sazların arasında Birinden birini pek anlamamış Boyası dökülmüş bir kayık olmuş bütün anlatılanlar Ne çıkarmış Bırakmış kayığını son durakta Kente karışmış Düşünü unutmuş bu kez de kendisi kalmış. Tangolar kendisiymiş, kim kime ne deseymiş İlkyaz mı? Bir beyaz ceketle bir mavi kravatmış Dökülen belleğinden daha sonra da Ve batan gözkapaklarına Bir bahçe kapısında üvez kurusu Mor, sarı, bir sürü ufacık cammış Tangoyu bırakmış kemanlarına dalmış Üzülmüş bir denizmiş, çok sessiz bir denizmiş de Sanki en küçüğünden bir balık kalmış Geçmiş de yaşamın en saydamına çoktan Oralardan Denirmiş, bu şiirler öylesi bir haber salmış. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Totem Yenmez Şair: Edip Cansever bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde her cümlede iki tek göz, bu kimin ya da kim korkuttu bu kadar sizi bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı ya da tam tersine boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere sulardan ürpermek gibi dokununca, ya da ben kimi sarmışım böyle kollarImla kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben iş edinmişim öyle kimsesizliği kendimi saymazsam - hem niye sayacak mışım kendimi - çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Tragedyalar -3 (koro ) Şair: Edip Cansever Birden bire yapayalnızsanız her yerde Ve bundan korkuyorsanız En küçük şeylerden bile. Örneğin birine saati sorsanız Karşıdan karşıya geçseniz bir caddede Sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize Biriyle bir şeyler konuşsanız Ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. Postacı her gün mektup getirse Sözgelimi bir resmi dairede Fazlaca oyalansanız Şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste neden olmasın Kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile Tuhaftır Sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze. Ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene çaldınız Şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar Biraz da güldünüz aklınızdan geçen bir şeye Ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze Ama az ötede düğmeleriyle oynayan Ve yiyen tırnaklarını bir adam Duraksız sizi izliyordur belki de. Ya da bir dernekte üyesiniz, azıcık mutlusunuz Ya da küçük bir memur bir banka servisinde Durmadan suçlusunuz Durmadan suçlusunuz Durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi Gücünüz yok ödemeye. Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık Yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız Bir yankı : durmadan yalnızsınız Durmadan yalnızsınız. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Tragedyalar-3 ( Ağıt ) Şair: Edip Cansever Gün bitti.Saat kaç.Bitecek mi gün savaşımız Hak edilmiş hüzünlerimizde olacak mı bizim de Dönüp dönüp arkamıza baktığımız Bir dünya kalıntısı üstünde Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Tüfek Şair: Edip Cansever Alışılmış yerlerde alışılmış adam Tuhaf adam, çok tuhaf adam, ya da bundan böyle tuhaf Bir tuhaflıktır ama doğrusu Omuza asılmış tüfek Bir tüfektir her sokağın ucu Siyaha kapalı at Patladı patlayacak İçine dönük pencere Sert adam Tek kelime Adının çıkardığı ses Bir çekmece, bir kutu Bir tüfektir bunlar doğrusu Dopdolu bir tüfek. İskemle kendini saklar -böyle de şaka olmaz- Ansızın görünmek için yapar bunu Bakarız odanın güttüğü bir şeydir iskemle Beyaza eğik, sarıya aç Bir olaydır belki de bir olay Hem ne güzel -eğer işiniz yoksa- Birden güzele yer ederiz, ben şapkamla Sen saçlarınla, adının çıkardığı seslerle sen Bir kalınlıktır hava Bir gelenidir şapka Birinde bine katlı güvercin Birinde çıplacık bir baş Bir tüfektir ama doğrusu Ansızın görünen bir şey Kesile kalmış bir ot Bir çıkıntı ay yuvarlağında Susmak, o ölüme denk susmak Var ya Bir tüfektir işte insanda Hem de pırıl pırıl bir tüfek Çocuklar korktuğuyla. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Uçak Alanı Şair: Edip Cansever Güneş hızla duruyor Biriyim yolculardan Eski bir gökyüzünden başka alana İki büyük çantam var Kocaman bir ek gibi şaşkınlığıma. Ve olmakta olmanın sallantılı alanı Kuşlar boşluk uçtukça Bir şey hızla duruyor Bir uçak sanki bin uçak Bir gün öğleden sonra her gün öğleden sonra. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Uçurum Şair: Edip Cansever Bir ağaç sürüsünün üstünden Çok ağaçlı bir ağaç sürüsünün üstünden Kesilmiş limon dilimleri gibi düşüyor güneş Votka bardağımın içine Benim olmayan bir sevinç duyuyorum. Kesiyorum durduğumuz yeri ortasından Ey görünüş! seni bir yerinden hiç anlamıyorum Dibimde değil ayaklarımın, damarlarında Derinliğini orda tutan, orda harcayan Uçsuz bucaksız bir uçurum. Zamanla değil, bir yerde Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum Geçiyorum ilk şeklimi tüketerekten Ağır ağır yanan bir tuğla harmanını Billurdan sarkaçlarıyla. Kalbim, sersemliğim benim.. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Şu Küçük Şey Şair: Edip Cansever İndirdik mi suya denizi --İndirmedik suya denizi --İndirdikti suya denizi Buruk ve unutulmuş yapıyor beni Şu akşamüstü, şu küçük şey Çökerken sisleriyle-küçük vapurun kamarasını andıran- Dilsiz ve gücenmiş bir öykü gibi. Nice sözler vardır -belli belirsiz- bir yangın yerine benzer Arasıra kokusunu duyarız Ve aşklar şekilsiz eylemlerdir gün günden Biçilmemiş bir çayıdır bütün yaşam Durumlardır çünkü akılda kalan yalnız. Örneğin Bir akşamdır Don nehriyle Şolohov. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Uyanınca Çocuk Olmak Şair: Edip Cansever Siz ne iyisiniz, ben sizi bir şeylere benzetiyorum Bilmem bir testi, bir bakır sahan kolay mı sizinle Çok rahat bir gökyüzü mü var sizinle Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda Yoksa bükülmüş bir nehir gibi mi küpelerinizde Siz küçük adıyla mı çağırırsınız sessizliği Öyle mi, ya kim uyandırır sizde Bu sevişme dalgalarını, aşk seslerini Bak'ları, duy'ları, okşa'ları, evet'leri Hele bu elleri, ayakları bu Gözleri gözleri. Gidip bir bardak su içiyorum. Ağzım benim! Su böyle neye benziyor, çok çocuklu bir bahçeye değil mi Bakmayla içersek gözlerimiz de bir şeye benziyor Senin gözlerin, bizim gözlerimiz, onun gözleri Her zaman söylüyorum kuyumcular için imzalı yazı gerekmez Ama hiç gerekmez öyle değil mi? Armut ağacı! İyi sabahlar! Sana bakınca yüzüm değişti Bütün gün çalışıyorum en kötü iş yerlerinde Yorulup bunalınca hep o sana bakmayı deniyorum Birden çarşıyı gösteriyor dallarının inceliği Hem niye saklamalk, çarşıyı gösteriyor işte Bak! Şakur şukur şapka satın alan birisi Yusyuvarlak bir kişilik deniyor Pis adam - ne kötü dünya - öyle mi değil mi? Siz yok mu, sizin her yeriniz şaşırıp kalmaya istekli Bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim Şu da var: bir sokak en açılmış pencereler dalıyor Dalıyor da söz mü, yatağa uzatıyor otomobillerini Aşk duyan bir kadını Onun kişiliği olan memelerini Gözlerim! Hey sokak! Geri getiriyor gözlerimi Kimi zaman da bir cam kırılıyor şangur şungur Diyorum böylesi gürültüler şiir için gerekli Öyle mi değil mi? Bizim o duvarlık tabaklar durmadan uzağa götürüyor evimizi Daha aldığım gün bildim maydanoz olacak üstündekileri Maydonoz olacak, maydanoz olacak, maydanoz olacak İyi ama, niye sevmeli her önüne geleni Herkesin, herkese, herkesi Daha dün yepyeni bir son koydumdu şiire Aldı, yepyeni bir kalabalığı getirdi Ama iyi yaptım öyle mi değil mi? |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Uzak Yakınlık Şair: Edip Cansever Soruyordun İlkyaz işte Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz Tenhalık böyle Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde Beklesem hemen gelecek olduğun Tam öyle olduğun Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda Kırıp dökük de olsa yanımda Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun. Yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan İkimizdik, iki kişi değildik Bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine Birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin Yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum Sanki bir bakıma ayrılık böyle. Karşılıklı otursak da ne zaman Masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye Ayak bileklerimizden gerisin geriye Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma Gereksiz ama yalnızlık böyle. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Uzun.. Şair: Edip Cansever Bir elma tadı gezdiriyorum kafamda Anlaşılması güç bir elma tadı Ya sayılarla çiftleşiyor ya notalarla Hiçbir zaman gebe olmadı. Bence bu asılmak saati kadınsızlıkla İğneyle, saatle, bir kadın çorabıyla asılmak saati Bir müziktir ayrıca iki tek kadın çalışır Bir yatakla bir müzik iki tek kadın İki tek kadın çalışır aynı yatakta. Sonra kadınlar iyi kemanlar kolay Kemanlar uzun kadınlar kısa. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Var Var Şair: Edip Cansever Yok denecek bir şey ama var var Yılan çinkoya mavi Damın altında kaç sıra tuğla eksik Niyedir bilmiyorum pencere koysak miydi adini Bir ördek, bir keçi yavrusuyla dışarısı Gebe karnıyla bir kadının Günesin donduğu tepsiye vurmuşlukla Vay çiçekleri, kedileri bakmak yapan elim Nedendir bilmiyorum ellerim tutsak miydi. Bizi bir pencere gösteriyor ama gösteriyor Işıklar sırtımıza vurmuşlukla Vay ışıklar vay! hep birden çinkoya mavi Akıntısı aya doğru uzanan Bir komşum var kesin gözlü, uzağa baktıkça rahat Bana ay diye yutturdu pembecikleriyle bir kızı Onunla birlikte yatıyoruz simdi Onunla birlikte kılların uzunluğu Aramızda bir odada olmaktan başka neyimiz var Yok denecek bir şey ama var var. Vay! mendili dörtlere katlayıp cebine koyan ben Çok ağrıyan yerlerim pembeye mavi Bilirim ondan öyle ne ağrı ne sizi Aklıma damların üstünde koşmak koşmak Bu ucanlar serce cıva gibileri serce Gittikçe unuttum o kadar insan sevdim de Çekik gözlü, kıvırcık saçlı, düz beyaz yüzlü o kadar Diyorum elleri nerde benimkisi bu bu Hani o büyücek sevgiler simdi de yok mu Yok denecek bir şey ama var var. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Yangın Şair: Edip Cansever Dışarı çıkıyorsanız dikkat! çiçeklerle karşılaşmayın Ya da koklamayın onları, iyisi mi yüzünüzü örtün şapkanızla Ya da düşünmeyin hiç, ben bakin öyle yapıyorum Neden diyeceksiniz, insandaki sevgiliyi eskitiyor bu çiçekler Güneşe benzetiyorlar adamı, masaya vurmuş koyun bulutlarına Pek tuhaf! ben de sahanda yumurtayı kıskanırım Beni seviyorsanız dikkat! köşe başındaki camcıya sorun O ne derse doğrudur, dalga geçmeyin adamla Ustelik beni sevmek haşlanmış pirinçleri beyazlatır Gunaydin! Sabahlariniz gibidir beni sevmek, horuzun renkleri gibidir Beni sevdiniz mi yangindir artık parmaklarınız Sizi görmüyor muyum dikkat! trenlere çikolata yediriyorum Bunu her zaman yapıyorum, akılla oynamak yani Öyle trenler var ki insani şımartıyor Çıkıp kuruluyorum pencere yanına gel keyfim gel Gidip duruyorum böylece, adimi bileceksiniz çok ülkeli adam Üstelik daha kalkma saati gelmeden trenlerin. Sokağa dökülüyorsam dikkat! bu da doğrudur oldukça Bir kanunu vardır belki, ya su içmişimdir ya da yıkamışımdır yüzümü Olmayacak şey mi niye bakmayayım denizlere En akilli tarafımdır balıkla deniz tutmak. Bir cümle tuhafsa dikkat! pek tuhaftır insanin tırnak çıkardığı Sonra da boyadığı, ne demeli sonra da kestiği Korkum yok ben güpegündüz rakılar boğazlıyorum Gözlerimi batırıyorum ıstakozlara Oh ne güzle şişenin de bir anlamı oluyor böylece Kim konuşuyor ben konuşmuyorum. Bir gün çok yürürseniz dikkat! sinekler şehirde kalıyor Butun taşıtlar paslanıyor ayrıca Pencereli yıldız, misafirli oda, bol bol öttürüyorsunuz onları Çünkü kırlara çıkıyorsunuz, şemsiyenizi bırakın ayıp Bana parmağınızdaki çiçekleri gösterin. Bir yere kapanıyorsanız dikkat! yanınızda olsun elleriniz Kim ne der bakindi iste durmadan ellerinize Dünyayı dolasan damarlar içinde En kemikli taraflarıyla zencileri döversiniz En kirli yerleriyle çat kapı fakir mahalleleri Ayıptır yani insan elini temiz tutmalı biraz. Bir gün olumu beğenmeyecekseniz dikkat! ölmeyin kolayla Kadınlara sarkıntılık edin, hoşa giden bardaklar satın alin Ya da bir aptalın yalnızlığını secin, çiçek sulamakla olsun bu Tıkır da tıkır isleyen apartmanlar vardır ya, sakin ha Ya da her sabah Göğe bir yüz metre kollarınızla. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir Şair: Edip Cansever Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle Ve yarışırsa ancak Monet'nin Kadınlarına yaraşan giysilerinle Gördüm de Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç. Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında Öyle kısaydı ki adımların Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle Ölçülür ve denk düşerdi ancak Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç. Yok bir yanıtın "nereye" diyenlere Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç. Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki Hani Etiler'den Hisar'a insek bile Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın Çok yaşında her zamanki çocuksun gene Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç. Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar Mutfağın mutfak olalı böyle Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma Oysa güneş pek batmadı senin evinde Söyle Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Yaşamak Telaşı Şair: Edip Cansever Hiç böyle ısınmamıştım; Daldaki vişneye, Vitrindeki aydınlığa, Salça kokusuna mutfağımın, Akan dereye, uçan buluta, Hiç böyle ısınmamıştım yaşamaya. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
İçinden Doğru Sevdim Seni Şair: Edip Cansever İçinden doğru sevdim seni Bakışlarından doğru sevdim de Ağzındaki ıslaklığın buğusundan Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de Beni sevdiğin gibi sevdim seni Kar bırakılmış karanlığından. Yerleştir bu sevdayı her yerine Yüzünde ter olan su damlacıklarının Kaynağına yerleştir Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına Gül taşıyan çocuğuna yerleştir Ve omuzlarına daracık omuzlarına Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun Kar taneleri gibi uçuşan Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine Yerleştir bu sevdayı her yerine. Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen Sevdayı Ve köpüklendir Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten Öğrenmez ama öğretir mutluluğu Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli Var eden kendini birincisinden Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren. Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen Tanımadığın bir ülke gibi İçinde yaşamadığın bir zaman gibi Tam kendisi gibi mutluluğun Beni bekliyorsun Ve onu bekliyorsun beni beklerken. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Üçlükler Şair: Edip Cansever Üçlükler I Gülümse! gör olumsuz karşılığını bunu İste Lambalar, bardaklar, çiçekli güz sürahileri. Üçlükler II Günün ilk saatleri İyi biliyorum, ilk saatlerini günün Peki, nedir öyleyse bu sabah silintisi. Üçlükler III Hiçbir dilde söylenmemiş Hiçbir dilde yazılmamış Sözler ve şarkılar içindeyim. Üçlükler IV Neden aklıma geliyor istasyon büfesindeki durusun Hava soğudu -kasımın son günleri- Kar yağacak, bembeyaz olacak unutulmuşluğum. Üçlükler V Bir gemi geçiyor, sessiz bir gemi Oysa yolcularla dolu içi Girince gemiye kimseler yok -dalgalardan başka- Üçlükler VI Butun gün yağmur yağdı Ya da bir gün içinde bir yıldan fazla Günü ıslattı bu yağmur. Üçlükler VII Nedir mi yalnızlık -kendine sor önce- Bir sabah, erkenden, bir kir çiçeğini üzerinde Görünce parladığını bir çiğ tanesinin. Üçlükler VIII Gölgen yok senin, ayak izlerin yok Neden mi?acılar barınmamış ki sende Mutluluk yok mutsuzluk yok |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Yeniliş Şair: Edip Cansever Açılmamış bir şarap şişesiydim Ki öyle kaldım Acımı köpürtmedim İçime sağdım Gözyaşlarımı göstermedim Ki sildim Özgürlüğüm beni tutsak düşürdü Başaramadım İçimde kara kara bulutlar sallandı Ki sallandılar Dışarı yağamadım Ve yenildim ve sustum |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:23. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.