![]() |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Yerçekimli Karanfil Şair: Edip Cansever Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde Oysaki seninle güzel olmak var Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor. Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel O başkası yok mu bir yanındakine veriyor Derken karanfil elden ele. Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk Birleşiyoruz sessizce. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
İhlamur Bardağını Şair: Edip Cansever Ihlamur bardağını yana itince Başını kaldırınca ıslak saç kokusundan Olgun bir kayısının içeriğidir sende Senin gözlerin. Dün akşamki yere serili gölgen Bu akşamki gölgenle üst üste Cebinde bir avuç ayçiçeği Geri dönmüş elinden nasıl döndüyse Mutluluğun sana verdiği tatili yaşıyor Bir açılıp kapanıyor kirpiklerin Bilmem alınır mısın söylersem Unutulmuş bir çirkinlikten başlıyor güzelliğin. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
İki Kent Şair: Edip Cansever Dizlerinde kalırsın bir akşam vakti Soluklarına uğrarsın, kısılmış gözlerine Geçersin geçersin geçersin Gökteki tek yıldızdan üşüyerek. Görüyorsun değil mi Ne kadar inceldi kent Ansızın bir kent daha görünecek. Bak işte, duyuyor musun Öpüldün bırakıldın sanki Bir değil iki tülü senin de soluğun. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
İnfilak Şair: Edip Cansever Ben gidince hüzünler bırakırım Bu senin yaşadığındır Bir ev sıkılır kadınlardaki Bir adam sıkılır kadınlardaki Seni sevmek bu kadar mı O benim yaşadığımdır. Bazan da bir yerde kuşlar vardır Ne uçmak, ne görünmek için Bir karanfil pencereyi deler Bir kapı kendiliğinden kapanır İstesek sevişirdik, ama olmadı Biz değil yaşayan acılardır. Gitsem de her yerde biraz vardır Hatırda zamansız bir plak Bir otel kapısı, biraz istasyon Vardır o seninle birlikte olmak Buluşur çok uzaktan ellerimiz Ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ürperti Şair: Edip Cansever Sisini kendi yaratan gemi Kayıp gidiyor ayaklarımın altından Çırpıyor kanatlarını zıpkın kuşu Sisin içinde Denizde zaman yok. Yanmış bal kokuları getiriyor rüzgar Kıyıdaki camlardan Döl tozlarıyla. Ben de bir tohumum burada Uyarılmış bir tohum Beni kıyıya Bırakan bana Denizde zaman yok. Saflığın ve güzelliğin Büyük zamanı... |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Yılan Şair: Edip Cansever Her şey biraz öyledir: açtık ve solduk Yapraklarımızın yontulmamış topaz renginde Çocukla gülün, gülle geçmişin Karışık tenimizde sesi Koyu kırmızı sesi Her şey biraz öyledir: açtık ve solduk. Belki sonra unuttuk, mevsimler de değiştirmedi yılanı Yılan değişse bile Durdu bir helezon gibi gömleği Sırtı yontulmamış topaz renginde. Dalgınız şimdi İçinde yağmurlar yağmurlar... |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Yüzümü Size Çeviriyorum Şair: Edip Cansever Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz? Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz? Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum. Belki de kim diye sorsalar beni Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi Belki de alıp başımı gideceğim Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin Nereye, ama nereye olursa gitmenin Hüzünle karışık bir ağrısı. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
İşte Bir Eklem Yeri Daha Şair: Edip Cansever İşte bir eklem yeri daha Doğayla ben, benimle doğa. Var, o kadar unutturacak şey var da Neden bir o, bir söğüt ağacı Sayısız yapraklarıyla karşımda. Acı bir tütünden çıkardım bu şarkıyı Kalbimde doğup batan güneşlerden En çok da bir karanlığı bırakıp gittiler bana Ve bu suskunluğu, bu karamsarlığı Sözgelimi içimde hiç kımıldamadan duran bir çarsıya. Var, o kadar unutturacak şey var da Neden bir o, bir söğüt ağacı Sayısız yapraklarıyla karşımda. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Öğle Sonu Şair: Edip Cansever Titriyor sazan balıkları Suyun altında Daha altında suyun saçları kesik Bir kızın yürüyüşü Gök bulanık ağlarken. Kırlangıç tarlaya yaslanmış Buğday giyinmiş duruyor Tuğla yüklü bir araba Geçiyor yoldan Göğsünde kırlangıcın Tuğlaların iniltisi. Öğle sonu yaşlılıktır biraz. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ölü Bir Deniz Yıldızı Şair: Edip Cansever Ey sonbahar! ey düşsel yolculuk! seni Dolaştım yaz sıcaklarında, bekledim Duydum ki benim değildi artık, doğanın Kalbiydi uçurumlar toplamı kalbim. De bana, anlat bana, öyleyse neden hatırlıyorum onu O fırtına kuşunu gölgesini yere düşüren Gittiydi geldiği yere, uzaklığına Döner mi bir daha dönmez mi bilmem Yüklenip yittiydi gözden onca çırpınışları Ne sevinç bıraktıydı içimde, ne keder, ne acı Bir sen kalmıştın sen, ey sonbahar ilimi, dörtnala gelen Bir atın kalkışı gibi kalkıp da gözlerimden. Parlar ki şimdi arasıra geceleri Diplerde, derinlerde, yalnızlığımda Ölü bir deniz yıldızıdır mutluluk O nedensiz mutluluk, olsa da olur olmasa da. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ölü Mü Denir Şair: Edip Cansever Ölü mü denir şimdi onlara Durmuş kalpleri çoktan Ölü mü denir şimdi onlara Kımıldamıyor gözbebekleri Ölü mü denir peki En büyük limanlara demirlemiş En büyük gemiler gibi Kımıldamıyor gözbebekleri Ölü mü denir şimdi onlara. Suratları gergin Suratları kararlı Belli ki çok beklemişler Kabuğundan çıkan bir portakal gibi gelen sabahı Suratları gergin Bir savaş alanına benziyor suratları Dudakları nemli Son defa kendi etini öpüp Yani son defa gerçek bir insan etini Hazla kapanmışlar öyle Geçirmiyor gövdeleri soğuğu Geçirmiyor sıcağı da Ve ikiye ayrılmış bir nehir gibi bacakları Akıyorlar sonsuza Ölü mü denir şimdi onlara. Kimse hüzünlü olmasın Sırası değil huğunun daha Bir gün bir şehrin alanında Bir mermer yığınının gözlerine Omuzlarına düşerse bir çınar yaprağı Hüzünlensin yasayanlar o zaman Sırası değil huğunun daha. Öylesine sıkılmış ki yumrukları İyice sıkılsın yumruklar Saklansın diye bir armağan gibi bu katilik Öylesine sıkılmış ki yumrukları Kimse hüzünlü olmasın Kimse hüzünlü olmasın diye Sırası değil huğunun daha. Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret Unutulsun bu alışılmış duyarlık O kadar sade, o kadar kalabalık ki Unutulmaya değer onların insan gövdeleri Ve unutulmalı mutlaka Dolsunlar diye yüreklere Dolsunlar damarlara. Ölü mü denir Ölü mü denir şimdi onlara |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ölü Mü Denir Şair: Edip Cansever Ölü mü denir şimdi onlara Durmuş kalpleri çoktan Ölü mü denir şimdi onlara Kımıldamıyor gözbebekleri Ölü mü denir peki En büyük limanlara demirlemiş En büyük gemiler gibi Kımıldamıyor gözbebekleri Ölü mü denir şimdi onlara. Suratları gergin Suratları kararlı Belli ki çok beklemişler Kabuğundan çıkan bir portakal gibi gelen sabahı Suratları gergin Bir savaş alanına benziyor suratları Dudakları nemli Son defa kendi etini öpüp Yani son defa gerçek bir insan etini Hazla kapanmışlar öyle Geçirmiyor gövdeleri soğuğu Geçirmiyor sıcağı da Ve ikiye ayrılmış bir nehir gibi bacakları Akıyorlar sonsuza Ölü mü denir şimdi onlara. Kimse hüzünlü olmasın Sırası değil huğunun daha Bir gün bir şehrin alanında Bir mermer yığınının gözlerine Omuzlarına düşerse bir çınar yaprağı Hüzünlensin yasayanlar o zaman Sırası değil huğunun daha. Öylesine sıkılmış ki yumrukları İyice sıkılsın yumruklar Saklansın diye bir armağan gibi bu katilik Öylesine sıkılmış ki yumrukları Kimse hüzünlü olmasın Kimse hüzünlü olmasın diye Sırası değil huğunun daha. Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret Unutulsun bu alışılmış duyarlık O kadar sade, o kadar kalabalık ki Unutulmaya değer onların insan gövdeleri Ve unutulmalı mutlaka Dolsunlar diye yüreklere Dolsunlar damarlara. Ölü mü denir Ölü mü denir şimdi onlara |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Öyledir Şair: Edip Cansever Her sevda başlangıçtır bir yenisine Öyledir, her yoğun günün sonu Ezip geçer yalnızlığın burukluğunu. Sen ki kendinden uzak binlerce tepedesin Bir kentin alınışını seyreden, onurlu Eski bir askerle içicesin. Kent alındı, gece, şehrayin Uzandın bitkin yatağına Şurup dursa da dışarıda Bıkkınsın, içindeki şenliği itersin. Sürekli utkulardır mutluluk Sustukça duruldukça yitersin. Sabahtır sümbüller açmış çadırında Ellerin bir başka kentin varışlarında. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Şekerli Gerçek Şair: Edip Cansever Ev karanlık kap kaçak iğne üstünde Karisi çocukları var mi yok mu belli değil Masa iskemle ocak Arama öyle şeyleri Bir sofra bir yaygı Bir sedir olsun yok mu Yok o da yok iste İğreti bir yaşayış içinde adam Duvarları yalnızlık yemiş bitirmiş Gökyüzü üstünde yıldızlar daha üstünde Kim örtsün damı duvarları kim koysun yerine Adam bir hiçliğin üstüne uzanmış Kimseler görmez Kil bir torba içinde sabunlar kımıldaşır Sabaha kadar Adam bıktığını anlayınca hiçlikten Gelsin pencere gelsin duvar Gelsin karısı çocukları Islak taşlar sabah işleri Adam dükkana döner gene O gerçek dediğimiz şey ışıl ışıl Yapışık sesler çıkarır şekerlerin üstünde. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Şey Şey Şey ve Şeylerden Şair: Edip Cansever Bir adam kendi tiyatrosunda, tamam Bir köpek sokak değiştirdi, korkak İçi süt dolu bir lokanta, ve kapandı Ben ağzıma geleni söyledim, öyle Gene bir ağaç öttü, bu kaçıncı. Sevişsek olmaz mıydı, varan bir Elbette olurdu, bir kır çiçeği bir bulut Bir gülüş kanamak üzere, ve gizli Ve çabuk tarafından bir şey, şarap Aşk gene kelime değiştirdi, vahşi. Güneşe çıktık, bunu unutma, varan iki Ne uzak bir sesimiz vardı, efsane Gelince Çile geliyordu bir çay Oysa biz iki demiştik, varan üç Gözler ki demeye kalmadı, derin. Kim bilir ne seviştik ki saat kaç Elleri tetikte bu gazetelerin. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Şu Ballanan Bahçe Şair: Edip Cansever Mavi rüyalarla dolu göğün kovası İçinden kana kana içtiğim Bulut kokulu gelin bohçası Kısa sanma hayatı koş Umut dolu bu dirlik kavgasında Olgun bir kadın şu ballanan bahçe Bedeller peşin ödenir Kurumuş boğazında bir yudum suyla Titrek korku şakacı bir at, içimin eğri ovalarında. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:34. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.