![]() |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Bir Plak Gibi Dönüyor Gökte Bir plak gibi dönüyor gökte mavilik Sesi asağıda, çok aşağıda Üstünde bir duvarın. Duvarsa Dondurma yiyen bir çocugun eli sanki Taşmış akıyor Öpüyor toprağı kanatan nar çiçeklerini. Öpülüyorum bembeyaz çimlerinde yalnızlığımın Sonsuzluk yarın. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Bir Su Yılı Denebilirdi Bir su yılı denebilirdi geldi geçti Üstünde durmuyorum. Terledim, bulanık baktım. Ne varsa kendiliğindendi Hemen hemen evden çıkmadım. Sanki avuçlarımda sürekli Yıkanmış, tabağa konmuş bir meyvenin ellenmişliği, Ola ki makyajı bir oyuncunun, karışmış gözyaşlarına Yeni kireçlenmiş bir duvarın kireci Avuçlarımda sürekli.. Bir su yılı denebilirdi üstünde durmuyorum Kalmışsa kalmıştır bir çomak gibi Kuru Artık kullanılmayan bir demiryolu Kararmış, kırık dökük Üstünde bir yük vagonu. Mavi bir araba kapımın önünde Bütün yıl Bir su yılı Kapısını kimse açmadı Açıp kapamadı hiç kimse Aslında mavi de sayılmazdı pek Balkıyıp duruyordu kırmızı bir şakayığın renginde Yani sabah güneşlerini denizde Günbatımını denizde Severek yaşayan bir balık da denebilirdi ona Çünkü düşler gerçekle Gerçekler düşle Anlayınca bir gün buluştuğunu Geçirir her günceye kısa bir yolculuğu Ama bir takı eksik gibidir bir sözcükte Damağın dudağın alışkanlığına karşı Kalbin atışlarıyla çok uyumlu bir de. Hadi anlat deseler anlatamam Bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi Yani bir kunduzu karşıdan karşıya yüzdüren sezgi Nedir ben bilemem ki Belki bir raslantıdır da ondan mı sevdanın yeri En yakın yeri En uzak yeri Bitmeyen yeri Bitecek yeri Farkedilmez zaten anlaşılmış sevdanın Anlaşılmaz sevda ile bütün ekleri. Gözlerim sevdim seni Köklerim gözlerimin Suyunu benden içen ıssız bir kasaba gibi.. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Bir Taş Atarsın Bir taş atarsın, taş nereye düşerse Mutlaka bir köşebaşıdır Çünkü yüreğin daralmıştır ve kıştır Kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk İşte bak her kestaneciye sapsarı bir köşebaşı kalmıştır. Şimdi bir şamandıra denizin yüzünde Durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır. İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu Yalnızlık bir başına kalmıştır. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Bitiş Ester'in söyledikleridir Yalnızlığına korku vurma Ester'in söyledikleridir Ve gelsin ve geçsin bütün sözlerim Gelsin ve geçsin Ester'in söyledikleridir İnsanların içinden Kendim olup taşayım Ester'in söyledikleridir İnsanlara uzaklık vurma Ama herkes ki kendisi olsun Sonra herkes kendisi olsun Bir gün herkes kendisi olsun Ester'in söyledikleridir Dünyada bakınıp durma Bütün ol ve ayrı tut ki kendini Zaten öyledir Çünkü öyledir. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Bitti O Sevda.. Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz birşey Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği Kaybetti kumarda gözlerim Kaybetti kumarda gözleri. Bir kuru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine Yani her soluk alıp verişimizde bizim Bir mekik gibi kalbin Bir mekiki gibi kalbim İşleyip durdu bu yitikliği yeniden. Ne kaldı Farkinda mısın bilmem Gündüzler.. Gündüzler biraz azaldı. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Biz Bu Şafak Vaktinin.. Biz bu şafak vaktinin neresindeyiz Öyle bir umut gibi gelip geçecek Yalnızım, yalnızsın, bize kim gülümseyecek. Ve onlar sevdasını söylemeden bir sokağa sapanlar İçlerinde nane olan bir yerlerden geçecek Bir soğuk yüreğe oyarak soğukluğu Ya da onlar mı ki akşamlara dek bir bilardo oyuncusu Biri bir zincirle ya da bir şapka kenarıyla özdeşleşerek Birdenbire kaldırabilir ki eğik boynunu Ne çabuk Evet, ne çabuk, akşam oldu mu. Arklardan yüze yüze geçen anılar Toplasak, toplasak, neye benzetsek Kilosu on liradan elmalar tam sıfıra düşecek. Bir yanda yokluk içinde, bir yanda Ey sonbahar, ey o büyük çiçek. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Borazan Sizin bir çift göz olan o şeyleri taşıdığınız gibi Bir borazan taşırdı, ta-tarata, ti-tiriti O çalmıyor muydu, olanca görüntüler ayakta Uzaklar, cins ülkeler onunla bir giderdi Daha gormedimdi ben oldum bittim öyle yürek canlısı Anılar mı, tez gelecekler mi, en güzeldi borazanlardaki. Kim sevdi, kim niye öyle, yansıtır dururdu bir eğleniyi En çoğul gökler kıpırdar, en yaprağı bollar sevinirdi O çalsın gözlere şenlik, akıp giderdi başka dunyalar Oralardan bir kızı ipince sevdirirdi. Akşamları maviyi çalardı, bilmem ki bilir miyiz o koyu maviyi Bir çıplaktı, ama görmeyin, bir gürültüydü sabahı tutturunca Ya ne olaydı derseniz bendeki istek biraz garipti Çıkıversin derdim en güzel olacakları dunyanın Bir sevinç, bir mut dalgası, azların azı da bir sadelik Sizin bir çift göz olan o şeyleri taşıdığınız gibi. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Bu Gemi Ne Zamandır Burada Bu gemi ne zamandır burada Çoktan boşaltmış yükünü Gece de olmuş, rıhtım da bomboş Mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa Arkada, guvertede Ah, neresinden baksam sessizlik gene. Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye İçerde üç beş kişi Yalnızlık üç beş kişi Bir kadeh rakı söylerim kendime Bir kadeh rakı daha söylerim kendime -Söyle be! ne zamandır burda bu gemi -Denizin değil hüznün üstünde. Belki yarın gidecek Bir anı gelecek bir başka anının yerine. İnsan bazan ağlamaz mı bakıp bakıp kendine. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Buz Gibi Aşk iyidir bak Duyumunu artırır insanın Hele don gömlek sabahları Traş olacağını duyarsın Yeni gömleğini giyeceğin gelir Bir yeni biçim eklersin insan olacağa Masaya, merdivene, aynalı dolaba Derken ardından şıpın işi bir kahvaltı Amanın dersin bu ne delice gidiş Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı İspinoz düşünür müydü Deli olan kaşınır mıydı Kolların upuzun Walt Whitman'i okumaktan Ağzın desen bir karış açık Sokaklar yok mu, o sokaklar Önce bir yeşile işkilli Evlerde büyümeler, alıp başını gitmeler olacak Kızıp duracaksın üstüne başına konan toza Televizyondaki ise Usanmak, hızını eksiltmek dendi mi Cin ifrit kesileceksin birden. Hey gidi duyumuna yandığımın dünyası Alıp vereceğin olacak ille Aşk maşk buz gibi yaşayacaksın. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Çağrılmayan Yakup Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup Bunu kendine üç kere söyledi Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım Ben, yani Yakup, her türlü çagrılmanın olağan şekli Daha hiç çağrılmadım Biri olsun 'Yakup!' diye seslenmedi hiç Yakup! Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım Sonra bir güzel yıkanayım da. Ben size demedim mi. Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum Sanki böyle niye ben oradan geliyorum Telaslı, aç gözlü kurbağalara Bakmaktan Bilmiyorum Bilmiyorum, bilmiyorum Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup Bazen karıştırıyorum. Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu Onlar işte hep boyuna koşuyordu Birileri çıkıyordu ordan burdan Hiç çıkmamak halinde ve olgun Birileri çıkıyordu Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık Bir pencerenin sokağa doğru içinde Bu uyum korkunçtur Yakup! Yakubun olması korkunçluğudur bu Dünyanın insana doğru içinde Yakup, Yakup! Burdayım, yani ben.. evet, geliyorum Lambayı söndürmesinler, geliyorum Siz bütün lambaları yakın, evet Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? hayır, Yakup Bazen karıştırıyorum. Ve kendine bilinmeyenler yaratan Yakubum ben, iyi ya Durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun Her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık Hep böyle istiyorum, ayıp degil ya Durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum Bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde Ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum Bir ölünün günü boyayan renginde Çürük evler bulduğum, içleri sonsuz kayalar Kayalardan dondurmalar sorduğum Ben, yani Yakup, Yakubun hiç çağrılmamış şekli Kim bilir ne diyordum (Kim bilir ne diyordu bir baykuş yaratıldığına Bir baykuş tarafından Ve bütün baykuşlar o bütün baykuşların arasında ne oluyordu Ben ne oluyordum.) Bütün iskemleler ağır ve hastalıklı Bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak Bunu Yakup söyledi Dedi ki, çünkü herkes Yakubu yaşıyordu, bense Çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum Kızgın kağıtların üstüne Ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu Ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen Ölüyordu ve bir de Bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben Kendimi koruyordum Bunu bana Yakup söyledi Öyle bir Yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği Kimsenin sözünü bile etmediği bir Yakup Ben Bunu hep biliyorum Bunu hep biliyorum ve işte Özgürüm, cezasız duruyorum. II Kurbağalara bakmaktan geliyorum Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi Telaşlı, açgözlü kurbağalara Bakmaktan geliyorum. Ben sanki Yusuf Ve Yusuf değil Her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum Ve durmuyorum. Ben işte Yakup Yok artık karıştırmıyorum. Taş merdivenleri ağır ağır çıktım, bunu ben böyle yaptım Eski taş merdivenleri. Yanımdan bir sürü adam Geçti ve kolayca gittiler Müzik aletleri renginde ve pırıl pırıl gittiler Yanan güneşin altında Onlar ki.. onlara benzer şeyleri ben çok gördüm Ve onlar bir zamanı tamamladılar, öyle yaptılar Ve sordum Yakup daha başka nasıl bir Yakup olsun Ve onlar daha başka nasıl bir onlar olsunlar ki Yakup ve onlar nasıl olsunlar. İşte ben taş merdivenleri Kurbağalara bağlayan taş merdivenleri Durmadan kendimle karıştırıyordum Kimse beni tutup çıkarmıyordu Vıcık vıcık taşlar duyuyordum ayaklarımın altında Anlamsız, yapışkan bir yığın taşlar Yoruldum! bunu sanki biri söyledi Yakubun biri Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim Kendime bir isim düşünerek Birden ki bir isim düşünerek kendime. Hayır bu kimse değil Ancak gelebildim Aşağıda bir luna park kımıldıyordu. Ah kurbağalara bakmam gecikecek Luna park kımıldıyordu, hem öyle değil Bu uyum korkunçtur Yakup Bir yokluğun kımıldamaya doğru içinde Ve sen ki böyle tanımlanırsan Yakup Yakuup! Bir şey ki seni çağırıyor, o şimdi ne olmalı Gene bir Yakup olmalı bu, Yakup Kurbağalara bakman gecikecek, bunu ben nasılsa söylüyorum Nasılsa ben bunu bir kere söylüyorum Güneşe kırmızı top taşıyan bir adamın tahta bacağını cök yakıyordu ki Adam içinden bağırdıkça dünya Ters yonden yaratilıyordu, diyebilirim Bir öğle üzeriydi adamın içindeki kalp Kan kalp Kırmızı top Yakıcı dönüşümler çıkaran Belli ki susmak yaratılmamış şekliydi dünyanın Öyle değil mi Yakup Hemen hemen öyleydi, Yakup bunu söyledi İyi ki söyledi. Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim Şimdi bir kurtarabilsem ayaklarımı O benim ayaklarimı.. taşlardan Bir kurtarabilsem Saat on ikiyi gösteriyordu ki, ben nerdeydim Bir zamansızliğın Yakuba doğru içinde Saat on yediyi ve yirmi biri Gösteriyordu ki, ben nerdeydim Her saniyedeki ve işte her saniyedeki Ben, yani Yakubun o dağılgan şekli Nerdeydim. Bilmem ki. Bir avukat benim ellerimi tuttu. Gözlüklü bir kadındı bu, iyi mi Kim bilir bir çağın neresinden burada. Anlaşılması Yoktu ki. Kendine özgü bir duruşu Yoktu ki. Pek güçlü kolları vardı yalnız Ne diyordum, ben işte Yakup Çekiverdi beni taş hamurun içinden Pek öyle gürültüyle değil Bir başka yapışkanlığın içine Çekiverdi beni Göğüsleri pek hoştu, ipekli bir giysinin altındaydı onlar Sonra elleri ve kalçaları pek hoştu Kılların ve bütün oynak yerlerin ölümlere doğru içinde Bacaklarıyla bir şeyler bir şeyler bir şeyler yapıyordu artık Onu ben çok iyi görüyordum. Ama çarşaflar, öyle bir takım kıpırdanmalar araya giriyordu Engelliyordu bizi Ter içindeydik. Ellerimden çekiyordu. Ter içindeydik Beni kurtarmak istiyordu, bir isim gibi Ben'i Ter içindeydik Terlerimiz üstümüzde duruyordu, yıkanmış yeni kaplar gibiydik Üstümüzde olgun ve kararsız su tanecikleri bulunan Biz Yakup Biz gözlükten, taş hamurdan ve beyaz çarşaflardan Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Kurbağalara geldik. III Kurbağalara bakmaktan geliyorum Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi Masalarda oturmuşlardı. Ben oradan geliyorum Yazı makineleri, kağıt sesleri Ben oradan geliyorum. Önce bir kenarda durdum, hiç kimse beni çağırmadı Sonra bir yer bulup oturdum. Hadi bir sigara iceyim dedim Olmaz, dedi mubaşir kıliklı kurbağanın biri Belli ki yeni tıraş olmuştu, bana yakasından bir kopça eksik gibi geldi Öyleyse peki, dedim, ayağa kalktım, şöyle bir duvara dayandım Bu kez de duvarlarda sanki duvarca bir sözdizimi Olmaz ki, Yakup! Peki Yakup ne yapsın, bu aklımdan bile geçmedi Herkesin durduğu bir yere gittim. Ben Yakup Ya onlar kimdi Aralarına aldılar beni. Artık ben hiçbir şey göremiyordum Biri bir şeyler söylüyordu yalnız, yüksekce bir yere oturmuş Onu ben duyuyordum Duyuyordum, sesi başımın üstünden dünyaya yayılıyordu Ve 'Yakup' sesini ancak anlıyordum. Yakubun ötesinde Birtakım sözler ediliyordu, onları ben anlamıyordum Anlamıyordum ama, iyi sözler söylemiyorlardı benim için Sonra bir sey daha vardı anlamadığım: yani ben neydim ki, ne yapmış olmalıyım Ben, yani Yakup Dedim ki kendi kendime, insan ne söylerse söylesin Ve ne yaparsa yapsın, öyle değil mi Bütün bunlar bir bir kalacaktır yaşamanın içinde Diye düşündüm ya ben Ben, yani Yakup Butun gücümle bunu bağırdım Ben ki bağırdım işte, bütün kurbağalar bir olup beni dışarı çıkardılar Bir odaya aldılar beni, ellerime gözbebeklerime Daha başka yerlerime de baktılar Sonra bilmiyorum ki, kapıyı gösterdiler bana Ben, Yakup, beni hiç kimse çağırmadı Sokağa çıktım, bir sürü yerlerden geçtim. Şimdi Hatırlıyorum da, bir deniz kıyısında azıcık durabildim Yosunlar, kumlar, şeytan minareleri Ve kumlarda katılaşmış kıvrımlar Bağırdım, bağırdım, bağırdım Tanrının ayak izleri! Tanrının ayak izleri! IV Kurbağalara bakmaktan geliyorum. Ben Yakup Bunu Yakup söyledi Yıkanmış çamaşırlar duruyordu odamın penceresinde Gök işte bu beyazlıktan azıcık alıp veriyordu, diyebilirim Bir kırlangıç onu kirletmese Ki onlar o kadar çok siyahtırlar ki, ben Onları hiç sevmem Ve demek ki benim odamda hiç kimseler yoktur Odamın düşünülmesi halinde bile Kimseler yoktur Biri sanki çarşıya çıkmıştır sürekli bir biçimde Ve biraz da çarşılar Ve durmadan satılan o kırık dökükler bitmez ki Bitmesin Çünkü bir gün bir boy aynası satın almak istiyorum ben Kirli ve eski Bir at arabasının aynaya doğru büyüyen içinde Onu ben taşıtmak istiyorum, caddelerin İntiharlara doğru büyüyen içinde Ben, yani Yakup Kurbağalara bakmaktan geliyorum işte Açgözlü, mor kurbağalara Akşama doğru bir dilim ekmek yiyeceğim belki Bir bardak da süt içeceğim. Sonra Bir güzel uyumak istiyorum, bütün gün çok yoruldum Ben Gözlükten, taş hamurdan ve çarşaflardan Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup Uyumak istiyorum. Ve sabah bunları bir bir kendime anlatacağım Yakubun gene bir yokluğa doğru büyüyen içinde. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:19. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.