![]() |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Küçük Balıkçı Köyü
Şair: Ahmet Erhan Ağlar asılmış evlerinin önüne yakalamak için yıldızları. Akşam olunca yanan gaz lambalarını yem olarak kullanıyor bura insanları. Yıldızlar bir gece olsun kanmıyor bu yemlere. Ne bu düş gidiyor oysa ne de yoksullukları. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Küçük Harfler
Şair: Ahmet Erhan Adını büyük harflerle başlattığım Hayat Gitgide dayanılmaz oluyor Buzdolabında çocuk ölüleri Sokak korkusu, anason yalazı - Beni niye kimseler sevmiyor? Ki ben Hiçlik’e adanmış bir asansör kuğusu Üçüncü kattan sonrasını hatırlamıyorum Boynumu büküp kıvrılıyorum -Ama niye beni hiç kimseler sevmiyor? Kendi küçük harflerime sığınıyorum... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kül Altındaki Kor
Şair: Ahmet Erhan Gökteki bulutlar yüreğime yağıyor Bende iki dünya çarpışıyor artık Biri umutlu, devingen, gözüpekçe yaşıyor Öbürü masallarda sarhoş ve ezik. Toprağı avuçlarımda eliyorum usulca Bir kum saati gibi akıyor ömrüm Tükenecek bir gün o kumlar da, ey doğa Tekrar doldurmak için kalacak mı Güneş, daldan dala sıçrayarak yürüyor Bir neden var mı mutlu olmamam için? Daha ne kadar yaşadım ki şunun şurasında Adını biliyor muyum bütün çiçeklerin? Konuşturmayın beni, dilim sürçüyor Alışkın değilim söz etmeye sevinçten, mutluluktan Gideyim artık, kül atında kor gibi Dursun onlar, dönüp üflerim bazen... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kırkayak Takvim
Şair: Ahmet Erhan 1 Octavio Paz ölmüş Tarihsiz bir gazetede okudum. Yalnızlığın labirenti...Benim şu an içinde yaşadığım evin bir çeşit tanımlaması bu.Bazen o labirenti bir tabuta çeviriyorum o kadar. Octavio Paz dün ölmüş. Aradım demin evin altını üstüne getirdim sanki.Yok.Bende son zamanlarda eve her gelen konuğun bir kitap “götürdüğü” gibi paranoyalar oluştu. Ama biliyorum ki, o kitap burada evde bir yerlerde... Octavio Paz.Şiirler.Güneş taşı.Çeviren Sait Maden.Tünel kazmak pahasına o kitabı bu gece bulacağım.Evime ‘tabut’ yakıştırmasını yaptığım için kendimi tekzip edeceğim.Yalnızlık zaten bir labirenttir.Ama bir güneş taşı her yerde bulunmaz. 2 Ne kadar aptalmışım.O zamanlar-ne zamanlar-Bir “Her Yerde Bulunmayan Kitaplar Sözlüğü” hazırlamaya kalkışmıştım.Yarasanın ‘sahaf’ Pozisyonuna her ne kadar denk düşüyor gibi görünse de... 3 Düz yazı şiirin tökezlemesidir. Ama hiçbir yara izi yok dizlerimde. 4 Bir kuşluk vakti telefon çalar.Ben “Şu” der kadındır.Hatıralarda güzeldir. Ama üstüste okunmuş şiirler gibidir.Hatıralarda güzel midir? Belki de yalnızca kuşluk vakitlerinde güzeldi. Görüşürsün ve ellerini -nedense- hep ceplerine saklayasın gelir. 5 Octavio Paz sahiden ölmüş. Bütün kitaplığı devirdim.Sarhoş ceketlerimin ceplerine bile baktım: “Güneş Taşı” yok! Ey kendini bilmez kişi, ya o kitabı getir ya da kendin gel! 6 Mehmet Sönmez bile ölmüş. Ölüm fotokopi makinesini çalıştırmaya görsün. Kalbimde sardunyalar. 7 Mehmet Sönmez de sahiden ölmüş Ama bütün fotoğraflarında gülüyor. 8 Sevgilimin Bodrum’dan gönderdiği kartpostal Can Yücel’in !bir Siyasinin...”in kapağı. Mehmet Sönmez. Anlatıp duruyorlar: 1968.Asker mehmet.Bodrum. Ölüme en güzel uyak: En yakın dostumu yitirdim. 9 (Kalbim ıssız bir makamda Hatırasız şarkılar dinler Ne kaldı geriyeler...Sus. Bir yerden sonra kendini bekler Ölüm renginde bir kır çiçeği kopardım demin Suya tutsam olmazdı...kopardım Bir insan nasıl intihar eder Hayat dersinde herşeyi sanki çözdüm de Bir bunu anlamadım) 10 Telefonumun nasıl çaldığını duymak için kendimi dışardan aradım az önce. Boğuk ve yalnız bir telefondu. Kendi hatırımı sordum: İyiydim.Çok iyiydim. 11 Bütün memelilerden nefret ediyorum. 12 Sarhoşluğum en ayık halimdir. 13 “Sayın abonemiz telefonunuz borcundan dolayı görüşmeye kapatılmıştır.Lütfen telefonunuzu açtırınız.” Telefonum yalnızca çalıyor artık. 14 “Türkçe Sözlük” bile ayaklanıp gitmiş yada benim boyum yetmiyor. 15 Telefonum artık çalmıyor bile. 16 Yarasa değil, Kırkayak! Yalnızca yürümek istiyorum. 17 Bir çocuk örtüldü üstüme sanki. 18 Ellerim günlerdir portakal kokuyor. Hayırdır... 19 Az önce elektrikler kesildi. “Bir bu eksikti”deki eksik olmayan bu gibi. Yazının minesi soldu. 20 (Ama hizaya sokulmaz ki hüznüm benim En sarsak çocuğuyum solgun bir devrimin.) 22 Şimdi şu odaya sazlı sözlü bir güneş doğsa Yalnızlığın son piçi gibi Kalakaldım karanlıkta. 23 Uçkurlarını çözüverse ampul... Ne olur... 24 Kırk yaş...Kadınların ‘menopoz’ dönemi gibi bir şey sanırdım; ya da öyle derlerdi. Sanki ben hep kırk yaşındaydım. 25 Adımı kime söylesem mahçup bir duraksama. Ölüm bile hatırlamıyor artık beni. 26 Herkes ayılınca unutuyor. Bense unutmak istediklerimi bile hatırlıyorum. 27 Sen idam mahkumuna sorulan o sorusun. 28 En büyük devrimci hareket yürümektir! 29 Her insan kahvaltı ederken gazete okur ben yazı yazıyorum. 30 Aynada en hamarat kadınların bile silmeyi unuttuğu o lekeyim ben. 31 Uzun gezmelere hasret bir otopark bekçisi gibi kaldım burada.Ya da bir benzin istasyonu...nasıl yürümek isterse artık. 32 (Ahmet Erhan yürüyüşe çıkıyor Ve bağırsakları akasya kokuyor Ankara’nın Kalbim henüz yarı yoldasın Ellerim üşüyor, parmaklarım Şehirde özürlü bir kırkayağım.) 33 Takriben yaşıyorum. 34 Bu dünyada ne kadar kolay bir şey olmak ve ne kadar zor ‘bir şey’ olmak... 35 Bütün kadınlarım, ancak kendilerini aldattığımdan kuşkulandıkları zamanlarda yazdıklarımı okuma gereğini duydular. 36 Gece.Karanlık güzel.Güzel karanlık... 37 Ey hayat, bana ölümü çok görme! 38 Ayaklarının otuzdokuzunu yitirmiş bir kırkayak gibi kaldım şu dünyada. 39 Her sabah dokuzdur saatler Ve her gün pazartesidir. 40 Yetimlerin bile tüyü bitti. Hakkınızı helal edin. Benim helal edeceğim bir şeyim bile yok.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Lades Kemiği
Şair: Ahmet Erhan Boğuk boğuk bir siren sesi Güz yağmurlarının geri çekildiği aklımda Aklımda geceler boyu Çınlayan yalnızlık Cam kırıkları yağan kar üstüne vuran ayışığı Odam soğuk Sevgilim yok Bir yılbaşı ağacının bütün lambalarının söndüğü aklımda Anı bile değil artık Her gün bir arkadaşın öldüğü Aklımda, tütün kokan ağzım üstüne maydanoz yediğim ama yine de anneme yakalandığım Denizden yükselen buğu Güneş vuruca Portakal bahçelerinden dağılan koku Solgun şafak. Kırağı yeli Odam soğuk Sevgilim yok... Aklım, kırılmayı bekleyen bir lades kemiği. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Limon
Şair: Ahmet Erhan Seninle aynı lojmanda, bana bir ev verseler İstifa ederdim şerefsizim, gerçeklerimden Sabah geç, akşam erken Giderim, gelirim Haberim bile olmazdı saatlerden Sen bir kompartıman dolusu insansın Havva'nın 20. yüzyıla aktarılmış renkli fotokopisi Sen ey bir zamansızlıksın ki... ne zaman geleceksin Her yerlere erken gelmekten rötarlı Alnımda 1 sivilce büyüdü yokluğunda 3 kasa bira, 18 paket Camel, 23 damla gözyaşı Simyadan kimyaya iltica etmiş rönesans yüzüm Her geçen gün biraz daha kazıdı aynaları Altından ne mi çıktı?. 24 ayar hüzün Ben bu geceyi bitiririm de, aydınlık nerde Bu da güya aşk şiiri, realizme seyrediyor İş, ekmek, hürriyetle doldurdum seyir defterimi Baktım ki iş ekmeğe, ekmek hürriyete yabancı Bu alçak ironiyle yatmasam, ben intihar ederdim Benzemezdi bu alacakaranlıktaki Ülke'nin en eski baskısına Ederdim sonra Cumhuriyet'in uzak bir köşesinden sizi seyrederdim Bir gün için votkanıza limon oldum iyi ki... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Macera . .
Şair: Ahmet Erhan Omurgasız bir acı Bedenimde uluyor Tenha otobüslerin kız kokan yalnızlığında Elim elimle buluşuyor Kulağımın arkasına takıyorum ömrümü Gecenin en olmadık Saatlerine taşınıyorum Bir şairin kendi halinde Bıyığını ve şiirini fazlalık sayan... Gitgide kendime Yakışıyorum Ortayaş göbeğimi aynalardan sakınaraktan... Bir alçak sakladı Ve unuttu beni zulasında Sanki Bir ölüm başka bir ölüme Miras bıraktı Bitti Sandığım o macera Hep yeniden başladı... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Mevsim Hadiseleri -1
Şair: Ahmet Erhan Alkol ve tütün Ben ölümü bunlarla yendim Ağaran bir tanın küf kokusunda Sabah savaşlarında Uçarı bir neferdim Herkes işe giderken ben sızardım Garip bir kitaba, tuhaf bir kitaba Gün ışığından sözcükleri sağardım Sığardım kendi dünyama Ekmek ve kadın Ben hayata bunlarla yenildim... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Milattan Önceki Şiirler
Şair: Ahmet Erhan Bu kez biraz uzun sürdü bu keder İçime ağır bir taş gibi takılıp kaldı Acı, takunyalar giyerek yürürdü yüreğimde Sevincinse tüyden ayakları vardı. Ve sorularım ne çoktu benim Ellerim her taşın altını kuşkuyla aralardı İnanmaz olurdum kimi, göğün mavi, yaprağın yeşil olduğuna Gözlerim her renkte saklı bir karayı arardı. Bu kez biraz uzun sürdü bu keder Kollarımı iki yana açıp, dansetmek istiyorum Mutlu olmak istiyorum, ey kuşlar, ey çiçekler! |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Milli Coğrafya
Şair: Ahmet Erhan Mutluluğum 39 derece ateşle yatar Dünyanın 42 derece enlem 26 derece boylamında Öğretirler Edremit’le Van arası kaç saat tutar Kanadı kırık kuş hesabıyla Hayatın dulu, ölümün ilk aşkıdırlar Bu ülkede bir çift kulak ve göz olanlar Ölüm tarihleri yazar nüfus kağıtlarında Sarhoşluğum 80 dereceye çıkar Meyhane taşradan musalla görünür amma... Oturdum kalbimin nüfus sayımını yaptım Bir iki dost, çuvalla düşman Ben ki iki lafı biraraya getirmeyi bilmem Haklıdırlar her şeyde dostlarım ve düşmanlarım da Ve mutluluğumuz 39 derece ateşle yatar Öyle ya da böyle Türkiye mezbahasında... Grevciler, şairler ve seracılar Don olayı bekleniyor, son uyarı Sinop’la Anamur arası bir kuş uçar Kanadı kırık ama göğsü kınalı |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:42. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.