![]() |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Güzelleme. .
Şair: Ahmet Erhan Seni, gülüşü gül olup da açan kız Uzandığım her kapıda yüzümü saran esinti Seni yürüyüşü yağmur, kokusu nergis Seni, turuncu düş, seni deniz mavisi... Eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin Bir dalın açmamış o son tomurcuğu Yüreğime selamsız sabahsız girdiğin Belli, geçerek o dikensiz yolu. Seni, yaz günleri topraktan tüten buğu O bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra Seni, sevincin yangını, acının külü Gittin artık, bu şiirler kaldı bana. Gittin artık, ardında mavi bir tütsü Saçarak, deniz ufuklarından sonsuzluğun Ey kara sevdalarımın göçmen kuşu Diyemem istesem de, seni unuttum.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Göçebe Yürek
Şair: Ahmet Erhan Göçebe yürek Kampana çaldı Pılını pırtını toparlayacak sanki ne vardı Bir kör bir topal Ömrün Kısalıp uzayan iki çizgi arasında Gelir gider Ölümü yalnız bırakacak kadar Durul artık Oturmayı öğren İnternet’te bir sayfa aç kendine Kurul artık Danimarkalı akranınla hasbihal et Göçebe yürek Bağdaş kur Otur artık... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Göçmen Çiçek
Şair: Ahmet Erhan Aykırı bir uçurumum yolunun üzerinde Elini uzatacağın dalları yamacında saklayan Birdenbire patlayan Bir çığlığım sessizliğinde Ele-güne karşı seni utandıran. Yaz günü palto giyerim Ceplerim dolu dolu şiir Gören beni deli sanır Adım kaçığa çıkar keşke kaçsam Keşke kaçabilsem şu dünyadan. Aykırı bir şiirim kitabının arasında Kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış Sondan okumaya başla Nokta koy her dizenin önüne Anlamaya çalış.. Bedeninin bir noktasından dalıp Yüreğini bulabilirim Geceyse, başlar yastığa düşerse Ve yorgunsa yüzün Yıldızları soluğumla bir bir ateşleyip Kandiller gibi başucuna koyabilirim.. Ey bütün tufanların ardında Bulduğum dinginlik! Göçmen çiçeği dünyanın Kökleri ardısıra sürükleyen çılgınlık! Madem ki yaşam bu Madem ki taşın taş olmaktan öte bir umarı yok Bir türkü söyle kadınım Yürüsün dünyaya mutluluk... Yağıyor incecik bir yağmur dışarda Yüzün çamurlar üstünde tüten buhur Islak toprak kokusu Doluyor odama Sıkılıyorum Kitapların üstüme yıkılacağından Korkuyorum şimdi Yel esiyor Söküyor duvardaki bir resmi Yerine senin yüzünü koyuyor. Yüzün şimdi karşımda Yüzün akşam karanlığında Toprağın üstüne bırakılmış Bir demet çiçek gibi parlıyor.. O zaman açıyorum Bütün perdeleri O zaman yakıyorum Bütün ışıkları Camları darmadağın ediyorum Yüzünü avuçlarıma alıyorum Alnını öpüyorum Dünyayı öper gibi... Sana uzanamadığım gün Ellerim yok sanıyorum Senin bakışlarını yakalayamadığım gün Gözlerim yok.. O zaman bir yumruk bütün gücüyle vuruyor Eski bir piyanonun tuşlarına Binlerce martı Kayalıklara çarparak ölüyor Ayışığı tutkal gibi Yapışıyor pencereme Açamıyorum perdeleri Şiir yok artık Türkü dindi.. Meyvelerini taşıyamayan Ağaçlar gibiyim Sularını taşıran ırmaklar gibi.. Bu kadar mutluluk çok bana Onu günlere Onu aylara bölmeliyim Ve bir tek gülüşünü senin Kutlamalıyım yıllarca... Sana yüreğimde bir sürgün yeri Göçüp konacak Bir toprak yaratsam Kadınım, sarışınlığının bittiği anı Gizli bir esmerliğe eklesem.. göçmen çiçek Her yerin yabancısı Yolların, yolların ötesinde bize bir tek Yarınlar kaldı Göğün tükenip, denizin Başladığı yerde.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Gökyüzü Maviliğinden Soyunuyor
Şair: Ahmet Erhan Gökyüzü maviliğinden soyunuyor Gitsem kime, kalsam kimde, nereye kadar? Sılasızım işte, gurbetim de yok Adres defterime adlar değil Yalnızlıklar yazılıyor. Bir yanda yurdum ve uçurum sözcüklerindeki O sersemce, o saçma uyak -Demek ki, iki sözcükle de bir şiir yazılıyor Yüreğimi, yüreğimi bir bıraksam Dünyanın telaşına katılacak Yine birileri dağlarda kahraman Salonlarda mümin oluyor. Gökyüzü maviliğinden soyunuyor Akşamdandır diyorlar, dünya hala dönüyorsa Öyle dalgın, umarsız... Sorsam neyi, bağırsam kime, beni kim anlar? Bir kaçık şair diyecekler Anca yalnız, kanca yalnız... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Hayır Hayır Hayır
Şair: Ahmet Erhan Hayır hayır hayır hayır Gökyüzünde bir çapak gibi duruyorken güneş Evlerde oturmak bana göre değil Elimde pergeller, gönyeler, iletkiler Bir gülün hacmini ölçmeye kalktım Yanıldığım kesin Yenildiğim belli değil Hayır hayır hayır hayır Bütün şiirlerimi odanın duvarına astım Ağzım kurudu tükürmekten Ömrümü cm2'lere böldüm de bir türlü anılarımı Yazamadım Sarı peruka takmış bir acı Sokaklarda sürtüyor boyuna, barlarda benim adıma beş tek bir duble konuşuyor Ancak ölümle diyor, ancak ölümle sağalır yara Cebimde jeton var, uluslararası Sylvia Plath'ı arıyorum, mezarında buluyorum konyağını yudumlarken Bana daha bir incelmiş, ne bileyim daha bir güzelleşmiş gibi geliyor Thank you very much! diyorum ve jetonumun soluğu tükeniyor Cüzdanımda mor bir biletten başka bir şey yok Gecenin son otobüsü çoktan gitti Durdum ardından baktım Güneşi sabah sabah burnunu karıştırırken yakaladım Ay ağlıyordu ve bilmem kaç milyonuncu kez öldüğünü sanıyordu Parkta çükünden su fışkıran o tuhaf melek heykelinin önünde yüzümü yıkadım Kar yağıyordu usul usul Hayır hayır hayır hayır Paltomun yakasını bir daha kaldırdım, atgözlüğü gibi Yalnızca önümü görmek istiyorum artık Kızılay'dan Ulus'a doğru yürürken yolda Pink Floyd için üç şarkı sözü yazdım Küllerini suyla yoğurup bir hamur yapmak istedimse de boşuna Doymadı karnım Radikal takılıyorum son günlerde Ultra-yalnızlık sokağından geçtiğimden beri Dün annemin aynasına bir boyunbağı astım Ve üstüne yapıştırdım on yıl önceki resmimi Bu kadar bendeki nostalji Hayır hayır hayır hayır İpsizin biriyim, doğru Kendime oniki formalık kara bir defter aldım Oturdum sarı şiirler yazdım Artık bana kim inanır Güneş ve ay yerli yerinde duruyorken Ve ben sonsuza dek kova burcunun çocuğu Sanki bir yağmur yağsa oluklardan gök boşanır Yüzüme öyle dönüp dönüp bakma Bana artık herşey yakışır Terzim dünya çünkü, o ki kimlere neleri yakıştırdı günlerini ölüme teğelledi ölümlerini unutuşa kopçaladı Hayır hayır hayır hayır Duymak istemiyorum artık tek sözcük bile Niye ben, neden, böyle mi olmalıydı Aklımı her hafta temizleyiciye vermek Aç karnına yuvarlamak binlerce birayı Niye ellerim ceplerimde hala Niye bir yumruk durumunda değil Dünyada bir tek insanın bile Kuracağı bir şeyler vardır Hayır yaşam hayır ölüm hayır su hayır toprak Hayır hayır hayır hayır Çok mürekkep yaladım ama tükürüyorum burada hepsini Bütün sözcüklerini Okuduğum kitapların Yazdıklarımınsa arasından bilmem ne kalır Aynalarda her sabah her sabah O cam kırıklarından oluşmuş yüzü görmekten bıktım Hiç değilse elişi kağıtlarım olsaydı İpsiz uçurtmalarım Göğe fırlatılan bir naylon tabak gibiyim Ve kendi kollarıma atılıyorum her keresinde Hayır yalnızlık hayır kimsesizlik hayır sıla hayır gurbet Hayır hayır hayır hayır Gezinip dururum yıllardır Koltuğumun altında Radarlardan kurtulmuş üç beş kitap İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım Kırdım dolduğum tüm fincanları Bana iyilik edenlerin yüzüne tükürdüm Ve sevdim düşmanlarımı (Atılan güller solar, geride hep taşlar kalır) Hayır hayır hayır hayır Ne saptan yanayım şimdi ne de baltadan Kırdığım ceviz sayısı kırkı geçmedi daha Ama hiç değilse az kaldı Hele bir geçsin Olurum iyi bir aile babası Hayır akşam hayır yol hayır otobüs hayır ev Hayır hayır hayır hayır Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır Kandan, pıhtılaşmış kandan bir anıt yükseliyor önümde Gece artık bütün günü içeriyor Ve ben umutsuzluk hakkımı elimde tutmak için Bir sürü saçmalık yapıyorum Bay garson, sizden özür diliyorum Demek saat 0.2, demek ki servis çoktan kapandı Bahşişin güneş olsun iyi mi Hayır hayır hayır hayır Toprakta yaralar açıyor her damla yağmur Kovulacak bir kapı daha bulmak için Yangın merdivenlerine tırmanıyorum ben Annem niye böyle uzakta oturuyor Ve otobüsler niye bu kadar erken Geçip gidiyorlar ufkumdan Şöförleri ölü, yolcuları uykusuz Her gece oniki kilometre yürüyorum Köstekli saatimi rehin bıraktığım için Hayır hayır hayır hayır Kardeşler, bu dünya bana göre değil Kötü basılmış bir kitap gibiyim Çamur duygusu veriyorum okuyana Elimde bir gümüş zincir Alnımda bir derin leke Kar mı yağmur mu ne yağdığını bilmediğim bir gecede Ey hayat, seni sevdiğim için özür diliyorum Duruyorum önünde, düğmelerim ilikli, aklımın ipleri çözük Hayır hayır hayır hayır Yazmak umurumda bile değil Okumak da bir rastlantıdır artık Annem üzümlü kek yapıyor mutfağında Karım akvaryumdaki balıklarla oynuyor Okul-aile birliğinden gelen bir yazıyı okuyorum bense Çiçekler bile sulanmaktan bıktılar Ellerim titriyor, neden bilmem Belanı mı arıyorsun be adam! Böyle diyor kimi görsem Ne yapsam yağmurdan kaçırılmış bir şemsiye kadar saçma kalıyorum şu dünyada Bütün insanlar tutuklanır sanıyorum Ellerimi göğsümde kavştursam Güneşi masturbasyon yaparken yakalıyorum o an Hayır hayır hayır hayır Ey hayat Başımda lacivert berem Önümde konyak durur Beni oğlum, beni oğlum diye Saracaksın ne zaman Radikal bir çiçeğim ancak kendi saksısında açan Annesini seven Oğlunun okul taksitlerini ödemeye hazırlanan Karısını ancak barışırken görebilen Böyleyim, sulak toprakta gövermeyen tek ekin Bilmem bir yerde durur muyum, durulur muyum Alnıma dövülürse kara bir yalnızlık gibi ölüm Arkamdan üç kulfallahi bir enam okunsun Sonra naaşım Tekel kibritiyle yakılsın Nasılsa gözyaşları söndürür Hayır hayır hayır hayır Bırakmayın, beni ölüm götürür... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kalıt . .
Şair: Ahmet Erhan Acım, beni bir gün boğabilir Kalırsa bir çığlık benden kardeşler Koruyun, saklayın onu ne olur. Her insanın kendince bir tarihi vardır Bir seyir defteri, ağaca atılan çentik belki Hani bir gün dönülür de bir şeyler anımsanır. Kimsesizim, dalsızım, duraksızım şimdi Yaşamla aramda çözülmedik ne kaldı? Bütün köprüler atılmış, yollar yokluğa çıkmıştır. Yaralarımı sağaltacak söz nerde? Bazı kitapların altı çizili yerlerinde mi? Şimdi her çizgiye bir kan yolu yürümüştür. Tanımlara sığmayan sözlerim varsa da Bir gün, kendini deşen hançerden öte Bir şey olmadığım nasılsa anlaşılır. Şaire ölmek yaraşır, filiz sürerken şiirleri Tufanların alıp götürdüğü bu toprakta bir tek Birkaç sözcük mutlak kalacaktır. Acım, beni bir gün, beni bir gün boğabilir Kalırsa bir çığlık benden kardeşler Koruyun, saklayın onu ne olur... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kaza
Şair: Ahmet Erhan Ne çabuk unuttum Dağları ırmaklarla ördüğüm geceyi Ne çabuk unuttum Nankör ve asi İpsiz sapsız bir çocuk muydum Kanımı dellendiren akşam güneşi Alkol ve tütün O kadar mıydım Tek kişilik bir ayak izi Şehrin sokaklarında dikiş diker gibi Ve ayyaşa çıktı adım Ne çabuk unuttum Gözlerinden boncuklar fırlatan sevgilimi Şimdi şehrin öteberisiyim sanki Dolanır dururum Masalara kazıya kazıya Adımı unuttum Karaya vurdum teknemi Unuttum ki unutuldum.. |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kiraz Mevsimi
Şair: Ahmet Erhan Kiraz mevsiminde rakı içmedim Yatmadım olmadık kuytuluklarda Serumlarla doldur boşalt yaparken bedenim Bekledim sessizce gönlümün ücralarında Dünyaya yine de bir ağırlıkmış hacmim İzmit'te bir sevgili, ölüm oruçlarında iki çocuk yitirdim Ne ilgisi var, Türkiye buralar Alnımı toprağa yapıştırıp yürüdüm Şairler, hükmüm bir kör tırnak kadar Kalksam attığım her adım kan kuyusu Otursam sağım solum uçurum Kimyama derbeder hayatlar karışıyor Ölsem sanki buğum camlarda yaşıyor Kiraz mevsiminde rakı içmedim Demek ki İstanbul bana böyle yakışıyor... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kokteyl
Şair: Ahmet Erhan Evlerde, güneşin kapadığı evlerde Bir çocuğun güzel günler düşündüğü Molotof kokteyl yaptığı Bir ölçü cin, votka, nane likörü, soda Ve sonra birbirine bir güzel karıştırdığı Bir ölçü ölüm, hayat, acı, mutluluk Go home amerika! Go home amerika! -Altıncı filo büyük bir törenle karşılandı On-onbeş kişilik bir topluluk Sol yumruğunu gökyüzüne doğru kaldırdı Dostlarımız gücenmedi bile Babam o günlerden beri bir gül tutar elinde Büyütür de sular kendisi sanatoryumda yatsa da Go home amerika! Go home amerika! Heybeliada'ya her gidişimde dünyaya ne oldu diye sorar Mersin'de gün geç doğar, erken batar O çocuğun gözleri yedinci filodur akdeniz'de Cemal Abdül-Nasır'a selam götürür en olur olmadık yerde gökyüzüne bakan çocuk Güneş, ay, bulut, merih, uranüs, satürn Artık ne bulursan hepsini karıştırıp Bir kokteyl yapabilir misin? Yedinci filo gün ışığında yola çıkar Ve uğrar bütün limanlara... |
Cevap: Ahmet Erhan Şiirleri
Kovulduğum Bütün Kapılara
Şair: Ahmet Erhan Kovulduğum bütün kapılara geri dönüyorum Yurdum için, alnımda yaralarla Ellerinde taşlarla herkes beni Benimse aklım yitip giden dostlarda Onca insan niye öldü - sormuyorum artık Ölüm bile kılık değiştirmişken şimdi Hala yaşıyor olmanın şaşkınlığı var üstümde Sanki her doğan gün bir bağış gibi Geçtim herkesin geçtiği yollardan Ne yerineceğim bir şey var, ne övüncüm Öyle yalın çıksın istiyorum ki sözcükler ağzımdan Acısı acı olarak adlandırılsın bu ömrün Kardeşler, size yine şiirler getirdim Unuttuğumuz kimi duygulara ilişkin Kırık dökük bir takım anımsamalar... Hiç değilse şunu düşünün, nasıl geldi bu adam, bu günlere kadar? |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:47. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.