1337 yılında gerçekleşen İzmit ve Koyunhisar’ın Fethi‘nin ardından Osmanlı kaynakları yaklaşık 15 yıl süren ve Rumeli’ye geçiş ile sonlanan bir suskunluk evresine girmiştir. Karesi Beyliği’nin ilhâkı ve sonrasında gerçekleşen İzmit ve Koyunhisar kalelerinin alınmasının ardından, Güney Marmara ve Kocaeli yarımadasında tartışmasız bir üstünlük sağlayan Osmanlı Devleti doğal sınırlarına ulaşmış, batıda ve kuzeyde boğazlara dayanmıştır. Bu dönem içerisinde kademeli olarak Karesi Beyliği’nin ele geçirildiği ve Güney Marmara’da bulunan Bizans kaleleri üzerinde üstünlük kurma çabası gerçekleştiği düşünülebilir. Bununla beraber dönemin Bizans kaynakları [1] incelendiğinde siyasi ve diplomatik olaylar dizisinin gerçekleştiğine dair birçok anlatım günümüze ulaşmaktadır.
Rumeli’ye geçişi incelemeden önce muhakkak Anadolu ve Trakya’daki siyasi atmosferi iyi değerlendirmek gerekmektedir. 1341 yılında Bizans İmparatoru III. Andronikos Palaeologos ölmüş, yerine oğlu V. İoannis Paleologos [2] geçmiş ve İmparatoriçe (Savoyalı) Anna imparator naipliğini üstlenmiştir. Aynı zamanda hanedan ile köklü bağları (ve yoğun akrabalık ilişkileri) olan Kantekuzenos ailesi de yönetimde söz sahibi olma çabası içerisine girmiştir. Ordu komutanı (Megas Domestikos) olan İonnis Kantekuzenos ordunun desteğini alarak hem Trakya’da yükselen Sırp tehlikesine [3] karşı hem de Konstantinoúpolis’te (İstanbul) bulunan siyasi rakiplerine karşı girdiği mücadelede özellikle Aydınoğlu Umur Bey’in desteğini elde etmiştir. Bu doğrultuda Umur Bey’in kuvvetleri (ve donanması) devam eden yıllarda Trakya’ya bir çok harekât düzenlemiş ve Bizans’ın müttefiği olarak Sırp ve Bulgar topraklarına akınlar gerçekleştirmiştir. 1344 yılında Umur Bey’e karşı harekete geçen Haçlı donanması Aşağı-İzmir Kalesi’ni ele geçirmiş ve donanmayı yakarak Umur Bey’i saf dışı bırakmıştır. Umur Bey’in desteğini kaybeden Kantekuzenos farklı bir müttefik arayışına girmiş, Trakya’daki siyasi ve askeri üstünlüğünü kaybetmemek adına ve Aydınoğlu Umur Bey’in tavsiyeleri üzerine (ki Kantekuzenos hatıratında bunu özellikle belirtmektedir) Osmanlı Devleti’ne yönelmiştir. Bu desteği arttırmak ve kalıcı kılmak adına Kantekuzenos kızı Thedora’yı 1346 yılında Orhan Gazi ile evlendirmiştir. İki yıl sonra Aydınoğlu Umur Bey’in Latinler ile girdiği mücadelede şehit edilmesinin ardından ise Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Paşa komutasındaki Türk kuvvetleri, Kantekuzenos’un tek müttefiki olarak bölgedeki faaliyetlerini arttırmışlardır. Nitekim bu destek sonuç vermiş ve 1347 yılının bahar aylarında Kantekuzenos Konstantinoúpolis’e girerek kendisini “Ortak İmparator” ilan etmiştir. Dönemin siyasi durumu Harita 1’de görülmektedir.

1352 yılına gelindiğinde Süleyman Paşa idaresindeki Türk birlikleri Sırp Ordusu’na karşı üstün gelmiş ve İmparator Kantekuzenos tarafından gelişmelere daha etkin müdahale edebilmeleri için bugün Gelibolu yarımadasının kuzeyinde, Bolayır civarında bulunan Tzympe (Çimpe) Kalesi üs olarak verilmiştir. Bu gelişme, Konstantinoúpolis’te şok etkisi yaratmış ve Kantekuzenos’un aleyhtarlarının güç kazanmasına neden olmuştur. Takip eden yıllarda yükselen bu tepki sebebiyle Kantekuzenos geri adım atmış ve verilen kalelerin para karşılığında geri alınması hususunda Orhan Gazi’ye başvurmuştur. Bu duruma sıcak bakmayan Türk tarafı görüşmeleri mümkün olduğu kadar ağırdan almış ya da çeşitli bahanelerle reddetmiştir. Görüşmeler sürerken 1354 yılının Mart ayında Gelibolu’da büyük bir deprem meydana gelmiş ve başta Kallípolis (Gelibolu) Kalesi olmak üzere çevre kaleler ciddi hasar görmüştür. Süleyman Paşa durumu kullanarak derhal kaleleri zapt etmiş ve yarımadanın kuzeyine doğru sistematik bir akın/gaza faaliyetine girişmiştir. Bu olaylar sonucunda Kantekuzenos siyasi gücünü yitirmiş ve aynı yıl tahttan feragat ederek bir manastırda rahip olmayı kabul etmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde dahi Bizans’ın iç işlerinde ne kadar etkili olduğunun çok net bir örneğidir.
Geçiş, Osmanlı kaynaklarında ise destansı bir ifadeyle kaleme alınmış, sallarla karşıya geçilerek bir Rum’un ele geçirildiği ve alınan istihbarat doğrultusunda tekrar karşıya geçilerek Çimpe Kalesi’nin alındığından bahsetmektedir. Konu Âşıkpaşazâde tarafından şu şekilde aktarılmaktadır:
“Andan sürdiler ol yire vardılar kim adına Virança Hisâr dirler. Görecük aşaga yanında deryâ kenârında, cemî’inün mukabelesinde. Derhal Ece Beg ile Hazi Fazıl bir sal bagladılar, bindiler. Geceyile Çimbini Hisârı’nun nevâhisine çıkdılar. aglarınun arasında gezerlerken bir kâfir ellerine girdi ve anı getürüp sala koydılar. Ale’ssabah bu tarafa geçdiler. Kâfiri Süleyman Paşa’ya getürdiler. Süleyman Paşa bu kâfiri hil’atleyüp ganî eyledi…
…Hemandem birkaç sallar dahı bagladılar. Süleyman Paşa bir yitmiş seksen mikdârı yarar güzîde erler aldı, sala binüp giceyle öte yakaya geçdiler. Bu kâfir bunları giceyle togru Çimbini Hisârınun bir terslik dökecek yiri varıdı, anda getürdi. Gaziler heman ol terslikten hisâra girdiler. Bu hisârdagı kâfirlerün ekseri taşra baglarında ve hırmenlerindetdi. Ol hînde hırmen vaktlarıydı.”
Konuyla ilgili Osmanlı kaynakları içerisinde en orijinal bilgiye Enverî’den ulaşılabilir. Düstûrnâme-i Enverî adlı eserinde dönemin diğer kaynaklarında ardı ardına tekrarlanan “salla geçiş” rivayetlerinden farklı olarak Kallípolis (Gelibolu) Valisi/Tekfuru Asen’in üç oğlundan birinin Osmanlı’lara sığındından ve Müslüman olduğundan bahsedilir. [4] Sonrasında Şahmelik/Melik ismini alan, Süleyman Paşa tarafından hilat giydirildiğinden ve çeşitli ihsanlar gördüğünden bahsedilen Melik Bey, Türklerin karşıya geçişinde yardımcı olduğu ve Çimpe Kalesi’nin alınması sırasında hizmetlerinin olduğu aktarılmaktadır. Ayrıca salla geçiş efsanesi yerine Lapseki’de büyük gemilerin yapıldığı ve bu gemilerle gece askerlerin taşındığından bahsedilmektedir. Enverî eserinde konuyu şu şekilde aktarmaktadır:
“Lapsekü’yi dahı çün feth etdiler / Bir beğ olun bahr içinde durdılar
Ol Asen Tekfûr’un oğluydu meğer / Gelibolu’da emîr-i nâm ver
Şeh Süleyman’un önünde ol gulâm / Getürür îmân Melik Beğ oldu nâm
Gelibolu’da Sen Tekfûr ölür / Kardaşıydı Kalyan Tekfûr olur
Ol Melik Beğ kim Süleyman’a gelür / Pehlüvândur key takarrüb hem bulur
Dayîma tahrîk eder Rûm-ilin’e / Fethile tâ hikmetü’llah biline
Lepsekü’de yapdılar ulu gemi / Gece anunla taşırlar âdemi”

Takip eden yıllarda Süleyman Paşa ve Karesili gazilerin bölgede son derece sistematik akın ve iskân politikası yürüttüğü söylenebilir. Akın güzergâhları bir Türk geleneği olarak akıncı gâzileri arasında bölünmüş, Evrenos Gazi Kissós (Keşan), Hacı İl Bey Megáli Agorá (Malkara) ve Süleyman Paşa da bizzat Rhaidestos (Tekürdağı/Tekirdağ) tarafına akınlar düzenlemiş ve birçok ganimet elde etmişlerdir. Aynı zamanda Karesi’deki Türkmenlerin bu bölgelere göç etmeleri sağlanarak bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşması için çaba sarf edilmiştir. 1357 yılına gelindiğinde ise Süleyman Paşa Bolayır civarında bir av sırasında atın ayağının tökezlemesi sonucunda düşmüş ve orada vefat etmiştir. Aynı yıl Orhan Gazi’nin küçük oğlu Şehzâde Halil Phokaia (Foça) korsanları tarafından kaçırılmış ve bu gelişmeler Trakya’daki gelişen bu uc alanındaki fütuhatı yavaşlatmış, hatta bir müddet durdurmuştur.
Osmanlı ve Bizans kaynaklarında Rumeli’ye geçiş ile ilgili farklı rivayetler günümüze ulaşsa da sınırları İstanbul ve Çanakkale boğazlarına ulaşmış olup tabi sınırlarına ulaşan Osmanlı Devleti Bizans’ta yaşanan iç savaşı son derece iyi kullanarak Trakya’ya adım atmış ve sür’atle bölgenin Türkleşmesi ve Müslümanlaşması adına gerçekleştirilen politikayı takip etmiştir. Tabi ki bu gelişmelerde şüphesiz başta Süleyman Paşa olmak üzere, Evrenos Gazi, Hacı İl Bey, Ece ve Fazıl Beyler gibi Karesili gazilerin de büyük hizmetleri olmuştur. Süleyman Paşa’nın vefatından sonra Orhan Gazi bölgeye Şehzade Murad ve Lalası Şahin Paşa’yı tayin etmiş ve bahsi geçen Şehzade Halil’in fidye ile kurtarılmasının ardından gaza faaliyetlerine kalındığı yerden devam edilmiştir.
Dipnotlar
Ortak Bizans İmparatoru VI. İoannis Kantekuzenos’un tahttan indirildikten sonra yazdığı hatıratı ve döneme şahit olan Nikiforos Grigoras’ın kitabı döneme ışık tutan kaynaklar arasındadır.
III. Andronikos Palaeologos’un en büyük oğlu olmasına rağmen babasının imparatorun genç sayılabilecek bir yaşta (45) ölmesinin ardından henüz dokuz yaşında olmasına rağmen tahta geçmiştir.
Sırp Despotu Stefan Dušan ‘ın Bizans’ın elinde bulunan Trakya toprakları ile birlikte Konstantinoúpolis’i ele geçirerek Roma tahtına oturmak istiyordu. Dolayısıyla küçük yaşta tahta geçen VI. İoannis Palaeologos’un zaafiyetinden faydalanmak istemiş ve Bizans topraklarına genel taarruza geçmiştir.
Bu bilgi Âşıkpaşazâde’de geçen “Baglarınun arasında gezerlerken bir kâfir ellerine girdi ve anı getürüp sala koydılar. Ale’ssabah bu tarafa geçdiler. Kâfiri Süleyman Paşa’ya getürdiler. Süleyman Paşa bu kâfiri hil’atleyüp ganî eyledi.” bilgisiyle örtüşmektedir.
Kaynakça
Âşıkpaşazâde, Âşıkpaşazâde Tarihi [Osmanlı Tarihi (1285-1502)], Haz. Öztürk, N., Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2013
İnalcık, H., Devlet-i ‘Aliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar – I, Klasik Dönem (1302-1606), Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017
Enverî, Düstûrnâme-i Enverî (19-22. Kitaplar), Haz. Öztürk N., Çamlıca Basım Yayın, İstanbul, 2012
Emecen, F., Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015
Nicol, D., Bizans’ın Son Yüzyılları (1261-1453), Türkiye İş Bankası Kültür yayınları, İstanbul, 2016
Dukas, Bizans Tarihi, Çev. Mirmiroğlu VL., İstanbul Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 1956
Rumeli’ye geçişi incelemeden önce muhakkak Anadolu ve Trakya’daki siyasi atmosferi iyi değerlendirmek gerekmektedir. 1341 yılında Bizans İmparatoru III. Andronikos Palaeologos ölmüş, yerine oğlu V. İoannis Paleologos [2] geçmiş ve İmparatoriçe (Savoyalı) Anna imparator naipliğini üstlenmiştir. Aynı zamanda hanedan ile köklü bağları (ve yoğun akrabalık ilişkileri) olan Kantekuzenos ailesi de yönetimde söz sahibi olma çabası içerisine girmiştir. Ordu komutanı (Megas Domestikos) olan İonnis Kantekuzenos ordunun desteğini alarak hem Trakya’da yükselen Sırp tehlikesine [3] karşı hem de Konstantinoúpolis’te (İstanbul) bulunan siyasi rakiplerine karşı girdiği mücadelede özellikle Aydınoğlu Umur Bey’in desteğini elde etmiştir. Bu doğrultuda Umur Bey’in kuvvetleri (ve donanması) devam eden yıllarda Trakya’ya bir çok harekât düzenlemiş ve Bizans’ın müttefiği olarak Sırp ve Bulgar topraklarına akınlar gerçekleştirmiştir. 1344 yılında Umur Bey’e karşı harekete geçen Haçlı donanması Aşağı-İzmir Kalesi’ni ele geçirmiş ve donanmayı yakarak Umur Bey’i saf dışı bırakmıştır. Umur Bey’in desteğini kaybeden Kantekuzenos farklı bir müttefik arayışına girmiş, Trakya’daki siyasi ve askeri üstünlüğünü kaybetmemek adına ve Aydınoğlu Umur Bey’in tavsiyeleri üzerine (ki Kantekuzenos hatıratında bunu özellikle belirtmektedir) Osmanlı Devleti’ne yönelmiştir. Bu desteği arttırmak ve kalıcı kılmak adına Kantekuzenos kızı Thedora’yı 1346 yılında Orhan Gazi ile evlendirmiştir. İki yıl sonra Aydınoğlu Umur Bey’in Latinler ile girdiği mücadelede şehit edilmesinin ardından ise Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Paşa komutasındaki Türk kuvvetleri, Kantekuzenos’un tek müttefiki olarak bölgedeki faaliyetlerini arttırmışlardır. Nitekim bu destek sonuç vermiş ve 1347 yılının bahar aylarında Kantekuzenos Konstantinoúpolis’e girerek kendisini “Ortak İmparator” ilan etmiştir. Dönemin siyasi durumu Harita 1’de görülmektedir.

1352 yılına gelindiğinde Süleyman Paşa idaresindeki Türk birlikleri Sırp Ordusu’na karşı üstün gelmiş ve İmparator Kantekuzenos tarafından gelişmelere daha etkin müdahale edebilmeleri için bugün Gelibolu yarımadasının kuzeyinde, Bolayır civarında bulunan Tzympe (Çimpe) Kalesi üs olarak verilmiştir. Bu gelişme, Konstantinoúpolis’te şok etkisi yaratmış ve Kantekuzenos’un aleyhtarlarının güç kazanmasına neden olmuştur. Takip eden yıllarda yükselen bu tepki sebebiyle Kantekuzenos geri adım atmış ve verilen kalelerin para karşılığında geri alınması hususunda Orhan Gazi’ye başvurmuştur. Bu duruma sıcak bakmayan Türk tarafı görüşmeleri mümkün olduğu kadar ağırdan almış ya da çeşitli bahanelerle reddetmiştir. Görüşmeler sürerken 1354 yılının Mart ayında Gelibolu’da büyük bir deprem meydana gelmiş ve başta Kallípolis (Gelibolu) Kalesi olmak üzere çevre kaleler ciddi hasar görmüştür. Süleyman Paşa durumu kullanarak derhal kaleleri zapt etmiş ve yarımadanın kuzeyine doğru sistematik bir akın/gaza faaliyetine girişmiştir. Bu olaylar sonucunda Kantekuzenos siyasi gücünü yitirmiş ve aynı yıl tahttan feragat ederek bir manastırda rahip olmayı kabul etmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde dahi Bizans’ın iç işlerinde ne kadar etkili olduğunun çok net bir örneğidir.
Geçiş, Osmanlı kaynaklarında ise destansı bir ifadeyle kaleme alınmış, sallarla karşıya geçilerek bir Rum’un ele geçirildiği ve alınan istihbarat doğrultusunda tekrar karşıya geçilerek Çimpe Kalesi’nin alındığından bahsetmektedir. Konu Âşıkpaşazâde tarafından şu şekilde aktarılmaktadır:
“Andan sürdiler ol yire vardılar kim adına Virança Hisâr dirler. Görecük aşaga yanında deryâ kenârında, cemî’inün mukabelesinde. Derhal Ece Beg ile Hazi Fazıl bir sal bagladılar, bindiler. Geceyile Çimbini Hisârı’nun nevâhisine çıkdılar. aglarınun arasında gezerlerken bir kâfir ellerine girdi ve anı getürüp sala koydılar. Ale’ssabah bu tarafa geçdiler. Kâfiri Süleyman Paşa’ya getürdiler. Süleyman Paşa bu kâfiri hil’atleyüp ganî eyledi…
…Hemandem birkaç sallar dahı bagladılar. Süleyman Paşa bir yitmiş seksen mikdârı yarar güzîde erler aldı, sala binüp giceyle öte yakaya geçdiler. Bu kâfir bunları giceyle togru Çimbini Hisârınun bir terslik dökecek yiri varıdı, anda getürdi. Gaziler heman ol terslikten hisâra girdiler. Bu hisârdagı kâfirlerün ekseri taşra baglarında ve hırmenlerindetdi. Ol hînde hırmen vaktlarıydı.”
Konuyla ilgili Osmanlı kaynakları içerisinde en orijinal bilgiye Enverî’den ulaşılabilir. Düstûrnâme-i Enverî adlı eserinde dönemin diğer kaynaklarında ardı ardına tekrarlanan “salla geçiş” rivayetlerinden farklı olarak Kallípolis (Gelibolu) Valisi/Tekfuru Asen’in üç oğlundan birinin Osmanlı’lara sığındından ve Müslüman olduğundan bahsedilir. [4] Sonrasında Şahmelik/Melik ismini alan, Süleyman Paşa tarafından hilat giydirildiğinden ve çeşitli ihsanlar gördüğünden bahsedilen Melik Bey, Türklerin karşıya geçişinde yardımcı olduğu ve Çimpe Kalesi’nin alınması sırasında hizmetlerinin olduğu aktarılmaktadır. Ayrıca salla geçiş efsanesi yerine Lapseki’de büyük gemilerin yapıldığı ve bu gemilerle gece askerlerin taşındığından bahsedilmektedir. Enverî eserinde konuyu şu şekilde aktarmaktadır:
“Lapsekü’yi dahı çün feth etdiler / Bir beğ olun bahr içinde durdılar
Ol Asen Tekfûr’un oğluydu meğer / Gelibolu’da emîr-i nâm ver
Şeh Süleyman’un önünde ol gulâm / Getürür îmân Melik Beğ oldu nâm
Gelibolu’da Sen Tekfûr ölür / Kardaşıydı Kalyan Tekfûr olur
Ol Melik Beğ kim Süleyman’a gelür / Pehlüvândur key takarrüb hem bulur
Dayîma tahrîk eder Rûm-ilin’e / Fethile tâ hikmetü’llah biline
Lepsekü’de yapdılar ulu gemi / Gece anunla taşırlar âdemi”

Takip eden yıllarda Süleyman Paşa ve Karesili gazilerin bölgede son derece sistematik akın ve iskân politikası yürüttüğü söylenebilir. Akın güzergâhları bir Türk geleneği olarak akıncı gâzileri arasında bölünmüş, Evrenos Gazi Kissós (Keşan), Hacı İl Bey Megáli Agorá (Malkara) ve Süleyman Paşa da bizzat Rhaidestos (Tekürdağı/Tekirdağ) tarafına akınlar düzenlemiş ve birçok ganimet elde etmişlerdir. Aynı zamanda Karesi’deki Türkmenlerin bu bölgelere göç etmeleri sağlanarak bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşması için çaba sarf edilmiştir. 1357 yılına gelindiğinde ise Süleyman Paşa Bolayır civarında bir av sırasında atın ayağının tökezlemesi sonucunda düşmüş ve orada vefat etmiştir. Aynı yıl Orhan Gazi’nin küçük oğlu Şehzâde Halil Phokaia (Foça) korsanları tarafından kaçırılmış ve bu gelişmeler Trakya’daki gelişen bu uc alanındaki fütuhatı yavaşlatmış, hatta bir müddet durdurmuştur.
Osmanlı ve Bizans kaynaklarında Rumeli’ye geçiş ile ilgili farklı rivayetler günümüze ulaşsa da sınırları İstanbul ve Çanakkale boğazlarına ulaşmış olup tabi sınırlarına ulaşan Osmanlı Devleti Bizans’ta yaşanan iç savaşı son derece iyi kullanarak Trakya’ya adım atmış ve sür’atle bölgenin Türkleşmesi ve Müslümanlaşması adına gerçekleştirilen politikayı takip etmiştir. Tabi ki bu gelişmelerde şüphesiz başta Süleyman Paşa olmak üzere, Evrenos Gazi, Hacı İl Bey, Ece ve Fazıl Beyler gibi Karesili gazilerin de büyük hizmetleri olmuştur. Süleyman Paşa’nın vefatından sonra Orhan Gazi bölgeye Şehzade Murad ve Lalası Şahin Paşa’yı tayin etmiş ve bahsi geçen Şehzade Halil’in fidye ile kurtarılmasının ardından gaza faaliyetlerine kalındığı yerden devam edilmiştir.
Dipnotlar
Ortak Bizans İmparatoru VI. İoannis Kantekuzenos’un tahttan indirildikten sonra yazdığı hatıratı ve döneme şahit olan Nikiforos Grigoras’ın kitabı döneme ışık tutan kaynaklar arasındadır.
III. Andronikos Palaeologos’un en büyük oğlu olmasına rağmen babasının imparatorun genç sayılabilecek bir yaşta (45) ölmesinin ardından henüz dokuz yaşında olmasına rağmen tahta geçmiştir.
Sırp Despotu Stefan Dušan ‘ın Bizans’ın elinde bulunan Trakya toprakları ile birlikte Konstantinoúpolis’i ele geçirerek Roma tahtına oturmak istiyordu. Dolayısıyla küçük yaşta tahta geçen VI. İoannis Palaeologos’un zaafiyetinden faydalanmak istemiş ve Bizans topraklarına genel taarruza geçmiştir.
Bu bilgi Âşıkpaşazâde’de geçen “Baglarınun arasında gezerlerken bir kâfir ellerine girdi ve anı getürüp sala koydılar. Ale’ssabah bu tarafa geçdiler. Kâfiri Süleyman Paşa’ya getürdiler. Süleyman Paşa bu kâfiri hil’atleyüp ganî eyledi.” bilgisiyle örtüşmektedir.
Kaynakça
Âşıkpaşazâde, Âşıkpaşazâde Tarihi [Osmanlı Tarihi (1285-1502)], Haz. Öztürk, N., Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2013
İnalcık, H., Devlet-i ‘Aliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar – I, Klasik Dönem (1302-1606), Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017
Enverî, Düstûrnâme-i Enverî (19-22. Kitaplar), Haz. Öztürk N., Çamlıca Basım Yayın, İstanbul, 2012
Emecen, F., Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015
Nicol, D., Bizans’ın Son Yüzyılları (1261-1453), Türkiye İş Bankası Kültür yayınları, İstanbul, 2016
Dukas, Bizans Tarihi, Çev. Mirmiroğlu VL., İstanbul Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 1956

1Beğeni(ler)







Normal