HABSBURG HANEDANLIĞI

Kökeni İsviçre’ye dayanan hanedan, Avrupa’nın en ünlü hanedanlarından biridir.Tarih sahnesine ilk olarak 13.yüzyılda Avusturya’nın yöneticisi olarak çıkan hanedanlık, daha sonra gücünü arttırarak Avrupa’nın en önemli krallıklarının yönetiminde söz sahibi olmuştur. İspanya Krallığı, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve nice diğer devletler bir dönem bu hanedanın buyunduruğu altına girmiştir. Gerek akraba evlilikleri, gerekse diğer faktörler hanedanın gücünü kaybetmesine neden olmuştur. Habsburgların siyasi gücünü tamamen kaybettiği dönem ise Avrupa’da monarşilerin artık rafa kaldırıldığı döneme rastlar.

Avusturya-Macaristan imparatorluğunun I.Dünya Savaşı sonunda savaşı kaybetmesiyle Habsburg hanedanı siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kalır. Avusturya- Macaritsan İmparatorluğu savaş sırasında liderini değiştirmek zorunda kalır. Franz Joseph’in 1916’da gelen ölümüyle beraber, I. Charles amcasının yerine liderliği devralır. Yeni kral tahta çıktığında 29 yaşındadır ve deneyimsiz olması imparatorluğun çöküşünü hızlandıracaktır. Habsburgların halkın önünde düşüşünü hızlandıran en önemli olayise Sixtus Skandalıdır. “... 1917 yılında uzayan savaş nedeniyle kaynakları tükenme ve imparatorluğu dağılma noktasına gelen Avusturya-Macaristan'ın yeni kralı Karl I, bu çöküşü önlemek için çoktan savaşı bitirme düşüncesine gark olmuş ve çabalarına girişmiştir. Bu çabalarına bir sonuç verdirmeye çalışan Karl, Belçika ordusunda subay olarak görev yapan Bourbon-Parma sülalesinden uzak akrabası Prens Sixtus'u arabulucu olarak kullanarak Almanya'dan habersiz olarak İtilaf devletleriyle barış anlaşmasına varmaya girişiminde bulunmuştur. İki tarafın istediği şartların uyuşmaması nedeniyle bu görüşmeler başarıya ulaşmamış, daha sonra ise Fransız başbakanı Georges Clemenceau'nun yönetiminde Fransız diplomasisi akıllı bir hamleyle teklifin ve görüşmelerin tutanaklarını uluslararası düzeyde sızdırınca skandal, Almanya ve Avusturya-Macaristan ilişkilerinin gerilmesine ve ittifak yönetimleri içinde güvensizliğe yol açmıştır.” Kısacası I.Charles’in tecrübesizliği yada barışçıl yapısı ittifağın içerden çökmesine yol açmıştır.



Savaşın sonunda Amerikan başkanı Wilson’un yayınladığı ilkelerine uyarak parlementoda reform yapılmasına izin veren kralın amacı aynen Osmanlı gibi pek çok farklı etnik kökenden gelen halkını bir arada tutmaktı. Fakat milliyetçilik düşüncesi her topluma kendi devletini kurma düşüncesi aşıladığından reformlar kontrolden çıktı ve bütün uluslar kendi bağımsızlığını ilan etti. Yeni kurulan Avusturya Cumhuriyeti de monarşiyi kaldırdı ve kraldan haklarından feragat etmesini istedi. Diğer tüm hanedanlarda olduğu gibi baskılara dayanamayan I.Charles 11 Kasım 1918’de , ki aynı zamanda savaşın bitiş tarihidir, devlet yönetiminden tamamen çekildiğini belirtir. Bu aynı zamanda Habsburg hanedanın politika sahnesindeki resmi olarak son günüdür.

I.Charles yönetimden çekildikten sonra ailesi ile beraber, Habsburgların kökeninin geldiği yere, İsviçre’ye gitti. Buna bir nevi sürgün gözüyle bakılabilir. Her ne kadar devlet yönetiminden çekilse de kendisini bir kral olarak görmekten vazgeçmedi. 1921’de Macaristan’da tekrar krallığını kurmak için girişimde bulundu fakat gerekli desteği göremedi.

Charles’in bu girişiminden sonra onun daha farklı bir yere sürgün edilmesine karar verildi. Sürgündeki kral’ın yeni adresi Portekiz’e ait bir ada olucaktı. Bu sürgün zamanında Napolyon’a verilen sürgün cezasını anımsatıyor. Konuya dönmek gerekirse, eşiyle birlikte burada yaşayan I. Charles hastalığa yakalanarak yaşamını adada kaybetti. Cenazesinin Viyana’ya sokulmasına izin verilmediğinden adada bir kiliseye gömüldü.

Avusturya hükümeti, aynen Türkiye Cumhuriyetinin aldığı karar gibi, Habsburg ailesine bağlı kişilerin Avusturya’da yaşamasına izin vermedi ve onları sürgüne yolladı. Örneğin, I.Charles’in oğlu, hanedanın başı konumunda bulunan Otto von Habsburg, 1935 ve 1938 yıllarında geri dönmek istesede başarılı olamadı. Fakat herşeye rağmen faşizim ve Hitlerle mücadelesini sürdüren Otto von Habsburg, aldığı idam cezasına rağmen, hem müttefik güçleriyle iletişime geçerek o dönem Alman işgal, altında bulunan Avusturya şehirlerinin bombalanmasını önledi hem de 15,000 Avusturya vatandaşını(bunların içinde Yahudilerde vardı) kaçırarak Hitler’den ve belki de ölümden kurtardı. Tüm bu olaylardan anlaşıldığı üzere kendisinin bir halkını önemsediği ve vatansever olduğu açıktır. Sonuç olarakOtto von Habsburg ancak 1966’da anavatanına geri dönebilme hakkını kazandı. Günümüzdede Habsburg hanedanının zamanında önüne konulan engeller kaldırılıyor. Daha önce Habsburg hanedanı üyelerinin Avusturya’da cumhurbaşkanı olması yasakken artık bu yasakyapılan düzenlemeyle kaldırıldı.