Üye Günlüğü
Üyelerimizin kişisel sayfaları olarak da kullanabilecekleri, günlük tutabilecekleri ve hoşuna giden resim, yazı, video paylaşımlarında bulunabilecekleri bölüm.
II. Dünya Savaşı'ndaki Tüyler Ürpertici Hayalet Hikayeleri ve Şehir Efsaneleri
İkinci Dünya Savaşı özellikle acımasız bir savaştı ki hayatını kaybeden tüm askerleri, mahkumları ve sivilleriyle birlikte, bu savaşta paranormal durumların ortaya çıkması hiç de şaşırtıcı değildi.
çok sayıda ikinci dünya savaşı hayalet hikayesi ve şehir efsanesi vardır. bazıları, nesiller boyunca anlatılarak günümüze kadar ulaştı. karla kaplı isviçre alpleri'nden, kaybolan balonlara, yamyamlardan okültizme kadar birçok ikinci dünya savaşı olayının yol açtığı ürpertici hayalet hikayeleri...
kayıp çocuklar
ilk hikaye reddit kullanıcısı ıgloo444'ten geliyor: dedesi, ingiliz ordusunda bir askerdi ve dedesinin mensubu olduğu birlik, 1943 kışında isviçre alpleri'ndeki uzak bir köye konuşlandırılmıştı. köye yoğun bir şekilde kar yağmıştı ve tüm telefon hatları kesikti. karla beraber yollar kapanmıştı ve tüm tabur bütün kış boyunca isviçre alpleri'nde sıkışıp kalmıştı.
köylülerin çoğu yalnızca almanca, askerlerin çoğu ise ingilizce konuşabiliyordu. askerler bir gece yerel bir bardayken bir adam derme çatma ingilizcesi ile “çocukları… nereye… götürdünüz?” diye bağırmaya başladı. oldukça öfkeli ve üzgün görünüyordu. taburdan bir tercüman buldular ve adamı üsse götürdüler. adam, onlara, varışlarından bu yana bazı nesnelerin ortadan kaybolduğunu söyledi. bir muşamba, biraz odun ve balta. ama sonra çocuklar da kaybolmaya başladı diye ekledi. sadece bir çocuk olsaydı, muhtemelen trajik bir şekilde dağda kaybolmuş, kar altında kalmış veya vahşi hayvanlar tarafında saldırıya uğramış olabilirdi, ama üç çocuk?
yüzbaşı, köylülere çocukları arayacağını ve neredeyse her gece vuku bulan garip kayıpların ardındaki suçlunun kim veya ne olduğunu bulacağını söyledi ve adamlarını sokaklarda devriyeye çıkardı. kayıp sayısı gün geçtikçe artıyordu.
o gecenin ilerleyen saatlerinde ingiliz taburundan er reginald, hiç kimse farkına varmadan kışladan kayboldu.
kayıp çocuklara şimdi bir de yetişkin bir adam eklenmişti. bir hayvanın, sağlıklı, yetişkin ve silahlı bir adamı tek başına haklaması muhtemel görünmüyordu. doğal olarak köy sakinleri arasında, ziyafet çekmek için geceleri dağlardan köye inen bir tür canavar söylentileri çıkmaya başladı.
gece devriyeleri yapmaya devam ettiler. bir gece, dedesi ve birkaç asker, karanlık bir evin penceresinin dışında duran ve içeri bakan birini gördüler. kımıldama! uyarısı verdilerse de o silüet kaçtı ve onlar da kovalamaya başladı. silüet bir mağaraya atladı ve onlardan saklandı. askerler ateş ile geri geldiler ve mağaraya girip araştırdılar. mağarada reginald'ın cesedinin etrafına nizami olarak yerleştirilmiş yedi çocuk cesedi bulmuşlardı ve neyin ya da kimin sebep olduğunu asla bulamadılar.
tavan arasındaki adam
fransa, colmar'da genç bir kadın, 1991 yazında garip bir şey yaşadı. ailesi, bir süre önce yeni bir eve taşınmıştı ve kadın, yeni evin tavan arasının duvarında bir delik bulmuştu. delikten başka, gizli bir oda görebiliyordu, ama söylediği kadarıyla odanın kapısı yoktu. delikten gelen garip bir şey hissetti ama başta bakmadı. sonra bir el feneri ile geri döndü, bir şey görmüştü:
"katta oturan genç bir adam vardı, dizleri göğsüne yaslıydı. kolları dizlerinin üstüne uzanmıştı, sanki kendine sarılıyordu. başını bize doğru çevirdi ve gülümsedi. odadan kaçtık ve depoya gittik. kalbim çarpıyordu, nefes nefese kaldım. önce gerçek bir insan olduğunu düşündüm, ama rengi yoktu. üç boyutlu karanlık bir gölge gibiydi. ve hiç ayak sesi duymadık. arkadaşım bir hayalet gördüğümüzü kabul etmeyi reddetti ve bu olaydan sonra kendisiyle hiç konuşmadık.
büyükannemden, daha sonra, evimizin ii. dünya savaşı sırasında gizli bir matbaa olduğunu öğrendim. sahipleri, almanlara karşı sloganlar basmaktaydı. ama o evde başka bir şey olduğunu düşünüyorum. gizli odanın insanları saklamak için kullanıldığına inanıyorum."
normandiya'nın hayaletleri
bir baba ailesiyle birlikte fransa'ya bir geziye çıktı. normandiya'yı ziyaret etmek ve ikinci dünya savaşı'nda önemli olan birkaç yeri görmek istiyordu. kızı o zaman 7 yaşındaydı, ikinci dünya savaşı ile ilgili hiçbir bilgiye sahip değildi ve iki tarafın üniformalarının neye benzediğini bilmiyordu. eve döndükten sonra işler biraz tuhaflaşmaya başlamıştı.
baba: "normandiya gezimizden sonra, kızım sık sık çektirdiğimiz fotoğraflara bakarken, belli yerleri işaret ederek sığınaklardayken ve normandiya bölgesinin çevresindeyken kendisini takip ederken gördüğü şeylerden ve 'insanlardan' bahsediyordu. onları sık sık çömelmiş, siperlerin ardına saklanmış, silah tutan ve çok kızmış gibi görünen birileri olarak tanımlıyordu."
baba, gördükleri hakkında kızına sorular sormaya başladı: "korkmuş muydun?"
"başta evet, ama beni incitmeye çalışmadıklarını biliyordum ve sonra korkmadım ama çok fazlalardı. her yerde onları görüyordum. etrafta dolaşıyorlardı. kimisi sürünüyordu, kimisi de eğiliyordu. biri sığınaktan çıkıyordu, diğeri tarlada ya da ağacın arkasında saklanıyordu. arabadayken, tarladaki bir çitin arkasından bana baktıklarını görebiliyordum. bazen topluca, bazen sadece bir veya iki tane."
ayrıca üniformalarını, kamuflajlarını ve her şeyini mükemmel şekilde tarif de etmişti.
yamyam japonlar
savaşın pasifik safhası sona ererken, yeni gine ve singapur'daki japon askerlerin, yakalanan esirleri yemeye başladığı dillenmişti. ve bunu, açlıktan ölmek üzere oldukları için değil, sadece ellerindeki istihkakı korumak için yapıyorlardı.
bazı şanslı mahkumlar, japonlar etlerini kesmeye başladığında ölüydü, ama daha şanssız olanlar bu işlem sırasında hala yaşıyordu. yerliler, bölgede hala yalnız gezmekten korkuyor.
l-8 keşif balonu gizemi
1942'de l-8 adında bir donanma keşif balonu, iki kişilik bir ekiple birlikte denizaltı tespit etmek üzere, bay area'dan yola çıktı. birkaç saat sonra karaya geri döndü, sahilde arkadaşları onları bekliyordu. balon geldi, silah arkadaşlarını geçti ve daly şehrindeki bir eve çarptı. gemideki her şey yerli yerindeydi; acil durum teçhizatı da kullanılmamıştı.
ama mürettebat? mürettebat yoktu. asla bulunamadılar.
hayalet uçaklar
ikinci dünya savaşı sona erdikten sonra birçok insan, havada süzülen "hayalet uçaklar" görmüştü. bu savaş uçakları bir anda gökyüzünde beliriyor, daha sonra iz bırakmadan yok oluyorlardı. bir örneği, pearl harbor'da olanlardan bir yıl sonra gerçekleşti. abd ordusu, radarlarında kendilerine doğru gelen bir uçağı fark etti. incelemek adına birkaç pilot gönderdiler ve geri döndüklerinde pilotlar, gördükleri uçakların amerikan savaş uçakları olduğunu söylediler. hatta kesin olarak p-40 gördüklerini eklediler ama sanki cehennemden gelmiş gibi olduğunu ilettiler; iniş takımları yoktu, gövdeleri mermi delikleriyle ve pilot koltukları kanla doluydu.
daha sonra bir uçak gökyüzünden düştü. enkazı araştırmaya gittiklerinde uçağı buldular ama pilot yoktu.
diplomat oteli
filipinler, baguio şehrindeki diplomat oteli, 1900'lerin başlarında bir manastırdı. ikinci dünya savaşı sırasında, japon askerleri şehirle beraber manastırı da işgal etmişti ve bütün din adamlarını ve rahibeleri, kafalarını keserek öldürdüler. binayı savaş sırasında bir sanatoryuma dönüştürdüler ve savaşın ardından sonra manastır, otele dönüştürüldü. otelin misafirleri, sık sık siyah figürler ve beyaz bir kadın gördüklerini bildirdiler. bunun yanında bir de, geceleri çığlık atıp duvarlara vurma sesleri duymuşlardı. otel günümüzde terk edilmiş bir halde ve hayalet avcıları için bir avlanma yeri.
the alkimos
ss alkimos, ikinci dünya savaşı'nda kullanılmak üzere bir amerikan gemisi olarak inşa edilmişti. devamında silah taşımacılığında kullanılmak üzere norveç'e satıldı. 1944'te mürettebatta bir radyo operatörü olarak görev yapan maude e. steane, kendisini silahla vurmak suretiyle intihar etti. norveç olayı örtbas etti ve steane'in ölümüne düşman ateşinin neden olduğunu iddia etti. savaştan sonra gemi, bir yunan nakliye şirketine satıldı.
gemi ile ilgili açıklanamayan olaylar devam etti. gemi 1963 yılında, avustralya kıyılarındaki bir resife çarptı. tamir için fremantle'a çekildi, ancak oradayken, alkimos bir anda alev aldı ve daha geniş bir tamir için hong kong'a çekilmesine karar verildi. çekilirken ara halatlar koptu ve gemi, fremantle'ın biraz açığında karaya oturdu. gemiyi çeken şirket bu işi çözemedi, bu yüzden bir şeyler yapana kadar geminin başında bir bekçi bıraktı. bekçi, gemiden gelen çığlık, darbe ve ayak sesi gibi birçok garip ses olduğunu iddia etti.
yıllar boyunca, birkaç şirket gemiyi kurtarmaya çalıştı, ancak her denemede, deneyen şirketin ekiplerine korkutucu şeyler oluyordu. sonunda gemi suyun altına batmaya terk edildi. günümüzde hala su yüzeyinde görülebilmektedir.
naziler ve okültizm
eski bir donanma askerinin, 1999'da norfolk, virginia'da bir mavnada ürpertici bir olay başına geldi. asker, ikinci dünya savaşı tarihine ilgi duyuyordu ve donanmadan bir arkadaşı da bu ilgiyi görüp ona bir kitap hediye etmişti. verdiği kitap öyle alelade bir kitap değildi; üçüncü reich yöneticileri, savaşı kazanmalarına yardımcı olmak için gizli objeleri bulmaya ve kullanmaya çalışıyordu. ve bu kitap da o çabalar ile ilgiliydi.
"kaderin mızrağı", çarmıha gerilme sırasında isa'nın derisini delmek için romalı asker longinus tarafından kullanılan mızraktı. efsane, longinus'un mızrağına sahip olan birinin tanrı benzeri güçlere sahip olacağı yönündeydi. ss'in lider kadrosu da bu safsatalara inanacak kadar hayalperestti.
bahriyeli, bir gece yatmadan önce kitabı okuyordu. longinus'un mızrağı'nı arayan bir arkeoloji ekibini yöneten reichsführer-ss heinrich himmler hakkındaki bir bölümdü, ondan sonra kitabı yastığının altına koydu ve uykuya daldı. o gecenin ilerleyen saatlerinde, karanlıkta ranzaların arasından geçen yavaş ve ağır ayak sesleri ile uyandı. sonra ayak sesleri onu geçti:
"aniden rafımdaki perdeler bana doğru havaya uçmaya başladı ve perdelere eşlik eden soğuğu tarif dahi edemiyorum. sanki donmuş bir rüzgar üzerime esiyor gibiydi ve çenemin kilitlendiğini hissedebiliyordum, dişlerim anında donmuş sağlam bir buz bloğu haline gelmişti. michigan'da büyüdüm ve hayatım boyunca hiç böyle soğuk olduğunu görmemiştim. soğuk bana derinlemesine saldırırken ağlamaya çalıştım, beni bir kerede bıçaklayan on milyon donmuş iğne gibiydi. gerçekten tarif edilemezdi."
ayak seslerinin tekrar yanından geçtiğini ve kapının açılıp kapandığını duydu. bir anda her şey normale döndü. ertesi gün kitabı arkadaşına geri verdi ve olanları anlattı. arkadaşı ona gülmüştü ama birkaç hafta sonra aynı şey kendisinin de başına geldi. tavuk yetiştiricisi himmler belki okültizm sayesinde savaşı kazanamamıştı ama iki amerikan denizcisini korkutması da onun için bir zaferdi.
saipan havalimanı
ikinci dünya savaşı sırasında abd, bir ada olan saipan'ın kontrolünü japon ordusundan ele geçirdi. japon ordusu orada bir havaalanı inşa etmişti ve havaalanının içinde bomba sığınakları vardı. bir kadın, çok sonraları adaya yaptığı ziyareti sırasında barınaklardan birinin içinde japon askerlerinin hayaletlerini gördüğünü söylüyordu:
"kapının tam ortasında durduğumda, sessizce etrafa bakarken, ışık aniden sığınağın içinde azalmaya başladı ve aceleyle konuşan birisinin sesini duydum. ses giderek yakınlaşıyordu, sonra bir gölge sağ yanımdan geçti ve duvara yapışık olarak monte edilmiş eski ve paslı bir koltuğa oturdu. hemen ardından birkaç tane daha gölge yanımdan geçti ve bir banka oturdular.
iki gölge kalktı, bir gölge soldaki odaya, diğeri ise sağdaki odaya koştu. gölgeler hızla koşuyorlardı ve ikisi de aynı noktaya doğru gitseydi çarpışacaklardı. sanki bomba sığınağında acil durum tatbikatı yapıyor gibi görünüyorlardı. gölgeleri görebiliyordum. gri dumandan yapılmış gibi görünüyorlardı. başlarını ve vücutlarını görebilmiştim, ancak ellerini veya ayaklarını göremedim. seslerinden ve boylarından anladığım kadarıyla onlar, cılız japon askerleriydi."
sandakan ölüm yolu hayaletleri
1945'te müttefik kuvvetler, yaptıkları amfibi harekat ile japon ordusunu borneo'nun dışına itti. japon ordusu geri çekilirken binlerce esiri serbest bırakmak yerine, bir ay boyunca 160 milden fazla yürümeye zorladı. sadece altı esir kurtulmuştu.
2010'da binbaşı john tulloch, esir müttefik askerlerin yürüdükleri yolda ilerleyerek rotalarının bir kısmının fotoğrafını çekti. fotoğrafların birinde garip silüetler oluşmuştu. binbaşı tulloch, illüzyona arabanın ön panelindeki camda oluşan yansımanın sebep olduğu kanısında. fotoğraftaki durum açıklanmış olmasına rağmen binbaşı bunun tesadüf olmadığına inanıyor.
başsız gringa
ikinci dünya savaşı sırasında, abd ordusu galapagos adaları'nda bir üs kurmuştu. efsaneye göre, bir asker ve kız arkadaşı üste yaşıyordu. asker, kadının kendisini aldattığını öğrendi, bu yüzden kadını bir uçurumdan itti ve onu öldürdü. bu ne kadar korkunç olsa da, durum daha da garip bir haldeydi: kadın düştüğü zaman, başı kayaların arasına sıkışmış ve kopmuştu.
üzerinden seneler geçti, asker belki de ölüp gitti ama söylenenlere göre kadın hala adada dolaşıyor ve geceleri yalnız yol alan erkeklere intikam hisleriyle bela oluyor.
islington'daki hayalet
rosina french, ikinci dünya savaşı'nın en karanlık günlerinde londra'nın islington bölgesi'nde yaşıyordu. hem o hem de kocası, almanlarla mücadelede ülkeye yardım etmek için ayrı görevler üstlendi. french gönüllü bir itfaiye görevlisiydi. cephede hizmet edemedi, ancak düşen bombaların yol açtığı yangın tehditlerini kontrol eden ekibin bir parçasıydı. londra için artık sıradan bir hal alan the blitz geceleri vardiyalarından birinde, iddiaya göre doğaüstü bir güçle karşılatı. french görevini yaparken garip, parlak ve beyaz bir figür fark etmişti. ilk başta bunun bir mezar taşı ya da bir insan olduğunu düşündü, ancak görünüşe göre ikisi için de çok uzun bir şeydi.
saçının dikelmesini hissetmeye başladığında o şeyin hayalet olduğunu düşündü. hayalet, kadına yaklaşmadı ya da ona zarar vermedi ama bir süre önünde dikilip durdu. kaç dakika orada öyle kaldığının farkında olmayan french, st. paul katedralinin etrafından yükselen ateşi fark ettiğinde hayalet çoktan gitmişti.
amerika için çok büyük adamdı. Böylesine detaylı bilgi sahibi olduğum tek amerikalı adam..Daha önce hayatına dair bi kaç yazı okumuştum. Sıfırdan FBI'ı kurup böylesine bilime önem veren bir adam bulmaları nimet. Tabi filmde de gösterildiği üzere çok takıntı yapan her şeyden önce vatan diyerek hareket ederken sahte deliller bile üreten biriymiş. O kadar emin oluyormuş demek düşüncelerinden..amerika da kanuna takılıp amerikaya arar veren pek çok kişi olmuştur. adam tek başına derin devletmiş..Çizgi roman ve sinema filmi olaylarını bilmiyordum..Kaptan amerika filminde k.amerika askerlere destek olmak için bono nasıl topluyorsa film çekip çizgi roman basılıyorsa aynılarını yapmış..Güzel filmdi..
16 Yaşındayken Gaz Odası Sırası Gelmeden Kamptan Kaçan Bir Adamın Ağzından: Auschwitz
İnsanlık tarihinin en büyük kara lekelerinden birisi, hatta belki de en büyüğü yaşandı Auschwitz'te. Fırınlarda insan yakmalar, gaz odaları... aklımızın dahi alamayacağı türlü korkunçluklar ve dev bir Yahudi soykırımı. İşte o kamptan 16 yaşında kaçmayı başaran Charles Baron'un ağzından yaşananların kısa bir kesiti.
-örneğin ne yiyip ne içerdiniz?
-sabah kahve. gerçek kahve değil tabii, ama kahverengi; sıcak olduğu zamanlarda ise pek mutlu olurduk. öğleyin çalışma yerinde ya da pazarları çorba verirlerdi, arada sırada içinde et de olurdu. akşam yine çorba. 250-300 gramlık bir ekmekle beraber. 20 gram margarinimiz, 20 gram sosis ya da bir kaşık şekersiz reçel hakkımız vardı. zaman zaman sosis yerine yağsız peynir verirlerdi. sonra ekmeğe tüp peynir sürmeye başladılar. eridiği için hemen yenmeliydi, ertesi güne saklayamazdık.
-size en çok dokunan ne olmuştu?
-1943'te, bir gün, kampın alman komutanı, bize verilen yemeğin fazla olduğuna karar verdi. yiyeceğimizi kaldırdı ve yerine kimyasal jelatin ve kuru ağaç yaprakları kondu. suyun içine jelatin koyuyorlardı, jöle gibi bir şey oluyordu. içine atılan yapraklar şişince de yiyecek diye bunu veriyorlardı. kısa zamanda vücudumuzda ödemler başladı. kalbimiz buna dayanmıyordu. ne kadar zamanımız kaldığını öğrenmek için fransa'dan sürülmüş bir doktor buldum: "doktor ne kadar zamanım kaldı?". bu soruyu 17'sinde sormak hiç de kolay değil.. "eğer değişiklik olmazsa en fazla iki ay" cevabını verdi. sonra bir değişiklik oldu. yapraklar kayboldu ve eski yiyeceklerimizi vermeye başladılar. galiba cephane fabrikasının yönetimi, ölümler yüzünde iş aksamaya başlayınca şikayet etmiş. böylece daha önceden iğrenç bulduğumuz yemekler bize çok leziz gelmeye başladı.
-intikam duygunuz var mı?
-intikamım çocuklarım, torunlarım. ailemi yok etmek isteyenlere karşı intikamım bu. almanlarla nasıl gidiyor diye soruyorsan, çok iyi. genç almanlar evime geliyorlar. anne-babalarını da görüyorum. ama, dedelerini görmeyi reddediyorum. benim yaşımdaki almanları görmek istemiyorum. anılar intikamdır.
Adolf Hitler'in II. Dünya Savaşı'na Neden Olan Taleplerinden Biri: Lebensraum
Hayat sahası anlamına gelen Lebensraum, Almanya'yı dünya gücü yapmak isteyen Adolf Hitler'in büyük arzularından biriydi.
lebensraum, hitler'in 1937'de "hossbach bildirisi"nde açıkladığı bir kavram. almanya'nın yakın gelecekte tarım yönünden kendine yetmeyeceğini, bunların dışarıdan alımının da ciddi döviz borcu getireceğini, sonuçta bu durumun ileride baş edilemeyecek sorunlara gebe olduğunu ön görmüştür hitler. buna göre doğu avrupa'dan bereketli toprak alınması şarttı, yoksa alman nüfusu ciddi açlık sorunları yaşayacaktı.
lord halifax ve zamanın ingiliz berlin büyükelçisi, hitler ile yaptıkları gizli görüşmelerde, hitler'in doğu avrupa'da yapacağı değişikliklere karışılmayacağını bildirmişlerdi. hitler'in avusturya'yı güle oynaya alması ve batıdan en küçük bir söz işitmemesi, kendisine verilen desteğin göstergesidir. bu dar görüşlülük, zaten saatli bomba olan hitler'e cesaret vermiş; savaşın ilk tohumları bir taraf hariç kimsenin farkında olmadan ekilmişti. o taraf da tahmin edebileceğiniz gibi rusya idi. rusya, bu başıboşluğun ileride çok canlar yakacağını öngörmüş, kaygılarını chamberlain ve lord halifax'e iletmişti. yine tahmin edilebileceği gibi rusya pek kaale alınmamıştı.
sıra çekoslovakya'ya geldiğinde, rusya bu kez batıya hem resmi hem de gizli olarak önlem alınması gerektiğini tekrarlamış, hatta çekoslovakya'yı savunmak istediğini belirtmişti. bu öneri de görmezden gelindi. ingiliz halkının haklı baskısı ve çekoslovakya'ya verdiği koruma güvencesi nedeniyle ilk başta bu işgale karşı olan chamberlain, çekoslovakya'nın bölünmesi ile ters çizmiştir. bununla beraber çekoslovakya'nın kaderi, rusya'nın çağırılmadığı münih antlaşması ile çizilmiş, tüm dünya almanya'nın yine güle oynaya bu ülkeyi de işgal etmesine tanık olmuştur.
sıra geldi dananın kuyruğunun koptuğu ülkeye: polonya. hitler aslında polonya'yı işgal etmeyi düşünmüyordu. polonya'dan tek isteği danzig limanı'nın almanya'ya geri verilmesi ve doğu prusya'ya serbest geçiş hakkıydı. fakat hitler hiç beklemediği kadar sert bir karşılık aldı. polonya hiç bir şekilde hitler'in isteklerinin kabul edilmeyeceğini belirtti. chamberlaine'in de polonya'ya destek verip, herhangi bir işgalde almanya'ya savaş açacağını söylemesi de işe tuz biber ekti. ingiltere'nin bu kadar zaman karışmayıp, bir anda almanya'yı karşısına alması düşündürücüdür. zaten pek bir faydası da olmamıştır bu kadar geç gelen bir tehditin. ingiltere'nin desteğini gözünü kırpmadan kabul eden polonya, kendisini dev aynasında görmeye devam ediyordu. polonya kendi gücünü abarttığı gibi, hem rusya'nın desteğini almaktan kaçınıyor hem de ingilizlerin gücüne fazla güveniyordu. sonuçta panzerler karşısına atlı birliklerle çıkarak "büyük" güçlerini gösterdiler. rusya'yı karşısına almadığı sürece istediği naneyi yiyebileceğini düşünen hitler, yeni atanan diktatör yanlısı rus dışişleri komserinin de desteğiyle nazi-sovyet paktını imzalıyor ve polonya'yı kağıt üzerinde bölüşüyordu. savaş artık kaçınılmaz bir hale gelmişti. 1 eylül 1939'da almanya, polonya sınırından geçti. gerisini zaten az çok biliyorsunuz.
fark ettiyseniz batılıların ileriyi göremeyen politikaları, ikinci dünya savaşı'nın en az hitler kadar sorumlusudur. en baştan tasmayı sıkı tutup, hitler'in bu yaşam sahası projesine karşı çıkmak yerine; pasif davranıp, ellerindeki gücü kullanamamışlardır. sonuçta ingiltere zaten ilk dünya savaşından bu yana yitirdiği "süper güç" sıfatını abd'ye devretmiş, olan milyonlarca cana olmuştur.
Ticarî amaç gütmeden, maddî bir menfaat elde etmeden internet yayınlarına olanak sağlayan global bir paylaşım ağı olan ForumDenizi, adından ve vasfından da anlaşılabileceği üzere bir forum sitesidir. Forum siteleri, tıpkı sosyal medya ve interaktif sözlükler gibi 5651 sayılı kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının "m" bendine göre Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermekte olan, hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten platformdur. 5651 sayılı kanunun 5. maddesine göre yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Başka bir deyişle ForumDenizi üzerinden yapılan yazılı, görsel ya da işitsel paylaşımlardan doğabilecek yasal sorumluluk, mezkur içeriği paylaşan ForumDenizi üyesi gerçek kişilere aittir. İlgili kanunun anılan maddesinin 2. fıkrasında da çok açık bir biçimde öngörüldüğü üzere; yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak imkân bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla yükümlüdür. Açıklanan hukuki dayanaklar temelinde, hak ihlâli iddiasında bulunan hak sahipleri İLETİŞİM linkinden yer sağlayıcı ForumDenizi yöneticilerine ihtarda bulunarak bahse konu hususu tebliğ etmeleri halinde incelemeler yapılıp, en geç 2 gün içerisinde gerekli işlemler tesis edilecektir.
5101 sayılı yasayla degişik 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince ForumDenizi üzerinde telif hakkı bulunan MP3, video vb. eserlerin paylaşımı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hak sahipliği verilmiş olan MÜ-YAP tarafindan yasaklanmış olup, yasal işlem olması halinde, paylaşan kişi ya da kişilerin bilgileri gerekli kuruma verilecektir.