![]() |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Muleta Şair: Edip Cansever Geçtikti bir gün hani Ormandan ve aydınlıkların fısıltısından Kenti görmeye gittikti yağmurda Yürüdüktü dar sokaklarda saatlerce Girdikte sonunda yanık yağ kokulu Çinko tezgahlı bir meyhaneye Göz göze geldikti sevimsiz bir papağanla Demiştin o gün bana, anımsıyorum Ah, acısız boğulabilir insan. Eylüldü, mavi donemiydi sanki Picasso'nun -Denize inen atlılar- Sonra Guernica ve 'Chat et oiseau' Yıl bin dokuz yüz otuz dokuz Yas içinde bütün dünya Şehirler yanmış yıkılmış Gördüktü ne kadar yorgun Ne kadar çaresizdi Isa Ve demiştin bir gün, anımsıyorum Mutsuzluk da boğabilirmiş insani Bir gün, akşama doğru, alacakaranlıkta. Başını menekşeye koydu, uyudu Bir güvercin çalılığın orada Hani Görmeye gittikti güneşli günde Parkı ve ördekleri Yıllarca sonra. Savaştan Ekmek kırıntıları attıktı havuza Bir elim omzunda seyrettikti uzun uzun Dünyayı ve çiçekleri Nedense durgunlaşıverdindi bir ara Çok değil, en fazla bir kaç dakika Ve dedindi, mutluyken de boğulabilir insan. İlkyazları sevmiyoruz artık, yaşlandık da ondan mı Aşkımızı seyrediyoruz sanki uzaktan Oysa yok biten bir şey aramızda, yok da Hep aynı kalmıyor ki yakın duygular Demiştin bunları bir bir, anımsıyorum Mutlu da olsa insan mutsuz da Her an yeniden yaratabilirmiş kendini Demiştin, bir sabah, bir başka aşkla. Sen ölüm ! Seni hiç düşünmeden yaşadık Seni hiç düşünmeden yaşayacağız bundan sonra. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Niye İmalı Öyleyse Şair: Edip Cansever Sözlerim kendim üstüne Gölgem beni istedi O ki istedi Suyum beni istedi O ki istedi Cemile beni istedi Ne oldu? hiç! alışamadım Kartalın bir kayaya çarpısı idi Soyundum, giyindim, tekrar soyundum Arada olacağın düşünü kurdum Zevk duydum bundan Cemile anlamadı, Cemal hiç anlamadı Safiha görmedi ki Ve göstermedim Sözlerim kendim üstüne Bir uzak yerlere gitmek üstüne Sanki günler tek bir güne birikti Bense çıkmazda kaldım, usandım Çıkmazlarda üst üste Birikmiş ufuklar kadar derindim Ve dedim: elbette deneyeceğim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
O Mavilik Derdi Şair: Edip Cansever Beni uykudan uyandırır uyandırmaz Dünyanın bütün huyları yüzünde Ben bunlardan birini seviyorum en çok Sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa Tutsam tanelerini Sevincin gözyaşları derdim buna. Bir süre bakışıyoruz karşılıklı Ben uykudan uyanır uyanmaz Benimle şiir gibidir bu Tam karşımda ama yazılmamış Durmadan bileniyor aklımda. Seni unutarak baktığımda bile Dünyanın her yerlerinden geçiyorsun Yayılıyorsun kalabalıklara Yalnız yayılmak mı Aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna. Özlenirsin, alabildiğine varsın da Daha da var oluyorsun gün günden Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin Bir kuş olsa mavilik derdi buna. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
O Yalnız Şair: Edip Cansever O kadar ki, o yalnız Ona ilk rastladığım bir şeydir aklım Bir el sürer mavisini uzağa Uzaktan daha uzağa. Ardından Yetişir sayısızlığım. Kuzeyde, ince bir kar dağıtımında Çocukların oyun oynamadığı yerlerde Bulunmaya hazır ve Eski çağlara ait bir parayım. Aksam, soyulmuş gün ışıkları Bölüşülmüş insan yüzü gar Sayısız beni toplar bakışlarım Dört güneşten biri o. Kendimi tarif edemem Güneşler ıslak, soluğum kalın. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Oda Şair: Edip Cansever Gün günden odamın şeklini alıyorum İşliyorum bu iniltili varlığı yeniden Kimbilir, duyuyorum yazgısını belki de Kuru bir dal parçasını içinden yiye yiye Dal olan bir böceğin O garip yazgısını Ne ölüme benzer ne ölümsüzlüğe. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ona Bir Kolye Vermiştim Şair: Edip Cansever Ona bir kolye vermiştim kendi sözlerinden Sürekli bir gülümseyişle yüzümdeki Görülmemiş bir ustalıkla acıyı ters yüz eden. Elbette bir ustalıktır bizim sevgimiz Mutlu bir yolcu gibi yol kenarlarındakilere el eden. Bu kentin her yanını unuttuk Kim bilir nerde daha bir postacı olurken. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Otel Şair: Edip Cansever Denizin alçalışıyla otel bir düştü Binlerce kalıntı şehir değerinde Sularla kaçışan ölümler türküsü Sırdaş olan denizlerin diline Taşlaşmış hayat ürpertileri ardından Şekilsiz, oynak ve iniltili Pembe, daha doğrusu bir çocuk gülüşü renginde İzleri deniz hayvanlarının Belli ki bir adı var onların, varsa da Gezinir mi hiç mi hiç adı olmayan burada Bir dirilişe bile ayak uyduramayan burada Mevsimi olmayan mevsim sürüleri Yumuşak yüzgeçleriyle dalgınlığımı yalayan Anılar, anı sürüleri Hep birden unutulmuşluğa dadanan Hep birden, ama tek bir yaratık gibi Çıkarak gözlerime yarı loş mağrasından Görülmemiş bir şekilde intihar ederdi. O zaman belki bendim, belki bir şekil bildirisi Gibi o zaman işte çok değerli bir taşa Bakar gibi ben İstekli, sonra durgun, giderek düşünceli Derdim ki -daha doğrusu yaşardım- Mutluluk alışılmış bir kötümserlikti Ki tarih aldatılırdı, korkardım Gözü dönmüş bir kuşun göğsünü didikler gibi Bağrını açar gibi bir azizin Açardım ben de içimi - bu şehir kimin? Kimsenin değil - Baktıkça, baktıkça oaraya bakır Ne düşerse içine zehir Köpürür köpürür köpürür Önce asit, derken bir doğa parçası gibi Yaprak bir parça yaprak olana kadar Su bir parça su olana kadar Ben onlara su ve yaprak diyene kadar Demek istediğim yaşamak bir parça yaşamak oluncaya kadar Zamanlar, zaman sürüleri.. Bazı adamlar ki bu zamanlara Dokunur geçerlerdi Yani bir piyanya ve onun tek bir tuşuna Dokunur gibi Ses, o kalın ses, hiçbir şey umdurmayan Doru bir at dilinde orman ve su Korkuyu, sonra da yalnız korkuyu Büyüten ordan oraya Sayısız çeşitlendiren onu Yani bir hayat olarak çıkaran karşımıza Bir sesti bu Sadece bşr ses idiyse, bir durup bir boşaldıkça İçimize düşüren boynumuzu Yerleşen bizi pek az tanıyan yüzümüze sonra da İğrenmenin koşulu bir at gibi durduğu Bir uzunluğu ya da bir alanı olmayan yüzümüze Yerleşen Sızdıkça sızan bir çay saati gibi içimize Yani bütün bir burukluğu birden içeren Ve soran birden sorusunu Hanlarda denk saran yolcuların Yağmura kuşkuyla bakan Gözleri gibi Ses, o büyük ses, desem ki Sorardı bize durmadan Sorardı ölümün bütün bildiklerini. II Ölüler dirilirdi. Çıkamazdım ki otelden Ben otelden hiç çıkamazdım ki Her şeyi bilen bir adam gibi gelip geçerdi Kış Ve hayaletler halinde kuş sürüleri Gündüz ve gece Gece desem gece, gündüz desem gündüz Ve desem ki, sonuncu günü Dünyanın insan eliyle yaratılmasının Sonuncu günü Koridorlardan geçerdim. Koridorlar ki uzun desem uzun, kısa desem kısa Aslında bana göre bir şekil Bir monolog da diyebilirim buna, içinde bir konuşma ürpertisinin = yer aldığı Kelimeleri olmayan bir yazı türü belki de Koridor Ve benim çağrışımsız sesleri düşüren ellerime Meyhanelerden gelen ve bir daha gelmeyen Ölü sesleri Sokaklarda karşıma çıkan ve bir daha çıkmayan Ölü sesleri Masa örtülerinin altına saklanan ve bir daha saklanmayan Resim ve para sesleri Ölülerin Merdivenleri inerdim. Merdivenleri inmek kolay desem kolay, kolay demesem gene kolay Bir diyalog olduğu için değil, zaten bir diyalogdur merdivenler İçinde insan uğultularının yer aldığı Ve kimsenin kimseye bir şey sormadığı. Ne var ki Ben onun yanından geçerken O benim yanımdan geçerken O döner dönmez köşeyi Ben yere eğilir eğilmez O dönüp bakarken gizlice Ben cebime sokarken elimi O gözetlerken beni köşeden Ben başımı çevirirken ansızın Bir anahtar sesi Bir sigara gürültüsü Yere düşen bir çakmak Kırmızı bir benzin istasyonu belirtisi. Güya Tanrının hep birlikte olalım diye çizdiği Bir salon Ben o salona varıncaya kadar Tanrı yok -ne kadarda geçmiş aradan- Salon ki otelin salonu yani Ve dirilmiş ölüler ayakta Bir ikon tasviri gibi Ya da bir Bruegel tablosundaki çılgın Belli bir zaman parçasını kımıldatıp da içinden Sayısız zamanlara götüren O birtakım adamlar Ki artık ölü bile değil hiçbiri, değil de Gelecek bir zamanı ısırır gibi Kocaman dişleriyle Avurtları, göbekleri ve falluslarıyla Yani kaç yerinden delinmiş olmalı ki dünya Dünya desem dünya Değil desem değil Yaralı bir hayvan gibi soluk soluğa. III O ben ki seviyordum beni yargılayan Bir otel diye seviyordum oteli Kendi yasalarıyla Aslına bakılırsa kendimi dolaştırıyordum bir bir Sokakları olmayan bir şehir için Yaralı ayaklarımla Alanları, parkları ve afişleri Olmayan bir şehir için Ben kimim -ki fülütler çalıyordum bazı- Çenk ve santur sesleri düşürüyordum Tevrattan Bir ot, bir çöl motifi Bir kafatasını, bir h=96 kuşunun haykırışını = düşürüyordum Karışık ve acıklı çöpleriyle Bir cellat ipi, bir korsan gemisi Bir yargıç ya da bir idam gerekçesi Zaten düşüyordu kendi kendine 'Çıt' diye bir şey oluyordu bazen de -sessizlik- Diyelim bir ölü yer değiştiriyordu Tam yüz 'sene' daha atlayarak geçmişten Yüz 'sene' Ama belki de Issız ve sıcak duvarların ötesinde yaz Sert ve ince bir kabuk gibi Çatlayıp duruyordu gizlice Gidip ellerimi yağ kandillerine sürüyordum Nedense erimenin bu dıştan tadına Bırakıyordum kendimi Yukarda eski bir kule oluyordu, tahta -Uyarılmış sürgünlüğüm benim- Tahta desem tahta, değil desem değil Ya da bir kırıntı bir boşluk canavarının ağzında Oluyordu ki, bir rüzgar bile hiç yok Yok dediğim bile hiç yoksa Batırınca durgun göğsünü Gök kendini kanatıyordu orada. Fırtına, fırtına, fırtına Ben ki en azından bir durgunluğa çağrılıyordum Her şeyi bir bir yaşamış da.. Ve yanıtsız ve sessiz Bana kalırsa: - Yani o sular ki içinden Peygamber yüklü bir yunus balığa çıkarsa Hangi ilgi onu bir süre boşlukta tutacak Canım elbette Yunus batacak Yunus batacak - IV Denizse her şeyi unutturan bir adam gibi Gelecekti bir gün yeniden Demeye kalmadı geldi Sinirli bir gürültüyle yükseliverdi hemen Ardından bir iki şey daha oldu - nasıl anlatsam Kimse bunu daha yaşamadı ki - Sanki bir akvaryumun içinde Yapayalnız kaldım da ben Yanımda başka akvaryumlar ve İçinde başka birileri Doğrusu müşişti bu, denizin icat ettiği bir mezarlık gibiydik = başka değil Hepimiz az çok kımıldanıyorduk çünkü Hepimiz ağzımızı açıyorduk arada Bir sesi dışından olsun yakalamak için Ama nafile Yoktu ses Yok bile yoktu ki bir yerde Kapıdaki bir yaylı arabayla Süslü bir cenaze arabasına benzer bir arabayla Solukların iniltili bir dram yaratmasa Yoktu ses Ve yaşlı barmenin başı tezgahın ardında Saint Jean de Baptiste'in kesik Kesik desem kesik, yaşayan desem yaşayan Başı gibi sakin durmasa. EK Silik bir izlenim gibi kalıyordum kendimde Elimle filan bir şeyler yaptığımı görüyordum Seyrek de olsa konuşuyordum, örneğin Eski bir efsaneyi anlatıyordum birilerine Ya da bir yerleri tarif ediyordum yüzümü buruşturarak İçki de içiyordum, hem de sert içkiler içiyordum Bazen bir iki bardak Bazen de sabahtan akşama kadar Durmadan içiyordum Canım elbette, diyordum, nasılsa Otel batacak, otel batacak En önemlisi de tanıştırılır gibiydim biriyle Hiç kimselerin ilgilenmediği Bazı olayların tarihçisi olarak. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Paşatıque Şair: Edip Cansever Sıcak sıcak sıcak Oturmuştum otların üzerine Eski tiyatronun ortasındayım Saydam bir sarkaç gibi sallanıyorum durduğum yerde Buhardan ve güneş kokularından. Uzanıyorum toprağa yüzükoyun Papatyalar sırtlarını dönmüş çan çiçeklerine Ne bir kımıltı var, ne bir ses Ne de bir düşünce, bir anımsama işte Diyorum, yaşamıma dadanan bir an bu Sophokles Aiskhlos'a dargın belki de. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Phoen İ X Şair: Edip Cansever Ben orda, akşamına orospular dadanan Camlarında pis sinekler gezinen, ben orda Eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor Kadınlarda ölüyor kadınsız bakışlarla Başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber Ya Tanrıya inanır ya da isyana. Kimseye vermiyor ki acılardan artarsa Kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan Bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla Ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan Öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa Kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam. Orası bir ölümdür şarabımı doyuran Ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar Vaftizi günışığında bir garip protestan Tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum Yeniden doğmak için çıkardığım yangından |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Robespierre Şair: Edip Cansever Her gün biraz daha yalnız Robespierre Ve Fransa biraz uğultulu Yalnızdır akşamı yok edilen bir subay Bilinmez ürkütülmüş atları ne çok sevdiği Her yalnızlık biraz ihtilâl. Çok şeyleri kadınlar için yaptım, kadınlar Onlar ki yokmuşum gibi sevdiler beni Beğenmek, beğenilmek gibi ayrı kaldılar Bir gün de akşamdı, ben o akşamı hiç unutmam Her sessizlik biraz ihtilâl. İşte bir tanrı evi, kimler ki geçerken uğruyorlar Sonra çılgınlar gibi kalabalığa Belki de yarı kalmış bir sevgiye koşuyorlar Belki de her boyun eğdikleri, her diz çöküş Yavaşça bir ihtilâl. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:31. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.