![]() |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ruhi Bey Anlatıyor: Şair: Edip Cansever Kısacık bir gündü, bir iki dakikalık bir gündü Çocukların günü gibi bir gündü Kahverengi fotoğrafları vardı, bulanıktı Hiçbir şey açık seçik görünmüyordu Kocaman bir bahçe olmalıydı, orda burda Tavuskuşları olmalıydı, herbiri Öyle bir başına hiç kımıldamadan duruyordu Saniyeler sümbüller gibiydi Saniyeler sümbüller gibiydi dokunsam iki parmağım arasında akıyordu Kısacık bir gündü. Bir kişi bile yoktu Hayrünnisa ile ben vardım Seylan taşları ile işlenmiş bir iğne vardı Yansıyan kırmızılık taranıyordu güneşte Kan gibi parlıyordu Şöyle böyle hatırlıyorum Beni ölüme uğurlayan bir düğün günü Babamı hatırlıyorum Babamın ölümünü Kırbacıyla birlikte bir çam ağacına gömülü Annemsa odasında babamın Hasta yatağında Kımıldamadan yatıyor Pencerede sapsarı bir limon görüntüsü Duvarda rengarenk bir kırbaç koleksiyonu Hatırlıyorum Dişleri vardı Hayrünnisa'nın Hatırlıyorum Bir şeyler vardı, ortasından kesilir gibiydi Dişleri bembeyazdı Kesilen her şey bembeyazdı O dişleriyle vardı, ben yoktum Seylan taşlı iğnenin altındaydım, ben yoktum Hayrünnisa vardı, ben yoktum Üç gün üç gece geçti, ben yoktum On gün daha geçti,sonra ben günleri unuttum Bir kuşluk vaktini iyi hatırlıyorum İçerenköy'deki tozlu bir yolu Postacıyı Terziyi Oyanmış limonluğu Çiçek satan adamı Bir otobüs durağını iyice hatırlıyorum O yoktu. Ve bir sabah ben vardım Koskoca bir konağı bir başıma soydum Yer halılarını çıkardım, kalın kadife perdeleri Maun konsolu, Çin porselenlerini, gümüş takımlarını Hatırlıyorum Mineli pandantifleri çıkardım, altın zincirleri, pırlanta yüzükleri Büyük kristal avizeleri, sedefli koltukları Bursa çatmalarını, Beykoz koleksiyonlarını, minyatürleri Hepsini, hepsini bir bir çıkardım Tutkuyla çıkardım, şehvetle çıkardım Öfkeyle Kanını akıtaraktan konağın Hatırlıyorum Konakta o gece konakla kaldım. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Ruhi Bey ve Limonluktaki Yangın Şair: Edip Cansever Niye imalı öyleyse Aşk mutlu bir sürgünlükse. Üvey annemdi benim, ben sarışındım On altı yaşındaydım, sarışındım Bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim, görünümsüz Yalnızdım, karışıktım Beni tanıyan kimseler yoktu Hiç yoktu İçime kapanıktım Büyük ağaçların altında Havuzun kırık taşları arasında Bilmezdim mutluluk nedir Bilemezdim Alıp başımı gitmek isterdim İsterdim ama, kalırdım Sanki kar yağışlarının ardından Uzun süren kar yağışlarının ardından Sevimsiz bir lunaparkta Kimsesiz bir atlıkarıncaydım. Bir limonluğumuz vardı, öğle saatlerinde Bazen o limonlukta uyurdum Karışık düşler görürdüm Yalnızlık? O bir başına kalırdı, ben bir başıma kalırdım Sanki hiç tüketilmeyen bir otobüs durağı Gibi kalırdım Bir gün İçeri girdi, uyanıktım Yarı uzanmıştım, uyanıktım Bir üşümüşlüğü tutuyordum yüzümde, uyanıktım Dudakları aralıktı, ben uyanıktım Öyle bir süre durdu, baktı O baktı ben de baktım Yanıma usulca uzandı Uzandığını görmedim, ama uzandı Dağıldı, uçuştu, bir gülüş gibi uzandı Önce şaşırdım Önce hiç kımıldamadım - Yalnızlık biraz azaldı - Saçlarımı sevdi, hiç kımıldamadım Bir biçim değildim sanki, bir nesne, bir şey değildim Biraz utandım Sokuldu bana iyice, bana sarıldı Dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı Köpüren sütler gibi taşırdı Köpükler içinde kaldım - Mevsim her zamanki gibi yazdı - Birden beyaz bacaklarını gördüm Sonra her şeyi gördüm O her şeyi ben ilk defa gördüm Ses çıkarmadım Ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik Beni yeniden öptü, üstüne çekti beni Köpüren sütler gibiydik Limonlar beyazlandı Bir limondan başka bir limona geçtik Bir limondan başka bir limona geçtim Gözlerim süt gibiydi, sayısız gözlerim vardı İlk defa vardı Upuzun sürdü, kısacık sürdü Beni bıraktı Ayağa kalktı, saçlarını düzeltti Süt dindi Ama ben kaldım Çoraklar, çöller, tuzlu denizler gibi kaldım O gözlerini dikti bana - Ben suyun yanması gibi tuzda - Anlamsız, uzun Gizli, korunaklı Yüzüyle itermiş gibi ilk defa gördüğü bir yaratığı Yıllarca, ama yıllarca Baktı baktı baktı. Kimseye bir şey söylemedim Ama bir daha gelmedi Ne sevgi, ne nefret, ne önceleri bir şey duymadım Sadece gelsin istedim Uyanık bekledim Gelsin istedim Ama bir daha gelmedi. Anladım neden sonra Anladım kötülük olsun diye geldiğini limonluğa O bembeyaz dişleriyle yoktu, ben vardım Üç gündüz daha geçti, ben vardım On gün daha geçti, sonra ben günleri unuttum - Unutmak ben büyüdükçe o benim çocukluğum - O yoktu Beni uyardı, beni yalnız bıraktı, anladım Çocukken vururdu, kanatırdı, ezerdi Bu kez de Anladım severekten Okşayaraktan yapmak istedi aynı şeyi. Üvey annemdi, ben sarışındım O da sarışındı Beni uyardı, beni yalnız bıraktı (Açık saçık giyinirdi, pek anlamazdım Dudaklarını ıslak tutardı, pek anlamazdım Şehvetle aralardı, bembeyaz dişlerini görürdüm Bembeyaz dişlerini görürdüm Bembeyaz Kalçalarını okşayaraktan tutardı.) O günden sonradır ki iyi tanıdım ben kanı. Bir gece uykudaydı bütün konak Gizlice bahçeye çıktım Yaralı bir hayvan gibi sürünerekten Sokuldum limonluğa usul usul Döktüm bir şişe gazı ve limonluğu yaktım. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Salıncak Şair: Edip Cansever I Büyük bir oda. Bahçeye açılan bir pencere Ortada bir masa Yanda bir kapı Daha birkaç şey: Örneğin bir yunus balığı camdan, bir heykel Sabah. Duvarda gün tanrıları Rezneler, sedef otları, küpe çiçekleri görünür pencereden Görünür ama görünmez Yani hiçbir şey yerinde değil pek. Bugün ne? Salı! O bile yerinde değil Bir bardak, bir sürahi yerinden edilmiştir, nereye koysak Nereye? Bilmem! Bir çıkrık bir zaman dışını kolaçan eder şöyle İyi. Biz buna bir durumun sınırsız gelişimi diyoruz Diyoruz; sanki o her şey kadar bir her şeyi getirir, yığar Çıkrık Bir su gürültüsü, bir pul koleksiyonu, bir duanın yaratılışı duyulur bu ara Duyulmaz ama duyulur Başlar çünkü onlar da; yani pul, su gürültüsü, dua Başlar bir insan gibi; süreyi, düzeni ölümü taşımaya Sabah. Duvarda gün tanrıları Birinin süresiz terlik giyeceği tutmuştur yukarı katta Aşağıda İskemle gıcırtısı, ayak Tütün kokusu, koku Yaz kelebeği tadında bir soluma Yer değiştirme, kımıltı Tekrar soluma Kadın Sessizlik. II Gün ışır iyiden iyiye, odanın orta yerinde bir kayalık Sarı bir kertenkele... onunla her şey bir iki sıçrar, durur Başkaldırır, düşer Bir çorak bağırışı, bir taşın ikiye bölünmesi işitilir. Sonra? Bir su arayışı, bir bozgun... Biz buna benzer her şey diyoruz, her şey her şey her şey Çünkü o, kadın Uzanır, sağar bir yokluğun içinden Gene bir yokluğu sağlar, üşenmez Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır Çıkar boş kıyılardan katılaşmış akşamüstleri Böler o bakışları bir sarkaç gibi binlere Ama bir zaman gibi değil, bir sarkaç gibi böler Yani olanlar olmuştur bir kere Bir kartal donakalmıştır sıcaktan. Bir U sesi duyulur Yaratılmaya uygun bir ses, U Uzağa bakar kartal. O kadar bakar ki, bakmaz Taş kesilmiştir taş, boynu ileri düşmüştür Tanrım bize bir salıncak! Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri Bir daha, bir daha, bir daha Unutmak unutmak unutmak Tanrım! Taş kesilmemek için taş Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz Kadınsa kımıldamak ister, olmaz Yer değiştirmek ister, olmaz Solumak birdenbire Gene olmaz Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna Bir kaya daha çatlar Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya Eser bir silinti, bir sisin dağılışındaki öz Çıkar o yunus balığı, o heykel Yaz kelebeği, kapı Sonra? III Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil Bir aralık gibi durur dünyada İşte bir soru! Okurken elinde tuttuğu; okumaz, gene elinde tuttuğu "Önce hep gece vardı" diyen bir kitapla Biz buna bir sorunun sınırsız gerilimi diyoruz Diyoruz; çünkü o kadın Ne yapsa, neye uygulansa Bir aralıktır şimdi dünyada Bir aralık, bir aralık! Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi Tanrım ona bir salıncak! Bir gidip bir geliversin diye boşlukta Umutla, erinçle, tutkuyla Kendine kendine kendine katlanarak Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine Tanrım Ona bir salıncak! Tam burda Gözlüklü, kış akşamları yüzlü bir bahçıvan Sorar o sokak kedisinin dilindeki hızla Sorar o çiçekleri -bir çiçek olmayan yalnız- sorar sorar sorar Nereye kadar bilinmez Hani bir sormasa... korkunç! Hani bir çalgıcı vardı, başını çalgısına koymasa uyuyamaz Sonra? Sonra ne? İşte bir çamur gibi sıvanmış odaya Karanlık bir kilisenin İhtiyar zangoçunun ağzıyla Günaydın! İyi bir gün başlar ne de olsa IV İyi bir gün başlar. Dünyadayız artık. Dünya! Şu tatlı pencereniz. Sizin. Bunu anlamayacak ne var? Pencere Tanıklık ediyor işte. Gün mavisi bir şey. Tanıklık ediyor Pek açık değil. Değil de... Size. Tanıklık ediyor bir de Bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz Yok canım! kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler yaşıyor, o kadar İşte Yaşamış bir kadın yaşıyor orada Yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa Var ya Orada Tek imge kayalardır, işte orada Yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada Her şey hep kayalardır; otlar da böcekler de, sular da Günler de, zamanlar da -Görünen bir zamandır çünkü orada- Bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada Değilse bir hareket bu, yalnız orada Orada Bir ayak boyu yerde, bir kadın Bırakılmış gibi yıllarca Tanrım ona bir salıncak! Taş kesilmesin diye taş Donakalmasın diye boşlukta. Hani o balıkçılla yarışan çaylağa Kırpışan gözleriyle bakan gemici Gibi Baksın o da görmeden Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri. Tanrım size bir salıncak! |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Saplantı Şair: Edip Cansever Sözlerim kendim üstüne Gölgem beni istedi O ki istedi Suyum beni istedi O ki istedi Cemile beni istedi Ne oldu? hiç! alışamadım Kartalın bir kayaya çarpısı idi Soyundum, giyindim, tekrar soyundum Arada olacağın düşünü kurdum Zevk duydum bundan Cemile anlamadı, Cemal hiç anlamadı Safiha görmedi ki Ve göstermedim Sözlerim kendim üstüne Bir uzak yerlere gitmek üstüne Sanki gunler tek bir gune birikti Bense çıkmazda kaldim, usandim Çıkamazlar da üst üste Birikmiş ufuklar kadar derindim Ve dedim: elbette deneyeceğim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Seni Günlere Böldüm Şair: Edip Cansever Seni günlere böldüm, seni aylara Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşısında. Şiirler söylenir, şiirler biter Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa. Bütün günler yenileşir her bekleyişte Ve bütün dünler, bütün geçmişler Kapını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle. Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti Sonra bütün bulutlar hep birden geçti Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Sesli Harfler Şair: Edip Cansever Sen, o benim, daha ne duruyorsun aşk kelimesi Burası ben, gene bir sevdaya çağrıldı o yer İnanma ellerimi deniz, ağzımı bulut ettiğime Ağzım da, ellerim de dünyaya göre Günüm aydınlıkla biter. Tut ki ben her türlü görünmenin apayrısı Gün günden sevdaya benzer Bir adam düşünürsem şapkası maviyle gelen Bir ekmek koparılsam işte o sıra Benzer mi benzer sevdaya Bir duruşum var çevresi gözlerinden. Sanki yanımda gezdiriyorum aşk kelimesi Uyanık, duygulu, her günkü yanımda Bilmem ki ne yapsam, ne etsem bu sevinirliği Kendimi görmeye parklara gidiyorum Kiminin bana kiminin çaresizliğe elleri. Kaçsam da bir türlü karanlık şimdi Ne kadar aynı bir dünyadayız seninle Aşka, dövüşe, maviye yetmek için Biriyim, cesurum, var mısın ellerime Bir başka sabaha kadar içelim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Sevda Bir Ateş Buldu Sende Şair: Edip Cansever Sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni Artık kimse denizi bilmiyor. Dirseklerini masaya koyuşundan belli Gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini Sevda bir umut buldu sende. Ey bir yolcu listesinde bir ölüyü arayan Artık kimse gözlerini bilmiyor. Şunu imzala Bir mektup, bir telgraf alındısı değil Unutulmuş bir sevdadır kapını çalan Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan Kimse artık bir şey giymek istemiyor. Sonra bir pencereden kendine Ay ışığı gibi vuran sen Ne sana ne başkasına benziyor. Ve işte bir dip balığı su boşluğunda Çırparaktan yüzgeçlerini Hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Sevişen Şair: Edip Cansever Seni seviyorsam bununla her yerin Öyle iç çekişlerin gibi bir değil iki Nasıl yaşamaya başlar daha çok Buluşan iki mısra gibi.Bir şiirin Kokusuz, tatsız çocuk adları gibi Bir kuş da gözlerine uygulanmış sesiyle Öter durur kıyısız boş saatleri Ben niye titriyorum'la birlikte Sonsuzluk alanıdır yüreğin. Bir anlık gecesinde bir günlük mevsimlerin Bildik mi yaşamayı ikimizce Biz getirdik demektir anlamayı evrene Sevişmek alanıdır yüreğin. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Sonrası Kalır Şair: Edip Cansever On kalır benden geriye dokuzdan önceki on Dokuz değil on kalır On çiçek, on güneş, on haziran On eylül, on haziran.. On adam kalır benden, onu da Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan On adam kalır. Ne kalır ne kalır Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır On çizik, on çentik, on dudak izi Bir çay bardağında on dudak izi Aşklardan sevgilerden Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem Bir de bu kalır. Ne kalır benden geriye, benden sonrası kalır Asıl bu kalır. On yerde adam geçse geçmese Dağlardan tepelerden inen bir düzlüktüm, anlaşılır. Akşam olur, bir günden dibe çökerim Su içer,dibe çökerim İyimser bir duvarcıyım, her gün bir tuğla düşürürüm elimden Bu yüzden gecikirim Size bu sıkıntı kalır. Ne kalır Kahvelerde kalın kalın kayısı vakti Dişleri kesmeyenin en az kayısı vakti Dişleri hiç kesmeyenden Gün geçer, kendi kalır Kahvelerde kayısı. Gezginim, açık denizlerden yanayım Biraz da Akdenizliyim, bu işte böyle kalır Akdenizli herkes konuşur duyarlığını Başka ne kalır Biz ki bir konuşuruz geriye on şey kalır. Ben buyum, dersin, arkadaş Sevgilim, ben buyum Yüreğim vurgun, dişlerim altın Ceketim sol omzumda Vakit vakit incelen vakit. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Su Altında Kanat Çırpan Üveyik Şair: Edip Cansever I Bir çift Van sesi Van'ın doğurgan sesi Bin çift nar düşürülmüş gibi dalından Bu onun sesi Sessizce yağan karda nar sesi. Su altında kanat çırpan üveyik Her rengin başka rengi Resmini kendi çizer Düşünde kendini görür Kıyılar onun itiş biçimi Üveyiktir Van'da anmak anılmak Üveyiktir sanrının üvey kardeşi. Dağ yollarında yalnız gezen çeşmeler Suyu eşkiya soluğu Akışı aralıksız nal sesi İlk kulak verişte duymanın uzak Çok derin içi Dağ yollarında yalnız gezen çeşmeler. Asurlu sert hüznü onun Bizans gözleri Yuvarlar beyaz taşlar İçini açar bana Açınca bana içini Gündışı bir saattir, acı bir kış kavununda Birikmiş gündüzlerdir Ve gelen kimdir bilinmez Oyunlarda ikinci Oyunlarda üçüncü Kişiler gibi Söze pek karışmayan Ya da Çok eski bir haberci. Kapamam gözlerimi, kapamam Korkarım kapayınca bir başka şehirde uyursam Yağarken yağan karda Doğu'nun İşleyen ezik sesi Yağarken yağan karda Çekip gider haberci. Eski bir manastır çanı Akşamları suya döker süsünü Su altından çıkan üveyik O da Yağmurda yıkar yüzünü Dağ başlarında yalnız gezen ormanlar Dağıtır kamyonlara sisinden sıyrılarak Günlerdir boşluğunda tuttuğu hüznü Ve hüzündür kendiliğinden Han havlularında ağır ağır Yem kesen atların yükü Toplanan pazarlarda, kapanan dükkânlarda Bütün gün ip satanların, bakır satanların Doluşup cami çeşmelerine El yıkarken çığırdıkları türkü Ve Tatvan'a giden vapur bir de Ekler bütün hüzünlere Bir sabah bir Van hüznünün özgünlüğünü. Sabah değilim, akşam değilim Sunaklarda ipince Belirsiz bir çiziğim Yüreğim kanda parlar Kan kadar yerde parlar Toprakla iç içeyim Biri kazıp bozmasa Alıp gitmese beni Batmadan yakalanmış çok eski bir güneşim Öyleyim Yeraltında gözleri kör mozayık Yeraltında yalnız gezen parmaklar Binlerce dibek konuşur Binlerce dibek parlar Koşar buğday tozuna su altındaki üveyik Bir çift Van sesi Doğan güneşle bu, batan güneşin sesi. Kapamam gözlerimi, kapamam Korkarım kapayınca bir başka şehirde uyursam. II Kış bitecek birazdan, kışa geç kalma Böyle diyordu savat ustası Hasan Gelirken az tütün getir Bir dağ keçisi parçala Tuz bas düşümde gördüğüm kana, tuz bas Ne derdi güz ortalarında baban sana Dokunma Van'a Van köylüsü kendini çavlan gibi üretir Göl gibi dokur Ve beklemesini bilir, burkulur Eğiktir şimdi boynu, sen de eğiksin O kadarını anlarım Ben bu savatları bunun için işlerim Üç beş kuruşa satarım Gözümün yeşili üstünde kalır Balkır güz kırmızısı eğiminde Üveyikler kalkar her bir nakışından Durur belleğimde konuk sayılır Senin olsun şu eski mavzer Biri armağan ettiydi babama Okşadı sevdi yıllarca onu Bir gün hiç konuşmadan Uzattı verdi bana İşine yarar mı bilmem Bildiğim bir şey varsa Mavzerle denenmek ister dağlar Hüzünle değil Yık şapkanı arkaya Bu da kundura Çakal derisi bu da Gerisi senin işin Bir soru kendine sor, bir soru ona Sakın sormadan vurma Ölüm pusuda Mahpusluk dersen Pusuda Ve yalnız kalma Dün biri seni sordu, Van'a gelmiş Görmek istemiş seni Demek ki bir başka tutsak o da Bir başka çekmiş Bilirim acılar birbirine benzemez Ama Acılar nerde bütün, sen onu yokla Çavlanı unutma, gölü unutma Mavzerini ayarla Hazır ol Kış bitecek birazdan, kışa geç kalma. III Bir tarakla ya da bir iğneyle saçlarından Tutturulmuş unutulmaya Suçu vardı, ne miydi suçu Suçları onların erkekleriyle Yokluğu varlığa çevirmek suçu Ve son kerteye gelmiş öfkenin cıvalanması "Hayır, hiç yenilmedik, çekildik yalnız Ve şimdi olduğumuz yerde Ve ayaktayız" Diyorlar ki, elbette doğru Kim katılmak istemez onlara Kim duymak istemez böyle bir suçu Ah Van'ın sarı rüzgârı Taşları şarap koyusu Akşamı kiremit tozu Hoşap Kalesi Bağdat Oteli Sınır türküsü Bana bir resmini ver arkadaş Ve söyle Neresinden bulurum şu İstanbul'u Bulamam Senin bakışın düzgün Bizimki çatık Ama anlaştık ya sen ona bak Yolun düşerse gene uğra Bizim gönlümüz kanmaz Aşımız bitmez senin gibi konuğa Üstelik daha bir pekişiriz İşleriz yan yanyken başkalarına da Tükenmez olur sevgimiz İyi yolculuklar sana. İyi geceler sana da Oğlum motoru ısıt İyi geceler Van Yolumuz bir başka Van'a, Kars'a. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 03:33. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.