![]() |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Konyak Şair: Edip Cansever Bugün pazar eve kırmızılar taşıyorum Amcamı arıyorum duvara bakıyor amcam Duvarda ne var, ben de bakıyorum Komşuları çağırıyorum onlar da bakıyor Çağırsam önüne gelen duvara bakacak. Sanki hiç birimiz duvar görmedik En sevimli cinayetleri işliyorum Çiviler çakıyorum, bir sivrilik uyumunda çiviler Kutular, evler, gömlekler asıyorum üstüne Asıyorum, asıyorum, asıyorum Aşkın, amcamın, mavinin önünde. Duvara bakıyorum duvarı çoğaltıyorum böylece O da bana bakıyor, ben de ne var Su götürmez bir gürültüyle Gelin olmuş bir kadın tuhaflığıyla Size anlatamam güneşi durdurarak. Bu kaç kapılı bir konyak? |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kuş Sürülerinden Bir Duvar Şair: Edip Cansever Eskişehirli bir tüccar tanırdım, bıyıkları Gereksiz konuşan bir adamın sakarlığında Enfiye çekerdi, bahçesindeki gülleri anlatırdı Çocuksu yüzler bırakırdı bir takım ambarlarda Sonbahar böyle geçerdi, o tüccarın sıkıntısı gibi Deniz kıyılarında, hayvan leşleri arasında Kış sanki iyi geçecek, bakıp duracaksın Yılbaşında eski bir sevgilinin gönderdiği bir karta Niye mektup yazmıyorum eskisi gibi Kahverengi bir şeyler oluyordu mektuplarda Yaşlı bir korsanın öğle uykusu doluyordu İçime ve uykusuzluğuma Kaypak bir haritam var şimdi, önüme seriyorum Birbirine karışıyor Avrupa ve Asya Bütün kara yollarında ölüme yakın bir şey var O kadar yaklaşığım ki şu ölüm duygusuna Okyanuslardan hiçbir şey anlamıyorum Küçük denizlerde yaşadım da ondan mı acaba Değilse neden bir türlü ısınamıyorum Yoksa büyük acıların kaptanları mı dolaşır okyanuslarda Ey büyük kaptan, Bodrumlu sarmaşıkçı Ey gün günden yüreğimi kanatan ada Bir yer istiyorum üstünde, doğduğum bir yer olsun Ve uzun yollarda hiç konuşmayan şöförlerin yanında Ey orman yollarındaki su sarnıçları Duyuyorum içinizdeki eski ses yüklü plaklarda Ölümün bitmiş yasını, sevincin yok olmuş fırtınasını Sözlerini çok değişik aşkların da Eskişehirli bir tüccar vardı. Var mıydı Duygular, zamanlar da bir çeşit insan mıydı yoksa Kuş sürülerinden bir duvar Hangi kuşu çeksem ölüyor avucumda. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kuşatma Şair: Edip Cansever Bir gün akıp gitmeye her yerim Suyundan içmeyle alışık. Gitmek! yazmışım defterime çoktan Rıhtımlar, güz halatları, daha bir sürü şey Şuramda darmadağınık. Vişneler, atlar, yıldızlar Yıldızlar, sık ağaçlar, kasaba lokantaları Yıllarca duran sözler yenisi konuşulmadık. Oteller, oteller, o bakımsız suçluluğum benim Geçmem kapınızdan bile artık. Doğasın, bir sen beklersin beni, bilirim Sesimi, düşlerimi, kırık parmaklarımı Var başka neyimse onları artık. Doğasın sen, doğasın, yarat beni yeniden Ey yalnızlığımı kuşatan yalnızlık. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kırda Karanlık Şair: Edip Cansever Kırda metalsi bir uçurum kalınlığında Hiç kimselerin geçmediği sesi Orda burda yaslı ışınlar. Ötede az Bir korkuluk; ölümün kırçıl çiçeği Saklı bir seyircini resim kalışındaki leke Her evin bahçesinde bir lamba yanıyor sanki. Gündüzler kimi yerde gecedir artık Bakışım kumdan şimdi Önce yaslı ışınlar, sonra karanlık Avuçlarımı yüzüme kapatıyorum Ben kapatır kapatmaz Evet, biliyorum, iki kere karanlık. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kürk Tamircisi Yorgo ve Küçük Bir Olay Şair: Edip Cansever Tepebaşı'ndan Pera'ya girerken Küçük bir alandan geçeceksiniz Geçmeyin Sağda ufak bir dükkan vardır, benimdir Kapının üstünde KÜRK TAMİRCİSİ YORGO yazılıdır İyi havalarda kapısı açıktır İçersi biraz loştur Loşolsun, ben severim, böylesi daha güzeldir Ben, karım, bir de anjel Biz üçümüz kürk kaplarız, kürk dikeriz Anjel elimzide büyümüştür, iyi kızdır Hemen hemen hiç konuşmayız - içersi biraz loştur - Yoktur ki ne konuşsak yıllarca konuşmuşuz. Ama baksak ki birbirimize arada - Yorulunca işten bakarız da - Sanki herkes yeni bir haber getirmiş gibidir Öyledir öyledir Yüzlerimiz ona göre kesilmiş Ona göre biçilmiştir Çünkü insan yalnızken katettiği yollardan Ne zaman geri dönse yeni bir haber getirir - Doğrusu kentlerden kentlere mektuplar da böyle sessiz gider - Ve dışardan biri geçse gözlerimiz ona dikilir Çok görmüşümdür iş hanlarındaki terziler Kapıları açık terziler de böyledir Biri merdivenleri çıkmayagörsün O çıraklar kalfalar yok mu Dişlerinde iğneler, iplikler Başlarını kaldırıp Hepsi birden göz kulak kesilirler. Her neyse Biz karı koca masada çalışırız Anjel yerde çalışır Nedense hoşlanır bundan, yerde çalışır Biraz da açık saçık giyinir - söylerim, dinlemez - Kürkleri bacaklarının arasına sıkıştırır Kızarsa donunu filan gösterir - söylerim, dinlemez - Yeni evlidir, kocası burada yoktur. Ruhi Bey derler bir adam vardır Ne bileyim işte, böyle bir adam vardır Cin gibidir, nereden geldiği bilinmez Dükkanın önünde durur Tam şurada dikilir Git dersin gitmez Bu kez de Anjel'e dönerim Anjel, derim, bak kızım Anjel - Söylerim, dinlemez - Yeni evlisin, kocan ne der - Hiçbir şey demez Yeğeni vardır bir de Anjel'in Şu karşıki dükkanda çalışır On altı yaşlarında, çocuk Bir gün yakaladığı gibi Ruhi Beyi Tuttuğu gibi yakasından Gerisini sormayın daha iyi - Çünkü ben böyle şeyleri pek sevmem - Hep birden karakolluk olduk Bu olaydan tanırım işte Ruhi Beyi. Gene mi Evet, geliyor Seyrek de olsa geliyor Bakıyor bakıyor bakıyor yalnız Anjel desen öyle Bacaklarını dikmiş oturur Aldırdığı bile yok Ruhi Bey de artık fazla kalmıyor. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Kısa Bir Not: Şair: Edip Cansever Ve yıllarca sonra kadının ölüsünü Bir bulantı cenazesi gibi kaldırdılar içimden. O gece konağın bütün lambalarını yaktım Elimde bir içki şişesiyle ben Sanki bir insan şehrayini vardı da, ben Gecesiz bir sarışındım Gecesiz bir sarışındım ve işte Bütün kapıları açtım kapadım Kırdım parçaladım elime ne geçtiyse Biblolar mı olur, yağlıboya tablolar mı, kristal takımlar mı Elime ne geçtiyse Açtım pencereleri dışarı attım. Durmadan atıyordum, eşyalar bitmiyordu ki hiç Eşyalar bitmedikçe öfkeyle içiyordum Ve kinle İniltiler duyuyordum aşağıdan yukarıdan Ve bağrışmalar Ve çığlıklar duyuyordum bir de Tanıdığım artık ve bildiğim iyice Acayip hayvan seslerine benzeyen - Konak ki bir şimşekti de, elle düzeltilmişti sanki bir yağmur öncesinde - Uşaklar evlatlıklar birbirine giriyordu Birbirlerinden çıkıyordular Aralarına karıştım Boşaldım boşaldım boşaldım Ve bilirdim, biliyordum, süresiz bir sarışındım Başkalarını da çağırdım daha sonra Ve karşıladım. Oramla karşıladım, en çok oramla Kapıda karşıladım, düşümde karşıladım Bir sürü adamlar geldi,o bir sürü adamla bir sürü kadınlar Nerde kim varsa işte bir bir geliyordular Mutsuzlar, umutsuzlar, uyumsuzlar Ellerinde paketlerle geliyordular - neler yoktu ki - İçkiler, çiçekler, pastalar Küçük küçük paketler, büyük büyük kutular. (Ah, ne de çok şeyleri vardır da, nasıl Hep böyle yerinde harcar bu kentsoylular.) Giysiler giysiler gene giysiler Fiyonklar, boncuklar, payetler Değerli - değersiz, sahici - yalancı Türlü türlü iğneler, yüzükler ve kolyeler Önce hep nasılsınızlar, lütfenler, oturmaz mısınızlar Denenmiş iç geçirmeler, gizliden bakışmalar Ve yaldızlı cümleler Bu pazar ne yaptınız? Hangi pavyonda? Sahi mi? İğreti kahkahalar, ucuzundan gülmeler Bacak bacak üstüne atmalar, yerlere uzanmalar Sigaralar içkiler Sonra gene içkiler, hiç bitmeyen içkiler Ve dudaklar ve gözler, ince uzun boyunlar Memeler, kalçalar, kıçlar, falluslar Ve yavaştan seviciler, ibneler Poz kesen jigololar. (Nasıl da vaktini bilirler her şeyin Ve vaktinde girişirler herşeye bu kent soylular.) Sabaha karşı duruldu her şey Gidenler, gelenler, yeniden gidip gelenler Duruldu konak Denizanaları gibi açıldı kapandı Sızanlar mı dersiniz, uyuyup kalanlar mı - Elle düzeltilmiş bir yağmur sonrası mı acaba - Bir ara yağma edildiydibütün kamçılar Ne kalmışsa kırıp dökmediğim Fırlatıp atmadığım Yağma edildiydi gümüş şamdanlar Saatler, konsollar, sehpalar Perdeler, avizeler, halılar. (Bilmezsiniz siz, bilemezsiniz Görseniz nasıl ince Nasıl da kibardırlar bu kentsoylular.) Kanadı kanadı kanadı o gece bütün konak Görkemli bir Kadın kaburgasını andıran konak Bahçede acı acı bağıran tavuskuşları. (Kim ne derse desin iyi bilirler kovulmayı da Azıcık sırıtırlar, azıcık da şakaya filan alırlar Ve usuldan ve bozmadan hiç durumlarını Çıkarlar kırıtaraktan dışarı Yalanla avunurlar, yalanla korunurlar Bilmezler utanmayı hiç bu kokuşmuş kentsoylular.) Yaktım konağı da o gece Bir daha, bir daha yaktım Yüzlerce, yüzbinlerce yaktım hiç usanmadan Aklımda bunlar kaldı sadece. Soluksuz sessiz Gölgesiz devinimsiz Bir Ruhi Bey olarak Ruhi Beysiz Kentin içine kadar sokuldum. Ağzımın içi zehir gibiydi Tuttum bir sigarayaktım Kravatımı düzelttim Ayakkabılarımı sildim Ve sordum: - Ben Ruhi Bey nasılım - Sahi siz nasılsınız Ruhi Bey - İyiyim iyiyim. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Masa Da Masaymış Ha Şair: Edip Cansever Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kaseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydu masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu. Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Medüza Şair: Edip Cansever Derin, sessiz, iyi, böylece Güz, ölülerini bırakan kuşlar Yer kalmadı acıya ülkemizde Derin, sessiz, iyi böylece Gün ortası alacakaranlık bakışlar Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz Biz o renksiz, o yalnız, o sürgün medüzalar Aşar söylediklerimizi çeker gideriz Ülkemiz, toprağımız, her şeyimiz Kıyısında camların bozbulanık rakılar Çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla Yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer Sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter Ne kadar konuşursak o kadar bir sessizlik olur Adımızı sorarız birine, o bize adını söyler. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Mendilimde Kan Sesleri Her yere yetişir Hiçbir şeye geç kalınmaz Çocuğum beni bağışla Ahmet Abi sen de bağışla. Boynu bükük duruyorsam eğer içimden böyle geldiği için değil Ama hiç değil Ah güzel Ahmet Abim benim insan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konyanın beyaz Antepin kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşe başlarına Öylesine benzer ki Ve avlularına (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) Ve sözlerine (Yani bir cep aynası alım-satımına belki) Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer Sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına Öyle bir cigara yakımına, birinin gazoz açmasına Minibüslerine, gecekondularına Hasretine, yalanına benzer Anısı ıssızlıktır Acısı bilincidir Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi. Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden Dirseğin iskemleye dayalı -- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -- Cigara paketinde yazılar resimler Resimler: cezaevleri Resimler: özlem Resimler: eskidenleri Ve bir kaşın yukarı kalkık Sevmen acele Dostluğun çabuk Bakıyorum da şimdi O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde. Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi Biz eskiden seninle istasyonları dolaşırdık bir bir O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen Kadının ütülü patiskalardan bir teni Upuzun boynu Kirpikleri Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki Sofranı kurardı Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi Çocuklar doğururdu Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar... Bilmezlikten gelme Ahmet Abi Umudu dürt Umutsuzluğu yatıştır Diyeceğim şu ki Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse Çocuklar, kadınlar, erkekler Trenler tıklım tıklım Trenler cepheye giden trenler gibi İşçiler Almanya yolcusu işçiler Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi Ellerinde bavullar, fileler Kolonyalar, su şişeleri, paketler Onlar ki, hepsi Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlerde büyüyenler Ah güzel Ahmet Abim benim Gördün mü bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar Ve dağılmış pazar yerlerine memleket Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa işte o kadar. Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri. |
Cevap: Edip Cansever Şiirleri
Mesire Yerleri Şair: Edip Cansever Sonra yavaş yavaş siz de Kırlara gömüldünüz Yaşayan bir aleme doğru Acildi hafifçe şemsiyeniz. Nasıl da kaynaşıyordu meydan Değişmemişti kırların hali Otlar fidanlar gibiydiniz Uzakta şimdi. Sıcakla beraber upuzun Dereyle akıyordunuz Yahut sallanıyordu rüzgarda Başaklar gibi kollarınız. Devam edin devam edin Gittikçe otlar karıncalar gibi İşte serçeler buğday sapları Günün civcivli vakti. Güneşle karışıvermiş Kırın içinde ne varsa Öyle gürültüsüz ferah Sıcak sıcağına dünya. Bir de şöyle düşünün Otlar fidanlar uzanış Arasında insanlar Kaynayıp gitmiş. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:23. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.