![]() |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Kabul
Eski şairliklerim gitti gözümden Gayridir başka bir hal kuşanıyorum Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları Az'la doymak yap deş insan zamanlarını Davran bre çocuk nice kamçıdan geç Var bak silken nice altın döker kanın At al at bin at kuşan da ciğerin koş Davran bre çocuk doyma ilk sulardan Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın Nice hançer dürdün sabır balyaladın Göğsümde bir küçücük derya buldum Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası De zarif inle. Ta ki huzra vardın Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Kanat Kaparken
Kalıcı keser hammaddesi insan sahrası Keser düzeltir ve yoluna verir Upuzun yakıcı dili eski enli kelimelerin İncelip ağırlaşarak çelik İnce uçlarına doğru Akıl almaz hızlanışlarla Arka arkaya varışlarla Yanağını yere koyup ağlıyan insanın kalbine yayılır Karşı koyanı batırır basar geçer Ne sağlam bırakır ne gelecek bırakır Keser kılıç ağaç dalında asılıyken bile Kabzadan alır rüzgarını At biner gibi oturur et kemik içine Kalbimiz iki parmağın arasında olana Yöneldik kapısına Safkan Mahcub ve müştak Kan Ve Toprak İçinde Yatırma Bizi |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Kaplanlık
Bir duvarı sürüyor saçların bir hayvan parıltısı var gözlerinde Binbir kement sardırıyor boynuma açık açık cinsini parlatışın Bırak gamzelerin aksın odalarıma Kapı vuruşlarım eve zindan oluşlarım Şimdi bir aşk sayhası salacağım havalara Derler ki bu adam isyan basıyor damarlara |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Kartal Ölüsü
Tabutunuz Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim Kan akıtılmadan Kesildi damarlarınızın sıcaklığı Söyleyin kim yokladı Bir ateş salmaya içinizi Şimdi doya doya seyredin gövdenizi Kalabalıklardan eli mızraklılardan Otomobillerden nüfus patlamasından Ve o koca denizlerin kirlenip ağrımasından |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Kayıt
Korku salardı inceliğin acıman tevazun Dünya ve insan çıkmazlarına yumuşak bakışın Nur sarnıçları ballar koydun çöllere ruh eşiklerine Senden kaynıyordu yine sana kapılıyor ırmakların Yamalı ve tertemiz elbiselerim olunca Her gece mutlak uyanıp adını anınca Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım Sura vardıkça gövdelendim soyundum aşk duasına Atılıyorum sırlarına açılıyor hücrelerim Menzili çoktan geçtim ün saldı kayboluşum Kendi kuytumda çalkıyor şerbetini ağzım |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Korku Ve Yakarış
Yüklenip geliyor gökyüzü evimizden yeryüzümüze Dilimize onur veren kelime Güzel ticaret ettik Çölü okuyabiliyoruz deveyi çözebiliyoruz &Delicesine yalnızlıktan yana reyi Elleri berrak ve dolu Arındı soyu kurudu kinlerin sanki Vuruyordu son bahtsız atılışında Köpeklere yaslanarak bir avluda Ve ayaklarının altında Her kiminse doğranmış saç örgüleri& Ve şimdi adam ey çocuk Eline bir dudak inziva al göster onlara Belgele sevişebildiğin aklın Kuşların o hızlı oluş adına Çalılardan uçurduğu baharla Uzaktan kur düşleri ve başla binmeye Gemiler gibi gelen günlere Ve özenle seçilen söylenen kulaklara Yeni yeni hecelediğin tattığın &İyice düşün ilk kez kim duyuyordu ayetleri& Hatta o ısılı ve tamam edilmiş kelimeler yardımıyla Nerdesin ne suçun var anlarsın Gibi dost ettiğin paha gerçek paha Bilinir ki yolluyor yiyeceklerini senin katına Seni çile çektirilen Verdikçe alan kelime Susuzluktan kalma bir sarhoş ağzın Salt ona adımların Yalpa yok elatışında boyuna sürdüğün o Ve hadi artık. Konuş Nasıl buldun yolunu Ki akıyor her gece ruhun bütün gücü Bir fırdönüyü saklıyor eşyalar Sen ıssız tekbaşına ve mağrur Batıyorken yatağında Nasıl da ateş sıcak içova nabzı Zamanlar indirir kaldırır limanları Sanki bir kuş ağzı bir kadın ağzı Su başlarında sel yollarında hayatın Kuğu kanatları beyaz soluk alışları &Derken rahimlere kapandın Dirilik harflerle çalkalandı Boşaldı boş çanaklarına kavganın& Kaynak yeniden yumulu parmaklarını açıyor Biziz şimdi görünen artık salındayız aşkın Yüz yüze koyulduğumuz sır vakti: Olgun ve hazır Yine uyandım Sabah Yine büyük İsmimle ancak Aynı sarnıçta düş ve gerçek Alıp veren sakınan etim Soluduğum bakış Can levham duvarlarım senin Bana giysi verdin Öyle biliyorum giyinmeyi Beni doyurdun Böyle biliyorum doymayı Ve sayıyorum kimse yok Öyle böyle bir doğa Yalnız beni götürüyor kıyamete Görüyorum ki farkediyor Gülümserken korkuyorum Elime açılıyor yüzün Duyuyorum buzlar gibi Sensin bana Sanki kendimden bana İçimden tüten Sensin doğduğum sabahları Işıklarına uzandığım başları Dünyaya bırakan Sensin güden Kanımın düşüncesini Sen ince şavk toplam zaman saf hayat Tek diri Sensin yüzen geceye Tek diri Sensin yüzen geceye Yeryüzü Sen ayrılmadın hiç Evimizden Uyudum yine Gece Yine geniş |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Koşu
Mağaralar taştan yolcu örüyor Böyle üstünlük görülmemiştir bir bebek Göğü sevmeyi Ve yerden korkmayı biliyor Kendine bir ses bekliyor bir sarık Aleme tanrı Bir bebek susar nihayet Sezer de ağaçların otların Topraktan çıktığını Bir bebek ağlar Bir bebek mor ağzından Bilinir söyleyince Zerdüşt nereye gittiyse Hep kartalı gördü Ve güneş tek hüneriyle Bir yaprağı kertenkeleyi çakıl taşını Ve mor olduğunu suların Beyin tırtıl Taş taşlar taşların Dipsiz süresiz seslerine tırmanır Çünkü ses katlanır Kazılır kayalara Ses geçilir iki kaşın arasından Sonsuz nefes alır Ülkedir dudakta Zerdüşt neredeyse Kartal orada yığınak O Zincirli ayakların durmadan çıktığı Tek bir basamak [ reklamı gizle ] Kaya gözlü ağaç saçlı Taşın içindeki böcek Bu ilk fırtına kapısında Taşın içinde böcek Taşır kendini yürür Bedenini bir uçtan bir uca Nabzı vurur dinler şaşırır Çalışan eşyasını yakalar Sorar fare kuş balık Her şey kendi yerinde Taşın içindeki böcek Ki inanır Ve çatlar taş Gök eğilir O geçer kartalıyla Yüreği büyülenir burkulur Gözleri gerilir Ağzından bir donanmayla bekler Mermer yerine şahlanır Çizilir kanar Bardağa ilk düşen damlasında Uyuyan güvercin Ve ilk taşan damlasında Bir azgın güvercin Bulutları saçlarından sürükler Bayram yerlerini geçer hızla Bir sabah kartalın bembeyaz kadınıyla Dağlardan düzlere nehirlerle Çırpınarak çığlıklar atarak O Durmadan saratustra |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Kuruluş
Anılar şarkılarda sıralandılar Bizim büyük güneşlerin karşılarına Gelip kamaşan en çok insan anısı Giden ve dolanan ayaklarını En uca uzaklara yaklaşan Katı yürekli çocuklarına İşaret verdi solan sarayları Toprağın üstünde iri erkek Genç kıza koşturan atını Genç kıza kapılan büyük atlı Yan yana çarpan hücrelerde Su içen öksüren düşünen Kıvrımlı sütunlar içinde Taş tabanlarda Sevişen güçler Kalın bir arap rakkasında Homerin son ayaklarına Değinen kırmızı böcekler Savaş anısı yani En güzel kan hücresi Gittikçe uzaklaşan kulakları Çağıran şarkılarıyla Taştan çizgilerin Arasına enli bir taht gibi Kurar gürbüz saçlı oğlu Yanında kralı İki deniz adasının Ortasında kurulup denize Eteksiz bağdaş kuran Çömlek yapan adam Ağır bir taş açmış önüne Şehirlerimize uzanan Yeni çağ dağ heykelleri İnsanı kansız ak mağara duvarlarına Kanlı ve kara Hayvanların hoş getirip doyurduğu Kadının içerisinden Kolunu sarkıtan buralara Uçuşan ışıklı oyukların Kemiğe giren yaranın Hızlı çarpışan yüreği çarpan şehirlerimize Gücünün farkına yeni varmış gibi Saldıran kamaları öz saçaklanmasının Artık çok incinebilen gözlerimize |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Kuşak
Babam hemen hakan olur kervan yüklü geceyi taşıyan ormanda bar bar bağırır develerini Durmaz babam Öncü seher yıldızından apaydın olan başını savaş uçlarında ölçer soylu oyunlarıyla düşmanın güzel borazan seslerini Savaşa gerilir babam elinde bir karanfille bekler atılır kentlere Sular direnir Çünkü padişah hala güneşe bakar Akşam geç yürür denize sonsuz savaşlar kaçan atlar yük bilek sayısız güçle açılan bir saray kapısını kapatır ve padişahlar sorarlar ava koşan avdan dönen kan ter avda koşan mızraklarını Sancılı bir duruşla taştan çocukların serce dolu bavullarını açarlardı seccadeler şehzadelerin artist sessizliğine son büyük soygun son büyük insanın içinde yaşatmak duran sayısız ince parmaklarını medrese parmaklarını vakıfhan parmaklarını ...ve barış parmaklarını palyaço resmen saklı maşalarla taşır sehpalara oysa babamla bir kraldı anam ilk ve sonsöz kitap açardı önüne Adını ona göre koyardı bir şehrin ve şehri kendine getirenlerin İnce ve alabildiğine giyinip kuşanıp ağlayan her bakışın dışında duran kadını sessiz ölümlere çağıran ben tık nefes ölümlerimle sıradaysam vahim bir gerçeği geçer ve titrek seçişimle bütün bir insan çarpıntısını şurada hani şu dokundukça yalnızlık değeri azalmayan bir çocukluk gecesinde gamzeler bir ilkbahar parçası ve hançerede heceler senin aklında pusuda serüven benim beklediğim (şal gezisi uçurtmaları) seçerler takarlar peşine çocuğunu kanla seven suya karla yürüyen yağmuru sımsıkı tutan bulutun bu sal benim canıma yakışan bir sabaha yaklaşır gidip alınır bir ev gibi çağırır barıştığını şapkalarına atıp hafif kuş gibi asılan insanların Kuş ürpertir ağzında ağaçsız insanı imkansız erkek büyük ağlar buzlarda baş taşlaşır ağrıyı kolay kazanır gibi kadında dur erkekliği söyle daha su balık ve yosun var peşinden demir alıp demir atılan bir takım ürkek beyaz kollardan çıkan yola koyulan yükselen yetişen ve kaybolan ne kadar rüzgar varsa ölülerin akan ırmaklarıyla tekrarlanan dağları Orada besbelli ölmekle sular boyunca şaşmadan beklenişin Ne kadar vardığı onlar varsa Bütün onlar fazlasıyla evlerindeler ve yüksek sarnıçlı kalipsoları denizin altına bir bulut şeklinde indirir yağmur gemileri hesaplayan şehirde sinsi seslerini insanların denizin zahmetsiz hayatın hayuhayhayla tuttuğu ki onlar süslenme odaların da aynaların içinde kendi ölümlerine Makyaj Bilmezler Oysa onlar söylesin yanılmışların hanisi hangi vahşi hayvanın hangisi o kadar benim Bu bensem gelişim gidişim bir şikayetse katlanıp küreye uzanmış uzun gövdemi bir yatağın ölümü süsleyen secdesine durmuşsam kapıya çağrılan karaltının omuz başından uzakta bir şehir tastaman bir şehir geliyor omuzlarını titretip bir yanlış doğru olmayan anne gibi gizlenmiyor bu asır onun başından güneşte dipsiz kova beni seçmiş beni seçmiş canlı canlı ağlayan hücrenin huyunu ve öz toprağını yoklayın siz çok yorgunum ben bakınıyorum saniyen daha solgun daha içinden çıkılmaz gün doğumuna hazır bir bardak çay bir büyük bardak mitralyöz Bir dolmayan yanımız bir de her gün korkudan bir şeye dokunup kalıyoruz kanımızdan zehirli bir iğne geçiyor ve güneşten korkuyoruz. Bunlara benzer bir yüzüm var her virajına insanlar devrilir ama soylu deyince ben içerde kalmış bir insanım Taşırlarınıza bunun için hem kendim binmiyorum hem söylemezdim nedir sormazdım bir şey durunca kaçarsam su koşmak bilinen bir şey midir bir köpeğin yeni doğmuş konuşmayan eniklerini iskelede bir adam korkunç bir sepete mi koydu onları denize o mu götürüyor peki ben kimim |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Kutsal Mavi Çocuk Şiiri
Ellerin çıktı ve göğün ortasına geldi Tarlada Bakışı gittikçe yer toprağına Çakılan Bu kadar beklerken habersizdi Ve hatta onlar da habersizdiler Sular mı anladı Dağlar mı sezdi Yoksa birdenbire bir çiçek mi Bir gün Herhangi bir an Ama bir çelik an Her şey Ve hepsi başlarını kaldırdılar Ve hemen ellerinin gölgesi düştü yüzlerine Karmakarışık belirsiz uzun Geçti ve geçti gölgesi Zerdüşt'ün ayaklarından bir kartalın |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:51. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.