![]() |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Evet
Evet hatırladım Küçük basit şeyler Yetiyor kederlenmeye Ya mutluluğa |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Güneş İnip Suya Dokun
Bir ara neydi o bulutlar Somurtkan dudakları yere sarkan Arkasında deniz alev alan adam Çehrem sarsılıyor bakmaktan Güneş inip suya dokun Nehre yaslanıp baş aşağı koşan bir yaşlı ağaç ol |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Güzelcin
Koşu koşuver nargözlüm Yuvarlak biçimli ayakların Küheylan kolanı gibi kuşağın Gürbüz kalçalarının üzerinde Koştur azaplardan kaçalım Koruklar üzümlenmiş mi bakalım Bir söze iki gülüş bir öpücük İki bedeni birbirine katalım Ruhsatlım sevdamsın berigel Kanın höpürtülü başın dik O seven yuyan bakışınla İçimi yu mermer döşegel Dorukda yeni ay ince işaret Geceye bir şey olmaz gayri Ne kem gözler gezinir karanlığa Ne evin sevincinden korkan bulunur Asmalarda güneş ve çocuklarımız Çardakta ıslak ve ekşi uyur Bacın bazlama yağlasın sahana Mutluyuz tüm dünyaya duyur |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Hesaplanmadan Ölü
1 Onlardı uzak yerler seçtiler Ve sayesiz ilahları Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar Ve taşlaşan boğulu kalan nağra Bir sarnıç kemeri eğrisinde Dünden bugüne seyirten Telaşsız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar Hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar İpe saldıran yığınlar çün Osmanlı kanları Melekmeşen at yangınları Ülkeyi kol gezen projektör bakışlar Hayvanlar bile altında rahat uyuyan Ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri Ağırlaşan bir çiçekte Sultan sıcaklığına çarpıp Ummana sıçrayan çekirgeler Aşk donanmış bir havada Şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin El çırpan iskele ve sancakları -Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber Tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz Gerek kanatılan gelinler Davulun orta yerinden bir baş soğan Katlayıp ince ağızlarında çingen İçlerin boşalan surlarına zurna Toplanan şimdilik sürgüne eklenen Değerli çocuklar Arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri Ucuna takılan yaşmak çeşitleri Mavi çok renkli tülbentler İri gözyaşı boncukları İçine kainatlar sıkışan Caminin yürek konmamış kayalıklarında Durmadan her lahza yeniden arınan Henüz bir böceklik yer açılan Elleri aynı kumaytan İçlerinde bir haremi tavşan Açık duran kapılarının arkasında Çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli Bu bir an yüzümü hayvanlara dikip Çamurlu -Ey Babilin yorulmaz artıkları Dışımda açıkça bir tazı koşuyor Ölümlerde yorulup Bir güle kapanan Gelincikte bekleşen 2 Sonunda ak tavşan ölüme benzeyince Koşup bir ölümün önüne titremeler içinde Diz çöken adamlar beynime atıldılar Ağırlıkları safra taşları yanlarında Bellerine kancalı tırpanları Saçaktan akan buz parçaları Ona birazda ben katılacaktım Çünkü herhangi bir hazırlık yapmışlardı Taş duvarın dibindeydik ölümünden Ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle Alnımı bana bıraksınlar Hiç yalnızlık korkutmayan alnımı Karnımdaki boşluklara Saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma Ama onların vakti yoktu onlar için Ve onlar için çocuk duvara kadar Gidip gelecekti salıncak ceviz dalında Ve komşunun ölüm çocukları Güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri Öldürmeye alışmaları karar kılışları Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz Renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa Sık sık anne tekrarı Ve kalbinde Allah yazan çocuk Kızlar hızlanan gelinler Erkeklerde insen uğultuları Çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan Ve dönülen bayrak Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle İçinde kanlı zincirler elden ele Yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken Dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar Ağızdan ağıza Ve meydanlara Cılk çıkan yığılan çocuklar Bağıran balık Suyu zorlayan midye Üzerimizden akan gemi karınları - Çocuk kanlarla sarsıldı Öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim Sızı olduğum kızlar Onların şehvetime dokunup kalışları Anı Akıllı bir öğrencinin alayındayım Kanımı ve kamalarını arıyorlar Aeleyle elleriyle cepleriyle Bedenime kanımı yapışık olarak Ya da kumaşa emdirerek Akıtacak olan Ve bedenimi arayan korkumu Açıklıyorlar önüme (korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim) İnsanlar salıncak altlarında solur -Güneş hep aynı artist çocuktu Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla Dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş Yüzüme gülerek severek 3 Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine Ak yürek baraj büyüyor Yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın Çiçekle döşenen başı Balıkçı tezgahları Kayıkçı tezgahları Ekmek tezgahları Yağmur alınlara doğruldu Secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen Ateşli hastalar gibi |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Hızla Akan Mızrak
Sabahtır Alkışlar gecenin Sıcak damları sükun yapılarıyla Aydınlatır bir ucundan Kahvaltı sofrasında çay tasını Düzgün uysal ışıklı bir de ağız Gizlice götürür hücreyi bütüne Ve akla her gelen telgraf telinde Öpüşür iki güvercin İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla Bu geçen mızrak Kalın kararlı Atanın değer biçilmez atıyla Kuşkusuz yolunda gerek Mızrak geçer ışığı Geçer geceyi dolduran karanlığı da |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Mavi Gök Orda Mı
mavi gök orda mı bakıyorsun kuşlar hazır sokak lambaları yanık unutulmuş bir kadıköy vapuru hınca hınç insan çok geçmeyecek martılar beyhude turlar atacak kıyılar lağım konserve kutuları mısır koçanları sevgi aranabilir yine korkusuzca say koskoca kederlerini bir kuyu bulunabilir aklımdan çıkmıyorsun sen hala dizüstü bunca anıyı besleyerek sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla görür gibi olarak açıp baktığımı bense şöyle diyorum buradan bir acı kanamış boyuna kuşlar hazır öncü havalanmak üzre şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar o vapur hala hınca hınç kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır çok geçmez aradan kadınlar kapı önlerinde ellerinde meşalelerle aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları yorgun bir sarıyla ben de geçeceğim önlerinden aklımdan çıkmıyorsun dedim başka türlüsünü yorgunum anlatmaya telefonlar yan hücrede çalışıyor bense kurşunî bir dere ağaçlar hayvanlar bile kaygılı onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar açılarak mavi gök orda mı yapayaşlı bir rum kadın her şeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı haydi koşayım diyorum belki dağılır koşuyorum sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar hayır daha sevgili daha sevimli değil ne başka bir gün ne başka bir zaman çok geçmeyecek aradan şöyle diyeceğim bulutlar açmadı mavi gök orda mı? |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Meç
Ağaçlara kılıçlara benzer çocuklar çıkıyor erikleri itiyorlar erikleri onları yırtıyor ellerinde dürtme silahları plaj yıkıntılarına çarpıyorlar sarsıntıyla akıyor ayaklarını ıslatan yaprakların gergin dallarında yüzücü nehir gerginlik balık kanadı sertlik gözlerine yakın gelmiş suçlu ağızlarında çiğnenmiş bir gemi çocuklar elleriyle dalların uçlarındaki eriklere bir mahzendeki uzaklığa kayar gibi Gerçekler başlarına konan çiçekler yaprakları boğuluyor yorgun bir meyve daha geliyor ağaç kökünden bu sırada tramvay geçiyor ve duruyor fidan küçük ağaç göğüne üç ayak yaklaşmış ilk koçanını ezberine biliyor her an ürperti geçiriyor odaya sokulan yemiş odaya sokulan yemiş göz hapsi evinde durmayı seven kadınlar mermerle sıvıyorlar çocuklarını top uzağa yakına çağırıyor hep bir noktada kalan adama varmaya doğruluyor sulardan sorulmayan ama sulara yatkın anılarına sevgiler koşturan pencereyi parça parça aralayıp denize açılan bir sokak kadını denize açılan çuha kadınını açıktan geçen son sağlığa bağlamak için makina ustası amma da mideli yıkılmadan geliyor ve sırım sessizliğiyle çalışıyorsa başına ben gittikçe soğuyan ve soğuyan ben ekmek kırıntıları döküyor her zaman yaprak düşleri başlıyor serpilen kuşlar çimen düzlerine gelip bir kısrağa yakından bakıyorlar kuruyan ağza kapak göze kapak çölüne atılan zar sulardan serpme balık deniz görünce kargılar atılıyor karlı yamaçlardan kızgın kumlara erenler kaydırak arkalarından aç karınlı sevilen kurtlar iniyor ağaçlar dimdik dallarında gergin su haber gibi bir şey bekliyorlar kökleri toprağı geziyor bir yatagan aşırı gitti mi zindana çıkıyor kök ucu zufa bir cins ağaç Devlet sokağını tek başına bir ayyaş geçiyor kente verdiği cevap pandomim başı bir gölge altı açıyor hotozlu kadınıyla hovarda damı yan yana koyunca yatak yaşama simidi şimdi eskimolara bakın kadınları fok balıklarından buzdan yataklara girip sımsıcak çoğalıyorlar denizlerini kargılarını köpeklerini yemeklerini kayıklarını ve kaygılarını ayı balıkları bekliyor ve başkentte korsan gülçin dil balığı yelken gelmek üzereyim gelmeye hazır şaramla doldurdum sözleri ağarınca bu geceyi hartuç ve hece göğsü kızgın köpüklü tayfası şişti mi kadın kollarını kadın ellerini biçimli gergin tutan insanın su başı rahim kelime yorgun gece soldu çan çan ve çayır suçsuz çocuklara koridor yapraklar balık pulu balıkçılar pul pul yalnızca bakışlarını kıprıyorlar dokununca çatılarda kirişlerde serin dubalarda artık göze bakmak oyunu yok |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - İkinci Ayna
Korkup kaçarken çıktı benden Bir çeşit hayvan nereye dönsem o Kış olmadı duymadım hiç bir kar Tendeki papatyaların tutunduğunu Komşuda bir çocuk daha ağlıyor Gözyaşı akışı neden var bilseydim Ve dost yok karşımda daha da çevrildin Küçülüp yürümek isterim karıncalarla Bir çeşit sevdam var Bir çeşit yalnızım kapıda Yaradana giden yoldadır her ruh Çocuklar gibi sevmese de kalpler . şapka bisiklet beyaz sarı . kırbaçlanan gülüş zalim ağzı Bir gıybete kapanıyor akıllar Bizde ruh gencini ihtiyar ederler Aşabilsem boğulmalarını ömrümün Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları Yüzün çepesine koştur beni İsyan eşiğim toprak kayıyor içim |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - İsteyerek
Karşı dağdan meleyen canım Günler nasıl homurdanıyor başımızda Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm Karşı dağdan meleyen canım Evin görünmeyen elleri Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar Ateş gibi ülfetleri Dağlamış serin taslar bakraçları Anaları bilinmez bir köşede Bir nağra gibi. Hayatın başında Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar Üstü mavi papatyalar Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını Şimdi sırtım sağlam Karşımda hamle yatakları. Bir elimde kılınç bir elimde zafer duaları |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - İşaret Çocukları
Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan Geçerdi babam Başında yağmur halkaları Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde Daha ilk güzelliğinde Alnını iki dağın arasına germiş Bir devin göğsüne benzer Göğsünden dualar geçermiş Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri Cami avlularına açılan Havuz sularına kapılan çocuklar Görmeden güneşin bütün renklerini Götürmezlerdi dükkandaki babalarına Ocaktan akan kaynar yemekleri Nenelerinin koyduğu avuç taslarına Başı ve yüreği şahbaz Kaleleri ağırlayan kadınların Süslerini kemerlerini Başlarını ağırlaştıran Ağır siyah şelale saçlarını Tutunca gençleşirdi erkekler Sonra insan o ki denizde Küçük ve büyük nehirde Bedeni ıslatan afsunlu suda Önce niyet sonra yıkanırdı Zaman dert getirdi sulara İçinde eski balıkların yattığı kayalar Savaşan insanların elinde İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline Anam kanları kuruyan Kavga ayıran bir kargı elinde Kara ocağın taşlarına İşaret koydu çocuklarını Belinde gezdiren babamın Beyaz yazılarla kazandığı adları Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın Unutup genç gelen günleri Zamanın sürerken çektiği günleri Çetin bilmecelerle Sürdü atını şehirlere Yün ören at güden kadınlar Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde Küçük pencereli karanlık dar odalarda Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin Uzağa çekilip giden Ayazda donan gülmeler içinde Ormanlarda süt emziren anne Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu Hep kaçarmış şehirlerin Demir dağlarına Uyuyunca toprak beşiğimde Sahipsiz kalan Ellerimden kayan aydınlık günlerim |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:00. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.