![]() |
Cahit Zarifoğlu Şiirleri
https://www.trthaber.com/resimler/1056000/1056163.jpg Cahit Zarifoğlu - 1958 Ekiminde Sopalar taşlar avtüfekleri Ve içi içine sıkışmış bir toplu tabanca Belinden orta etinden Cılız çelimsiz bir elden Toprağa çekmekteydiler köyün bütün erkeğini Sebebi iki kalabalığı birbirne tutuyor gözlerin Gamzen için ne kanlar bağırıyor Delikanlılar uyuyamıyorlar yataklarında Bedenler Toprak ve deniz ve kıyı ve dalga gibi Birbirine çarpa çarpa Düzgün kurşun girişleri hafif morarak etiçine yutuşlar Saçaklı kurşun çıkışları et ve kan parçalarıyla kusuşlar Delikler ezik çöküntüler Yırtıklar alıp açılarak Dantel perdeli camda kayan gölgen için Ne kanlar akıttılar toprağa Kalabalık bir kadının ortasında duruyor Rüzgar yüzünün tabakalarını açıyor Binbir renk ve işleme donanımlı başı Ve.Gözyaşı çanağı şimdi kafatasları Ağlayan erkekler. - dayıoğulları emmoğulları halaoğulları Kurumuş çatlamış elmacık kemikleri O ayazda o güneşte incecik hassas tenleri Bu kez kırk yaşındaki gelinin kocası Yatağını boşaltıp toz toprak içine devrilen Ne gürültüyle ne haykırarak ne de kahkahayla Ne son,solukta öç öğütleyerek Ne de kadınım arkamdan gel diyerek Ne yarı ne yaranı görerek gözü Bir karnağrısına uğramış gibi Kıvranıp büzülüp ölüm korkusunu giyip iğrençlenerek Ölürken Başucundaydılar yaralarından beter bir bağırtı Koparan karısı.Erkekler hısımlar Kalplerini daraltan can verişi önünde İncecik gergin yırtabilir yürekleri Bütün evrene Eğilip yanaklarından baktılar gelinin Şimdi çarpılır köyün ağzı Bir yabancı saçı taradı ev Şimdi köyde cami bile gurbet olur Ayrılıp iki yana hızlanmaya başladı mı şunlar: evler toprak kapı köpekleri bile ağaçlar bahçe çitleri Yanan ateşin dumanı da İki yana geçip karşı karşıya hasımlanıyor Köpeğin yanında adam adamın yanında duvarlar pusu kayaları.Kayaların yanında bacı ana kasları baldırları çocuk şeyleri hınçlar ve beddualar çaylar Dereden gıcırtılarla insan boğar buz kristalli sular Buz gibi anlarda boğuşur hasımlar Yün yorganın sıcağı vurdukça düşte Şehvete serilinir ya kan çıkarmaya Ve hergün havada bir asap bozukluğu ve olanlara Tabiatta bir uyma zorluğu kuşlar ötemez gibi Uzun vadiler düzlükler aşarken büyümesi durur ağaçların Sesi insan öldürmeye giden kurşunların Ve susunca Kama düşüşü bir zaman başlar Kalb ete ve ruha aynı anda açılır Cine ve meleğe Zulme ve hilme Zaman ağlyan kadınların Zaman kendi pervasız korkularını yaşayamadan Ölümü en keskiniyle bile virajlarda bile izleyerek Ve kana çobanlık eder çocuklar Seyirtirlir ki kopar düğmeleri uçuşur mintanları Güzel başın Mermer akmalı yanyarın Güzel adalen ellerin ne maharetler edindi asla maymun değildin topraktan geldin nice sırlardan geldin - Kanındaki masallar destanlar masal harpleri Yoldaşın melekler Herbir yanın imparatorluk emanetleri iken Tüm bunlar öfkenin şimdi - Ayağı altında çiğnedi kan hesabı sormayı Vurmaya gidiyor yine de o ve o Bakabilirliğe açılan ve gözlere bakan Ağlayan dudakların Gergin pürüzsüz güzel kana ve güzel şehvete çeke |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - ? Soru İşaretlerinden Biri
Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke Dikilsen dağların ötesini tutar elin Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse Bir deli akıl çırpınıyor aramızda Rızık korkusu can korkusu baş mesele Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden O büyülü çiçekleri yol arın bir kere Başını eğmiş zalimleri dinlersin Dersin 'lokmam ellerinde' Filistin bir sınav kağıdı Her mü'min kulun önünde De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Açık Açık Çağırır Aşkını
1 Çabuk akan tez giden ilk geyik avında ölenler çarpıntı başlarıdır insanlığın Uzakta, ta burada Ünlü bir can sıkıntısını Ufalar bir zümrüt sakal Yeldeğirmeni ve uçuşan leylekler beyaz saçlı atın kar yıllığını rüzgar hallerini kahraman atın madalya anına bitişik dört nala koşan sesi oradan uzaktan ta buradan siyah çatık kaşlı gelincik tohumlarına benzer sezişleriyle gelişir yapılı kaygılar 2 bir ayıp giyotin çün ağaç sağa dönmez soldan kuşatılır çün ağaç şaşırır ağaç ölür Ama sapına kadar Bilhassa büyük Erkek Tam erkek bir el Yani kolun ucuna kadar gelmiş de Yumruk bile olmuş ve bilhassa bu büyük bir el beynelmilel bir sabah seli katlayıp büküp yapma çelikleri gündelik insanı kaldırıp bir de tanrıya şarkısını söylerse Belirli bir yapısı belli bir geçmişi olan nereye değdiğini bilen düğün yapısı fırçasıyla toprak ve topraktan sonrasını aynı çığlığı atan ve karalar içinde 3 haydi şu kaçar su durur mu gök içimizden bir zenci çağırır zenci zenci bir büyük geniş başlı şikayet mi ne olur açık açık çağırır aşkını burda mı daha mı uzakta bütün bir geceye dayar alnını öyle ki alın mübarek bir şeydir |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Açlık Türküsü
Aşk gelmiyordu ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı (Ey veli dağları eğit yine Mağaralardan em yine) Kedilerin cübbe eteklerinde İnsanlığın en berrak denizine uzanıp İstirahat buyurduğu Söyliyelim bir kez daha Olmuştur Aşk olmuştur Çıkıp gelmesini beklediğim Geniş çığlıklar atarak Çıkıp gelirse Morarmış yanağında zehir tutarak Yıkarsa duvarlarımı Etimi aralar aşkı kurcalarsa Önümüze açtığım sofralar adına beni tutun kaldırın ortadan Çünkü hesap benden sorulacak Sorulacaksa Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke Etine kan değdirilmiş kadın lekesi Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi Et kelimesi Yırtınır anlamını öksürerek Yer ayırtıp girince bilmecenin içine Kaburgam derin ip ince ipliklerim Elmacık kemiğimde güm güm vuran Var olma hevesimin Vahşet dolu sur kervan baloları Hesabı benden sorulacak Şimdi uyan kurbanım kaldır başını Hizmetlim kendim ağlıyayım Bir köpeğin ağzından Düştü kelime Başladı at yemeye Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı Bahar geldi ağaçlar açıklandı çiçekler açıklandı İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar birden çatladı düğün fakir kadın düğüne katlandı bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk kırdı çocuk ayıkladı Birdenbire çatladı düğün Tabanca çatladı Gelin savruldu harmana rüzgar girdi Kirli elleri yılan dokunmuuş gibi göbeği İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi Bir köpek yiyorsun halk birikiyor Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin Bakıyorlar Sancıyı iletiyor belleri Sürtünüyorlar Buğday havada durdurur kurşunu Onlar başkası değil bir çift cami güvercini Güvercin buğdayın ağzında sırayla Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa Çocuklar havadan anlar Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu Önce bir han Odaları dolup boşalan ve alnının altı Tahta merdiven bir Han Yolcu soyununca camideki kubbe Döşeğinde rahatça uyumalı Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde Sakallarından köşkler sarkan bir dede yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden Üç adım atar dizleri çözülür Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın Evet ve hayır kelimeleri Bir evet&açlık Eyup Sultan Sebil uyuşmazlıkları İki sebil biri daha sebil -İçilip içilip genç kız içilip İçilip içilip genç kız içilip Eyup genç içilip içilip -Dur sen ey Sen içilip Ben içilip Sebil olduk öldü sebil Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş seçdesine Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır Boşluğa sebil açılır Güneş kendi admını yollar Kaynayan kafayı ayıklar Sorular soran sorular soran Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri Tesbih çeken bekçilere gece sualleri Su tutmuş testiler İçilip içilip -İçilip içilip genç içilip kız içilip Genç kuş eyup genç içilip -Dur Sen içilip Ben içilip Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım Şehirde sen benim en çok sakladığım İçine girip korktuğum Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım Sen benim durup durup saplandığım Mutlu an biraz uzun olmasın Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu Baş üstüne sevgilim Dağlarım Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan Yalnızlık ateşle birleşiyor İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor Delinmeler Uyku genişliyor İç organ genişliyor Hazırlanması sinir uçlarının Ve kalburdan sırayla dişli makinadan Yivli burgudan et kıyımından Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla Planlanması Aşk Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes Saçlarımı tut titreşiyorlar Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla Avucunda kına yerine horoz devriyesi Dilimin tehlikelerini azarla Bu limeler oraya çıkmaz Ki taş olsun Açılmasın diye insan torbası Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun Dagunca çölleri dolanıyoruz Yuttuk kum yığınlarını Düşmediğimiz kum kalmadı Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları yıkılsın etin serin yosunları Cezbe suyun akışına varmadan daha oturmadan kayalara ayrılan yerine ve başını dik tutup açıklamadan Kadını bir hançerle dolanmadan yolmadan karpuzun kabuklarını muzu çakalca aralamadan Çarpılsın Ve biz uyandıracağız Suya çağrılan akışımızı |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Afganistan Çağıltısı
Bütün azalarını harbe çağır Sofran açılsın elin şehit ballarından alsın Saraylar damlar yeniden kurulsun Ağaçlar içinden akan nehre Dalçık günde bin kere ve gecelerde Omuzbaşlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın Kalem yazsın yazsın Küheylan bir aşık ol Öyle yalvar ki ellerim zahmet balyalasın Kaslar şehit dalgaları ve haykıran kan Başlasın vuslat gününü toprağa Başlasın hatırlatmaya denize kumsalını Şimdi üzgünüz arkadaş Yolumuza çıkmayın üzgünüz... Hava çok hoş denizin tuttuğu yerler derin -Konuş şimdi zaman hiç geriledi mi Hava çok hoş kuşların tuttuğu yerler berrak -Konuş şimdi daveti duydun mu Bir gece uyandın ki ellerin başaklarda -Konuş şimdi açık ağzına o gül yaprağı konan şehidi gördün mü Çoktan hayretle dondu kaldı bağlar ovalar -Konuş şimdi bekliyor mu yalınayak çocukları ağacında buğday Hava çok hoş insanın tuttuğu yerler azar azar Kalbin zengin davetleriyle oynar Çocuklar o anda çok yakında bakarsın bir aşk sayhasında Yaslanırlar güzel anaların kollarına Hava çok hoş başın tuttuğu idrak yanımızda Adamlarımız yiğit Kadınlarımız hamarat Çocuklarımız dolu bilinç harmanı Köpeklerse sayılı Elimizde cahiliye dönemi sonrası bir pala (Kavmiyetçilik etme dedik ucu kırılır) Kırıldı da Şimdi severiz türkmeni peştunu Onarılmış gerilmiş bileylenmiş ve doğramakta Isın gökyüzü ısın Çocukları kavrulmuş kadınlar yeniden hamarat yeniden gebe Bunlar gübre insan değil Gömlekler çelik zırh Öyle bir çalgı çaldılar ki Seslerin çağırıp koyunlara bile Koyduğu zehirli gaz rüyaları Analara şaşkın çocukların Üç beş yaştakilerin Yüzleri harp yarası Harp yanığı Ama öpülmekte okşanmakta yanakları Hangisi hangisine mübadil (Dünya bu olamazdı) Hangisi özne hangisi edilmiş gelinmiş bilinmemiş Yağmur peyderpey kar tane Gamzem oyuyor düşüncemi Kime eşitim nasıl nerdeyim Gamlanmaktayım Hayır bir tereddüttü geçti Füsun bu karadağmağdeni İsyan muannit Mösyö sevinçli mister memnun ağa yarı tok köylü sarı yaprak Millet üzgün Hani dengeler kuracaktık batının kızıl ulusları bindokuzyüz seksen kölelik yapmak istemiyorum bu kahveniz yıldızlarınız şapkanız buyrun unutmuş olmalısınız dehanız şerefiniz buyrun cep feneriniz Buyrun boynumuzdaki halkayı tutunun Ve semirin Hani dengeler kuracaktık Hani çağdaş uygarlıklardan tutunacaktık Hayır batının ulusları kızıllarla karışık Bin dokuz yüz seksen bay batıya buna şuna Cennetlik yapmak istemiyorum Çevir tarihi çevir BindörtyüzBİR Bu kafa ne zaman köreldi Çalınanlar siren besteleri İmdatlarla düşün Bu anne asla merhamet dışında Gözleri nemli olmamıştı Hayır batının ulusları yıl bindokuzyüz seksen değil Bindörtyüz bir Fakat beşyüz yetmiş dokuz yıl geçmiş değil Ne bir karışıklık var Ne bir dev rüya görmüş Değil Kıraç bir yamacı bir ekspres kıymıklıyor gibi Tünellere ses basılmış değil Elbette bunlar değil Yazmaktan çektiğim yalnızlık da değil Bahsi kapatalım ve yatalım için de değil Hiçbir şey değil hiç biri değil Anlatabildik mi arkadaş. Acaba Körebe bitti duvarı kaldır at Haydi zemini düzledik alt yapısını kurduk savaşın Dikil yanıma Ellerimizde birer çakıl taşı Onlarla dikilelim karşı karşıya Yüzlerimizin kefen örtülerini yırtalım baştan başa Görürsün berrak içi Derisi yüzülmüş kan gibi yüzlerimizin Bu harp başka Kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta Cellatlarla aynı kaptan yiyoruz Aynı kirli hava Aynı kafa ayağımızın bodrumunda Hayır arkadaş bu hesap bambaşka Ne son aylardayız ne bu son gün Sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe Gözleri yumuşak yüzü yorgun bileği sert toprak Sanma ki harp derdinden geçtim Düşünme ki dökeceğin kanlar hunhar Derimin altında ne belalar baygın Bir devlet taşıyorum başımda Bu ev bana dayanmaz Çöker kızıllar kuduran inleri dünyanın Arkadaş Şimdi yalnız savaş |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ağaçlar
Ağaçlar Ellerimin önündeki dallar da Sarıldı yaprağa Göremiyorum karşı yamacı Erken mi yoldayım Ben mi geciktim Önümüzde bir çınar yükseliyor Her gece atlılar geliyor ona Destan söyleşip gidiyorlar Esmerlikleri Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha Dostum üşüyorum dedin Üşüme Korkuyorum -korkma Kaçıyorum -kaçma Ürperiyorum düşünceden -ürper Sabah trafik Çınara kim bakar Kim geçer dallarından Bahar mı geliyor Komşunun balkonunda Çamaşırlar renk rengarenk Kızlar göğüslerini Baharın ağacına İlk açan çiçeğine Dayadılar Arılarla erkekler boğuşuyor Arılarla uçan bütün çiçeklerle Ayaklarında taşınan tozlarla Akıyorlar alıp götürülürken Yaprak evlerin içindeki dişiliklere Dostum geç kaldın Güneş ne gün doğacaksa Söylediler duymadın geç kaldın Otur ağla sonra soframda doy Ekmek tut zeytin tat Açlığını eğlerken sen Bak nasıl ayçağın erleri Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler Karanlığı karaladılar yolları tuttular At tepmedeler Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip Kelime ettiler söz bilediler Zorun yamanı kolayladılar Sahip olun taşa demire Aleve Küle bile |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ağartı
sevgiler yüzüne karşılık geldim kaygı bağırdı gözevlerimde günlerin yamanan yıldızlar ve üzülen gökkuşaklarıyla doluluğundan söz ediliyor evlerde çocuklar arşınlanıyor ve alkışlanıyor babalar ki tütün başında ekmek başında kabir başında günler yenilenen bir isim merdivenleri büyük ağızlarıyla çıkan meral haftada üçer gün üçer hafta ince uzun veya kahverengi ve gelinlik sabah çatışmasında yoğunlaşan yorgun artık ben köprü ortasından ayrılmış bu ara organın ve güneşin salgınlığı toprağa gelir gibi olduğu an başlar ikinci artık beygirler uzağa kayıyorlar bu arada gelinmeler arkadaş yapıtlarına yar koyma yöremdeki çimler bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu ve hastalandıkları çalışan yüreklere uzak bekardan korkan ev sahiplrinin kapılarda kızlık heykelleri bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi yemekten kalkma çelişmesi erkek oluşumuza binaen bu arada özel sıkıntılarımızın kılıç kuşanmış hali durmadan kanlanıp hatırladığımız bunalan kadınlar ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda kırbaç gibi saran etrafımızda kelebekkanatları gözler akılda kalan ağızlar hatlar seviyi yoran alkışlar bir şehri paramparça edip ortasından yarıp uykuları evlerin sahanlıklarına misafir odalarına lavabonun altındaki dolaba çocukların hücumluk yataklarına iri erkeklerin şakalarına kadınların çırpınan dudaklarına ve kızların sancaklarına sığınan ve benim damarımda itişen uykulara bir şehrin ortasından tren geçiyor o şehirde büyük rüzgar vardır bir oyuncakçı vitrinin önünde insanların durdukları ve duruşlarını değiştirmedikleri trenle birlikte şehrin ortasından oyuncak trenlerin cezanlandırmış şekilleri kendisini buyruk vitrine yapışık insanların kafalarındaki içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları durdurup parçalamadıkları önüne yüzer ellişer yatıp apartman kadar ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken öpüp ağızlarını ezdirmedikleri noktanın sonuna kadar bir sinir bir can yanmasıyla bir parçamı bir demir mengeneye koyup sıkmak istiyorum mu nedir dilimi bir acı mı ne gerek öyle uykum var ki öyle istiyorum ki o içimden marşandizler şimşek gibi fırlayan şehirde hemen hat boyunda ilk tahta evde derin yatakta her an çığlıklarıyla uyuyayım kıyametler bir eejder geçsin öyle tanıdığım öyle canımın içinde durup gelmeyince morfin gibi arıyorum direnmeni iğne üzerinde yüzün gelip kuşatmıştı beni ama düşündükçe Korkmak yüzünle geldiğini Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ahenksiz Kuşlar
çayırkuşu engelsiz yapraklara havası dondurulmuş ve suyundan alıkoyulmuş bir ay gecesi tanrısıyla elişi kağıtlarından ev demetlerini ve deniz başlarında küçük ve yuvarlak ellerle tutulmuş çocuk etekleri çayır kuşunu engelsiz yapraklara çaçaron hep evleriyle onlara bir akşam geçidi vurulmadan ve korkusuna sebepsiz kapılmadan duvarlara yapılmış heykel ağızlarındaki sözlerin ve eski resimlerde yerli oyulmuş gözlerin ve hiçbir vehmin önünde vurulmadan ve korkulara yazı sonu alınan bir kuştu yerle gök arasında kadırgalarında renk atmaz cömert çiçekler su altlarında ve yürek diplerinde zarı delinerek bir an bekleyen kanatları sabra ve kabus sonlarına çarpan konuşan ve sesler çeviren yerler gök sonlarında görülmeden tanınan ve en gerektiği yerde anılan civa sıcağı yurtlar çamdan insanı çiğneyen sakızlar korkuya öteye ve dünya seslerine çarpan çalkanan bir yamaçta yalnız başına durabilmiş açabilmiş çalılar çayırkuşu insan ve toprak levhasında gagası ışıyınca durur anlatır bildirir ki güneştir her an sabah sesi çıkaran ve devran deyince insanın isim verdiği yüceden göğü kollayan ve ufuktan aranan bir çift gözü en son şekliyle her an bir zindan resminde çağıran güneştir gagası ışıyınca çayırkuşunun bir savaş bütün bunlarla doludur ölüm beyin düzlerinde sık sık gezinen ve işte tamam yerine her dokunuşta bir delik açılan ve hepsi bir tek karanlığa açılan |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Anılar Defteri
Anılar defterin de gül yaprağı gibi unutuldum kurudum Başıma düşmüş sevda ağı Bir başıma tenhalarda kahroldum Sen kim bilir Rüzgarlı eteklerinle Kimbilir hangi iklimdesin Ben sensiz bu sessizlikle deliler gibiyim Ayrılıkla başım belada Gözlerini çevirme gözlerimden Yoksa sensiz bu sessizlikte Kahrolacağım sensiz bu seslikle |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Anılar Defterinde Gül Yaprağı
Anılar Defterinde Gül Yaprağı Gibi Unutuldum Kurudum Başıma Düştü Sevda Ağı Bir Başıma Tenhalarda Kahroldum. Sen Kimbilir Rüzgarlı Eteklerinle Kimbilir Hangi İklimdesin Ben Sensiz Bu Sessizlikle Deliler Gibiyim Sensiz Bu Sessizlikle. Ayrılıkla Başım Belada Gözlerini Çevir Gözlerime Yoksa Ben Sensiz Bu Sessizlikle Deli Gibiyim Sensiz Bu Sensizlikle. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:10. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.