![]() |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Anlatılmış Günler
Bulutların yeryüzüne doğru saçaklandığı vakitler Sürüleri doyurmuş Köylere emin bir gece yaymış Serin ve ılık evlerin seccadelerinde Yatsılarla nehrolmuş Helal kadınlarıyla yukarılara bakıp akan Huzurlu gürbüz ve yetişkin adamlar gibi Adamlar gibi duruyorlar silahlarının başlarında Meşakkate Adeta ısrarla Yılmadan Sabretmektedirler Biliyoruz Gördüğümüz resimlerini Aylardır birlikte yattıkları giysileri Çok aşıyorlar Boyları bosları Yaşları başları bakışları renk renk geniş adımları iri solukları sıcak yelpazeler gibi gözüm görmüş gibi onları kardeşim gibi gelir haberleri hele saldırdılar mı bakılsın gerek topuklarıyla devirdikleri tank kütleleri Ne yaman gönülleri Çöl toprağı gibi yayılı kavruk esrarlı Yanaklarına Değer güneş Ve bastıkları dağ şurdaysa Ötekinde kıskançlık nöbeti Hiç kimseden öğrenemezdin Daha kesin Gözünün önünde vurulan kardeşinden Buhara kelimesini Hiç kimse öğretemezdi sana Daha kesin ve böyle emin Ateş altında Azık getiren kızkardeşinden Buhara kelimesini Bir ok işaretidir Buhara Varılırken ve varılınca Gösteren Daha ikibin kilometre ilerisini Ve buhara ki Pirlerin Asırlar önceki kader sürücülerin İşte bugünleri anlatıp Kollarına girip avuttukları şehir |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Aralık Günleri İçin Bir Aşk Denemesi
Aşk bu Kanatları yıldırımlanmış katı boğalar Ateşin saydam gövdesini kırarak Yatarak hayat dolu sarnıçların karnına Sıkı sıkıya kapalı sivri ve kıvrak gaga Delip geçecek dalıp yeryüzünü Bak istersen avuçlarıma Küçük parmağın hizasında o derin havzada Göğüs göğüse iken ikimize İki ayrı kadeh gibi doldurulmuş yudum kat'i Sesin Sırrım Gözüm palaspandıras çehremde Aşk bu Çölün sarı sofrasında atlılar Hepsinde Gererken parçalanan elimde Çelik yay parçaları Ağızlarımız kum rüzgarlarıyla yanık Yiyip içmezik acıkmazık :Başkanları Uyutmasın vahalar diye Koynuna doldurmuş yılanları: &çocuk Bir tane.Dayanmış yanağını cama Karşı evin balkonuna bakıyor Orada bir çocuk Tutunmuş demirlere..& İki kadeh arasında ufak kara nehrim Beni senden bölen.Suyu yakut de ki kafur Çölün arı çehrenin gamsız ölümün uzakça olduğu bir demde Diz çökeyim söyle Tahtın nerede Bende kaynayan sende kaynak Tıpatıp iki kristal küre Aramızda ceylanımsı bir sıçrama Çalkalanır sonsuzca.Şöyle irice Bir kelime bul ok atsın döş kemiğime Öfkemi iyi belesin öfken Aşk duraksar ve yara alır Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya İlkin küçük nir göl kan dolu ağzı &hava nasıl da yeşil& Su mu yoksa o katı ışık mı yanakların taşıdığı Nilüferler isteklerkoca bir dev Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış Tanıyıp tutunacak bir insan arayan Gördükçe çelik kazanlarının iç kaynamasını Kaliforniyadaki silah fabrikalarını &Doların egemenliğ halkın refahı: Depolar boşalmalı& Aşk aşk bir şehir harabesi daha kazandın Kurşun kanatları gergin Fosforlu mermiler yine taze Yıldırımlanmış boğalar Havanın katı gövdesini kırarak Yararak hayat dolu sevdanın karnını Pilot ağzı zehirli bir dil Kentelenmiş çeneler arasından Gözler ovaya başını çıkaran insanları Haydi aşk aşk De ki dağları delerim senin için Yıldızlar yakarışlar açık kartlar Ve haydi hoşçakal Kilimin üstünde Bir ampül Bir kırbaç bir ayakkabı |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Arzıhal
Çiledinmi Dünya tutar inilemen Ne saltanatı dünya pahada Ne kalbi altın mezarı şöhret Yer şahit Alevli hüzünlerdin mevla için Ne altın yıllar verdin hep Dirilsin diyordun ve yöneliyordu binlerle Kapkara parlak ışıklı ve ışıtan göz Kıvırcık utangaç ve uçurumlardan güvenlere götüren Ve yalın Henüz gelmiş gibi kınından Ve altın yıllar verdiğin hep Ve ağır ağır çeviriyordun O dalgın ve ağır yüzünü devrin Yuya yuya o güzel Elçiye Ne altın yıllar verdiğin hep Biriki bronz kişi konabilseydi önüne Ve ne altın yıllar daha çiledin Artık yalnız değil adımların Şimdi daha iri doğuyor sabahları Horantası bir hayli arttı güneşin Kişinin güzelliği ağa ustalarına göre güzeldir senin köylü olayım o uzak iklimleri erişilmez beldeye bakabilemezdik senin götürmen olmasa şu küçücük kalbte (yaman halimiz helal ettiremezsek) nice hakkın yüklü. |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Aşka Dair
Öyle sofralar gördüm ki İnsan kasları vardı tabaklarda O eğik gövdeler önünde yalnızlık Her şeyi birbirinden uzağa çarpıyordu Bir kadın Bir erkek Gizlice soluyordu Bir erkek av arkadaşından Av durgunluğu gibi gösterip saklayarak Kamışlıktaki sazların arasından Ilık ve yapışkan fısıltıları Ayırarak alarak Urgan gibi bedenine doluyordu Her şeye benzeyebilirken o Hiçbir şey benzemezken ona o ünlü borazan Başlarsa saçlarımızın diplerinden Üfürmeye.-Yırtıcı bir hayvan Kimliği yapışır yakamıza Bir erkek mi o Göle yatmış bir güneş demetinde O mor ışında Bir köpek ölüsü gibi yatan Hızla kayan Yoksa bir yaban ördeği gölgesi mi |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Aylak Göz
Erkenden aşındırır aşkını Odaların köşelerine zamansız oturur Duyarsa bir çocuğun Oyundan çağrıldığını Başının her seferinde döndüğü kumarı Gönlünü bir tarzla kurularken kazanır Anlarsa yenilen bir kadının Darda kaldığını Kendi kendine ardaşak kaçağı Arada bir bakınır ne yaptığına Süresiz kıpılır tablolara yan gelir Ve oturdu mu bir masaya Hakkını verir çay içmenin Bu adam kitapların uçlarına Çizilmiş itilmiş resim Korkmadan yaşar tebessüm gösterir Ağır başıyla nöbet alır Dağdan kaçar şehri çevirir Ve bırakır gönlünü bir tazı sıçramasına Erkenden aşındırır aşkını Anlamaz bir kadının Süresiz kapılıp yan geldiği tablolara Severek tebessüm attığını Ağır başıyla kopar dağdan Nöbet alır şehri devirir |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ayna
Ve gözüm eşyamda değil Yoruldum maddemden Ta ki dünya bitti Köşk kurdum sakin oldum Dehlizsiz ve tabakasız Kör bir hayvan gibi Rızkına etiyle yanaşan Karanlık bir evdir gövdem Güneşte asla karanlık yoktur dediler Ve onlar yoluna cihet ettim vatan tuttum Büyük yeni bir hayat bildim Yeni yeni bildim yoksa ölüyordu bir şey Bir insan binası yıkılıyordu durmadan |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler
Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri Kederli elini Temiz alnına koyarken fikretmek için Çocukların susması Kuşların ve kedilerin uzaklaşması Haritaları üzerine bezlerin atılması Lambaların kısılması Kadınların bir vakit konuşmadan Yaşaması gerekebilir Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz: Hergün bir miktar kros boksit asit Ve arenamız Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir Baş efendimiz Görüntümüz Sahnemiz Perdemiz Eğer dualanmasaydı sesimiz Eğer yaradandan o güzel ağız Açık ve seçik Dilemesiydi demeseydi 'Allah Sesinizi Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun' Düşünmezdim üzerinde Binmezdim deli deli koşan küheylan Bildim Sensin Sen Sen Diri Diri Diri Şahım Diri Şahım Diri Diri Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır Bunların üzerine ezan Ucu sancılar vuran Bir kırbaç olmalıydı Her duyan Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı Hayır dokuzyüz Milyon müslüman Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN Elim dizlerime Vur Kalk Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk Yumruklar dizlere vur vur AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben Korku gerek tenlere etim kalbur Deşer bakışın kıyar da kıyar Korku gerek reca gerek Yanlış anlaşılmış olabilir Sesini duyuyorum kendimin&kelimeler kendinden emin değil Yanlış anlaşılmış da olabilir Aklım başımda mı! Değil Ve sesimi duyuyorum Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden -Kulun korktuk şerrinden Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı Kuldan korkarken gel zaman git zaman Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar Irmaklarımın altından akan ırmak Sandal sefalarım Marmara toprakları Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim Dilediğim en güzel hayat Çöplerin içinde rüya aradım Düştümse eğer sana bakarken düştüm Sen dinç zaman İşte kuluçkan Bereketle taşan yağ küpleri gibi Parmaklardan akan çeşmeler gibi İşte sinem kalabalık ve kendine zinde Kullardan pervasız nesillerden biri Aha Şeyhefendim Aha yüreğim Göz kapanır akıl susar susar akıl İstersen haydi haydi haydi Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır Çehrenden o azgın maskeyi dök O evleri kedere boğ Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın Mahşerinde uyanacaksın Ağzının Korkuyorum o nedenle Başım eğik Dilim kapalı |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Ben Dirimle Doğrulurken
Sis boruları ötmeğe başladı yavrular Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından Üstüne alevleri alarak Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan Beni karnınla Bir göz boğuşmasına daha kandırarak Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla Üzülmüş Belki dünya ile horlanmışım Ansızın çık oradan görün orada Bu siyah basmış kara akar deme - Başka olmalı gövdemi denetleyişin aşka hazır olan ... LARDAN. OKADIN'lardan Halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur Ellerimi kâlb olmayan sularla ıslamaya alışır o kızlar - işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile - - ılık ev girintileri gizlesin daha köprüler karanlık bedenleri Her şey onlara göre - yamandırlar Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın Asya Asya ve Asya diye yalvarışın Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum Aşka hazır aşka aç ve davetli Ansızın melek bekliyorum Asya ile ayağa kalkan Melekler ellerinde gelenekle İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine Nar doğuran - dikkatle nar doğuran Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran Nazlı baharlarla Hiç ağlanmadı 'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez Anlaşılır Ne yavuz kışlar Kurt sıyrığı ayazlarla Ne evren depdebesi bahar Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla Ayrıca söylenmez 'Biz çetin adamız ha' Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle İkiye yarıldım Sen meleksi kadın bu gece 1000 yıl adına bilinmekle Sen melek uyarmalarıyla Uyarılan erkek Bu gece bir şehvet azarladı Hayvan kovdun Yatağını yüceltenlerden oldun Şimdi ev gebedir Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın - Önce hafif bir uyku sisi Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır Daim Melek kanatlarında hava görünmez Uzaklar yinede görülür Ay dostlukla anılan bir komşu evidir Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü İşte o kavim göçü Dağlar ilk kez bizi Çıplak ete kavuşun aşk sandı Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen Ilık bir hava bürüyen Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin Çözülür ayakları Kavim bu Boynuna kan yürümüş (Gözüne bir şey görünmüş) - Nedir o görünen & susalım & Hayat her zerresi uyarılmış gibidir - Çok acele Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla Bütün bunlar nedir - sorulsa Sorusuna Ne can ne cevap kalmıştır Kavim donmuş deve mıhlanmış Kadın ateşle ateş doğumdan önce Sığırlar kendi kendileriyle Göz göze kalmıştır Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama Kendine varılan ilklim ve toprak & VAKİTTİR & namaza durmuştur Bin bireydir kavim Bir tür kararla eğrilip doğulmakta Her candan bir cana Bir candan bir cana Sonsuza değin Bir tavır bolluğudur kavim ama Nihayet vaktidir VAKİT Bu duruş en zarifi duruşların Gidip endamlı dağlara Beğendirmek için yeni gelinleri O iklim kullanılır hep İnsanın en bilgelerini Onlarla karşılanmak için baharda İklim aranır herşeyden önce her olayda Şerbet taslarında Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda Genç bir kız kadar ağırdır Bileceksin ey çocuk Tatmıştın onu geçen baharda da Kavim uyanan toprağı Karşılarken - Uyanıktır - Kavim Toprağı Devirirken - Uyanıktır - Kavimden biri varırken toprağa - Uyanıktır O ve Kavim Vardıktan sonra toprağa Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır O anne gibi verimlidir besmele çocuk için O erkek Karpuz dilimi gibi ortadadır O en yaşlı gelin Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir O kavim için 'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın Yer ötesi ve yer eşit alınsın Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır İnsan hayada ve tanrıdadır Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp O derviş ağaç kupkuru dallarında O meyvayı büyütüyor O tiyek Bir salkım - müthiş - üzüm Uykuya tez doyanlar için Saçlar uçuşur havalara sevinçle şarkı şarkı içine Cenkle bir üstün haberleşme ile İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle O coşkun mutlu savaş dülgerleri Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar Şimdi de açtılar İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna Bütün bir ömür ağartmıştır Işıklar çoğalıyor içimizden birine kime bu davet Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar - Rüzgar nereden eserse essin güzeldir Alevler bir ayrı alemdir Dirlik sevinçtir - göç içimizedir. Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde Sevine sevine Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım Yöremde mor lekeler gibi duran Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden Bütün meleklerden bir melek - Bak diyor bakıyorum ve bak diyor Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor İlkel bir sevinç destan ve kan şiir en safından sonra soyut heykeller Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor - Olmayacak mı hiç Eziyor gururum onları - Görün ey güzel düşman ey güzel düşman Saraylarda geçti ömrüm seninle Yüzüm aydınlık bakar elemlere Yangın yerlerine Coşkuyla selamladım bütün bayrakları Düşman kadınlarını Tanrım bu dağları da sen yarattın Bana kattın Bir bir okşadım Sema yapan kırları Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin çadırlarına Develer de tutuştu Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim arkasında bütün devinimler Kum kendi raksında beden aynı raksda Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre Kumu ve balçıklı toprağı Ağacın ve kayanın dizilimini O tek kuşun yalnızca süzülüşü Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü Dinliyor kumu balçıklı toprağı Ağacı kayayı ve kuşu Uyku beladır göç içinizedir Sabır ve zaman içinizdedir Kadın ve çocuk içiçedir Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin - Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına (İşte böyle söyleyin) Öyle ki o kadınlar Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına Melekler kırmızı yanar Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır Hele kalb hazırsa "kentten" bir er kalkar - Onun eri Kollar semayı deryayı korkularından Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza Söyleyelim ya hay ya huu - Yolları aydınlık kıl Yaradan Kanla bir sabah Akşam kanla '... ateş.. ve öldüm...' deniyor - Oysa sorular verilmişti ona Sorular yığılmış aynı kaynaktan olana Işık ve karanlık hakkında Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi - Ateş ve öldün uykuyla - Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara Taze doğanlara Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona 'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim Yorgun geldim savaşmadım ama Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim' 'Biz artık Gitmeliyiz dağımıza' - Hayır olmaz Durmalıyız burada şahinim 'Kezzap içsem Daha kuvvetle can çekişirdim' (dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi Heykel bekliyen kımıldamış Abesle elele ahbab gibi Avazı çıkınca bağırmıştır - Durmadan deniyor ki vatanım neredir Heykel ne diyor Konuşmaz heykel Felçtir Karşılıklı - Kaslarımız karşılıklı kasılsın Olsun - (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında - Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da Diyor ki diyor ki Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir Kırbaçla ayağa kalkarlardı 'biz artık... anneciğim.. dağımıza..' ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad ..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman Anne onları kapıya kadar uğurla gel Delinen böğrüme bir sed geçer 'yapmayın yapmayın' çığlıkları Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar londra moskova vaşington berlin pekin hava ceryanları sarsılan ikindiler korkularımız intihar dönemlerinde kötü bir alışkanlık peyda olmuştur bağ budama hasat zekat evlenme hoş görme Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru - İnce bir düşman yönelmiştir - Hayır içimizden yönelmiştir - Oh oh dıştan yönelmiştir - Dıştan ve içten mi yönelmiştir - Ne yönelmiş ne yönelememiştir - Yönelememiş önele Miş 'Ey örtülerle donatılmış Mustafa' - Oğlum sen artık şarapnel gibi yağmalısın düşmanı güzelce vurmulısın '...biz artık dağımıza.. anneciğim..' (Komşudan o ölü de kalktı Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı) (Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur- şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar) -Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler Ey aşk &.. ve ey aşk mı dedin..& Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri Gücendirilmiş gibi kayboldun Yerine piç döller yolladın Komşudan o ölü de kalktı Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar Kaş ve kalb zorla - kıvranarak Erkeklik ve kadınlık Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler Bir değişime gibidir azrail - Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar O yere o ölü insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır alın kımıldasın kâlb kıvransın Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi Bütün köy kımıldayacaktır & göl gibi Azrail devinimle çevirir bir gölü Bir insan kası - kadını kavrayan elleri mezar kazar toprak karşı komaz aralanır İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak - Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin Güneşin alnında bakır gibi göverdin Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak - ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası hacı izzet süleyman oğlu hey nice öldün neyledin nasıl becerdin Köyden o ölü kalkar Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir Bayram değil seyrandır Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir Köyden o ölüde kalktı - Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak Kasabaya bir ölü haberi uçursun Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası &. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir Köyden kasabayı dürtmektedir. & Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola - - (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk (Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım) (Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar) (O ufak çocuklardık - Bakışları) (Olmaza karşı koyuşları) (Şimdi köy acı'dan eğilmiştir) (Ben ölümle eğiliyorum) (Barsakları düğümlendi koyunlarımın) Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola - Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar Daha ilk namesinden alırlar ölüyü Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak Yokuşlara bir nefeste bayılırlar - Öyle bir çocuk tanıdım Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı Minarenin kapısında bir çocuk halkası Müezzinle inecektir ölü Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk Kutlu çocuktur Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış Yeniden serpilmeye başlamıştır Süleyman oğlu hacı izzet evlere bir sepet incir gibi dağıldı evlere süleyman oğlu hacı izzet Müezzin kıs kıs gülmektedir kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten - keder içindedir nine : kim'ola hacı izzet birazdan halk top gibi patlar - kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş - oh oh bülbüllüdenmiş bütün evlere şimdi büyük büyük bir memnunluk çağlamaktadır |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Berducesi -- 1962
Dehşetli üşüyor ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor Aksaray da ve üç kulaç derinde beklemek daha başka sırtüstü yatıyor bütün azaları kirlenmiş günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle kızgınlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka ve galiba karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor topyekun bahriyeden ve murtazadan çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar derin yataklarda anlaşılmış Haydarpaşa'dan binip Kurtalan'da trenden iner gibi bir kız beklemek daha başka şey sen benim kızlığını bildiğim kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla minareler gibi tutuldun sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın bunca tanışıklığımız varken sana dair bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır buna rağmen başından bir maceradır geçmiş bin türlü makam geçmiştir derim b yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik bir de öğünmüş gibi değil oysa kuşların ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla yüzde yüz bir tanımazlık sorunu her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri senin kır çiçekleri ayarında laleliğin mayland'da hiç ama aşk değil bir tutam göz ağrısı aşk değil kana bulanmış bir yürek bir etek serüveni sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder sendeki santa luçiya gözleri benimkisi harzemşah c saygılı dudaklarınla yarıştım ince bir ilgi yaşarım kıvranışlarında gözleriyle 'harikulade' yaş bulutları yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska göz değil aşk aşk değil bin çeşit göz bunca çıldırdım hem ilgisiz koridor görüp ölüyorum çizmeli tülbentli kız saçlarında yirmi yedi yıl lodos laleliden otobüse biniyor kim bilir nerede oturuyor her çizgisi ezmeyle bilenmiş üz 'aziz' bakışını yakaladım bin yıldır cephane taramış hep blek börd bir gözdeyiz sıra kimin benimse - rölans |
Cevap: Cahit Zarifoğlu Şiirleri
Cahit Zarifoğlu - Bir Sahil Yoklaması
Bir kaç balıkçı belirdi Başları kollarının üzerine eğilmiş Dinler gibi oltalarıyla balık dilini Martı kendiyle halkalanır: haydi ana sen karadan ben kumsaldan Sen bulgur çuvalından peynir ceresinden nice yufka ekmeği külekten kış yemişini şireyi tahta sandıktan aç misafir sofralarını nişe kokularıyla Çamaşırı bakır leğenlerde dengele taş mutfaklarda arınırken odun ateşiyle ısınan sağlam sularda Ben birden kıyıya çekilmiş sığ sularda taşlarda çırpınan kofana Bir kaç balıkçı daha belirdi Gözleri ellerinin üzerinde siperlenmiş Nöbetini bekler gibi kaderin |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:32. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.