![]() |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Bir Hatıra-t Mazı
Bir iftirak ile düştüm esir-i hicranım, Hayal-i fikr-i muhale serîr-i hicranım, Nedim-i bade-i aşkım, zamir-i hicranım, Visal-i redd-ıçin emr-i asîr-i hicranım, Samâh-ı ruhta çınlar safir-i hicranım. Cihanı bir bilirim hilkaten alelıtlak, Bu yerde ehline râci bütün nifak u şikak, Bu bezm-i meyde muhabbetle cûş eder eşvak, Gezer terane-i neyle peri-i aşk-ı firak, Bu künc ü nalede ben dest-gîr-i hicranım. Gönülde zıll-ı saadet, kederle nâ-mahsus, Emel dedikleri fettan mezar ile mahrüs, Derin, ağır gecelerle hayal-i dil menûs, Çerağ-ı şule-i hîçîye olmuşum fanus, Yanar Azâb-ı Mukaddesle pîr-i hicranım Neyim, meyim ile Bektaş, Cerıab-ı Mevlana, Zahir-i saltanatımdır Muhammed, Âl-i Abâ, Bu Neyzen'e göre yoktur o mâsivâ vü sivâ, Vatan dedikleri gurbette bî-kesim amma, Peri-i sanata malik fakir-i hicranım |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Bir Hikâyet
Başım, başım, aman Allah; ne el, ayak, ne kafa, Vücut ateşler içinde; otelde yok ki hava. Gözüm açılmaz a, el yordamıyla bir bakayım, Ne var şu matrada, şöyle beş on-yudum çakayım! Şu bir... Şu, bir daha; öf be! İlahi sen kurtar, Cezalarım da mı ispirtonun içinde yanar? Elimdeki yarım okka değilse de gibidir, Yeter mi? Kestiremezsin ki! Her yanım tir tir! Şafak sökeydi bilirdim kepenklerin sesini! Kaçıncı defa akordum, gürültü perdesini. Tütün, kadeh olacaktı, na, işte çıktı fakat Cebimde başka ne vardı? Limon bu; şu kravat! Üçüncü hamlede: Serşar olan bu kallavi; Bu itikad-ı kavi, lâmekânları havi. Ufuktaki şafağın sıçmışım serâirine, Küfürle ağzımı açtırma şimdi tan yerine. Açarsa hâcib ü gam iltifat perdesini, Gözüm gönülde görür kâinat perdesini. Yavaşça kalkarım amma epeyce sendelerim, Temas u hiss arasında karanlığı delerim! Otelci lamba komuştur ya! İstemez gönlüm, Mumum yanımda. Bu, bence hayat içinde ölüm. Çıkar semalara dudu, sema eder dönerek, Ziyası kalb-i vatandan nişanedir titrek. Bir itiyad-ı musammemle pek yarım yamalak. Yıkanmanın sebebi pire hürmeten olacak. Bu duygu kontorolümdür, zevahirim sezmez, Bu hissi boş bulunursa serâirim sezmez. Fakat benim üzerimde bu ateşin tesir, O rütbe ince yayılmış ki bir azâb-ı esir. Düşünmek istemem esbabını; bu, çünkü küçük Bir âdet oldu fakire ki yanmalı günlük. Dışardaki şafağı ben, cihana bahşettim, Benim şafaklarım açtı, huzura dek gittim. Alır, öper, basarım sineme bu gamlı neyi, Niyaz eder çekerim çilelerle câm-ı meyi. Gelir ve diz çökerim kalktığım o pis yatağa, Derin derin kabalardan saba gelir kulağa! Bunun da hikmeti bence bilinmedi hâlâ, Bu demde bestenigâr’la doğar peri-i saba. Bu iltifata ki ben mazharım erenlerden; Bahar-ı dilde çekilmez mi dest-i dilberden? Birinci perde bu: Resmî, İkincisi gelecek Boşalt şu matrayı sen, olmasın...de felek! Boşaltırım yine kallaviyi, tevekkülüme Cevap olur bu kadeh her ne olsa müşkülüme. Beşinci, sonra yedinci dedim mi on ikide Karar için çekerim şu elimdeki teki de. İkinci perdede meyhanedir mekân u karar! Çeker o ka’r-ı harabata, canlanır esrar. Şafak dışarda belirmiş, fakat sokak sisli, Sokak mı belli değil, bin bela ile isli. Bu, sanki üstü yıkılmış uzunca bir dehliz! Cinayetin ocağı işte hep bu kanlı geriz. Tüter dumanlan fuhşun, serâir-i beşerin, Bu yer, boğuştuğu yerdir ölümle hayr u şerin. Bu yerde hiss-i fazilet, riya-yı İnsanî, Tavattun eyleyemez Kabil olsa sükkânî. Tabanca, muşta, bıçaklarla sustalı çakılar, Kumar, mukatele, esrar-ı gam, kadeh, rakılar! Şövalyeler, Yeniçerler, tuyüf-ı havf olarak Gezer bu izbe mahallerde, kanlıdır el, ayak. Yavaş yavaş yürürüm ney elimde, mey cepte, Bir intiba ile Küptü dil-i muatepte Huzu’ iîe kalimeyra denir, kadeh de dolar, Hayali, hatıra burda çocuk gibi oyalar. Birer birer düşer erbab-ı gam küdûretle. Cezaya müstahak olmuş bir emr-i hikmetle! Gözümde şekli durur manevi prangaların, Sürükleriz bunu, şangırtılar ağır ve kalın! Riya, yalan giremez şimdi, çünkü erkendir, Bu semte uğramaz onlar, kalemli reh-zendir. Üçüncü bade de tekmil olur ayakta heman, Asıl yerim daha başka ki ordayım mihman. Asıl yuvam ki bu meyhane, sahibi Yakomi, Bu yerde anlayabildim vücut ile ademi! Bu yerdir işte benim âstân-ı tahsilim, Bu yerde oldu hayatı ölümle tahlilim. Şu işte: Sağdaki tezgâh, başında kanlı Taşo Bu arkadaş Kazak Osman, avantası haraşo. Huzuruna giderim, hikmetiyle ibrettir, Gecikmez o... Bunun ismi Şeref, müfettiştir. Ne var, ne yok arar, insanların maâyibini, Hükümetin, vükelânın karıştırır dibini. Tatar Çavuş, oturan pîr-i gam-zede köşede, Geçirdiği sene doksan beş; ömr, emel, şişede Akan nigâh-ı dilinden cihana hep tevbih. Bunun vücad-ı asilinde canlanır tarih. Tatarca, Türkçe gazeller, kasideler yazmış, Sekiz lisan biliyor şivesiyle, dil-bazmış. Huzuruna giderim, hikmetiyle ibrettir, Ve macera-yı hayatı bütün hakikattir. Benim yerim şurası, cephesinde tezgâhın, Memerridir burası her bela-yı nâ-gâhın. Bu yerde canlanır ef’al-i seyyie şeklen: Dayak yiyen, vurulan, sirkat, iftira, dövülen. Bu yerde künh-i siyasettir iltifat-ı kader, Eğer ki sevdirebildinse kendini, bu yeter. Parayla, akl ile kuvvet, belayı caliptir. Cesaretin var ise bil ki mevti taliptir. Nasıl benim köşe? Feyz-i bahar-ı dilberden; Oturmadan geliyor iltifat erenlerden! Bu yerde on sene ben eyledim hicirle karar. Bütün şebabımı yuttu firak ile bu mezar! Mezar-ı kahr u elemdir bu gamlı meyhane! Hayat burda yalan! Hande, girye, efsane! Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
BİR NUTK-I HÜMAYUN
Kal'a-i âsâr-ı zulme verdim istihkâm-ı tam Ettim istibdad ile tarihe ibka-ı nâm Öyle tarsîn eyledim olsa cihan zir ü zeber Attığım üss-i mezâlim haşre dek eyler devam Ben o cellâdım, vatanda açtığım her yârenin İltihâbı bir zaman etmez kabul-i iltiyâm Nerde Cengiz, Engizisyon, nerde Haccac ü Yezid, Nerde Timur, Hülâgû, nerde ecdâd-ı izâm Nerdedir Şeddâd ü Nemrûd, nerdedir Ad-u Semûd Her cihetçe zâlimân-ı dehre ben oldum imâm Ben ölürsem mülk-ü millet bitmeden volkan gibi Ka'r-ı lâhdimden tüter eflâka dûd-i intikam! |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Canan
Sevdalı akşamlar tekin değildir, Pek dolaşma gönül viranesinde Gururlu güneşler boyun eğildir, Şaka yoktur aşkın efsanesinde. Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan, Farkı yoktur âşıkların sağırdan, Önce dumanlan başlar ağırdan, Bir cezbeyim aşkın pervanesinde. İhtimal vermezsin, hem inanmazsın, Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın. Mest olduktan sonra artık yanmazsın Gönlüm gibi hikmet peymanesinde. Taptığın mihraplar çöker bir anda, Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda Tutuştu çırağlar, sevda devranda Yanıyorum sazın teranesinde. Bir serseriyim ki dur aman bilmem, Kalbinden başka bir mekân bilmem, Gökkandil olmuşum, asuman bilmem Bu mavi gözlerin meyhanesinde. Karanlık zülfünü bir görmek için, Göz kanat oldum cin melek için, Bana yeter artar buselik için Hatıra telleri dil şânesinde. Gönül rebabında olamaz düzen, Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen, Buluşuruz yarın geceye Neyzen Cananın kalbinde, gam lânesinde. İstanbul, 1334 |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Çehre-i Meşihatın Iskatı
Kabiltü, hebtü, kabiltü ve hebtü, oldu tamam! Ne kizb ü zulm ü cinayet, ne girye-i eytam! Ucuzca hem de ne âlâ seyahat-ı Arafat, Ziyaret et, anadan doğma, ol sabi gibi, yat! Çalışma, gez, bu kadar altın, elmas, evler, akar... Yeter bu, yüz sene bitmez, çalışmadan ne çıkar? Cenab-ı Hak sana vermiş, hayatı fırsat bil! Bu servetin Hac'efendi, tükenmesi müşkil. Hakikaten Hacı zengin, üç evlidir, lâkin On üç karı boşamış keyf için müsaide din! İmam gelince muhabbet temelli başkalaşır, Hocam bu meclise zaten şeriaten yaraşır. Kelamı bâb-ı meşihatte dinlenir zira İmamla hayli uyuşmuş Meşihat-i ulyü! Oturduğu oda pek saltanatlıdır Hacmin, Sadalarıyla müzeyyen beliyye kırbacının. Elinde bir kuka teşbih, önünde tabla, tütün; Ne bir münafık-ı sadık, ne sıtkı hakka bütün! Nazarlarında hıyanetle hile-i şer’i Parıldadıkça güler her fazahatın nev’i. Yalan dedin mi yeter, bir nazar kıyafetine, Düşündüğü kuyular hep Muhammed ümmetine. Düşenlere yetişir, hem parayla bilfaiz, İmamla ortak a, fetva-yı melanet-engiz. Yeter o genç çocuğun ırz u mal u şöhretine, Büluğa rüştünü ispat için salâbetine! ...er diye yemin etmek değil mi şahitlik, ...sa da ne çıkar! Din yolunda âbitlik! O, baliğin zekerinde birer huveyne gibi, İmamla bu Hac’efendi, bu Hafız-ı Halebî! Çocuk güzelce muhabbet o akşam ince uzar Kadın mebâhisi onlarca çünkü mide bozar. Hacım riyayı temellükle almış uhdesine, Hocam livatayı gömmüş ilimle midesine. Hacımda melanetin hiç açılmamışları var, Hocamda mefsedet eyler yeminle kavi ü karar. Hacımda âr u hayadan eser sakalJa sarık, Hocamda sure-i Lüf a nişan: kulak kabarık! Hacım fazilete karşı eder seni tekfir, İmam, şu ilm ü haberler önünde bittastîr Kılındı’nın kıçını günde elli kerre yalar, Mühürlerin iri şangırtısıyla halk oyalar. Olur ya, kız, kadın, oğlan imam evinde kalır Giren o haneye ölmez, fakat beşer, azalır! İmam çıkınca evinden susunla istikbal, Eden şu kitle: Muhacir, bu dalga, zıll-i zeval. Enin, âmânla açılmış ağızların nefesi, Buhar-ı cû ile tavlar bu zırtapoz teresi! Kaza-yı hacet için her kaziyeyi tahlil Eder, evinde kuzâtı kılar bokuyla hacil. Bu akşam ıskatı icra eder iken kassam, Elindeki çıkına karşı bin salat u selam Getirmesinde şeriatça devr ederdi günah, Muhammed’e değil Allah’a karşıdır bu külah! Şu softavata mübellağ olan bu cife-i din, Dudaklarında birer vecd-i raşe-i telin! Bu cife hun-ı mezalimle gaslolunmuştur, Bir ah-ı serd ile sanki beliyye donmuştur. Muhassenatına ait olan menâkıbını Hayırla yad için önce karıştırır cebini! Meâliyata tebeddül eder cinayetler, Yağar lika-yı şeriatla türlü ayetler. Elinde hazret-i Kur’an Deîâil-i hayrat Eder eda-yı şehadetle affını ispat. Bulur hisabını Kur’an’la, yaygarayla katır, Gören sanır ki zimem defteriyle bakkaldır! Kabiltü, hebtü, kabiltü ve hebtü, oldu tamam; Ne kizb ü zulm ü cinayet, ne girye-i eytam! Ucuzca, hem de ne âlâ seyahat-i Arafat, Ziyaret et, anadan doğma bir sabi gibi yat! Bakın, şu âlem-i İslam içinde ki zillet, Meşihatın şu likası, şu levha-yı ibret. Mezalimi doğuran şu mefâsid-i ahlak Senet değil mi elinde erâzilin bir bak! Bu şer’-i din ile hubb-ı vatan nasıl uyanır? Beşer, bu zillete resmen hurafe der, dayanır! Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşî 19.02.1337 |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Değil Mi?
Ulu Tanrım, akıl ermez sırrına, Bin bir ismi hakta pinhan edersin. İçirirsin sabrın peymanesini, Hikmetini sonra ayân edersin. Gizlenirsin bir nüvenin içinde, Âdemin de şeytanın da cinin de, Her milletin ayrı ayrı dininde Şirke, küfre, raybi bürhan edersin. Aşk olursun, gönlümüzü yakarsın, Leyla olur, karşımıza çıkarsın, Rakip olur canımızı sıkarsın, Vuslatını bize hicran edersin. Bozuktur düzenin, olmazsın akort, Tavşana kaç dersin tazıya aport, Haham, papaz, hoca ettikçe zart zurt, Alay eder güler, isyan edersin. Sen indirdin yere şu dört kitabı, Ayrı ayrı her birinin hisabı, Her bir dinin sensin putu, mihrabı, Yalanına kendin iman edersin. Zerdüşt olmuş görünmüşsün ateşte, Brahmen’in Vişno’sısın güneşte, Bir parlayış parladın ki Kureyş'te Mahbubunu zatına şan edersin. Hem goncasın, hem bülbülsün, hem diken, Hem canansın, hem de çileyi çeken, Hikmetine defineler açıkken Seyyah derviş olur selman dersin. Yok olmadan var olmanın yolu yok, Kendin gibi seni arayan pek çok, Hiç şaşırmaz kaderden attığın ok, Sevdiğini aşka nişan edersin. Çiftçi olur, öküzünü haylarsın, Ağa olur, hizmetkârı paylarsın, Yersin, göksün, yıllar, günler, aylarsın, Asırları toplar bir an edersin. Görünürsün her velide, delide, Mustafa'da, Avram'da, Pandeli'de, Bir pıaymuncuk gibi her bir kilide Hem uyarsın hem de bühtan edersin. Neşve olur, gizlenirsin şarapta, Helal, haram yazılırsın kitapta, Sevdalarla şu inleyen rebapta, Şensin, âşıkları nalan edersin. Zincir olur mecnunları bağlarsın, Görür, acır, karşısında ağlarsın, İrmak olur dere tepe çağlarsın, Tufan olur, dehri viran edersin. Bir ot idin, kamış oldun, ney oldun, Feryadına karşılık hey hey oldun, Su, kök, filiz, asma, üzüm, mey oldun, Her katranı bana umman edersin. Çıban olur, enselerde çıkarsın, Yanar canın yine kendin sıkarsın. Kendin yapar, kendin yakar yıkarsın, Sigortadan ne kâr, ziyan edersin? Bir iraden adam yapar eşeği, Azlolurken batar ona döşeği, Gazabındır şu felaket şimşeği, Her nereye çaksan sûzan edersin. Çıkmayan bir candan umut kesilmez, Rahmetinden zerre bile eksilmez, Gözümüzü senden başkası silmez, Güldürmeden önce giryan edersin. Şımartırsın bir sonradan görmeyi, Öğretirsin halka çorap örmeyi, O çalarken tam gözünden sürmeyi, Yakalarsın, hapse ferman edersin. Zengin olur kasaları kitlersin, Fakir düşer garip başın bitlersin, Deri, kemik, beden bizi ciltlersin, Hicranlara canlı divan edersin. Lanetin mi şu Şeyrı İslam kapısı, Yedi cehenneme bedel yapısı Zebanilerde mi bunun tapısı? Bu çeteyi sen perişan edersin. Dâr-ün Nedve midir şu Dâr-ül-hikme Savurdular birbirine çok tekme. Kuyruğu sakattır, pek hızlı çekme, Eşeklerle bizi handan edersin. Kudururlar arpalıkla, tiritle, Girişirler kafa, göz, yüz, divitle; Geğirirler, anırırlar, tecvitle, Harf-ı meddi yular, kolan edersin! Fitne için yeter İzmir3li Cüce, Yelken takar devedeki hörgüce, Kürek çeker akıntıya her gece, Boklu dereye mi kaptan edersin? Nerde olsa başındadır belası, Haset, fitne, o firavn’ın Musa’sı, Cehil, gurur vesaire cabası, Sakla domuzlara çoban edersin. Sana giren, çıkan nedir be dürzü? Dersin bana ey Allah'ın öküzü! İçirirsin on dört bin okka düzü, Beni bulutlarda mihman edersin! Serserinim, düştüm aşkınla meye, Nasıl girdin elimdeki şu neye? Hem seversin beni Neyzen’im deye, Hem de sarhoş diye destan edersin! |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Derd-i Firakın İle Düşeli Sevdaya Mey'e
Derd-i firakın ile düşeli sevdaya mey'e Müptelayım, deliyim, düşmüşüm esrarı-ney'e Feleğin kahpe başında paralansın parası Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Dinle
Tam otuz yıl bu görünmez, bu bilinmez emelin, Yanmışını kahrına bu mübheme-i muhteremin. Gizlenip sinesine leyl-i rebâb-ı ademin Bir ömür inlemişim fecr-i gamında nagemin, Serseri neşveleri gönlüme, sahbâ-yı Cem’in Ruh-ı ithafı gelirdi ezeli bir kalemin! Aşinalık aradım duyguda, bilmem kelimât, Laubali periler sinesi mirât-ı hayat, Ruh-ı esrar-ı esatire karıştıkça memat, Handeler haykırarak aşkıma, derdi, heyhat, Duymalıydın bunu sen etmeden önce ispat, İşte gördün ya ölüm şulesi fanus-ı gamın! Bak terennüm ediyor cevvini âsâr-ı hayal, Serpiyor her güneşin kalbime bin reng-ı melal, Gönlümün bade-i hicranı gibi ruh-ı leyal, Gezer ıssızlığını hislerimin bî-per ü bâl, Kendini bilmeyerek bir yere eyler isal, İşte gönlüm, orası makesidir her sitemin! Serserilik yaşatır sevdiğini hatırada, Yerde, gökte, balo, eğlence, denizde, karada. Sırr-ı sevdayı şikâf etmek için bir arada Atmışız kendimizi arza efendim, burada İş ne davada, ne kavgada, ne de yaygarada; Bu irâdet bize ferman-ı nukuşı kıdemin! Niyet-i hilkati düstur-ı tabiat bilelim, Aşka iman ederek fırsatı cennet bilelim, Ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat bilelim, Marifet, kendimizi maksad-ı vahdet bilelim, Kurb-ı memnuası yoktur bu nihal-i İrem’in Altı bin yıldır efendim, bu terane, bu geviş, Şah-râh-ı dili takip edelim, ordadır iş. Râz-ı sevda-yı nihan hiç olunur mu teftiş? Edelim hikmet-i ibdâını aşkın derpiş, Ayrılık hâilesi etmeden önce tedhiş; Bir düşün gâyesini ömr-i şebabın, hıremin. Neyzen Tevfik |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Düşündükçe
Dışından halka baktıkça, şu dünyayı düşündükçe. İçinden hakkî gördükçe, o ukbâyı düşündükçe, Bu düzme altı bin yıllık muammayı düşündükçe., Hurâfat uğruna bu kanlı davayı düşündükçe, Döner beynim feza-yı va’d-i ferdayı düşündükçe. Tevellüt ettiğim gün aklımı kabz eylemiş dinim, Şu menkulâta aldanmış bütün ef’al ü temkinim. Nasıl bir mesele bilmem gönülce hakkı teminim! Yalandan halk, olunmuş bir cehennem ehline kinim, Sıçılmaz mı o maziye şu rüyayı düşündükçe? Hurâfâta eşeklik devresinde öyle kandım ki, O kızgın saçta bin rik’ât namaza bir inandım ki! Kılarken dans ederdik, ben tabandan öyle yandım ki, Kafam çarpmış semaya sıçrayınca bir uyandım ki Açık kalmış kıçım cevv-î hafâyayı düşündükçe! Teceddüt etmeyen bir zerre yoktur cevv-i ekvânda, Akar enhâr şeklinde ölen mazi bu ummanda. Elinle gömme kabre kalbini sahra-yı küfranda, Gözün hâlâ mı cennet bahçesinde, hur-u gılmanda, Anan cidden...tir sen bu hülyayı düşündükçe! Tereddütsüz teceddüt sahasında bir Süleyman’ım, Şu var ki tac u tahtım yok fakirim lâkin insanım, Muallaktır ebed babında ahkâmımla fermanım, Demirbaş bir çelik yumrukladır tahrik-i devranım, Harîm-i İsmetimden kahr-ı a’dayı düşündükçe. Cehalet vecde geldikçe maabitte kopar tufan, Görürsün Nuh’u ruhunda kürek çekmektedir elan. Ateşten bir telörgü dahilinde merkez-i iman, Nice Peygamberdi çelmeyle yıkmış bir topal şeytan, Düşerlermiş kıç üstü gam-ı Leyla’yı düşündükçe! Deha-yı Gazi-i Ekber’de Türk aşkı nümâyandır, Bugün de cevher-i milliyetin burhanı pürşandır, Teceddüt devrine isnad-ı mazi mahz-ı küfrandır, 0 mazi ki zulümle Türk'ü kesmiş ehl-i imandır, Bin üç yüz yıl kan emmiş Bâb-ı Fetva’yı düşündükçe! Arardım bir nişane ka’r-ı imanımda kendimden, Bakardım var mı bir iz râh-ı cananımda kendimden, Görürdüm milleti hâl-i perişanımda kendimden, Geçerdim yerlere mihrab-ı vicdanımda kendimden Zelilâne kızıl fesle temennayı düşündükçe! Semahâtlu, faziletlu nice hak düşmanı, a’da, Örümcekli, Salâtin bir kenefte resm-i istibra Ederlerken yıkılmıştı düşümde Mescid-i Aksa, Sanırdım bir suratsız ders-i âmin mülküdür gayya, Akâid şekline girmiş heyulayı düşündükçe! Arardık mavera-yı sırr-ı kevni Sure-i Cinde, Sanırdık HazreN Yakub'u doğmuş şehr-i Mardin'de. Bulursan almamazlık etme ilmi git de bak Çin’de, Siyasi bir tezellül sahasında arsa-i dinde, Yatardım kaldırımda Arşı Mevla'yı düşündükçe! Akâid mülkünün hatt-ı istivası kîr-i zıll-ullah, Düşün, bak milletin ahvaline, iç yüzden ol agâh. Birer derbend-i izmihlal imiş millet için eyvah, Manastır, havra, mescit, kilise, tekye, zaviye, dergâh; Yürek yanmazmış şer’ân Hak Taala'yı düşündükçe! Eşeklikten bahis açtıkça mazi ders-i hikmette, Arardım nokta-i mefruzâyı enzar-ı ümmette. Fazâyih irtikâp etmek için Bâb-ı Meşîhâf te, Eşeklik gayreti coşkundu rüya-yı cehalette, Koşardık tersine Firdevs-i âlâ'yı düşündükçe! Bitirdim, kalmadı, içdim bütün meyhane-i aşkı. Dolaştım aç, yayan kâşane u virane-i aşkı. Ezelden yâr edindim âkil u divane-i aşkı, Şarab-ı Lâyezâli'den dolan peymane-i aşkı, Sunardım Yusuf'a fikri-i Ziileyha'yı düşündükçe! Hudâ bir püfle deyr-1 Meryem'e İsa'yı kondurmuş, Hübut etmiş yere, kendi eliyle çarmıha vurmuş, Çıkarmış göklere, dördüncü katta dur demiş, durmuş, Sanırdım Şam yolunda eski bir Dürzî çadır kurmuş Havari azmanı rahip Buheyra'yı düşündükçe! Neyzen Tevfik |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Fânus-ı Hayal
Deli gönül, kara deniz dinlemez, Adam olur, balık olur, kuş olur. Yerde, gökte, suda arar rızkını, Serserinin dağarcığı boş olur. Kedi olur, köpek olur, at olur, Kızılırmak, Sakarya, Fırat olur, Amazon'da, MV’de bazan yat olur, Sandal olur, vapur olur, muş10 olur. Kanat açmış MevlânS nın neyine, Dalmış çıkmış Bektaşînm meyine. Aşık mıdır cihanın her şeyine, Her mevsimde bir sevdaya duş olur. Üryan girer matbuatın yurduna, Masal okur kuzusuna, kurduna. Tel kırmadan rebâbın akorduna Ahenk eder şebabı bîhuş olur. Dua etsin muharrirler sansüre, Bonkör olan muavine müdüre, Mikroplar da taş çıkarır Pastör’e, Âvellerin başına baykuş olur. Isperrheçet-zade oldu garibe, Tutulmuştur, Durgun Eşek, Şekib’e, Yazıları İspanyol'a gıribe Hikmetini okutursa hoş olur. Mumcuzâde çimdik atmış eşeğe. Pehlivan da katır almış yedeğe, Yeni sahne o hırlayan köpeğe Kemik atsa çocukça oş oş olur. Şu Kirpi’nin kürkü batsın gözüne, Sinek üştü o bal gibi sözüne, Mide bulandırdım desem yüzüne Dı/rgun’lara deh demeden çüş olur. Feylesofu çağırmışlar konaktan, Pap’ım çıkmak istemezmiş yataktan, Madam Miloviç'i şöyle uzaktan Göstersem de aport dersem koş olur. Küçük beyler köçek gibi gezmezse, Akıbeti gençliğinde sezmezse, Çarhın bin bir çemberinden geçmezse Başlarında duyguları loş olur. Üç beş defa ayılmıştım rüyada, Gönlüm yine güzellerle sahbada. Ezberimde kalan şu söz dünyada: Çok vermeyin Neyzen’e sarhoş olur. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:34. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.