![]() |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Felek
Yamansın her zaman aldattın beni, Kâh düşürdün kâhi kaldırdın felek! Mecnun'sun diyerek Leylâ peşinden, Issız vâdilere saldırdın felek! Rehbersin dedin ben ise kördüm, Elimle başıma çok çorap ördüm. Kendimi bıraktım âlemi gördüm, Hesapsız günahlar aldırdın felek! Şifadır dedin zehir tatdırdın, Gençliğin okunu boşa attırdın, Körlerin yurdunda ayna sattırdın, Çıkmaz sokaklara daldırdın felek! Barışmadı gönlüm merd ile zenle, Ne bir iş bilenle, ne boş gezenle Hicran köşesinde bozuk düzenle, NEYZEN'e her telden çaldırdın felek! Sahra-i cedid 1913 |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Felsefemdir Kitab-ı İmanım
Felsefemdir kitab-ı imanım, Taparım kendi ruhumun sesine, Secde eyler hakikatim her an, Kalbimin ateş-i mukaddesine. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Ferdâ-yı Vahdet
Sen ey gurur-ı beşer, ey tahakküm-i gaddar, Sen ey siyaset-i masruadan doğan efkâr! Sen ey hurafe-i edyân u şirk-i milliyyet, Dimağ u kalb-i beşerde onulmayan illet! Sen ey fesane-i emmare, münzelât-ı zunûn, Akâid-i mütecennin, sahâif-i pür hun! Sen, ey feza-yı garazdan inen kevâkib-i şer, Pıranga-bend-i dalâlin olan şu tavk-ı beşer! Evet, rivayet-i zu’munca altı bin senedir, Demir düğümlerin altında zâr u gürsinedir. Maâbidin gibi dâr-üs-sına’a-i ifsâd, Dem-i cinayeti Habil’le Kabil'e isnad. Eden ve hakk-ı veraset güden şu insanlar Ki gayz u kinine şahit minareler, çanlar. Birinde bang-i Muhammed, birinde savt-ı Yesû Bela-yı kizb ü cehaletle kubbeler meşbu Uçar ukab-ı menâhî feza-yı kizbinde, Ne hacleler satılır, bu durulmayan dinde. Haham, papaz, hoca cürmün birer nigehbâmdır, Erâzilin bu maâbid gedikli dükkânıdır. Kiminde turfa belası, kiminde nâr-ı haram, Zavallı muterifinse geçirdiği âlâm. Diyanetin bu koğuklarda gümrüğü alınır, Yalanla safvet-i aşka ne darbeler çalınır. Girer peri-i zekâ bu karanlığın içine, Görür bekâret-i Meryem, güler iken piçine. Çocuk anayla semavi bir aşk-ı müstetire Delil olursa pederlik de hâle-i bedre. Kalır ki mantığa, fenne teması kaldırsak Sızar huveyne-i Kuşu/'şu resmi bir sıksak. Değil mi ismet-i Meryem Yesû'a bir ideal, Olur bu hikmet-i Teslise en celi timsal. Gel ey zekâ-yı beşer sen şu şi’r-i aşka sokul, Bu nur u sicn-i bekâret, fakat bugün bir dul. Damarlarında seyahat eden hayal-i garâm, Samim-i kalbine bir gönce eylemiş ikram. Masalcı bir karı varmış bekâret isminde, O sırdaşı imiş aşkın hadâset-i sinde. Ziya-yı raşe-i vahdet o burca dikmiş tuğ, Terennüm etmiş o demde heman rebab-ı büluğ. Netice Yusuf u Neccâr Meryem'e dayamış Bu şi’re din demiş, İsa hayal ile boyamış! Fakat bu din, bu görünmez sihirli istihkâm Ki her nefeste bir işkence âletiyle zalâm, Saçar, bulandırır aşkın meal-i nükhetini Kırar kebûter-i aşkın per-i meveddetini. Şikeste-per dolaşan şu benât-ı Havva’dan Sorun mecelle-i aşkın mealini bir an. Sorun ki lirinin evtârı inlesin bir dem, Terennüm eylesin uşşâka sine-i Meryeml Kadın, bu genc-i serâir, hazain-T melekût, Bu nur-ı mâye-i şefkat, bedîa-i lâhut, Mukaddes addedilen enbiyanın annesidir. Rebâb-aşka gerilmiş telin teranesidir. Kitab-ı hilkatin uzvî şerefli matbaası, Mehâsin-i beşerinse meali, şaşaası. Cennetin kapısından kovulma bühtanı, Bu iftira-yı musanna, bu Cidde destanı, Deha-yı hâzıra karşı bu iftira lekedir, Bu ilm-i hâl-i fazâyih, şebaba tehlikedir. Hücuma erkek olanlar düşünmeden girmiş, Kadınlığı siper-i intikama indirmiş. Esir olunca kadınlık nikâha bağlanmış, Müzeyyenâta da bakmış, tel örgüdür sanmış. Değil mi ya? İpek, altın saadetin temeli? Kadınlığın bu kelepçe içinde kalmış eli. Kadın elindeki kirmiş bir erkeğin dince, Bu kir çıkarmış elinden boşarsa fikrince. Muhakkar olduğunu dinden eyliyor talim, Şu ayete bakınız: “İtine keydekünne azîm." Şu altı bin senedir izdivacı tanzime, Muvaffak olmayan ezhan değer mi tazime? Peki, bu halde kadın kim olur tefekkür edin: Benim evimde karım şu, esire bir hain! Bir izdivac-ı musannayla def’-i şehvet için, Şu zen muhayyer alınmış senin elinde geçin. Hakaret et, boşa, döv, söv, elindedir dizgin, Bu kısrağın damarında fakat siyah bir kin, Gezer, durur, uyumaz ha, bütün gece dolaşır, Bu intikamı kadınlık damarlarında taşır. Sebep şu, Âdem'i cennette aldatan Havva; Senin karın, sana burda ne işlemez acaba? Netice şu: Karı ba’dennikâh ölünceye dek Sever, sevilmeyi ister tabiaten bî-şek. Nikâh, onun nazarında berây-ı ref’-i günah Muvâzaa gibi bir şey,... iş kucakta penah. Değil midir şu netice hakikatin güneşi, Sevişmenin tarafeyni görür, bulur bu işi. Evet, o gayz u cehalet ocaklarında zekâ, Muhakeme eritilmiş mükerreren, hâlâ O din belası taassup, şu şirk-i milliyet, Döküldüğü kalıbın ananâtmı elbet Eder muhafaza çünkü fazâili tahnit Eden maâbid-i muzlim, sefil, kanlı muhit. Mecelleler, avukatlar, yalancı şahitler, Bugün, yarın sonu gelmez üzüntü gel gitler. Kovulmalarla hakaret, pırangalar, mahbes, “Ya sus, ya öldürürüm ha! ” Bilinmeyen bir ses. Ceza-yı hükm-i tagallüb döver de ağlatmaz, Büyüklerin sözü, darb-ı meseldir â! Batmaz. Karın güzelse başında bela-yı mübremdir, İmam, hoca, iki şahit, görünme mahremdir Emir verildi, şeriat bu, laf değil, bana bak, Karım deyip de sokulma, uzak dur ondan, uzak! “Zavallı kız, kurumuş be,” deyince birden imam, Hücum-ı ra’şe-i teflîc, sar’avî evham Sarar dimağını bî-çare, bî-haber, bî-kes Donar kalır, “İmam haklı” mealini her ses, Derin kanaat u imanla, aşk u vicdanla, Bu cümle hep bir ağızdan çıkar, düşün, anla! İkinci günde talâk-ı selâse dalgaları, Kulakların dolaşır sahilinde, karı. Muhakeme edemez, bir hacâlet-i dini İçinde kalmış o aciz, şu seng-i telini Kimin vücuduna atsın, ne semte fırlatsın? Tanınmayan bir adamla, evet, nasıl yatsın? Evet, bu emr-i şeriat, bu hülle olmak için. Şakırtısında da vazıh hukuk arar bir din. Gelince rüşvete, kizbe kılıncı keskindir, Meşîhatin kapısından berây-ı hak bir gir! Hudâ düşürmesin erbab-ı iffeti oraya, O yerde hakkını almaz güvenmeyen paraya! Cahîm-i zillete düşmüş olan şu çifte şebab, Per-i meveddeti kırmak şeriaten icab. Ederse aşk u muhabbet bu yerde aciz mi? Değil, fakat para lazım, bu ruhu haiz mi? Esas aşk u muhabbet güzel, fakat din var, Bütün batâat-i hülle, bu hangi kalbe sığar? Yutulmaz a, bunu biz bir yoluyla sordursak Peri-i aşkı kadınla buluşturup da uzak Durup da seyre koyulsak, hayale resm-i geçit, Vazifesi düşecek olsa, intihabı baît Olan ufukların altından önce kalbinde Arar da hülle'yi fikren sevimli bir zinde Ateşli kolların aguş-ı vuslatında bulur, Mukaddesat-ı maâbid yanar, düşer, kül olur. Mükevvenata mahabbet, beşerle yek-rengî. İnan, bu birliğe terk et fazâyih-i şirki. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Geçer
Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer, Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer, Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer, Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer, Gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer, Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi, Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi? İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi? Çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi, Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer, İbret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan, Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan. Niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan, Önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da'vadan Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer. Ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe, Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre! Ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre, Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer. Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne, Girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne. Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne. Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne, Hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Gönlümün Meyhânesinden Hitap!
Dinleyen her zerreye bin bir hitâbım var benim, Kâinât isminde hiçden bir kitâbım var benim! Ya hitâbımdan okursun, yâ kitabımdan beni, Yazdığım efsânede on altı bâbım var benim! Hey’etimde müttefik mağrıbla maşrık, veçhe yok; Gayr-i mer’î zerrede bin âftâbım var benim! Hüsn-i mutlak bir yudumda kendini gayb eyledi, Gönlümün humhanesinde böyle nâbım var benim! Varlığımdan intihâsızlık terennüm eyliyen Bezm-i hiçide adem adlı rebâbım var benim! Neşvemiz bî-ibtidadır işvemiz bî-intihâ, Böyle bir sâkiye candan intisâbım var benim! Meyve-i memnua’dan çekmiş bizim pîr-i mugân, Neyzen’im, gönlümde bin bir küp şarâbım var benim! |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Gözünü Aç
Gözünü aç daha meydan var iken, Dizginin canbaz elinde Neyzen! Girmedim ya kapısından baktım, Cennet'i at pazarı sandım ben |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden
Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden, Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü. Kara bir kinle taassub pusudan çıktı yine, Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
HEKİMLERE NAZ
Bir hazâkatzedeyim midemi tıp tepti benim Kırk katır tepse yıkılmazdı şu aciz bedenim Kapladı her yanımı sancı, elem, ağrı, bere Bir mezar oldu cihan, sanki etibbâ haşere Hastane sanarak yok yere girdim çıktım İbret aldım oralardan ve canımdan bıktım Avnî’min himmeti erdi yine imdadımıza Hâtime çekti bir el nâle vü feryadımıza Kalmamıştır gibi aciz bedenimde bir şey Yaşasın sine-i millete Hasan Vasıf Bey |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Hicran Kucağında
Hicran kucağında tuttuğum sırdaş Çağlamış bulanmış durulmuş olsun Sözüne sazına güven de yanaş Kulağı ezelden burulmuş olsun Boş kafa gezdiren seyyahlar gibi Keşkülünün delik çıkmasın dibi Ariften anlasın seçsin garibi Hakikat yolunda yorulmuş olsun Taban tepmiş olan gam kervanında Dostunu konuklar tatlı canında Koçlar gibi duran bir meydanında Arslanlar yurdundakurulmuş olsun Gel dese de bakma nâkes aşına Bir sırsat erer de kakar başına Dostun namerd dehrin mehenk taşına Felâket pazarında vurulmuş olsun Duysun aşkın elindeki rebâbı Okusun alnında çile kitâbı Neyzen gibi günahının hesâbı Mezara girmeden sorulmuş olsun |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
İKİLİKLER
Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti, Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti! * Kâbe'den maksat varmaktır yâra, Kör gibi tapınma kuru duvara. * Mey'de Bektâşi göründüm, Ney'de oldum Mevlevî, Meşrebim Mollâ-yi Rûmî, mezhebim Bektâşidir * Üstüne alma fakat dinle samur kürkçüyü sen, Nasıl olsa kabahat sahibini terk etmez. * Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti, Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti! * Kâbe'den maksat varmaktır yâra, Kör gibi tapınma kuru duvara. * Mey'de Bektâşi göründüm, Ney'de oldum Mevlevî, Meşrebim Mollâ-yi Rûmî, mezhebim Bektâşidir * Üstüne alma fakat dinle samur kürkçüyü sen, Nasıl olsa kabahat sahibini terk etmez. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:32. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.