![]() |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
İskelet
Sen, ey tarih-i millet, ey şehâdetnâme-i ecdâd, Haber ver böyle günlerde, ederdin kimden istimdâd? Uyan bir kerre bak mülke sen ey pürşân olan mazi, Yıkıldı üstüne halin şu kanlı kirli enkazı. Şu binlerce zinâ-zâde vatan bâziçe olmuştur. Ocak’ lardan esâs-ı devlete kundak konulmuştur. Sunuldu millete zehrâb-ı şer câm-ı cehâletle, Yed-i İblis’i bûs etti eşekler hüsn-i niyyetle. Mületevvestir bugün cümle devair siyn-ü zilletle, Yazılmıştır vukûat-ı ahire hun-ı milletle. Nezâretler, irâdetler verildi usta Cavid’ e. O demde başladı aylıkları ehlince tezyîde. Uyup her dâire kanuna çevrildi fırıldıklar, Usûl-i darbı tuttu Meclis-i Milli’ de yardaklar. Çıkıp kürsi-i istikrâza keşkûl dest-i devlette, Beyân-ı nutkeden bir cenfedâdır râh-ı millete. Davul boynunda halkın, parsayı bir kaç şakıy toplar, Ki onlar da Cemâl, Enver ile Tal’ât gibi hoplar. Kaçarlar, dîdeden olmak nihân onlarca bir şey mi? Vatan uğrunda tebdil-i mekân onlarca bir şey mi? Sadedden çıktım amma hâtıra bir fıkra gelmiştir, Eğer tasdi’ edersem de geçilmez, çünkü pek nâdir. Var imiş çingenede bir ayı, bir de maymun, Oynatır bunları gündüz üçü birden memnun. Olarak avdet ederler ahıra her akşam, Gel, yoğurtsuz durmazmış, acıkırmış bu ağam. Yolda bir kâse yoğurdu alarak saklarmış, O çıkınca dışarı maymun onu haklarmış. Her ne artarsa dibinde ayının çehresine, Sürerek hem çekilirmiş köşede hücresine. Kahveden vakti gelince çıkarak çingâne, Uzanırmış, ahıra doğru, yoğurtla nâne. Bir bakarmış ki içinde çanağın yeller eser, Bu işi hangisinin yaptığını aklı keser; Öyle yâ işte na maymun, yatıyor başta yular, Ağzını burnunu durmaz öteki vîra yalar. Yapışırmış sobaya çingene işte o zaman, Dayağı yer ayı maymun köşede hande-kûnân. Şu bir fıkra, fakat insan için şayân-ı ibrettir, Gülüp de geçme, tetkik et, tamamen bir hakiykattir. Adem – abâd-ı mâziden gelir bir nevha-i efsüs, Sımâh-ı millete çarpar, duyan kim? Mevce-i kâbûs. Bu halkın ruhunu, iz’anını boğmuş cehâletle, Çakal doğmuştur aslandan beşer şeklinde bir kitle. Kanında kalmamış, ecdâdının aşâr-ı vicdânı, Takılmış boynuna lavk-ı esâret, işte bürhanı. Berât-ı acz-ü zillet cephesinde hilkaten mestûr, Necât-û fevz-ü hürriyyet, zafer indinde hep menfûr. Tereddüd gözlerinde bi kararîye işârettir, Sözünden tab’-bî rengi nükûle bir alâmettir. Koşar ser-der hevâ her bir leîmin mâverâsından, Nedir maksad sorulsa bî haberdir mâcerâsından. Edâninin elinde şerre âlet, hakk-ı mazlûma, Ocak’larda tüner her dem müşâbih bûm-ı meş’ûma. Dilinde metu-i fetvâ-yı cinâyet vird-i dâimdir, Zulümle kan akıtmak sanki dinî bir merâsimdir. Belâ-yı kahr-u istibdada teşne şu’lesiz gözler, O kâbûs-ı girânı vuslat-ı canân gibi özler. Ocak’da and içirmişler bu hun- lisan-ı ma’lüme, Hep onlar âşinâ Merkez’ deki esrâr-ı mektûme. Biçer elbette kendi ektiğin herkes bu âlemde, Bekaa yok sûr-ı şâdîde ve nâşâdî-i mâtemde. Fakat kaanun-ı hikmette budur şer nâme-i defter; Fazîlet muhyi-i şâdî, cehâlet mâteme müncer. Esâs-ı pâydâri-i vatan, devlet adâlettir, Maarif- ilm-ü fen, san’at, birer bâb-ı sa’adettir. Belâ-yı cû’ ile endîşe-i ferdâ sokaklardan, Temessül eylemiş, şekl-i ahâlide geçer her an. Bütün gün milleti ta’kib eder bir div-i nevmîdî, Girer sakf-u cidârından büyûtun tayf-ı tehdidi. Emeller tîşe-i gamla kazılmış hufrede medfün, Gönül küskün, kararmış dîdeler, erbâb-ı hak mescûn. Açılmış dest-i eytâm-u erâmil arş-ı Rahman’a, Kapanmış perde-i bu zulmistan-ı hüsrâna. Şikâyet var, mehâkim yok; maraz çoktur, devâ mefkûd, Belâ çok, def’ eden yoktur, yanar belde, sular mesdûd. Giden gelmezse serhadde gelen de dönmez elbette, Firâr etmişse askerden karar eyler şakavette, Sadakat, hüsn-i hizmet hep mükâfata mukabildir. Güler yüz, iltifât, ihsan-u eltâfa muadildir. “Görüp ahkam-ı asrı münhârif sıdk-u selâmetten Çekildim izzet-ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetten.” Deyen şu Dâhî-i â’zam, rehâ peymâ-yı millettir. Açıp tarihi kabristanda say emsâlini bir bir: Dayak, zindan, nefiy, gurbet, mezâlim, katl-u istibdâd. Hakiykat ehline tatbiyk olunmak bizdedir mu’tad Evet üç beş deni meydân-ı idlâle atılmıştır. Hemen beş on beyinsiz bu eracîfe takılmıştır. Cehâlet perde-pûş-i nazra-i idrâk-ü isti’dad. Rezilet, sâlib-i şerm-ü hacâlet herçibâdabâd. Âtaletten uyuşmuş mâr-i sermâ-dideye benzer, Hazîz-i meskenetten sem saçar bu mel’anet göster. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
İSTANBUL RADYOSUNDA MUSİKÎ
Tüylerim ürperiyor duydukça Musikî namına zillet şu sazı Yurdumuzdan azametle yayılır Cehlin âfâk-ı cihana avazı Okuyuşta daha hâlâ tecvit Ağzına .... madrabazı Telsizin işlemesinden maksat Çıksın üç beş .... boğazı Radyodan her gece garbın yüzüne Geyirir zannederim bir yobazı |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Kim demiştir kanun alınmıştır ayak altına
........... Kim demiştir kanun alınmıştır ayak altına, Böyle bir halin vukuunda hamiyyet çiğnenir. Devleti yolsuz görenler halt eder bir beldede, Kaldırım olmazsa kanun-ı hükûmet çiğnenir. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Kime Sordumsa Seni
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler; Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler... Künyeni almak için, partiye ettim telefon: Bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler!.. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Koşma
Dudağında yangın varmış dediler, Tâ ezelden yayan koşarak geldim. Alev yanaklara sarmış dediler, Sevdâ seli oldum; taşarak geldim. Kapılmışım ak oduna bir kere, Katlanırım her bir cefâya, cevre Uğraya uğraya devirden devre Bütün kâinatı aşarak geldim. Yapmak, yıkmak senin bu gamlı ömrü. Ben gönlümü sana verdim götürü. Sana meftûn olduğumdan ötürü Sarhoş oldum Neyzen, coşarak geldim. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Koşma 2
Hicran kucağında tuttuğun sırdaş, Çağlamış, bulanmış, durulmuş olsun, Sözüne, sazına güven de yanaş, Kulağı ezelden burulmuş olsun. Boş kafa gezdiren seyyahlar gibi Keşkülünün delik çıkmasın dibi, Arifden anlasın seçsin garibi, Hakikat yolunda yorulmuş olsun. Taban tepmiş olan gam kervanında, Dostunu konuklar tatlı canında, Koçlar gibi duran pîr meydanında, Aslanlar yurdunda kurulmuş olsun. Gel dese de bakma nâkes aşına, Bir fırsat arar da kakar başına, Dostun namert dehrin mihenk taşına, Felaket pazarında vurulmuş olsun. Duysun aşkın elindeki rebabı, Okunsun alnında çile kitabı, Neyzen gibi günahının hesabı, Mezara girmeden sorulmuş olsun. Çemberlitaş, 1908 |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Koşma 3
Ruhuma sunduğun mukaddes günah, Kanımda ateşten bir şarap oldu. Sevdanın şimşeği çakınca gönlüm, Nağmesi alevden bir rebab oldu. Gökyüzü yıkıldı, yıldızlar söndii, Güneş hiç doğmadı, ay geri döndü. Kâinat gayb oldu hiçe büründü, Aşkından başkası hep harap oldu. O hırçın hayalin ey sarhoş melek, Serencam besteler bana gülerek, Son gece verdiğin zehirli çiçek, Hicranlar şerh eden bir kitap oldu. Vefasız talihim bir kara kaya, Yalvardım, söylettim bu sırrı naya, Varlığım yok oldu gün saya saya İçinden çıkılmaz bir hesap oldu. Beyoğlu, 1933 |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Maşallah
Mevsimi geldi vatan pürşeref ü şan olacak! Seyreden satvet-i milliyyeyi hayran olacak! Ordumuz arz u semalarda hükümran olacak! Saf-be-saf ins ü melek bende-i Turan olacak! Yakacak Avrupa’yı naire-i savletimiz, Yıkacak yumruk ile şeş ciheti milletimiz, Tutacak enfüs ü âfakı bütün şöhretimiz, Nice mamurelerin halkı perişan olacak! Yapacak yeryüzüne gayretimiz bir heykel, Tapacak diktiğimiz heykele akvam u düvel, Serfürû eyleyecek bizlere ahkâm-ı ezel, En küçük bir kulumuz Nemse ve Alman olacak! Alacak Rusya’da. Petersburg’u askerimiz, Dalacak Kutb-ı Şimalîye yaman leşkerimiz, Olacak Eskimo’lar bende-i fermânberimiz, Şerrimizden nice zîruh herâsan olacak! Yıkacak bir elimiz vadi-i Hindistan’ı, Sıkacak tâ boğazından Japon’u, Efgan’ı, Tıkacak bir kümese Bulgar ile Yunan’ı, Sirfc’dan evvel kulumuz Çin'le İtalyan olacak! Yanacak İngiliz'in kuvvet-i bahr ü berri, Sanacak Leh’le Fransız, bizi dehrin pederi, Kanacak bir yalan atsak da eğer cinn ü peri. Bu işe ilk şaşıran hasılı şeytan olacak! Yeryüzü hep bizim oldu gelelim şu sadede, Bütün akvam-ı cihan düştü amanla medede, Bir kişi kalmadı artık karışan nik ü bede, Rub’u meskun yeniden saha-i ümran olacak! Nâfia emredecek şimdi mühendis Agob’a, Bir tünel açmak için şöyle Kutub'ûan Kutub, Köprü inşası için lazım olan hayli duba, Vükelâ Meclisi’nin boş kafasından olacak! Dolacak şanlı eserlerle maarif sepedi, Bir risale kalacak nisbeten ansiklopedi, Şişecek hikmet ile kilyesi, kalbi, kebedi, En küçük bir talebe dâhi-i devran olacak! Yazacak ismini yanlışsız o dem Meb’usan, Kalacak hayret içinde bu işe hep Ayan, Vükelâ karşılarında olacaklar lerzan, Bunların bilmediği din ile iman olacak! İşte bu zümre hukuk-ı vatanın müktesibi. Bir düşün ki ne olur her birinin müntehibi, Ötecekler bir ağaçta tüneyen karga gibi, Bu sadadan nice har, vâkıf-ı elhan olacak! Derk ü fehm eyleyemez bizdeki fikri Sokrat, Bu ne tefrît-i tecâhül ne ilimde ifrat, Marta karşı çalacak zil borusu mah-ı Şubat, Bütçemiz Vezne-i Maliye'de raksan olacak! |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Meşîme-î Ümmîd
Deli gönül, daldın yine engine, Hatırından neler gelip geçiyor? Şarktan garba, garbdan şarka uçuşan Bulutlardan haber gelip geçiyor. Sevir'deki muahede, siyaset, Çoktan çöktü, bunu bilmek maharet. Keramete kıç attıran feraset Postası her sefer gelip geçiyor. Baktım harbin yıldızına, şebine: Emperyalist kaynayacak dibine. Derin duyan her devletin kalbine Yırtıcı bir hatar gelip geçiyor. Bu siyaset, bu saltanat, bu nişan, Avlanan vicdana bir kanlı kapan. Altı bin yıl bu, laf değil, çarpışan Kılıçlardan beşer gelip geçiyor. Görüyorum kamerde bir gök bayrak, Güneş saçan yıldızının adı: Hak. Resm-i tâ’zim ile geçit yaparak, Kalemimden kader gelip geçiyor. Bu bayrağın mızrağının ucunda Bir el gördüm, küre var avucunda. Kehanetin Türk'e ait burcunda, Yeni bir şaheser gelip geçiyor. Mebdeine kadar baktım hilkatin, Göz gezdirdim düsturuna vahdetin, Milletine yâr olmayan devletin Kapısından zafer gelip geçiyor. Neyzen! İnsanların her bir katında Gönül gözü az, gencinde, kartında. Üniforma sandığımız sırtında Pıhtıdan bir semer, gelip geçiyor. |
Cevap: Neyzen Tevfik Şiirleri
Mutasavvıfâne
Öz tenim değil mi bu toprak benim, Tanrı kitabında her yaprak benim, Gökten indiğime nişan istersen, Yıldızı karalı al bayrak benim. Bir gelincik gibi surun üstüne, Dikilmişim her gururun üstüne, Türk’ün içindeki nurun üstüne. Titreyen sevdalı her şafak benim. Erenler bezminde kanla yıkanmış, Derya-yı vahdete girmiş çalkanmış, Güneş ülkesinde ay yıldız kanmış, Canıma tak dedi iftirak benim. Bu ayrılık şirki yakışmaz Türk’e, Öz adam olana yeryüzü ülke, Süleyman tahtıdır havada gölge, Muhabbet sahbası iştiyak benim. Husnüne şeyn verir vuslat şarabı, Biryan-ı teranenin gamlı rebabı, Niçinlerin bulunmuyor hesabı, Devirden devire iltihak benim. Devrandan devrana akan şuleyim, Görülmez tutulmaz yakan şuleyim, Gönülden gönüle çakan şuleyim, Vuslatın sevdiği her firak benim. Uçarken havada gaflete daldim, Fena suretinden bir buse aldım, Süleyman tahtının altında kaldım, Cibril’i şaşırtan o Burak benim. Felek allem, kader kallem eyledi, Hind’de Buda Tûr’da. Musa eyledi, Beni bana herkes nasıl söyledi? Dillerde destanda bu merak benim. Serseri bir kıdemliyim ocakta, Kaynamışım nice kapta kaçakta, Buz kesildim sinirimden sıcakta, Aşkın güneşinde her mihrak benim. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:46. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.