![]() |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Gidişini bile içimde ukteye çevirebiliyorsun, tebrik ederim...Yazını koydum önüme.Şimdi ne yaparsam yapayım nafile.Yazamadığım yazılarımda boğarken kendimi, senin 'son' yapmaya çalıştığın iki gününde ben kemirilmiş tırnaklar sergiliyorum!..
Sana inat sensizliğe dalıyorum, sen dönene kadar (her ne kadar bana dönmeyecek olsan da)...Okumayacağım o yazıyı, acıtmayacağım içimi...Senin için kararlıyım bu kez sen beni şarkılara lanetlesen de O zamandan bu zamana, bu kaçıncı gidişim bilmiyorum...Hoş o zamanlar için gidilen rolünü üstüme giyinmiştim şuursuzca... Evet gidiyorum... Ama sadece bu tükenmiş hayatımı terk ediyorum...Yenikleri oynamıyorum, yitikleri taşımıyorum artık ardımda... Mağlup değilim aslında, ordan bakılıpta görüldüğü gibi!..Acıtamıyor, kanamıyor artık kabuk bağlamayan yaralarım!.. Ve ellerimi saklamıyorum da, eskisi gibi kimseden...Bakmıyorum da kendim, iyileşip iyileşmediklerine... Umursamıyorum kimseyi, ardımda bırakmıyorum çünkü!..Son bir kalanım yok artık eskilerde olduğu gibi, dönmeye mecbur edilmiyorum... Yenilgi zaferlerim var çokca biriktirdiğim, hayatımdan bana kalan... Güçlü vakur duruşlarımı benimsemişim, bırakmıyorum benliğimi saran tenimden... Heybem boş, her şeyim bitmiş, tükenmiş... Sevmediğim vedaları etmeden gidiyorum!.. |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Gidişine o kadar çok alışmıştım ki şaşırmıyordum dönmelerine.Her kapıyı açtığımda karşımda ''Olmadı, alışamadım sensizliğe'' demelerin bile beni sevindirmiyordu artık.Sıradan, basit cümlelerin yerini almıştılar sanki!..
Gidişin bile bir asaleti olmalıydı...Ya kararlı olacaktı gitmeler dönülmemek üzere ya da dönülecekse gitmeler hiç gidilmeyecekti... Biliyor musun; sıkıldım artık gelmelerinden, her defasında aynı senaryoları yaşamaktan bıktım!..Saygın azalıyor bende; yavaş yavaş, heba oluyor hayatlarımız; dirhem dirhem!.. Artık gelme!..Dönme geri ne olur!.. Kapıyı her açışımda ''İçeri girebilir miyim?'' diye sorma artık!.. Gitmelerinde sormamıştın ki bana!..Çalma bu kapıyı, gelme artık!.. Şimdi senden son isteğim; En süslü marur gururunu takarak boynuna; Git artık bu evden!..Giderken kapıyı hızlı çarp, kararlı olsun!.. |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Berin öncelikle Allah sabırlık versin.Ölüm acı ve kaçınılması mümkün olmayan tek gerçek.Affetmek?Kaybettiğimiz insanların ardından bu kelimeyi kullanmak bana göre doğru değil, yani ben benim için diyorum ki böyle bir kelime benim hayatımda yok!..Acını anlayabiliyorum en azından bende birçok sevdiğim insanları kaybettiğim için hissedebiliyorum acını.Ölümün şekli ne olursa olsun sonu aynı; sonsuza dek onu görememek ve ona doyamadığını düşünmenin verdiği tarifsiz bir acı.Yazdıklarımın içinde kaybettiğim o özel insanlar için yazılar var!..Sevgiliye yazılan bir yazı değil hepsi.Yazdığım şiirlerin içinde bile bulabilirsin acısını anlatışımın!..
|
Cevap: *Mavimsi Madam*
Zaman
İlerlerken, her şeyi silip, süpürüyor. İşte bu yüzden ölümü hak ediyor. Sen Uykuya dalmadan önceki halim ansızın geliveren... Ben Yaz aylarının batan tortusu, denizin tuzu... ~ ASUMAN ÜNSAL |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Aşk Kırıntıları…..
Kalanların ardından umutlar, sevgiler, aşklar da kalıverir bazen. Gözyaşlarıyla sulanır gidenin yolları ; toz toprak olmasın diye giden sevgili… Giden alıp götürürken hayata dair ne varsa , kalanın avuçlarında gizlenir bir garip veda ,bir o kadarda ılık bir sevda… Giden de kalan da aslında torbalarına yolluk yapmıştır aşklarının son kırıntılarını. Yolun ilerisinde bir yerde nasıl olsa acıkacaklar ya !!! Giden yol alırken kendince yeni umutlara, yolluğuyla doymayıp, karnını doyurur yol üstü lokantalarında… Ya kalana ne demeli? Çıkını elinde beklemektedir kırıntılarını paylaşacağı bir yol arkadaşını… İşte ben de seni kırıntıların elinde beklerken bulmuştum bir yol kenarında. Hüzün bulutları sarsa da gözlerini hala sevgi dolu bakmayı başarabiliyordun. Bağlıydın hayata ; aynı benim sana hayat diye bağlandığım gibi… Oysa ben ne kalandım, ne de giden. Paylaşabileceğim bir aşk kırıntım da yoktu elimde. Elinde kalan son kırıntılarını bir yudum suyla paylaşmaya da razıydım. Senin olduğun yerde nefes alacak bir atmosfer olduğunu biliyordum , senin gözlerinin içinde yaşanacak bir hayat olduğunu görüyordum , senin görmediğini bile bile… Sen o tozu dumana katıp gidenin ardında bıraktığı son ayak izlerine kenetlemiştin gözlerini, kim bilir olurda dönerse diye… Seninle birlikte yol kenarına oturup onu bile beklemeye razıydım. Güneşine gölge , gecene perde olmaya hazırdım… Yıldız istiyorsan yıldız toplamaya , ay ışığını yorganın yapmaya razıydım ; Sense karanlığa aşıktın , olur da gecene ışık gibi doğarsa diye! Ben yinede sevgimi çiçek diye toplayıp kırlardan, sundum sana demet demet. İster al vazoya koy yaşatabildiğin kadar yaşat, istersen bırak yanıbaşında kurusun. Sadece yanında olsun yeter… Beni sevemeyeceğini , sende kalan kırıntının sadece sana yeteceğini bile bile serdim önüne sevdamı. Senden ne aşk ne sevgi dilenmiyorum. Ardımda bıraktığım kalanım olmayacaksın sen; Ama senin ardında kalan bir ben hep olacak… Ve sen kurumuş aşk kırıntılarınla boğazını parçalarken , ben yudum yudum su vereceğim sana … sen farkına bile varmayacaksın… Sevgimin bir damla gözyaşı ile başlayıp dere olduğunu , sonra ırmaklara nehirlere dönüştüğünü çağlayanlarla coşup nasıl bir sevgi denizi oluşturduğunu bilmeden serinleyeceksin sularımda… Ama asla boğulmayacaksın ben yaşadıkça sende yaşayacaksın sevgimin enginlerinde… Bir sana bir de aşkıma eğdim başımı. Sevgim ışık olsun sana ve sevmeyi bilenlere.. |
Cevap: *Mavimsi Madam*
benim eksik tarafım sensin.
Uzaktan sevmeyi hiç sevmiyordum ama uzaktan sevmek zorundayım. Kimse bilmemeliydi seni sevdiğimi , sonra kopup giderdin benden, arkadaş bile kalmazdın bilirdim. Bir sevdiğin vardı konuşurlarken duymuştum. Sonrada sen anlattın bana sevgilini. Hiç görmediğim birinden nefret ettim onu sevdiğin için. Ve sonra dayanamaz oldu gönlüm bu ağırlığa. Seni görmekten acımaya kanamaya başladı. Tükeniş başladı benim için ömrümün baharında. Çok tatlıydın o gülen koskoca gözlerinle rüyalarımda gördüm seni. Kumsalda dolaştığımızı, ay ışığında dans ettiğimizi gördüm ve her gerçeğe dönüşümde hayaller biraz daha uzaklaşmaya başladı benden. Artık biliyordum seni benden ayıracak hiçbir şey kalmamıştı. Yüreğimden seni söküp atacak hiçbir güç bulamadım. Bir sonbahardı hatırlıyorum. Sararmış yapraklar caddelerde telaşlı insanlarla doluydu ve ben ilk kez hatırlıyordum yaşamanın ne demek olduğunu. Kuşların öttüğünü fark ettim ve denizin mavi olduğunu ve dünyanın senin etrafın altında dönmediğini. Hala seni seviyorum, hala seni görüşümde yüreğim kanatlanıp uçacakmış gibi hissediyorum. Ama artık biliyorum aşk tek kişilikte yaşanabilir ve zaten sen bunu anladığım günden beri daha yakınsın bana. Belki de beklediğim buydu güvenmemdi kendime. Şimdi her şeyi fark ederek yaşıyorum ve her şeyin tadına varıyorum ama hala bir yerim eksik biliyorsun. Ama bende biliyorum ki hiçbir şey eksik kalamaz. Elmanın bile iki ayrısı vardır ve benim eksik tarafım sensin |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Ey Aşk ! Af diliyorum senden….
Aşk… Nereye baksam “Gel Beni Bul” diye haykırıyor Aşk…. Takılıp gidiyorum ardından… Ulaşmaya çalışırken o sese, yakalamaya çalışırken; tökezliyorum her defasında ona giden yolda… Düşüyorum. Her düşüşten sonra yamalı bir sevda bırakıyorum ardımda. O zaman anlıyorum şimdi neden sevdalarımı yaşamaktan kaçtığımı… Ve anlıyorum her defasında neden hep yarım bıraktığımı Anlıyorum ki; sevdadan kaçış nedenim değişmez gerçeği görme cesaretsizliğim: “Sonsuz ve ölümsüz aşk yoktur”, “Bulduğumda aynı şeyleri yaşayacağımı ve yaşamaktanda korkuyorum” diyorum ve kaçıyorum aşktan. Yine acı çekmek istemiyorum… Yeniden yaralanmaktan korkuyorum… Günün birinde yeniden cesaretleniyorum. Yeniden düşüyorum peşine kalbimin. Ama her seferinde hüsrana uğruyorum, Üstelik çoğu gerçek aşk rüzgârı bile değil ve aslında ben bunu en baştan anlıyorum. Ama ‘belki’ umuduyla kendimi kandırıyorum her zaman… Her seferinde dayanamayıp yine atıyorum kendimi aşkın ılık esen rüzgârlarına. Sonu başından belli yarım yamalak sevdalar yaşıyorum. Her yamalı aşktan sonra daha çok artıyor yüreğimdeki hüzün… Daha da yavaşlıyor kalbimin atışları… Her biri için “acaba bu kez doğru kişi mi” diyorum ve hep hüsrana uğruyorum. Her defasında; daha da üşüyen bir yürekle, daha da yalnız bir yürekle kala kalıyorum… Ahh! Ama suç bende, . Çok şey istiyorum ben!!!! İnsan olmalı, benim olmalı, bir üçüncüsü asla olmamalı diyerek… Peki çok şey mi istiyorum? Sıcacık bir yürek, sıcacık bir el, sıcacık bir ev, ruhumu ve bedenimi birleştirip, tek insan yapacağım, adını da aşk koyacağım birisi… Belki de… Belki de ben aşkı yanlış yerde arıyorum. Yanlış yerden gelmesini bekliyorum… Belki de Aşk Kaf Dağının ardında… Ey Aşk ! Af diliyorum senden…. Ben çıkamam Kaf Dağlarına… Sen bul beni… Çıksana artık karşıma, savursana beni fırtınalarınla…. Rüzgarınla al götür uçsuz bucaksız yerine…. |
Cevap: *Mavimsi Madam*
… K ı r g ı n ı M …
Sana sevmeyi öğrettim… Ama sen beni sevmedin… Bir Kasım günü… Susmak için yazıyorum bu sefer…Şehrin ortasında kalan yanımdan bahsediyorum… yani, senden, yani bizsizlikten çoraklaşmış kelimelerimden… Yani kirli bir peçete gibi buruşturduğun adımdan, yani sevdama ağıtlar yakan çocuk yüreğimden, yani ellerimle mezara koyduğum yanakları al al kızımdan, yani gidişinin tamda eylül tadından… Kırgınım üstelik sana… Beni geceye mahkum eden her faniye olduğundan daha çok… Kendimi ararken kör karanlıkta, elma dedim, ölüm çıktı karşıma… Oysa sen “işte bu sana ölümlerine bedel” dediğim “mucizemdin” hafızamda aşk var, karıştırıyorum galiba… Mucizeler güzel bitmez miydi? Her hangi iki insanın karşılaşamayacağı gibi karşılaşmıştık seninle. Birbirine kıyısı olmayan kentleri komşu yaptık önce. Ve sonra daldım gözlerine. Gri kentlerin beyaz çocukları kadar siyahtı gözlerin… ellerin üşürdü, ağlardım… ellerin üşürdü, yanardım… Kırgınım sana… bir oyunun tamda ortasındaydım. Saklanıyordum içimden. Kaçıyordum… Sobelemeye hiçte niyetim yoktu üstelik. Adımı geceydi ve gece saklıyordu yara izlerini. Sonra gökyüzünden bir cemre düştü ışıl ışıl. Aydınlandım, yakalandım, sobelendim… Artık yaralarım belli oluyordu… Gözyaşı ile karışık bir acıma tadında uzattın ellerini… Anne tarafına denk gelmiştim sanırım. Kabuklarım vardı ya; kan oldu şimdi… Masal dedim, olsa olsa masal dedim sana. Çünkü hiçbir şefkat bu kadar acıtmıyordu canımı ve hiçbir şehir ben olmuyordu sen olmayınca. Mekansızdım yani ama geceydim. Bütün şehirlerin üstüne seriliyordum her günbatımında ama senin şehrine gün olan başkaydı, gün tadındaydı ve gece lüzumsuzdu… Kırgınım sana güzel insan… Bir tek sen bilirdin yarımlığımı. Beni sahiden leyleklerin getirdiğini ve en az bir leylek ailesi kadar yuvaya sahip olduğumu bir sen bilirdin. Anne ve baba diyemeyişimi leyleklerin dilsizliğine verdiğimi bir sen bilirdin. Gene saçmalıyorum sanırım.. öyle ya seni ne kadar sevdiğimi de bilirdin… Hani koşarak, kaçarak gelirdin bazen… Neden demezdim; öylesine derdin. Anlat derdim; Susardın. Susma derdim; ağlardın. Ağlama derdim. Niye derdin. Boğuluyorum derdim; Susardın… Niye sustuğunu bilirdim, ağlardım… çaresizdim. Kırgınım sana işte… Neden deme… Kırılacak kadar olan hiçbir şeyim yokta onun için. Beyaz sen kadar kimseye yakışmıyor ; onun için, aynalar canımı acıtıyor, gece artık beni saklamıyor ve kızım, Kardelen’im ölüler ülkesinde karlar altında üşüyor onun için. Hadi yüzüne o maskeyi tak şimdi. Çehren değişsin. Bana yabancı olduğun maskeyi tak. Adım yine önemsiz bir harf dizilimi olsun. Hadi tak o maskeyi şimdi. Gözündeki izlerimi silsin. Belki de kırgınım sana. Öyle bir gittin, karanlık daha bir kör buralarda. Faili belli bir intiharsın şimdi. Avazım çıktığı kadar bağırsam ne değişir. İç kanamalı susmalar düştü payıma. Darağacındaki kelimelerim intikam peşinde yüreğimden ve sen ne de olsa bir şehrin her hangi bir yerinde, kimsenin görmediği kan izleriyle elindeki resmi yırtıp rüzgara bırakan, gözyaşı Kızıldeniz bir yabancısın şimdi… |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Bu Garip Huylar Senden Yadigar .. ”Bu gece canım yalnız kalmak istiyor, Herkesden uzak, her sözden, gözden uzak… ” Kimseyi istemiyorum şu beni hiç terk etmeyen yalnızlığımın yanına… Bu gece ve her gece sus pus olmak istiyorum… Şu koskoca evrende, şu sonsuz karanlıkta attığım sessiz çığlıklara hiç bir kulak şahit olmasın… Uzaklara döndürüp gözbebeklerimi, boş düşüncelere dalıp, öylece kalmak… Hiç konuşmadan, Hiç duymadan, Hiç görünmeden… “Böyle değildim ben sensizliği bilmeden, Bu garip huylar senden yadigar…” Bu garip halim, Bu tutarsızlığım, Bu zaman tutmazlığım, Bu hırçınlığım, Bu yalnızlığım… Hepsi senden kaldı… Taşımak zorunda bıraktın bu yükü bana… Bu ben miyim?.. Değilim “Ne varsa gönlümde sen aldın götürdün yar, Bu hüzün bana senden yadigar… ” Ne bıraktın bana bu garip halden başka?.. Sen sadece canımı değil, koskoca Ben’i götürdün benden… Geride bıraktığın koyu karanlık bir hüzün… Sonu gelmez… Bitmez… Tükenmez… Bir sen vardın bende, birde ben… Sen kendini aldın gittin… Ben kalırım sandım, oysa çoktan sana dolanmışım… Sürüklenip gittim, farketmeden çekip götürdün… “İçimde ağlayan bir çocuk bıraktın yar, Bu acı bana senden yadigar… ” İşte kalan bu… Ağlayan, sızlayan küçük bir çocuk… Ama bitti, artık gözyaşı birikmiyor gözpınarlarımda… Bu acı artık sadece yüreğimde ve gözlerimde değil… Bütün bedenimde… Tek bir yanım yok acıyan… Baştan aşağıya acıyorum… Ama hissetmiyorum… |
Cevap: *Mavimsi Madam*
Bu sana yazacağım ilk ve son mektup. Ne öncesi nede sonrası olacak. Beyaz bir sayfada anlatmaya çalışacağım yüreğimden geçenleri ve daha sonra bir kitabın sayfaları arasında yıllanmaya bırakacağım içimde büyüttüğüm seni… Derler ki!… Alınyazımıza karşı koyamayız. Ne yazıldıysa onu yaşamak zorundayız. Soğuk bir şubat akşamı bizim yazımızın başlangıcıydı…Usulca giriverdin, sakin ve sessiz dünyama.. Yeni bir başlangıç, yeni bir umut oldun senelerdir yalnız kalmış ruhuma. O soğuk kış gününde yaşantıma serpmeye çalıştığın sevgi kırıntılarını, avuçlarımda toplayıp, yüreğime yerleştirmek istedim. İzin vermedin. Sadece bekle dedin, bekledim. Ama sevgili sen ne istediğini hiçbir zaman bilemedin. Allah’ın biz kullarına bahşettiği en büyük özellik en yüce yetenek.Konuşmak dururken, biz beklemeyi tercih ettik, yarınları bekledik, ama aşkta yarın yoktur sevgili, biz bunu bilemedik. Şimdi soruyorum sana, sen aşk nedir bilirmisin? Yasaklar, kısıtlamalar olmadan, yüreğini zamana esir etmeden, içinden geldiği gibi, çıkarsızca, umarsızca bir insanı sevebilirmisin? … Gecenin bir vakti, yüzüne vuran ay ışığının gölgesinde, ulaşılmazlar içinde sevdiğin bir insana ulaşabilmeyi hayal edebilir mi sin? Kan ter içinde, sevdiğinin adını sayıklayarak uyanabilir misin? Durmak bilmeyen zaman içinde, geçmek bilmeyen saat tik taklarına umudunu bağlayabilirmisin? Peki ya! onun yokluğu yumruk misali boğazına çökmüşken, yorganını gözyaşlarına kalkan yapıp, sesini kimseler duymasın diye, için için döktüğün her bir damlayı yüreğine akıtabilir misin? Derler ki; Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Ama kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Gidene ağlamaz kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. İşte sevgili, sayende ben bunların hepsini yaşadım.Şimdi ise gidişine değil yüreğimde açtığın ince yaraya ağlıyorum. Sen… Aniden çıkıp gelen… İzinsizce yaşamıma girip, ümitler vaat eden, sorumsuzca umarsızca yüreğime sevgi tohumları serpen, sonra yeşermesine izin vermeden, acımasızca, onursuzca, hoyratça çiğneyip yok eden… Bir zamanlar avuçlarımda ısıtmak istediğim zalim yüreğini artık serbest bırakıyorum. İnan bana artık bende seni istemiyorum… |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:52. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.