Bir şey var, hep eksik. Hiç bulamadım onu.
Nedir insanı, onca yalnızlık ve kaybetme korkusuna rağmen yine işte o korktuğunun kucağına düşüren neden? Yalnızlık, kaçtıkça seni kovalayan mıdır?
Peki neden yakalanırsın hep en korktuklarına?
Sakınılan göze hep çöp mü batar?
Peki neden batar?
Umursamamak mı gerekir kaybetmemek için..
Peki ya seni sevgisiz, saygısız sanarlarsa?
Onları kaybetsen bile içini bilirler mi?
Hele seni en iyi tanıyanlar içini bir ayna bilip kendilerini görüp, kendileri gibi bilmezler mi seni?
Öyleyse nedir bu kaybedişler? Dört duvardan kaçıp, bir daireye hapsolmak nasıl bir çıkmazdır? Hoş o dairede olmamak hiçlik. Boşluk.
Ama dairenin içini boş yapan nedenler var.
Sevdiklerinin yokluğu. O içi dolu daireyi, hiç kimse bilmez ama senin için boş kılar.
Kendi sesin sana yankıyla gelir.
Bir şey var demiştim. Hep eksik. Eksikse nasıl var? Çünkü hiç bitmiyor.
Bazen çoğalıyor. Sen dopdolu oluyorsun.
Tamam artık ben dünyanın bir parçasıyım.
Bak bu kısım ben olmasam olmaz diyorsun.
Bir bakıyorsun o kısım ıssız ada. Kimseye hayat veremiyorsun. Sanıyorlardı ki vereceksin. Sen veremiyorsun.
Onları yaşamadıkları için..
Kendini hayat veremediğin için suçluyorsun.
Sonu yok bunun. Eksik. Bu eksiklik bazen çoğalıp, dolsa da..
Bitmez. İnsan bunu yeri gelir hayatını paylaştığı, onu dünyaya getirenler arasında da hatta ömrünün kalanını beraber geçirdiği/geçirecek olduğu insanla da yaşar.
İnsan doğarken yalnız değildir. Annesini bilir, hisseder. Ama yaşarken mahrumdur birini iliklerine kadar hissetmekten.
Kandırma insan kendini. ℅50 hissedersin belki. Bu geri kalanının ne kadar yalnız olduğu gerçeğini değiştirmez.
Kucakla yalnızlığını. Bir gün ölünce o da kucaklayacak seni.
Öyle cömert ki..
Ebediyen..

3Beğeni(ler)











Ağaç şeklinde